hayvancılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvancılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2015 Çarşamba

SEÇİM BİTTİ İŞLER BEKLİYOR



04.08.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Çok uzun süre oldu. Siyaset, 2 yılı aşkındır fazlasıyla seçimlere odaklandı. O kadar fazlasıyla ki sanayi ve ticaretin ihtiyaçları unutuldu, bekliyorlar. Hazreti bürokrasinin çok sevdiği bir şey bu; zaten yavaş işleyen işlerin yavaşlaması hızlandı yani.



Tüm Türkiye gibi Ankara’nın da gözü yeni kurulacak hükümette. Öyle kurmuş olmak için değil, durmuş işleri kaldığı yerden hızla yeniden harekete geçirmek için kurulacak hükümette. Sanayide, ticarette, tarımda ve hayvancılıkta, çok birikmiş ödevimiz var. Biz, bu ödevleri yıllarca önce bitirmiş olması gereken ve mutlaka yapmak zorunda olan bir ülkeyiz. Seçimlerle ara verilen yatırımlar, pek çok sektörün yolunu açacak yasa ve yönetmelikler bekliyor. Beklerken dünyadaki yarışın gerisinde kaldığımız gibi ulaşmamız gereken hedeflere karşı da yılgınlık oluşuyor.



Deli gömleğinde debeleniyoruz

Türkiye, gömleğine sığmayan bir ülke artık. Nazikçe “Deli gömleğinde debeleniyor” desek yeridir. Ergenliğini tamamladı, yeni bedenine uygun bir gömlek giymek istiyor. Gelişmiş ülkelerinkinden giymek içinse daha büyümesi, çok gömlek değiştirmesi gerek.



Her gömlek değiştirme ihtiyacında olduğu gibi yine kendi kilosunda kalmasını isteyenler ve fırsatçılar tarafından zayıflatılıyor, aynı mintana talim etmesi isteniyor. Kargaşa yaratarak ve terörü hortlatarak, kilosunu koruması sağlanıyor. Biz de seçimle yavaşlattığımız işlerle ekmeklerine yağ sürüyor, deli gömleğini kabulleniyoruz adeta.



Yeni sistem beklentisi

20 yıl öncekinden çok başka bir Türkiye var bugün karşımızda. Tarımda ve hayvancılıkta, ticarette, özellikle sanayide, bambaşka talepleri olan bir Türkiye. Hukukta, yasalarda, eğitimde, ekonomide, köklü değişiklikler talep ediyor. Bir şeylerin ömrü dolmuş ve küflenmeye başlamış, değişmesini istiyor. Hantal bürokrasi ve kutuplaştırıcı siyasete karşı sabırlar çatlamış. Yeni bir sistem, yeni bir düzene geçmek istiyor. Sadece ekonomik anlamda değil, toplumsal açıdan da yükselmiş beklentiler. Yeni bir dönemece gelmişiz yani, dönüp dönmemeye karar vereceğiz.



Ankara’nın durumu

Ankara, başta savunma ve havacılık sanayisi olmak üzere Türkiye geneline kıyasla karlılık oranı yüksek üretim yapan bir kent. Raylı ulaşım sistemleri, tıbbi araç üretimi, alternatif enerji, bilişim, sağlık turizmi gibi alanlarda alt yapısını hazırlıyor ve somut adımlar atıyor. Ancak seçim sürecine girdiğimizden beri bu adımların çoğu havada kaldı, bir kısmını hiç atamadık.



Ankara, ticarette de karlılık oranı yüksek bir kent. Gelin görün ki kan ağlayan küçük esnafının, seçimle iyice ertelendi sorunları. Kayıtdışı ve denetimsizlik, en büyük baş belaları. Beklenen yasa ve yönetmelikler var, şimdilik sümenlerin altında bekliyor. Rant ticaretinin işleri tıkır.



Tarım ve hayvancılığı da günden güne geriliyor başkentin. 1 milyon 235 bin hektarlık tarım arazisinin sadece yüzde 8 buçuğu sulanabiliyor. Köylerde azıcık kalan sürüler, çoban masrafını çıkaramıyor. Büyük bir deliğimiz var tarım ve hayvancılıkta, boşaldı köyler. Doğru yönlendirme ile destek bekliyorlar.



