bakanlıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bakanlıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2012 Cumartesi

KIZILAY’DA OTOBÜS TAKSİ DURUMLARI


30.11.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi



Bir trafik polisi, büyün gün yukarı aşağı yürüyerek düzeni sağlıyordu. Uzun zamandır o polis kayboldu, günden güne dişi yenmiş fermuar gibi karıştı Kızılay trafiği. Otobüs durakları, taksilerden yanaşamayan hem otobüslere hem de bekleyen yolculara eziyet oldu. Otobüs duraklarında müşteri bekleyen taksiler, sonuna kadar zorluyor sabırları.

Taksiden halat
Sabah, işe gidiş saati. Kızılay Meydanı’nda, dört yandan insan ve araba kalabalığı akıyor. Herkesin acelesi var. Güvenpark’ın çimlerine, yapraklarına yağan kırağı donmuş, ısıran soğukta, bir de görünce üşüyor insan. Ulus’tan Sıhhiye’ye tıkanıyor, Sıhhiye’den Kızılay’a. Bahçeli’den Kızılay’a, Kızılay’dan Dikimevi’ne… Otobüs duraklarına yanaşan, yanaştığıyla kalmayıp durağın ortasında bekleşen taksiler, gerilmiş Gordion halatı gibi diziliyor, kesiyor yolları.

Pişkinler durağı
Pişkinleri, durağın içine girip, bekliyor, azıcık insaflısı açıkta. Dibine dayanan otobüsü tınmayan pişkinler, yandaki durakları da üzecek kadar ahengi bozuyor. Eğri büğrü yanaşan otobüs, ardından gelen diğer durağın otobüsüne engel oluyor. Açıkta bekleyenler, geriye doğru karmakarışık uzayan bir otobüs kuyruğuna dönüşüyor. Bir pişkin taksi, yolcu alamadan altüst ediyor Güvenpark’ın önünü. Geldiği halde yanaşamayan otobüsümüzü bekliyoruz. Diğer otobüsler de bizim otobüsün yanaşmasını. 7-8 durağın yolcusu, bir taksicinin keyfini bekliyor. Yola taşan otobüsler, işte geriye, Sıhhiye’ye doğru, zaten yığılmış trafiği kilitliyor.

Dürrtt!
55-60 yaşlarındaki bir beyefendinin sabrı tükeniyor, camına vurup, taksiciye çemkiriyor; “Yürüsene kardeşim, bu kadar adam seni bekliyor!” Beyefendiye dik dik bakıp, kımıldıyor taksici. Yapan olmayınca, kendisi düzenliyor vatandaş. Bir de arkadan gelen otobüsü görür, dibine kadar yanaşmasını bekler, otobüs durana kadar kımıldamaz taksiler var. ‘Korna bağımlılığı’ diye bir rahatsızlık olabilir; kornayı yemeden katiyen hareket etmiyor bunlar. Dürrttt!..

Biraz özen bekleniyor
İkinci şeritte tespih gibi dizili taksiler, arkası bitmeksizin gelmeye devam ediyor. Günün her saati, Kızılay Kavşağı’nın dört yönüne doğru, bu sahne tekrarlanıyor. “Ekmek parası” desek ekmeğini kurallara uyup, başkalarına saygı duyarak kazananlara ayıp olur. Taksiler için ayrılmış ceplere yanaşarak yolcu bekleyen taksiler de ekmek parası için çalışıyor. Bu durumun tadı, hergün biraz daha kaçıyor, yumuşak yumuşak anlatmaya çalıştığımız kargaşa, binlerce yolcuyu, yüzlerce otobüs seferini ilgilendiriyor.

Bir devlet büyüğünün geçeceği kavşakta sağlanan düzeni görünce yüzbinlerce Ankaralı’nın da hakkına, en az seviyede özen bekleniyor başkentte. Başkentin de Bakanlıkları’nda, devletin dibinde!

