ıslak forma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ıslak forma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2012 Perşembe

ÇÖKERTİLEN DEĞER: ANKARAGÜCÜ


13.11.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Hatırlamışsınızdır; ‘Ankaragücü’ diye bir takım vardı bu şehirde. 103’üncü yaşına girmek üzere. Bir kurt dadandı bu kökü derin çınara, 102 yaşında, çürüttü içinden. Eski ‘2’inci Lig’in adı ‘1’inci Lig’ oldu ama marifette ikinciliği değişmedi gözümüzde. Geçen yıl bu lige düşürülen Ankaragücü, yeni sezonda aynı hızla yeni ligin dibine yuvarlandı. 18 takım arasında sondan ikincilikle sonunculuk arasında, dibin tozunu yutuyor. Yetmiyor, dev çınar sahipsiz, herkesin gözü önünde,  çatır çatır devrilmeye devam ediyor.

Unutamıyoruz
“Bir futbol yazman eksikti” diyeceksiniz ama düşünün; ben bile Ankaragücü’nü, üçüncü kez yazmak zorunda kalıyorum. Biraz vicdanı olan kim olsa 4 yıl öncesine kadar ustalar liginde üst sıraları zorlayan bu takımın düşürüldüğü sefalet ve rezilliği, görmezden gelemez. 31 yıldır en üst ligde, istikrarlı bir takım olarak mücadele etmiş ancak maçı, iç burkan sahneler eşliğinde, saha dışında kaybetmişti.

Esnafın, Ankaragüçlüler’in, kamyoneti kulüp kapısına dayayıp, futbolculara yiyecek, içecek taşıdığı acı sahneleri, baklava ikram edilirken gözlerinden yaşlar süzülen futbolcuları, unutmadık, unutamıyoruz. Sıfırın altında 8 dereceyi bulan Sivas ikliminde, maçın ikinci yarısına ıslak formayla çıkmak zorunda kalışlarını, masraflarını, misafir oldukları rakip takımların karşılamasına muhtaç bırakılışlarını, unutamıyoruz. 25 bin lira için masasına, sandalyesine, haciz gelişini de.

Bitmemiş çile
Meğer çekilecek çilesi varmış; düştüğü 1’inci Lig’e, duş alamayan, aç karnına maça çıkmak zorunda kalan gencecik futbolcularla devam edişini anlattılar. Soğuklar da geliyor.  Islak formalarla sıfırların altında, aç karnına, suya para bulamayan takım, neymiş efendim, spor yapacak. Bir “Yuh” çeksem karşıki dağlar yıkılır!

Önce tarihi sonra öneriler
Efkarım, hukukçu, gazeteci, bir ara Ankaragücü’nde yönetici ama son sıfatıyla araştırmacı-yazar Turan Tanyer’i dinlerken depreşti. Ankara Kulübü’nde, 102 yıllık Ankaragücü tarihini, çok güzel özetledi aynı zamanda bir Ankara sevdalısı olan  Tanyer. “Ankara adını adında taşıyan, sadece kentin değil ülkenin spor tarihinde inişleri, çıkışlarıyla bu kadar yer tutan bir takım, çok önemlidir. Üstelik unutuyoruz; futboldan ibaret değildi Ankaragücü. Her alanda ama özellikle güreş, atletizm ve boks dallarında, çok etkili sporcular yetiştirmiş bir spor kulübüydü. Hepsi kapandı, futbol kaldı, o da ne hale geldi” diye bitirdi sözlerini.

Güçlüyken de yıkılırken de Ankaragücü’nü yalnız bırakmayan birkaç eski yönetici dışında, yeni yönetimden ya da yakın dönemden kimse yoktu salonda. Sorunca fark etti herkes. Renkli tarihi bitince kendi arasında, düştüğü duruma çareler aradı konuklar. 3 ortak noktada birleşti çözüm önerileri:

1- Takımın, hukuki ve mali durumu, biran önce netleşmeliydi. Netleşmeli ki yönetim ya da yönetime aday olmayı düşünenler, ne yapacağını, ne kadar para harcanacağını bilsin. Borcu, belli bile değildi hala.
2- Futbol Federasyonu, transfer yasağını kaldırmalıydı. Gençler iyi mücadele ediyor ama 3 hayati noktaya alınacak oyuncuyla ömrü uzatılabilir, hatta yeniden bir üst ligin kapısını zorlayabilirdi takım.
3- 1’inci Lig’de, eğer durumunda düzelme olmazsa en az 2 yıl direnecek önlemler alınmalıydı.