Ne oldu hedef?
Altyapı ihtiyaçları, bütçesi çıkmış ama hükümeti beklediği için uygulanamayan projeler, üretimin dünyayla rekabet edebilmesi için yolu açacak yasal düzenlemeler hep bekliyor. Bizim bir 2023 hedefimiz yok muydu? Bu kadar bekleyecek zamanı nerede bulduk? Gitti işte 2 yıl daha.

16 Nisan 2015 Perşembe

DAHA NE KADAR BOŞALACAK KÖYLER?



14.04.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Sözlükte kalacak, günlük yaşamımızdan çıkıyor ‘köy’ sözcüğü. ‘Mahalle’ oldu hepsi. Adı köy kalsa da yine mahalle muamelesi görse olmaz mıydı? Olmadı maalesef. Dünyada her ülkenin ‘köyü’ olacak, bir sürü semtin, ilçenin, beldenin adında köy varken tarihin ve toplumun en köklü sözcüklerinden birini, hafızalarımızdan sileceğiz. Sonra da oturur, adında köy var diye, oraların adını değiştirmeye uğraşırız.



Kentte vasıfsız

Böyle devam ederse adı gibi kendilerini de coğrafyadan silmek üzereyiz. Boşalıyor köyler. Nüfus sayımlarına aldanmayın; kapanmasın diye ikametgahını köyünde gösteriyor ama en yakın ilçe de ya da şehirde yaşıyor birçoğu.



Kısmetini orada arıyor, babadan, atadan çiftçilikle hayvancılıkla uğraşmış aileler, vasıfsız işgücü olarak şehir sokaklarında geçinme savaşı veriyor. Daha önce de değindiğimiz gibi; “Tarım nüfusumuz çok, azaltmalıyız” diyenlerin kurbanı oluyor, hiçbir eğitim ve yönlendirmeden geçmeden ortada bırakılıyorlar. Tarım arazilerimiz de ‘nadas’ta görünüyor!



Olan da bahçede çürüyor

2014 verilerine göre Ankara’nın 2 milyon 543 bin 700 hektar arazisinin yüzde 48’i tarım alanı. Bu yüzde 48’in yüzde 68’i tarla, yüzde 26’sı nadasa bırakılmış, yüzde 3’ü sebze, yüzde 1’i meyvelik, yüzde 2’si de tarıma elverişli olmayan alan.



38 çeşit Ankara armudu, her biri 300’er gramlık elması, ceviz büyüklüğünde vişnesi, 17’ye kadar çeşidi olduğu söylenen üzümü, her bahçede en az bir ağaç dutu, ayvası, dağ tepe zerdalisi yokmuş da bu şehrin, yüzde 1’miş meyvelik alanı. Ankara merkezi dahil, hangi ilçesine gittikse mutlaka kendini doyurduğu gibi konu komşuya dağıtılan sebzelerin yetiştiği bostanlıklar da kaybolmuş, sebzelik arazi yüzde 3’e düşmüş.

Kalanı arpa, buğday, pancar, soğan başta olmak üzere yüzde 68’lik alanı kaplıyor.



Bir ayıbımız da bu tarım arazisinin yani 1 milyon 235 bin hektarlık alanın, yüzde 8 buçuğu sulanabiliyor. Gerisi Allah’a emanet. Yağarsa bağ, yağmazsa dağ oluyor. 1 ve 2 numaralı sorunları sona sakladık; mazot ve gübre fiyatları yüzünden, bazen hasada gitmiyor çiftçi, tarlada, bahçede çürüyor ürün.



Besiciyi de küstürdük

Hayvancılıkta ise nüfusun artış oranına uygun bir gelişme yok. Yem pahalı, çoban masraflı, canlı et maliyetinden ucuz, çok besici bıraktı hayvancılığı. Rakamlar, son 4-5 yıldır büyükbaş ve küçükbaş hayvancılıkta küçük artışlar olduğunu gösteriyor ama nüfus onların kat be kat üstünde artıyor. Bu haldeyken hayvancılığa da küstürdük köylüyü.



Birkaç yıldır seracılığı keşfetme aşamasında Ankara, iyi sonuçlar alınıyor şu ana kadar. Öncü olmak, yol göstermek gerekiyor. Tatlı su balıkçılığını da Hirfanlı Barajı’ndaki balıklar gibi bitirmekle bitirmemek arasındayız. Çok parçalı tarlaların birleştirilmesi projesi de derhal hızlandırılmalı, nadasta diye kendimizi kandırmayalım artık.



