şeref erdoğdu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şeref erdoğdu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2010 Çarşamba

BAYRAMI BAYRAM YAPIN

16.11.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi


Tekrar ederek güzelim geleneğin, amacından sapmasını engelleyebiliriz belki; uzaklaşma değil yakınlaşma içindir bayramlar.

Arkadaşlarım, dostlarımla hep sohbetini yaptık. Artık yapmıyoruz. Birbirimize açıkça beyan edilmeyen, dillendirmeden bir ilke oluşturduk aramızda: Bayramın ilk iki, tatil uzunsa üç gününü, ailemize, akrabalarımıza, komşularımıza ayırıyoruz. Eğer ayrı illerden buluşmayı planlıyorsak o iki-üç günü geçirdikten sonrasına sözleşiyoruz. Gideceksek sonrasında gidiyoruz tatilimize. Dikkat eder olduk bu ilkeye.

Buz Gibi Bayramlar
Biz, kalabalık kafilelerle karşılıklı dost, akraba ziyareti yapılanlara şahit olduk. Şimdi de bayram bile kutlamadan tatil yörelerine kaçılan bayramlara şahitlik ediyoruz. Ara bir nesiliz, kıyaslayabiliyoruz. Yakınlaşma günü olan bayramların, uzaklaşma bahanesine dönüşmesini üzülerek, buruk izliyoruz. Nasıl bir dönüşüm yaşıyorsak artık, şeker, bahşiş için komşularının kapısını çalmayan, buz gibi, çocuksuz bayramlara, “bayram” der olduk. Kestiğimiz kurbanı, paylaşacağımız ihtiyaç sahiplerini, göz hakkı olan komşularımızı, görmeden, selamlaşmadan, hayır duası almadan, dokunup, bayramlaşmadan “bayram” kutlar olduk. Birbirimizin içine kaynamıyor, kopuyoruz git gide.

Dokunmadığımız için kopuyoruz. Yanak yanağa öpüşmediğimiz, bir acı kahveyi yudumlamadığımız, ağzımızı tatlandıracak şekerlemeleri paylaşmadığımız için kopuyoruz. Koptukça sıcaklığımızı, hoşgörümüzü kaybediyoruz. Değil kapı komşumuz, ailemizle arkadaşlarımızla yabancı oluyoruz. İnsan olmaya direniyoruz adeta.

En Birinci Meziyet
“Bu milletin, en birinci meziyetini söyle” deseler “Hemen içinize kaynar, karışır” derdim. Soruyu soranın, “O eskidendi, dağladık o meziyetinizi çok şükür” demesinden korkarım. Dağlamaya hevesli çok ama bize ne oluyor, onu anlayamıyorum. Yakınlarımızdan ve ailelerimizden kopmaya biz niye bu kadar hevesliyiz, siz de kendinize sorunuz. Mermer gibi sıkıyken bir üflemeyle yıkılacak iskambil kağıdından kulelere dönüşmenin, ne yararı olabilir  acaba?

Bayramlar, bir arada, sıkı ve güçlü olabilmek, aradaki boşlukları kapatmak, doldurmak içindir. Yakınlaştıkça yapışkanımız güçlü olur. Güçlü oldukça kırması, bükmesi zor olur.  “Kaşın kara, gözün ela” diyenin az olur. Hoşgörüsü bol olur. Midemizi bulandıracak ayrımlar yokolur. Öpmediğiniz el, dokunmadığınız yanak, yolunuzu dikleştirir. Tırmanamayıp, kaymaya başlayınca destek bulmaya, arkanız boş kalır.

Şenlik anımsayalım, şen olalım Şeref Erdoğdu’nun, ‘Ankara’sından:

Hamamönü, hey gidi günler hey!..
Bayram yeri kurulurdu burada
Hamit Tarlası bir adı da
Atlı karınca, kayık, salıncak
Canbaz Hokkabaz, liylelek oyuncak
Davullar çalar, çadırlar kurulur
Çın çın öterdi Hamit Tarlası
Çocuğun bir elinde halka şekeri
Öbüründe Tak Tak helvası

Güzel bayramlar…

16 Ağustos 2010 Pazartesi

ANAKARA'YI BÖYLE SEVMEK

14.08.2010 Milliyet-Ankara Eki

Bırakın milattan önceki Ankara’sını, sene 1925, rahmetli anam, o güzel tatlı Ankara şivesiyle Ankara’nın baharını şöyle tasvir ederdi:

