başbakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başbakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2018 Salı

BÜYÜKŞEHİR’İN KİREÇLENME DERDİ


17.04.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Aday da olsa emanetçi de, şimdi de seçimden sonra da hangi partiden olsa fark etmez, gelecek başkanın Allah yardımcısı olsun. Başkenti 2019 yerel seçimlerine yetiştirmekse mevcut koşullar içinde imkansız gibi bir şey..” demiştik 31 Ekim 2017’de. 23 buçuk yıllık Belediye Başkanımız Melih Gökçek’in istifasının 3 gün sonrasıydı.

Devam etmiştik: “..Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturacak başkan ya da başkanları, öncelikle kemikleşmiş ilişkiler ağı bekliyor. Fosilleşmiş kadrolar dışında kamu kurumlarının içinde olmaması gereken ilişkiler, yüksek bir duvar gibi daha giriş kapısında dikilecek yeni başkanın karşısına..” Tahminimizden hızlı görevden almalara karşın kalanların, eski düzen alışkanlıklarından vazgeçemediğini anlıyoruz.

Üstlerine rağmen
Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın defalarca uyarmasına, yeni Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Tuna’nın “Emsal öldü” demesine karşın alışkanlık işte, partilisi Belediye Meclisi üyeleri, imar planlarında emsal düşürülmesine karşı çıktı. Hatta İmar Komisyonu üye seçimlerinde bir de emsal düşürülmesine karşı olan sürpriz aday çıktı ve Tuna’ya nispet yaparcasına komisyona seçildi.
Güzel mi bu şehir? (Foto: Ahmet Soyak)
Kişilere yönelik ranta izin vermeyeceğiz” diyen yeni Başkan Tuna, eski alışkanlıklarından vazgeçemeyen kadroyla karşı karşıyaydı. ‘Fosilleşmiş kadrolar’ın ‘kemikleşmiş ilişkiler ağı’nı bu biçimde beyan etmesi, demek istediğimize de iyi bir örnek oluşturdu. Başkent, uzun zamandır bu kireçlenmiş eklemleri nedeniyle hareket edemiyordu zaten. Üstlerinin sözü, uyarısı da kar etmiyordu hareketlenmeye.

Başlarken biten şehirler
Emsal nedir? İnşaatına başlanacak yapıların kesin sınır ve kat sayılarını belirleyen değerdir. Bu değerleri, şehrin durumuna ve şehircilik ilkelerine göre belediye belirler. Arazi durumu, yaşam alanları, altyapı, trafik, ulaşım gibi koşullar düşünülür. Diyelim şehircilik açısından 5 katlı 10 daireli bir apartman yapılması uygun görülen yere, emsali arttırarak 20 katlı 80 daireli bir apartman yaparsanız, yapan çok kazanır ama Çukurambar’da olduğu gibi şehircilik açısından çözümsüz sorunlar yaratarak o bölgeyi bitirirsiniz.
Emsali kontrolden çıkmış Çukurambar
Nitekim Ocak ayı ortasında Mustafa Tuna, “..Bu Çukurambar bölgesindeki binalar, Allah rahmet eylesin. Öldüler, ölecekler. Trafik probleminden. Yol yok, çok yoğun. Çok kötü, çok yüksek binalar var.. Hala devam eden inşaatlar var. Sıkıntıyı oradaki vatandaşlara sorun. Çukurambar da öldü, emsal de öldü..” demişti. İşte emsalleri arttırarak, Ankara’nın dört bir yanında Çukurambarlar yaratmaya devam eder, yaşanmaz bir şehri kendi ellerimizle yaratmış oluruz. Öyle de yapıyoruz nitekim.
İçinden Çukurambar..

Seçime yetişmesi zor
Maalesef kötü bir alışkanlık oluşmuş ve biz, İmar Komisyonu’na asli işini anlatmak zorunda kalıyoruz. Üstlerine rağmen bazı üyeleri, direnç gösteriyor alışkanlığından vazgeçmemek için.

Toplu taşımacılıkta, altyapıda, turistik bölgelerde olduğu gibi, başka kireçlenmiş konu ve birimleri de var Büyükşehir Belediyemiz’in. Yukarıdan sirayet etmiş, aşağıyı da kilitlemiş bir kireçlenme. İmar Komisyonu seçimindeki cesarete bakılırsa Mart 2019 Yerel Seçimleri’ne kadar bu kireçlenmenin ne kadarının çözülebileceğini kestirmek biraz zor.

1 Şubat 2017 Çarşamba

DİKEY YAPILAŞMA MI YATAY YAPILAŞMA MI?



31.01.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi


Mustafa Kemal de sözünü geçirememiş arazi ve emlak rantçılarına. Delik deşik edilmiş güzelim yaşanılası şehrin planları. Değişen bir şey yok, daha beterini yaşıyoruz, iyice zemberek boşaldı. Bütün şehircilik ilkelerini altüst ediyor, evler yığını, arapsaçı yollar ağı içinde yaşıyor, toplu taşıma fakiri trafikte tavuklar gibi arabaların önünden kaçışıyoruz. İnsan doğası ve toplumsal dokuya aykırı bir yaşam tarzına zorlanıyor, geleneği göreneği de kaybediyoruz yüce rant ilahının gönlü hoş olsun diye.