Hak mıdır?

Bütün ilçelerini dolaştık, Ankara’nın köyleri boşalıyor, gözümüzle şahidiz. Köyünü terk edemeyen güngörmüşlerin, yavaş yavaş çöken köy evlerinin arasında, başının çaresine baktığı bir yer olmuş oralar. Yukarıda saydıklarımızdan başka nedenleri de herkes biliyor. Köylü işlevini yitiriyor ve kente göçüyor. Kentte de yaranamıyor, başka iş bilmediği için vasıfsız eleman muamelesi görüyor.


Topraklarımız boş, başkaları doyuruyor karnımızı. Kendi köylümüz bile topraklarında yetişen ürünün, dışarıdan gelenini alıyor. Pazarda onlar satılıyor çünkü. Hem tarım hem hayvancılık için bu kadar geniş ve uygun hektarlarca arazi, ekilmeden, hayvan yayılmadan, kimseye faydası olmadan yatıyor, köylüyü de köyünden edip, şehirde rezil ediyoruz. Hak mıdır? Değildir.

7 Eylül 2013 Cumartesi

BU YATIRIMLARDAN İSTERİZ


03.09.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi

O kadar ihmal edilmiş o kadar yatırıma aç bir şehir ki Ankara,  her çakılan çivi görünüyor neredeyse. 70 yıllık bir açlık. Bakmayın siz kalabalığına, dikim dikim dikili binalarına. Büyüklüğü ve nüfusuna orantılı yatırım almıyor başkent. Açlığı da tüketime değil, üretime yönelik yatırımlara daha çok. Tarımda, hayvancılıkta, sanayide, hiç kalıbının şehri değil. İlk 10 üniversite içine en az 4-5 üniversitesini sokuyor ama üniversitelerinden yararlanamıyor. İlçeleriyle uyumlu bir işbirliğini gerçekleştiremediği için keçisinden domatesine, balından kavununa değerlendiremiyor. Bir ‘memur kenti’ yaftasını asmışlar boynuna, başka bir işe yaramaz sanılıyor. Son yıllarda yapılan yatırımlar ya da yıllardır yatırımların önündeki engeller bir bir kaldırılınca anlamaya başladık Ankara’nın kabiliyetini. Pekala bozkırdan ibaret değilmiş başkent, bozkırlaşan kafalarmış.

Arazi uygun koşullar zayıf
1 milyon 200 bin hektar tarıma uygun, kullanılabilir arazimiz var, 98 bin hektarı sulanabiliyor. Çaylar, derelerle çoğu. Çoğu da kirli akan çaylar, dereler. Sulama göletleri ve kanalları olmadığı için arazisinin 12’de 1’ini bile zar zor kullanabiliyor Ankara. Çubuk, Haymana, Bala, Evren başta olmak üzere neredeyse bütün ilçeleri hayvancılık için çok uygun ama geçen yıl saman ithal etmiştik hatırlarsanız. Canlı et ucuz, yem pahalı, büyük mera ıslahı ve yatırım yok. Dededen kalma yöntemle bu kadar oluyor, nüfus artıyor ama aksine geriliyor hayvancılık. Çubuk’ta yapımına başlanan Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi büyük bir açılım ve örnek bir yatırım olacaktı, o da bitemedi bir türlü. Hayvancılık için de değerlendirememiş olduk araziyi.

Bakanlar, müjdeyi verdi
Sanayi yatırımlarındaki aksaklıklara sık sık değiniyoruz. Meslek okulları ve üniversitelerle olan gecikmiş ilişkilerinin önemine de. Bu konuyu kısa geçeceğiz çünkü haberi gelen yeni yatırımlar, daha çok tarıma ve dolayısıyla hayvancılığa katkısı olacak yatırımlar. 29 Ağustos’ta, Ihlamur Vadisi, Ankara Çayı 3. ve 4. Kısımların Islahı ile Çubuk Çayı Islahı Projeleri’nin temel atma töreninde geldi müjde. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu beraber açıkladılar; 219 milyon(trilyon) lira harcayıp, 33 baraj, gölet ve sulama tesisi yapılacak. Bunların içine de 122 milyon daha harcayıp, 16 tesis yapılacak. Tam istediğimiz gibi! Temel filizlerinde kalmadığı sürece tabii.