23 Haziran 2012 Cumartesi

‘ÇOK GİZLİ’ YENİ BELEDİYELER YASASI

22.06.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

O kadar gizli ki adını bile öğrenemedim. ‘Yeni Belediyeler Yasası’ dedim o yüzden. Yerel yöneticilere, genel yöneticilere, özel yöneticilere soruyorum, yasanın yeni halini gören, bilen yok. Ancak herkesin, fısıltı gazetesinden bu yasaya ilişkin kulaktan duyduğu bir şeyler var. Çok köklü değişiklikler içerdiğini duyanlar olmuş. Hatta “Valilikler kalkıyormuş” diyenler var. Resmi ya da resmi olmayan kurumlardan görüş alındığı yolunda bir bilgiye de ulaşamadık. Korkudan titriyorum; yasa bile olsa hayalet gibi şeylerden  korkarım ben!

Çıkmadan yasayı görmeliyiz
İlk kez 1 buçuk ay önce, bir açık oturumda, Başbakan Eski Yardımcısı ve Dışişleri Eski Bakanımız Murat Karayalçın’ın ağzından duymuştum böyle bir yasa hazırlığını. Bu görevlerinden önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış olan Karayalçın’ın yasaya ilişkin görüşlerini, ‘PLANIN NE ANKARA? 2’ yazımda ele almıştım. Kendisi de duyumlar üzerine konuşmuş, gizlilikten kaygılanmış, “Haziran ayında çıkacak bu yasayı, çıkmadan mutlaka görmeliyiz” demişti.

Haziran’ın sonu geldi, ‘Toros Canavarı’ gibi ortada sadece dedikodusu dolaşıyor, hala kendisi yok. Ankara’yı değil ülkeyi ilgilendiren bir yasa. O günden beri soruyor, soruşturuyoruz, dedikodusu bile sönük. Karadeniz fıkrasına döndü:
- Sayın yetkili Yeni Belediyeler Yasası nerede?
- Bilmem, nerede?

Derken…

Gökçek’in anlamlı cümlesi
12-19 Haziran 2012 tarihli, 381 sayılı, Büyükşehir Ankara Dergisi’ni okuyordum. Metroda ve otobüslerde bedava dağıtılan dergi var ya, onu. Şopping Fest kapsamında Beypazarı’nda, park açılışına katılan Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Gökçek’in, bir cümlesine takıldı gözüm. “Beypazarı, yakın bir tarihte Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk sınırlarına dahil olacak” diyordu. Ankaralılar bilir, Melih beyin kulağı deliktir, her şeyi duyar. Murat Karayalçın’ın, “Büyükşehir belediyelerinin hizmet verme yetkisi, tüm il sınırlarını kapsayacak hale geliyor” duyumu, Melih Gökçek’in ifadesiyle kesişiyordu. Batıkent’in altyapısı, Bala ve Beypazarı’ndan sonraya kalırken boşuna değilmiş demek!

İstanbul ve Kocaeli’nde, deneme amaçlı uygulanan büyükşehir belediyelerinin tüm il sınırlarını kapsama yetkisi, Ankara’da gönüllü mü uygulanıyordu acaba?

Artık açıklayın
Böyle kapalı kapılar ardında, gizemli işler korkutuyor insanı. Gazi Yerleşkesi’nde yaşadık, yaşıyoruz, Atatürk Orman Çiftliği’nde yaşadık, yaşıyoruz, Sincan-Kayaş tren hattında yaşadık, sonra öğrendik. Vallahi Meclis’in, Bakanlıklar’ın, resmi kurumların yanından geçerken korkudan, “Ay akşamdan ışşıktıırr.. yaaayylalar yaayylalar!” diye türkü söylüyorum.  Issız mezarlıktan yalnız başına geçenlerin, ilk aklına gelen türküdür! ‘Çok Gizli Yeni Belediyeler Yasası’nı, artık açıklayın lütfen.

Korkutmayın milleti
Bu bir çalışma tarzı da bize mi ters geliyor, anlayamıyoruz? 21’inci yüzyılın etkili ülkelerinden biri olma yolundaki Türkiye’nin, 21’inci yüzyılda uygulayacağı kamu idare yöntemi bu mudur?  Kamuya yönelik hiçbir şey gizli kalmaz, eninde sonunda açığa çıkar. Dün saklananlar, bugün çarşaf çarşaf gazete sayfalarını, saatler süren televizyon yayınlarını dolduruyor işte.

Bugün değilse yarın, değilse öbür gün öğreneceğiz nasılsa. Kendi devletinden niye korkutuyorsunuz milletini?

