2023 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2023 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2015 Cumartesi

LAFLA HEDEF VURULABİLİYOR MU?


27.11.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Aslında vurulur ama ok atılacak yere laf atarsanız havada uçuşan laf bile boş bakışlarla hedef arasında utancından savuşur. Ok hedefine ok atılır çünkü. Lafın vuracağı hedefler, zihinlerdedir.



Kendimizi de katarak söylüyoruz, tutturduk bir ‘yerli üretim’ yaygarası. “Gençleri doğru yönlendirmeli, meslek okullarını güncellemeli, üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmeli, yüksek teknolojili üretimi hedeflemeli, kendi Bilişim Vadimiz’i kurmalı” falan diye bir güruh, tüketicilikten üretici bir topluma dönüşmek gerektiği konusunda mangalda kül bırakmıyoruz.



Topluma yayılamıyor

Hakkını yememek lazım, bu güruh içinde önemli sayıda ve çemberini kırmak isteyenler, daha çok sanayiciler. Küçüklü büyüklü sanayiciler, “Arkadan takip etmeyelim, artık biz de üretelim” diyor. Üretmek demek; iş demek, aş demek. Gelişmek, başkasının eline bakmamak demek. Bunu beceren, dünya piyasalarında sıralamalara, pazarlara giren birçok firmamız da var.



Ancak onların başarısı, topluma yayılamayan, sınırlı bir çevre içinde kalan bir başarı. Onlar yapıyor, biz seviniyoruz. Payımız, katkımız olmadığı için o başarıyla özdeşleşemiyor, kendimizi kandırıyoruz geçici bir süre. Biz, üretmeyen, icat edemeyenler, küçülen pastadan kırıntı kapma savaşımızla başbaşa, kendimizi dahil tüketmeye devam ediyoruz.



Bir de ayağa dolanıyorlar

Yerli üretelim, kendimiz icat edelim de koşulları hiç değiştirmeden nasıl olacak bu? Daha birinci basamakta çuvallıyoruz; çırak yetişmiyor artık memlekette efendim çırak. Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, hepsi olmasa da bazı kamu kurumlarının ileri gelen yetkilileri, durmadan yerli üretim ve üretilenin alımından bahsediyor, 2023, 2071 gibi hedefler koyuyor ama çırak yok daha.



Kim kalfa olacak, kim usta olacak da üretecek? Yıllardır sanayici ayrı, esnaf-sanatkar ayrı inliyor “İş var, eleman yok” diye diye. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bünyesinde, bu işin başında ‘Mesleki Eğitim Kurulu’ diye bir kurul var, mesleki eğitime çağ atlatması gerekirken 10 yıldır havanda su dövüyor. Ülkenin planlarını, politikalarını izleyemeyen, gerçeklerden kopmuş, koşmak isteyenin de ayağına dolanan bir bürokrasi ve eğitim ağımız var. Bu halimizle mi ‘üretici’ olacağız?



Ok gibi somut

Ve her mesleğin, hammaddeden üretime, elemandan eğitime, pazarlamadan yurtdışı satışına kadar tepecikler halinde birikmiş daha çok sorunu var, onlara hiç giremiyoruz bile. İşin başında, çırakta kaldık.


Ekonomi, ok gibi somut bir şey, somut verilerle hedefe ulaşabilirsiniz. Demeye çalıştığımız; atılan adım ve somut çabalarla hedefe ulaşabiliriz, lafla değil. Laflar da zihinlerdeki hedefleri bulamıyor maalesef.

28 Ağustos 2015 Cuma

2023 TARİHİNİ İLERİ Mİ ALSAK?



25.08.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Geçtiğimiz Cuma günü yağan şiddetli yağmur, geçmişi ve bütün Haziran boyunca yaşadıklarımızı, bir günde hatırlatmak içindi sanki. Daha doğrusu doğa sık sık uyarıyor ancak biz üstümüze alınmıyoruz hiç. Yarım saat içinde sosyal medyada, Ankara’nın her yanından su baskını haberleri ve fotoğrafları yağdı bir yandan.