En acil ihtiyaçtı
Bütün çevre ilçeleri dolaşırken tarım ve hayvancılık açısından duyduğumuz en acil ihtiyaç, baraj, gölet ve sulama kanallarıydı. Hatta Gölbaşı, Çubuk, Akyurt, Kazan gibi merkez sayılacak ilçeler bile uzak ilçelerden farksızdı sulama denince. Üstelik 2 yıldır seracılığı keşfetmeye başladı Ankara ilçeleri; daha da ileriyi planlamak lazım belki. Topu topu 3-4 çiftçinin ektiği, tarladan doğruca İstanbul’a giden özgün Ayaş domatesini, hepimiz bolca yiyebilir, kaybolmaya yüz tutmuş yuva kavununu, yeniden tezgahlarda görebiliriz böylece. Dışarıdan tahıl, bakliyat, sebze almamıza gerek kalmaz. Mazot ve ilaç fiyatları da makul bir seviyeye çekilirse beklemekten bereketlenmiş toprakları, doyasıya işleyebiliriz. Aşık Veysel söylemiş;

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi,
Yemek verdi ekmek verdi et verdi,
Kazma ile dövmeyince kıt verdi,
Benim sadık yarim kara topraktır.

Yarmayınca, işlemeyince toprak ne yapsın?

Bu yatırımlardan istiyoruz işte biz. Sanayide de yol, elektrik ve su yatırımları istiyoruz. 10 adımda bir büyük alışveriş merkezi, devasa lüks konutlar kadar üretime de yatırım istiyoruz. ‘Memur kenti’ yaftasını boynumuzdan çıkarmak, her şeyiyle bir kent ve başkent olmak, ülkeye yakışmak istiyoruz.

1 Eylül 2012 Cumartesi

BESİCİLER İÇİN AĞIR KARAR


31.08.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi



Ankara’da, en yoğun besi hayvancılığı Çubuk ve Akyurt ilçelerinde yapılıyor. Bu ilçelerdeki sadece besi sığırı sayısı, 50 bini geçiyor. Bir de ruhsatlı izinli tavukçuluk işletmeleri var. Et ihtiyaç, nüfus çoksa kalabalık hayvan sürüleri beslemek gerekiyor.

Eh hayvan varsa gübre var. Gübre değerli ama her değerli şey gibi bir de bedeli var; koku. Sürüler kalabalıklaştıkça yoğunlaşan kokuyla hele bir de sıcaksa hava, bunalmış zihin, bulanıyor. Koku, ruhhalini etkileyen bir şey, dayanma sınırı aşılınca isyana sürüklüyor, “Yetti canıma, gösterin bunu yapan o ineği bana” dedirtiyor!

Oysa ineğin suçu ne, besleyenin suçu ne? Merası, havaalanı olduysa inek ne yapsın? Araziye yayılmak varken tavuklar mı istedi sıkış tepiş, ağır koku saçan bir kümese tıkılmayı. Zor bela, kıt kanaat çabalayan besici, işletmeci, kendi sofrası için önce bizimkini kurmaya çalışıyor. Sofra, bu ağır kokular içinden kuruluyor. Bize ağır gelen kokuyu duymuyor, miski amber geliyor belki onlara.

Geçen hafta Ankara Valiliği, Esenboğa Havalimanı çevresinde hayvancılık, besicilik faaliyeti gösteren ve kötü koku yayan işletme ve çiftliklerin Çubuk ve Akyurt belediyelerince derhal kapatılması talimatını verdi. Belediyeler bir yandan İl Çevre ve Orman Müdürlüğü öbür yandan, durmadan ceza kesiyorlardı buralara. Ödemesi zor cezalar… Ekmek teknesini yürütmek için,  cezalara sessiz kaldılar. Ancak süre verilince iş büyüdü. İşporta tezgahı değil ki tesislerden, onbinlerce hayvandan sözediyoruz. Kaldırıp, depoya da saklanmaz. Derken verilen 15 günlük sürenin, bir haftası gitti.

Bugünün sorunu değil, özellikle yazın hep kokuyordu Esenboğa.  Çünkü hayvancılık, Esenboğa Havaalanı’ndan önce de vardı.  Yörenin, doğal gelir kaynağıydı, yeni çıkmadı ki.