12 Temmuz 2010 Pazartesi

KOKUSU KAYBOLAN KENT

10.07.2010 Milliyet-Ankara Eki

Bakanlıklar’da yürürken Ankara kokardı. Meclis ve çevresi Ankara kokardı. Ulus, Meydan’ı ayrı, Eski Meclis’ten aşağı doğru ayrı, Bentderesi ve Kale tarafına doğru ayrı kokardı. Cebeci’den Ulus’a eski mahallelerde, Hacıbayram, Samanpazarı, Gar hatta bit pazarı ve Tunalı’da, Ankara’ya has bir koku vardı.

Bir histir ama koku gibi gelir bana. Yapay olmayan, insanın içine işleyen bir his. Başkent olmadan önce yokluklar, olurken acılar yaşayan, olduktan sonra yüreğimize, aklımıza ışıklar saçan bu kentin, tecrübeleri kokardı. Olgunlaşmış, derin kişiliğini hissederdik.

Kale’de, bitmiş imparatorluklara ev sahipliğini, yıkık duvarlarından anımsardık. Eski Meclis’in Arnavut kaldırımlarında, dünyaya şapka çıkarttıran adamların adımlarına basardık. Yeniyle eskiyi kıyaslar, ikisinin de kıymetini ayırt ederdik. Kentin ya da binaların değişmesi, yenilenmesi önemli değildi; hepsine sinen olgunluk ve kendine güveni önemserdik.

15-20 yıl önceye kadar alıyordum ama artık zorlanıyorum; azalarak kayboluyor bu koku. Bazı yerlerde kaybolmuş. Evrimleşme değil, olsa olsa bozulmadır bu. Yanılsam keşke!

Neden Kayboluyor
“Ne bozmuş, nasıl bozmuş olabilir?” diye düşünüyorum. Eski Meclis ve komşularını, neredeyse ezercesine yükselen kaldırımlar, suçlanabilir mi acaba? Ya da Kale içinde, evlerin içine akarcasına ve ev sakinlerinin kulaklarından çıkarcasına dökülen asfalt? Onarılıp, yenilenmiş birkaç konağın ya da resmi binanın, örümcek ağı gibi yayılan, sarkan kabloların arasından görünüşü de olabilir. Apartman yüksekliğindeki kavşakların, eski binaların pencerelerinden girip, arkasından çıkmadığı kalmış. Kişiliksiz, çirkin binaları, tarihin içi dışı demeden her yere sokuşturmanın da etkisi olabilir. Yarı tarihi kalsaymış. Tarih, lafta kalmış!

Ankara, kişiliğini oluşturan değerlerine kıydığı için kokusunu kaybediyor, yenilendiği için değil. Kişilikli, kendine güveni tam olan bir kent, üçüncü kez kendi simgesini değiştirir mi?

Dünyayı dize getiren adamların, çorak bir arazide yeşerttikleri başkent, kişilik bunalımı yaşıyor. Üstüne kurulduğu tarihi ve değerleri koruyamadığı, kim olduğunu unutmaya yüz tuttuğu için.

Ulus Ruhu
Ulus Meydanı’ndaki ruhu, nereye taşıyabiliyorsak eski, yeni demeden orası Ankara kokacaktı. Ankara, değişimi ve yenilenmesini, bu ruhun kılavuzluğunda devam ettirecekti. Ruh şaşırıp, kişilik bozulunca, herkes kendi meşrebince koku yakıştırıyor.

Olmaz Ankaralılar olmaz! Metro’da cilt cilt kitap okuyan memurlar ve tomar tomar kağıtlardan derslerini çalışan öğrenciler, eğer memur ve öğrenci kenti Ankara, kimliğini kaybediyor ve siz izliyorsanız okuduklarınız, metroda boş zaman doldurmaktan öteye geçmiyor demektir. Dünya’da, tarihine sahip çıkılacak ender başkentlerden birinde yaşıyorsunuz, anımsayınız!

Önce Ulus, sonra ruhu geri gelmeli. En ücra köşesine ya da en yeni semtine yine Ankara kokusu sinecektir. Başkent, sakinlerinin sahiplenmesiyle yeniden kendini bulacaktır. 

Son cümlelerimi söylerken cetvelle tahtaya vuruyordum, kusura bakmayınız! Yeni bir devlete ve cumhuriyete ev sahipliği yapan başkentinize, duyarsız kalmayınız.