Birkaç cisim birkaç resim

Boğazına kadar suda kalan araba tamircisi, çamurlu sular içinde sadece tepesi görünen, altgeçitlerde su içinde sağa sola savrulmuş arabalar, beline kadar su içinde arabasını ittirenler, 31 yıl sonra ilk kez konser salonu, dershaneleriyle sular altında kalan Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı, metronun klasikleşmiş çağlayan akıntıları, alışık olmayan alışveriş merkezlerindeki baskınlar, eski Cumhurbaşkanlığı, yeni Başbakanlık’ın altındaki Çankaya Caddesi ile İran Caddesi’nin kesiştiği köşede izlediğimiz ızgaradan fışkıran sular, aklımızda kalan birkaç resim.



Gök müfettişleri teftişte

Batıkent, Keçiören, Mamak’ı yine fazlasıyla su bastı ama tam iş çıkışına denk geldi, bu kez başkentin merkezindeydi gözler. Sokakları Ankara Çayı’ndan ayıramadık, başkenti, tepeden tırnağa bir teftiş etti hiddetli gök müfettişleri.



Bir insan, sağanak yağmuru duyunca şemsiyesini almayı düşünüyorsa bir belediye de önlem olarak üzerine düşen görevleri yapmayı düşünmeli. Bangır bangır ‘Küresel ısınma var, yağışlar daha şiddetli olacak’ diyor uzmanlar, sadece vatandaş mı dinliyor bu uyarıları?” demiştik 8 Temmuz 2014’de, yine bir sular seller sonrası. Her defasında daha şiddetlisine maruz kaldığımıza göre hiç adım atılmadığına, hatta bu konuda adım atmak gibi bir plan olmadığına hükmedebiliriz bu yıl yaşadıklarımızdan sonra.



Planı bile söylüyor

Ankara Kalkınma Ajansı, 2014-2023 yılları arasını kapsayan bir ‘Ankara Bölge Planı’ hazırladı. Çok var ama Plan’dan sadece 2 maddeye değineceğiz bu konuyla ilgili:

- Ankara’da Yaşamak başlığı altında, Ankara Merkez Bölgesi’nde, yerleşim alanlarının kontrolsüz (yağ lekesi biçiminde) büyüdüğü ve

- Ankara’da Çevre başlığı altında, Ankara’nın iklim değişikliğinin muhtemel etkilerinden ciddi zarar görebilecek bölgeler arasında bulunduğu belirtilmiş bu iki maddede.



Biz, planı görmeden, niye yağışlar konusunda uzmanları dinlemediklerini sormuşuz. Aynı vurdumduymazlık, kentiçi ulaşım ve toplu taşıma konusunda da devam ediyor. Ancak altyapısı ve yeterli ulaşım ağı olmayan başkentte, kentsel dönüşüm ve alışveriş merkezi inşaatları ışık hızıyla devam ediyor. Altı olmayan kente, üst yapıyoruz durmadan.



Ses geçirmez odaları bilmiyor

Doğanın müfettişleri de her denetime geldiğinde, hani haberli de geliyorlar ama, daha beter çuvallıyoruz karşılarında. Şimşekler, gökgürültüleri eşliğinde kızgınlıklarını ifade ediyor, homur homur terk ediyorlar bir sonraki teftişe kadar. Doğa ana teknolojiyi ne kadar takip ediyor bilmiyoruz ama onun da yetkililerin ses geçirmez camlı odalarda oturduğunu bilmediği besbelli. Bizim gibi duyulmadan kalıyor kızdıkları.


Altyapı-Ulaşım-Yatırım... Bu üç alanda Ankara’nın öncelikleri ve adım atış tarzı, hiç bizi 2023’e yetiştirecekmiş gibi görünmüyor. Telaşeye gerek yok, şunu 2053’e mi çeksek acaba?