“Elbaharda (İlkbahar) börtü böcek canlanır, bülbül siftah öter, sonra ibibik kuşu öter, daha sonra kırmızı yağmur böceği çıkar, kurt, kuş uyanır… Elbaharın müjdecisi çiğdeme benzer, adına “öksüz oğlan” derler, beyaz beyaz açar. Ardından çiğdem çıkar, daha sonra “kedi çırnağı” ve papatya bir döşenir ki oylum oylum… Hele arasına kol kol uzanan “kartlan kavuk” çiçeği karışırsa bir halı dokunurki, hele hele bu görkemli halının etrafını “kadımalak”la “teke sakalları” fırdolayı işlerse bu gelin kıza kim vurulup, yanmazki…

Rahmetli Şeref Erdoğdu beyefendinin, ‘Ankara’nın Tarihi Semt İsimleri ve Öyküleri’(*) kitabından birkaç satır. Halkbilimci kimliği, memur kimliğini aşan bir Ankaralı Şeref bey. Kitabın tamamlanmasına ömrü vefa etmemiş ama Ankaralılar Vakfı ve bir başka Ankara aşığı Güven Dinçer, bu eserin bize kazandırılmasında emek harcamışlar.

Kent Sevebilmek
İçten bir sevgi ve duru Türkçe’yle Ankara anlatan annenin, Şeref bey gibi bir oğlu olması kaçınılmazmış. Yaşamına sinmiş bu içtenlikli sevgiyi, kitaplarıyla taçlandırmış. İnsan sever gibi bir kent sevilebiliyormuş meğer.

Ankara’nın etrafını gökkuşağı gibi çeviren o zümrüt yeşili bağları düşündükçe içime bir ateş düşer, yanarım, kahrolurum. Bir hüzün, bir keder sarar her yanımı… sadece tatlı anılar, uçup giden benliğim, kitaplarda kalan balım, armudum, üzümüm, örfüm, görgüm, göreneğim, insanoğlunun elinde gitti…
Gökkuşağından bir demet, kıyıda köşede kalsaydı ne olurdu? Hepsi de beton yığınları altında kaldı.

Bir kitap tanıtımı değil, anımsatma yazısı yazıyoruz; unuttuk bazı duyguları. Annesi gibi, pamuklara sarıp, anlatıyor Ankara’yı Şeref bey. “Çocuğunu anlat” deseniz ancak bu kadar sevgi ve şefkat sözcükleri dökülür dilinizden. Çok uzun zaman sonra böyle çocuksu kent seven birine denk geliyorum. Elinizde 130 sayfalık bir kitap değil, bir kalp tutuyorsunuz sanki.

Ankara semtleri ve öyküler anlatılıyor ama ya her anlatılan semtte yaşamak ya da her anlatılan öykünün içinde olmak geliyor içinizden: “At Pazarı düzlüğü, Ankara Kalesi’nin altına düşer, burada bir yorgunluk çayı içelim. İçelim ya hangi demden… Önünde kirli bir peştamal, genç ve neşeli çaycı çırağı…
-Ustam.. tavşan kanı olsun, emmi dayınınki keklik kanı, hacı dayının nar dilimi… Hafız ağamınki gül şerbeti…” hem koşar hem de mani söyler gibi bağırır dururdu.

Sahip Çıkardık
Açıklayamadığım bir nedenle hep sevdim Ankara’yı ancak Şeref Erdoğdu’nun sevmesini kıskandım. Onun gibi sevebilsem belki tiftik keçisine, tavşanına, balına, leziz sularına, 38 çeşit armuduna, 10 çeşit üzümüne, her biri 300 gram elmasına, ceviz gibi vişnelerine sahip çıkardım. Soğuttular aramızı.

Kültür Bakanlığı, bu eserin yeni baskısını yapmamış ama unutulan bir duyguyu anımsatmak için unutulmaması gereken bir ismi andık yine de. Şu sözler de Şeref Erdoğdu’ya ait: “Benim eski Ankaram üzülme, ne yapalım. Başkent oldun, elbette bir tarafın yıkılacak, bir tarafın ihya olacak…

Biz anımsarsak çocuklarımız anımsayacak, biz seversek çocuklarımız da sevecek.

(*) T.C Kültür Bakanlığı Yayınları-Kültür Eserleri Dizisi/245