Çubuk, Akyurt besicileri ve işletmecileri gibi, sabır ve merakla Çubuk’ta inşa edilmeye başlanan Organize Hayvancılık İhtisas ve Sanayi Bölgesi’nin bitiş müjdesini bekliyorduk. Çağdaş, yüksek teknolojili, meslek okulu içinde, dünyada ilk  olacaktı. Başarılı olursa değil Türkiye’ye, dünyaya örnek olacaktı. Ne umduk ne bulduk. Bölgeden parasını ödeyip, yer alan besiciler ve işletmeciler, bölge kurulana kadar kendi çaresiyle baş başa bırakıldı.

Bu arada bendeniz, bölgede çiftçilere destek vermeye giden  CHP milletvekillerinin, “Hiç olmazsa Kurban Bayramı’na kadar izin verin” talebine de katılamıyorum. Organize sanayi bölgesi bitmeden, kimse yerinden olmamalı. Kısa süre içinde ‘kentsel dönüşüm’ diye siteler, mahalleler inşa edildi, bu bölgeyi mi yapmak zordu? Biz, nasıl 15 yıl sesimiz duyulmadan metroyu beklediysek organize sanayi bölgesi bitene kadar da herkes katlanacak o kokuya. Valiliğin ya da hükümetin talimatı, tam aksine “Organize Hayvancılık İhtisas ve Sanayi Bölgesi, 6 ay içinde ya bitecek ya da bitecek” diye çıkmalıydı. Bu talimatın içinde, çözüm var çünkü. Diğeri, besiciler için de hepimiz  için de ağır bir karardır.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan

‘Tarihi Ders 90’lık’ başlıklı yazımızda, Zafer Bayramı dolayısıyla sitemimiz olmuştu. 26 Ağustos’ta  Afyonkarahisar’ın Çakırözü Köyü’nden başlayan Zafer Yürüyüşü’ne Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun öncülük etmesine değinmiş, ‘Orman ve Su İşleri’ ne alaka?” diye sormuştuk. Bakan’ı ve Bakanlığı, eleştiri dışı tutarak devlet ve meclisteki partiler katında, zayıf katılıma dikkat çekmeye çalışmıştık.

Bakanlıktan, düşüncenin özüne değil ama eksik bıraktığım kısma katkı geldi: Birincisi; Bakan Veysel Eroğlu, Afyon Milletvekili’ydi, biliyordum. İkincisi; Zafer Yürüyüşü’nün yapıldığı bölge, bakanlık yetki alanında milli parktı, onu da biliyordum. O park ve bölge için iyileştirme çalışmaları, düzenli olarak sürüyormuş, bilmiyordum. Özünde mutabık kaldığımız, bildiğimi eksik bıraktığım yazımı tamamlayan nazik katkıya teşekkür ediyorum.

14 Temmuz 2012 Cumartesi

TARIM VE HAYVANCILIK UFKUMUZ

13.07.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Türkiye’de tarım ve hayvancılığın 1980’lerde kaymaya başlayan ipi, 2001 ekonomik krizinden sonra iyice çıktı elimizden. Üretim, günden güne düştü, dışarıya bağımlı bir ülke haline geldik. Ekilebilir arazilerimiz küçülüyor, hayvanlarımız azaldığı gibi para etmiyor. Canlı hayvan ucuz ama et pahalı, süt pahalı. Buğday ucuz, ekmek pahalı. Nedeni bilinmiyor herhalde, bilinse önlem alınırdı. Tarlalar daralmaya, hayvanlar, sürüyle meralardan çekilmeye devam ediyor.

Gerileyen hayvancılık ve tarım
1980’de 50 milyon koyunumuz varken 2012’de 22 milyona, 16 milyon sığırımız varken 11 milyona düşmüş. 3 keçiden ikisi kayıp. Sokaklar, meralar, Avustralya’nın, kamyonlardan atlayan kafayı yemiş Angus sığırlarına kaldı.

2001 krizinden önce ekili alanlar 24 milyon hektar iken 2010 yılında 3 milyon eksilip, 21 milyon hektara gerilemiş. Tarlalar, 18 milyondan 16 milyon hektara. Bu arada 1980 yılında 44 buçuk milyonluk nüfusumuz, 2010 yılında 74 milyona dayanmış. Yani tarım alanları daralıp, hayvan üretimi hızla  düşerken nüfus, aksine, yaklaşık 2 katına çıkmış. 2023’te 82 buçuk, 2050’de 94 buçuk milyon olacağımız hesaplanıyor.