5 Ağustos 2015 Çarşamba

SEÇİM BİTTİ İŞLER BEKLİYOR



04.08.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Çok uzun süre oldu. Siyaset, 2 yılı aşkındır fazlasıyla seçimlere odaklandı. O kadar fazlasıyla ki sanayi ve ticaretin ihtiyaçları unutuldu, bekliyorlar. Hazreti bürokrasinin çok sevdiği bir şey bu; zaten yavaş işleyen işlerin yavaşlaması hızlandı yani.



Tüm Türkiye gibi Ankara’nın da gözü yeni kurulacak hükümette. Öyle kurmuş olmak için değil, durmuş işleri kaldığı yerden hızla yeniden harekete geçirmek için kurulacak hükümette. Sanayide, ticarette, tarımda ve hayvancılıkta, çok birikmiş ödevimiz var. Biz, bu ödevleri yıllarca önce bitirmiş olması gereken ve mutlaka yapmak zorunda olan bir ülkeyiz. Seçimlerle ara verilen yatırımlar, pek çok sektörün yolunu açacak yasa ve yönetmelikler bekliyor. Beklerken dünyadaki yarışın gerisinde kaldığımız gibi ulaşmamız gereken hedeflere karşı da yılgınlık oluşuyor.



Deli gömleğinde debeleniyoruz

Türkiye, gömleğine sığmayan bir ülke artık. Nazikçe “Deli gömleğinde debeleniyor” desek yeridir. Ergenliğini tamamladı, yeni bedenine uygun bir gömlek giymek istiyor. Gelişmiş ülkelerinkinden giymek içinse daha büyümesi, çok gömlek değiştirmesi gerek.



Her gömlek değiştirme ihtiyacında olduğu gibi yine kendi kilosunda kalmasını isteyenler ve fırsatçılar tarafından zayıflatılıyor, aynı mintana talim etmesi isteniyor. Kargaşa yaratarak ve terörü hortlatarak, kilosunu koruması sağlanıyor. Biz de seçimle yavaşlattığımız işlerle ekmeklerine yağ sürüyor, deli gömleğini kabulleniyoruz adeta.



Yeni sistem beklentisi

20 yıl öncekinden çok başka bir Türkiye var bugün karşımızda. Tarımda ve hayvancılıkta, ticarette, özellikle sanayide, bambaşka talepleri olan bir Türkiye. Hukukta, yasalarda, eğitimde, ekonomide, köklü değişiklikler talep ediyor. Bir şeylerin ömrü dolmuş ve küflenmeye başlamış, değişmesini istiyor. Hantal bürokrasi ve kutuplaştırıcı siyasete karşı sabırlar çatlamış. Yeni bir sistem, yeni bir düzene geçmek istiyor. Sadece ekonomik anlamda değil, toplumsal açıdan da yükselmiş beklentiler. Yeni bir dönemece gelmişiz yani, dönüp dönmemeye karar vereceğiz.



Ankara’nın durumu

Ankara, başta savunma ve havacılık sanayisi olmak üzere Türkiye geneline kıyasla karlılık oranı yüksek üretim yapan bir kent. Raylı ulaşım sistemleri, tıbbi araç üretimi, alternatif enerji, bilişim, sağlık turizmi gibi alanlarda alt yapısını hazırlıyor ve somut adımlar atıyor. Ancak seçim sürecine girdiğimizden beri bu adımların çoğu havada kaldı, bir kısmını hiç atamadık.



Ankara, ticarette de karlılık oranı yüksek bir kent. Gelin görün ki kan ağlayan küçük esnafının, seçimle iyice ertelendi sorunları. Kayıtdışı ve denetimsizlik, en büyük baş belaları. Beklenen yasa ve yönetmelikler var, şimdilik sümenlerin altında bekliyor. Rant ticaretinin işleri tıkır.