İşyerleri yüksektir
Dünyanın gökdelenli ülkelerine bir baksanız, ya arazisi yoktur Japonya’da Hong-Kong da olduğu gibi ya da nüfus çoktur Çin’de olduğu gibi. Ya da bazı ülkelerin gösteriş aracıdır; zenginlik ve teknoloji gösterisidir gökdelenler, kütlesel yapılar. Gelişmiş ülkelerde gökdelenlerin konut olarak kullanılmasını, New York gibi küreselci politikanın temsilcisi şehirlerde görürsünüz. Akıllı gelişmiş ülkeler, işyerlerini yüksek yapar ama konutları az katlıdır. Hatta vatandaşı, şehir çevresinde müstakil evlere yönlendirir mümkünse. Yaşam alanlarını, yeşil kuşakları gökdelene boğmazlar.

İnsan, doğayla vardır. Doğadan kopan insanın, insanlığı tartışılır. İnsan, insan gibi davranamayabilir özünden koparılınca. Öyle de oluyor zaten.
Büyük şairimiz Ahmet Muhip Dıranas’ın, Gavur Mahallesi’nden Atpazarı’na çıkarken esnafla sohbetini hatırlatmıştık 6 yıl önce. İkinci Dünya Savaşı sonrası, pazarın bereketi yok, esnafın şikayetine isyan etmiş, “Buhran. Her zaman her yerde bunu duyuyoruz. İnsanlar zehirli gazdan, 42’lik mermiden ve koleradan daha çok buhrandan korkuyorlar. Yeryüzünde, Allahı ‘buhran’ olan yeni bir din kuruldu. Ne İsa’nın ne Muhammed’in Allahı bununla baş edemiyor” demişti 1949 yılında Zafer Gazetesi’ndeki köşesinde.

Bir küçük değişiklik yapacağız ustanın cümlelerinde; “Yeryüzünde, Allahı ‘para’ olan yeni bir din kuruldu. Ne İsa’nın ne Muhammed’in Allahı bununla baş edemiyor.”

İnsan maddeye indirgeniyor
İnsanın yaşayamayacağı, insanlıktan çıkacağı şehri, ne için kuruyorsunuz o zaman? 2 bin 500 yıl önce Frigler’in, 2 bin yıl önce Romalılar’ın kurduğu Ankara, daha düzenli, yaşanılır bir şehirdi. Rant baskısı yine vardı ama 60-70 yıl öncesine kadar hala düzenli bir şehirdi başkent.

Şehir niye yaşanılmaz hale getirilir? İnsanın insanlığını bozmak için mi? Toprağa dokunamayan çocuklar yetiştirip, onu robotlaştırıp, maddeye indirgemek için mi?
Bu toplumun en önemli yapıştırıcılarındandı mahalle kültürü, şehirleri geçtik, ilçelerde bitiyor artık. Karşı komşumuzu, istesek de tanıyamayacağımız kadar yüksek binalara, gökdelenlere tıkılıyoruz. Küçük çaplı bir ilçe yaşıyor binada, hangi birini tanıyacaksınız. Baş edilemez kalabalığa, duyarsızlaşıyor sinirler. Mahallenin akrabalaşmış esnafı gidiyor, adını sorma gereği duymadığınız barkod okutan robotsu kasiyerleri geliyor toptancı zincir marketlerin. Eh, gökdelen de bir nevi insan toptancılığı...

Konu daha derin
Niye? Birkaç kişinin kazanç hırsı aşkına... Birkaç kişinin kazanç hırsı aşkına mı acaba sadece? İnsan doğasının, toplum dokusunun genetik yapısı, bu kadarcık bir şey için mi değiştiriliyor? Arazi sorunu olmayan bir şehrin ortasına konut niyetine gökdelen dikiliyorsa aslında bu, kazanç hırsını da aşan bir siyaseti işaret ediyor belki de; kalabalığın içinde zayıflatma ve yalnızlaştırma siyaseti.

27 Ocak’ta, bazı odaların ve çoğu uzman akademisyenin davet edilmediği biraz tartışmalı ‘Şehircilik Şurası’ başladı. Olsun, tartışmalı olsun; sessizlikten iyidir. Bu Şura’nın açılışında Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı konuştu. 4 yıldır konuşuyorlar ama ne Cumhurbaşkanı ne Başbakan ne Bakan dinleyen, ne de devlet tanıyan bir yaklaşıma sesleniyorlar. Siyaset ya da konu diyelim, dikey ya da yatay yapılaşmadan çok daha derin yani.