Nüfus artıp, üretim düşerse
Nüfus artıp, üretim düşünce ne olmuş? Örneğin tarımda bugün, 4 milyar 750 milyon dolarlık ürün satıyor ancak 8 milyar 200 milyon dolarlık ürün alıyoruz dışarıdan. Yaklaşık 3 buçuk milyar dolar zarardayız. Bu kadar dolar, 6 buçuk milyar lira, eski parayla 6 buçuk katrilyon demek. Oysa 2001 yılındaki verilere göre 4 liralık satıyor, 3 liralık alıyor, 1 lira kar ediyormuşuz. Bir de çiftçiye, ekmediği tarla için, dönüm başı para veriyor mu Dünya Bankası? Özetle; böyle devam edersek paramızla da aç kalırız.

Bir teklif, bir proje, bir uygulama
Ordulu Kadir Sevim’in, Ankara’nın göbeğinde göçen çukurda boğulduğu günlerdi. CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, aynı günlerde, Polatlı Tarımı Geliştirme ve Organik Tarım Uygulama Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Teklifi verdi. Yeni göçüğümüzün şaşkınlığıyla teklife ve tarımdaki göçüğümüze  değinemedik. Bu teklifin bir benzeri, 2 ay önce Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Ahmet Çolak hoca tarafından yapılmıştı. O da ‘Agropark’ yani tarım teknoparkı kurmayı öneriyordu Ankara’ya. Üstelik projeleri hazırdı ne var ki uygulayacak mali kaynak bulamıyorlardı.

Hayvancılıkta ise o adım atıldı; Ankara Valisi Alaaddin Yüksel’in başlattığı Çubuk Hayvancılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi inşaatı devam ediyor. 255 hektarlık alanda, 18 bin hayvanın barınacağı 99 ahırlık, mezbahası, yem fabrikası, hayvan karantina merkezi, hayvan hastanesi ve et entegre tesislerinin içinde bulunduğu bir bölge kuruluyor. Türkiye’de bir ilk. Bir de içinde, alanında yine ilk olan Hayvancılık Meslek Okulu açılacak.

Masal bitti, masamızı seçeceğiz
Aylin Nazlıaka hanımefendinin kanun teklifi, Ahmet Çolak hocanın tarım teknoparkı, Alaaddin Yüksel’in Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi, geleceğimiz için çok önemli. “Dünya küresel bir köy” masalı bitti. “Nerede ucuzsa oradan al” ekonomisi bitti. Küreselleşme efsanesi, 11 Eylül 2001’de çöken İkiz Kuleler’le beraber çöktü. Başınızın çaresine bakacaksınız.

Rantçıların ve dışarıdan alıp, içeride satan komisyoncuların dönemi değil yarın. Yaşamayacak onlar. Gerçek ihtiyaçlara yönelen yatırım ve üretim kazanacak. Dışarıya savurmayın, kendi midenize, projelerinize yatırarak değerlendirin sermayenizi. 50 ya da 100 yıl sonra oturacağımız masayı, bu ayrımı fark eden yöneticiler ve yatırımcılar belirleyecek,  rantçılar ve komisyoncular değil.

Söz sahibi mi olacağız, söyleneni mi yapacağız? Oturacağımız  masayı, karnımızın tokluğu belirleyecek.

8 Şubat 2012 Çarşamba

SAĞLIKSIZ MI ŞİŞMANLIYOR ANKARA?


07.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Türkçesi varken ‘obez’ diyorlar. Sağlık Bakanımız Recep  Akdağ, ‘şişko’yu tercih etmişti. Bugünkü konumuza, ‘şişman’ daha yakışacak. ‘Şişko’ biraz sevimli gelebilir, ‘şişman’ deyip, aradaki mesafeyi koruma arzusundayım. Bu kadar çok şişko, şişman diyerek ülkenin 3’te 1’ini karşıma almış olduğumu da bilmenizi isterim!

İrileşiyoruz ama sağlıklı değil. Yavaş ve zor hareket eden,  birkaç adımda nefes nefese kalan kof bir irileşme, kentlerimize de bulaştı artık. Bazı kentlerimiz irileşiyor, irileştikçe yanlış beslenmeye devam ediyor, ettikçe daha da yağlanıyor. İlk rahatsızlık halinde, bütün kofluklarıyla  günlük yaşamımızın üzerine yığılıp, kalıyorlar. “Kalıbının kenti değilmiş” diye hayıflanıyoruz.