Alınmazsa?

Ankara, bir markasını, sporcular ve gençler bir kulübünü, Ankaralılarsa etrafında toplandığı bir değerini kaybedecekti. Mahalle takımı bile çıkmazdı bu gidişten. Kime söylüyorlardı? Bunları önemseyen, Ankara’nın Gücü’nü, zaten bu hale getirir miydi?

24 Ocak 2012 Salı

ANKARAGÜCÜ


24.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Başkalarına yeteceğine kendine gücü yeten takım. 102 yıllık tarihi, çekişmeler, ligden atılmalar ve yine lige geri dönmeye çalışmalarla dolu. Futbol kurum ve yöneticileriyle olmasa kendi aralarında didişmesi bitmemiş. Futbol, büyük paraların döndüğü, yöneticilerine güç kazandıran bir iş değilken de didişiyormuş Ankaragüçlüler. Ancak hiçbiri, geçen haftaki kadar acıklı bir durum doğurmamış. Bilmeyenin bile ilgisiz kalamayacağı görüntülerdi. Benim gibi…

Erzak yardımı
İki kamyon, Ankaragücü’nün Beştepe tesislerine dayanmış. İçi erzak dolu; pirinç torbaları, patates çuvalları, portakal sandıkları, pazar torbaları içinde soğanlar, su kolileri.  Taraftarların topladığı yardımlar bu iki kamyon erzak.  Antrenmandan sonra da baklava ikram etmişler takıma. Kötü olduğunu biliyorduk ama bu kadarını, Türk futbol tarihi de ilk kez görüyordu herhalde. Özellikle çok büyük paraların döndüğü bir dönemde, mahalle takımında olmayacak sefillik resmiydi.

Soğukta ıslak forma
Pazar günkü Gençlerbirliği maçında, yine sahneye çıktı Ankaragüçlü taraftarlar. Sıfırın altında seyreden hava  sıcaklığına karşın, üstlerini çıkardılar. Sivasspor maçında, Sivas soğuğunda, ikinci yarıya ıslak formalarıyla çıkan Ankaragücü’ne, bir de böyle destek veriyorlardı. Oynatacak futbolcu bulamadığı günlerde futbolcu verdiği Gençlerbirliği, 1-0 yendi Ankaragücü’nü.

30 yıldır düşmedi
3 Haziran 1981’de Türkiye Kupası’nı, 4 gün sonra Devlet Başkanlığı Kupası’nı kazandı Ankaragücü. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin lideri Kenan Evren, Birinci Lig’e çıkmasını çok istiyordu. Galibiyetleri fırsat bilip, kanun düzenlendi ve Birinci Lig’e çıkarıldı takım. ‘Paşalar Takımı’ diye çıktı adı. Oysa Sakaryaspor’un ardından ikinci olarak zaten çıkıyordu o sezon. Eski İmalat-I Harbiye, daha sonra Makine Kimya Endüstrisi olan adıyla hep bir işçi takımıydı halbuki. Bugün de olduğu gibi. “Bunlar yine didişir, Birinci Lig’e  çıkacakken de çıkamaz” diye mi düşündü acaba Evren?

O günden bu yana, 30 yıldır Birinci Lig’de Ankaralı sarı-lacivert. 3 yıldır süren iktidar kavgası, işçi çocuklarının harçlıklarına, suya, soğana, patatese muhtaç hale getirdi takımı. 31’inci yılına, acizlikler içinde tepetakla, bir alt ligde açacak galiba gözünü.

Eski alışkanlık nüksediyor
Sahada beceremeyip, yenilmek, küme düşmek anlaşılabilir bir şey. Ne var ki takımını, sahaya çıkmadan kulüp koridorlarında telef edecek yönetim biçimini, dönüp dönüp yeniden kurmayı anlamak zor. Bunca yıldır yol alamamış sanki, İmalat-ı Harbiye günlerinden beter kulüp. Eski alışkanlığı nüksediyor. Ne dersalmazlık ne rahatlık!

Gazetemiz spor yazarlarından Ayşe Yeşin, “Cenazeyi mi bekliyorsunuz?” diye sormuştu. Öyle bir rahatlık ki cenazesi çıksa musalla taşında terk edip, bırakılacağından korkuyor insan!