Tarım ve hayvancılığı da günden güne geriliyor başkentin. 1 milyon 235 bin hektarlık tarım arazisinin sadece yüzde 8 buçuğu sulanabiliyor. Köylerde azıcık kalan sürüler, çoban masrafını çıkaramıyor. Büyük bir deliğimiz var tarım ve hayvancılıkta, boşaldı köyler. Doğru yönlendirme ile destek bekliyorlar.



Ne oldu hedef?
Altyapı ihtiyaçları, bütçesi çıkmış ama hükümeti beklediği için uygulanamayan projeler, üretimin dünyayla rekabet edebilmesi için yolu açacak yasal düzenlemeler hep bekliyor. Bizim bir 2023 hedefimiz yok muydu? Bu kadar bekleyecek zamanı nerede bulduk? Gitti işte 2 yıl daha.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

29 EKİM MARATONU YAPABİLİR MİYİZ?



31.07.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Fikrin sahibine sorduk “Yapabilir miyiz?” diye, “Yapabiliriz” dedi.

- Bu yıla yetişir mi?

- Cumhuriyet Bayramı’na az bir zaman kalmış gibi görünse de organizasyon için geç değil.



Ülkeler, doğuyor, sonu bilinmeyen bir maratonu koşmaya başlıyor, akıllarını kullandığı kadar gelişiyor, dayanma güçlerine göre erken ya da geç, yarışı terk ediyorlar. En son Osmanlı İmparatorluğu, 624 yaşında terk etmişti yarışı. Türkiye Cumhuriyeti aldı yerini. Onun da 2023’de 100’üncü yaşı dolacak. Şimdilik koşusuna devam ediyor, ömrü uzun olur inşallah.



Planlara katabilir miyiz?

100’üncü yıla ilişkin devletin de hükümetin de hedefleri ve etkinlik planları var. Bayramlarını, anma günlerini, sönük geçiren bir ülke olduk, 2023’ü de öyle geçirmeyeceğimizi ümit etmek istiyoruz. Kuruluşu ve varlığı için bedelini fazlasıyla ödemiş bir ülkeyiz, kıymetini bilmesini de becermek gerek.



2023 planları ve etkinlikleri içine, Ankara’da yapılacak bir  ‘29 Ekim Maratonu’nu katabilir miyiz acaba? 2023’e kadar her yıl geliştirerek, belki 2023’de yanına birçok başka sportif yarışmayı da ekleyerek, Ankara’da bir şenlik ortamı yaratabilir miyiz? Başkentin üzerindeki ölü toprağını atıp, sönük 29 Ekimler’i canlandırabilir miyiz? Ülkesinin başkentine, ara sıra da böyle çevirebilir miyiz gözleri?



İyi tarafına gelebilir

Başta Gençlik ve Spor Bakanlığı, Ankara Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, ilçe belediyeleri ile Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası gibi sivil toplum örgütlerinin de desteğiyle Ankara’ya, uluslararası bir etkinlik kazandırabilir miyiz? 2023’den sonra da gelenekselleşir belki.



Yahu biz, bir uluslararası çapta stadyum yapmayı beceremedik, ne hayalperest adammışsın sen!” diyebilirsiniz. “Bu hantal bürokrasiyle karışık siyasi gündemiyle kim bakar yüzüne?” diyebilirsiniz. Olsun, kazara iyi tarafına denk gelebiliriz belki. Çoğu gerçekleştirilmeyi bekleyen, hayallerimiz var en azından. Bir tane daha ekledik sadece.



Paslandı başkent
Hiçbir başkente yakışmayacak altyapısıyla sporda da solgun benzine, bir renk gelir belki Ankara’nın. Organizasyon konusunda, paslanmış bir kent oldu iyice. E, organizasyonu yapacak akıl da hazır. Azıcık kımıldasak, koltuklardan kalksak, koridorlardan çıksak yetecek. Üstelik maraton gibi 2023’e, daha pek çok organizasyonla da hazırlanması gerekirken başkentin.