Şişman İstanbul
Geçen yazımızda, şişman İstanbul’un, ne hale geldiğine değinmiştik. Bir günlük yoğun kar yağışıyla zincirleme aksaklıklar, ardı ardına vurdu kenti. Toplu taşıma, doğalgaz ve elektrik altyapısı, kentin vücudunu taşımadı. Yan illere yansıdı etkisi. Bir kentin altyapısını, bağışıklık sistemine benzetebiliriz. Güçlüyse yaşamın üzerine böyle yığılmaz. İri ama bağışıklığı zayıf, bir şişman kentmiş İstanbul.

Şişmanlığa meyilli Ankara
Gelelim Ankaramız’a: İstanbul kadar olmasa da düzenli kilo alıyor, yağlanıyor başkent. Şişmanlamaya meyilli ikinci kent Türkiye’de. Polatlı ilçemiz kadar nüfus eklendiğini öğrendik son sayımda. Ancak şişmanlığı taşımaya ne altyapısı ne de iş alanlarıyla yeterince hazırlıklı olmadığını söyleyebiliriz.  Şişmanlığı teşvik edecek yatırımlarsa alabildiğine, hızla ilerliyor. Aslında sağlıklı gelişme için ne yapmalıydık?

Öncelikle kentiçi, yurtiçi ve yurtdışı ulaşım ağlarımızı tamamlamak zorundayız. Alınacak en acil önlem ulaşım. İkincisi; tarım ve hayvancılık yatırımlarımız. Gelecek, hızla kalabalıklaşan dünya nüfusunun boğazından geçecek. Üçüncüsü; bilişim atılımları. Bugün varolan pek çok meslek 10 yıl sonra olmayacak ama bilişim, geleceğin mesleklerini barındırıyor içinde. Dördüncüsü; turizm yatırımları. Ankara’nın en bakir ve gelecek vadeden gelişme kaynağı; kent ekonomisine taze kan. Eğitim ve sağlık alanında iyi bir altyapımız var, ciddi desteklerle dünya markası olmaya her zaman adayız.

Ortak akıl
Demekle olmuyor tabii. Kişilerin çabalarıyla da altından kalkılacak iş değil. Bu, ortak bir aklı, ortak bir çabayı gerektiren devasa bir yapılanma planı. Sanayicisi, tüccarı, yerel yönetimleri ve vekilleriyle devleti ikna edecek gücü olmalı, lobisi olmalı Ankara’nın. Yok çünkü… Bir düzen içinde  yönlendirilmeli yatırımlar.

2 hafta önce Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, “Herkesin ayrı telden çalması kabul edilemez, takım oyunu şart” diye yinelemek zorunda kaldı. Ankara sanayisinin, bu çağrıya kulak verdiğini gösteren buluşmalar iyice sıklaştı bu aralar. Hatta kent ve ülke dışından ziyaretçileri var sanayicilerimizin. Ancak gerisi, henüz dinlemede. Valiyi duymayan bizi mi duyacak?

Reçete önümüzde
Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç, gelmek üzere olan bir ‘teknoloji tufanı’ndan bahsetmiş, “Tufan gelince borsada kayıtlı şirketlerin en az yüzde 99’unun, Amerikan borsasındaki şirketlerin en az yüzde 80’inin kapanması bekleniyor” demişti. 5 gün önce Boğaziçi Üniversitesi’nde, TedxReset Konferansı’nın katılımcılarından Thomas Frey, “2022’de 1 milyar, 2030’da 2 milyar iş yokolacak” dedi ve “yeni işler yaratılması, insanların eğitilmesi gerekecek” diye ekledi. ‘Ortak akıl’ çağrısı, belki de 10 yıl gecikmiş bir çağrı ve hala dinleyenler ve hiç dinlemeyenler var.

Altyapıyı bağışıklık sistemine benzetmiştim ya, yağ hücrelerini de ‘rant’a benzetiyorum. Kof şişmanlığın tedavisi, sağlıklı irileşmenin reçetesi, önümüzde duruyor. Kof şişmanlara özenmeyeceğiz, önümüze bakacağız sadece.

10 Eylül 2011 Cumartesi

BİR ÇILGINLIK TA TARIMDA YAPSAK?


09.09.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

10 tonun üzerinde satış bekliyordu Akkuzulular. Çubuk’un mahallesi Akkuzulu. Organik sebzecilikte iddialılar. Akkuzulu Kalkındırma, Yaşatma, Dayanışma ve Kültür Derneği’nin öncülüğünde bu yıl, 2’inci Geleneksel Domates Şenliği’ni düzenlediler. 10 ton beklerken 40 tona yakın sebze satıldı bir günde. Ankara havaları eşliğinde şenlik meydanını, Akkuzulular şenlendirmesin de kim şenlendirsin!

Kent ve Tarım Projesi
Çankaya Belediyesi’nin, ‘Kent ve Tarım Projesi’ hazırlığı var. Göç dolayısıyla üretemez hale gelen 7 köyümüze, ekonomik etkinliğini yeniden kazandırmayı planlıyorlar. Ankara Üniversitesi’nin, Ziraat ve Veterinerlik Fakülteleri’yle beraber üretimden pazarlamaya, ağaçlandırmadan sosyal olanaklara kadar baştan aşağı tasarlanan bir proje. Atıl topraklarımız bel görecek, göç tersine dönecek. Akkuzulular gibi, o köy meydanlarında da Ankara havalarına el çırpacağız inşallah.

Eksiğimiz
Ankara için hepimizi heyecanlandıran ‘çılgın projeler’ açıklandı biliyorsunuz. Seçim rüzgarı dinip, ortalık sessizleşince  projeleri, yeniden değerlendirmeye zaman oldu. Çılgın ama betonla asfalt muhteviyatı ağır basan projelermiş. Eksik var. Tarıma ya da hayvancılığa ilişkin çılgınlığımız eksik. Bir gelişme göstergesi saydığımız beton ve asfalt tüketiminden daha önemli bir gelişmişlik göstergemizi gözardı ediyoruz. Karnımızı doyuracak, onu da sağlıklı besinlerle becerecek kudretimiz zayıflıyor.

Diğerlerinin neyi eksik?
Akkuzulu, domatesi, biberi, salatalığı ve taze fasulyesiyle organik tarımın zorluğuna katlanıyor ama verdiği güvenle sattığı ürünlerin keyfini, festivallerinde sürüyor. Ankara’nın, diğer ilçelerinin, beldelerinin, köylerinin neyi eksik? Niye özendirmiyor, yol göstermiyor, desteklemiyoruz? Niye göçtükleri kentte, niteliksiz işgücü olarak sürünmelerine göz yumuyoruz? Çiftçilik ve hayvancılık, az bir meslek midir, kentlere sürüp, erbabını telef ediyoruz?

Tohum ve aykırı üretim
Bir de tohum konusu var. Tarım organik bile olsa tohumun kaynağı önemli. Doğası bozulmuş ama verimi artırılmış tohumlar alıyoruz dışarıdan. Bir kez ekebiliyoruz bu tohumları. Ayarını yapmışlar, ertesi yıl verimi yüksek tohumları, kısır olduğu için ekemiyor, yine dışarıdan almak zorunda kalıyoruz. Yani Ankara’nın, kendine has üzümünü, armudunu, vişnesini, kayısısını, elmasını, domatesini, yuva kavununu, arpasını, buğdayını, Ankara’da yaşayıp, yiyemiyoruz. Ağız tadına düşkünlükten çok, doğaya aykırı üretim yozlaşmasına anlam veremiyoruz. Ankara’nın toprağı, kendisine uymayan bir şeyler üretiyor.

Güç doğayla barışmakta
Dünyanın çok bilmişlerinin ağzından düşmeyen iki laf: “Gıda fiyatları daha da artacak. Gıda, yeni savaşların nedeni olacak”. A be adam, madem açlara hayrı dokunmayacaktı, niye oynadın o zaman gıdanın doğasıyla? Doğanın şakası olur mu?

Demek ki önümüzdeki dünyada güç, halkını, sağlıklı ve ucuz besinlerle besleyebilen ülkelerin olacak. Toprağına aykırı şeyler üretmeyen ülkelerde. Grip gibi yaygınlaşmış kanser vakaları olmayan ülkelerde. Doğayla uyumu kavramış, toplumu sağlıklı ülkelerde.

Ah Akkuzulular, şenliğinizle aklımızdan neler geçirdiniz! Doğayla barışık tavrınızla ne güzel örnek oldunuz. Onu diyoruz ya efendim, eğer doğaya dönüş artık bir çılgınlıksa niye bir çılgınlık ta tarımda yapıp, sorun derinleşmeden özümüzle barışmıyoruz?