Ne demişlerdi:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Nisan 2013 - İstanbul):  “..Bizim metropollerimiz (büyükşehir) vardı ama o metropoller beceriksiz ve estetik dünyası olmayan, estetik ruhu olmayan ellerde adeta nekropole, yani ölü şehirlere dönüştü. Eskiden yeşilin içine, yeşille uyumlu yapılar inşa edilirken şimdi artık saksılarda çiçekler yetiştiriliyor.. Şuradan daha fazla rant elde edelim. Onun için emsali 1,5 değil, 3'e çıkaralım! Allah aşkına bu mantıktan vazgeçin.. Fevkalade bir hal olmadıkça bu tür yapılanmalarda gökdelenler dikilmemeli. ..insanoğlu toprağa yakın yaşamalı. Biz, çocuklarımızın rahat rahat inip çıkabileceği konutlar inşa etmeliyiz..”

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan (Eylül 2014): “..İmar mevzuatındaki problemler nedeniyle Türkiye’de dikey yapılaşma arttı. 2-3 katlı yapılara izin verilen bir bölgede, çok katlı binalara izin veriliyor.. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız’ın rol tanımının yeniden yapılması gerekiyor. Bakanlığın kendisine, düzenleme ve ülke genelinde harmonizasyonu sağlamak gibi bir misyon biçmesi gerekiyor.."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Ekim 2014 – Ankara belediye başkanlarının ziyaretinde): “..Şehirlerin geneline, dikey yapıların hakim olmaması lazım..

9 Ocak 2017 Pazartesi

KEÇİÖREN METROSU ÇARE OLACAK MI?



06.01.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Ne kadar ama ne kadar gecikti metrolarımız. 28 Aralık 1997’de açılan ana hattan sonra Sincan-Çayyolu 17 yıl gecikti, nihayet 5 Ocak 2017’de açılan Keçiören hattı 19 yıl. 38 buçuktu, Keçiören’le 67 buçuk kilometreye çıktı başkentin metro hatları. 400 kilometrelik Londra Metrosu, yaklaşık 150 yıl önce açılmıştı.

Yılda 15 milyon yolcu taşıyan Sincan-Kayaş arasındaki Başkentray Projesi’nin inşaatı devam ediyor. 21 Mart 2016’da sözleşmesi imzalanan hatta 14 ay süre biçilmişti, bu yılın Haziran-Temmuz’u gibi açılmasını bekliyoruz. Yolcu kapasitesini, yıllık 60 milyona çıkaracak. Çubuk-Havaalanı’ndan 27 kilometrelik ve Atatürk Kültür Merkezi’nden Kızılay’a 3 buçuk kilometrelik yeni hatların da sözünü vermişti Başbakan Binali Yıldırım.


Merkezi aştı talepler
Ama şehir, sürekli yayılan bir yağ lekesi gibi plansız ve düzensiz genişlemeye devam ediyor ve bu projelerin, başlamayanları bile çoktan ihtiyacın gerisinde kaldı. Hatta başkentin içinde kopuk kopuk raylı ulaşım hatlarını birleştirememişken şimdi çevre ilçelerden merkeze raylı ulaşım talepleri gelmeye başladı.

Örneğin Ayaş-Beypazarı-Nallıhan güzergahında... Örneğin yakında ciddi bir yatırım ve sanayi merkezi haline dönüşecek olan Kazan’da karayolu, yükü taşıyamayacak. Akyurt’u, belki bir tramvayla havaalanı metro hattına bağlamak gerekecek. Elmadağ-Ankara arasında, Temelli-Malıköy sanayi bölgesi ile Sincan ve Çayyolu arasında ciddi bir ihtiyaç doğacak. Çünkü yol yaptıkça trafik sorunu çözülemedi, ileride hiç çözülemez hale gelecek bu bölgelerde planlanan yatırımlar ve nüfus yoğunluğu arttıkça.

Var mı var metrosu
Türkiye’nin başkenti olduğu kadar yolların kesiştiği bir kavşak kenti olan Ankara, tam bir ray fakiri. Yüksek Hızlı Tren hatları ve yeni raylı ulaşım hatları birleştikçe biz dışarıya dışarı bize açılıyor ama içeride, bir semtten bir semte, Konya’ya ya da Eskişehir’e gitmek kadar zaman harcıyoruz.

Aktarmalarda kaybedilen zamanla kalmıyor, 200 bin civarında üniversite ve 300 bin civarındaki orta öğretim öğrencisinin cüzdanına da dokunuyor konu. Örneğin Sincan-Çayyolu hatları açıldıktan sonra ODTÜ, Hacettepe, Bilkent gibi üniversitelerde okuyan öğrenciler, hem zamandan hem paradan kaybeder oldu. E olmamış demek ki; raylı ulaşım, kente uyarlanamamış. Olsa metro varken Batıkent-Eskişehir yolu arasına otobüs seferi koymak zorunda kalınmazdı. Bizim metro, ‘Var mı var metrosu’ oldu bir nevi.

Merak ediyoruz
Bu arada 1997’den bu yana başkent nüfusu 1 milyon 500 bin kişi arttı. Şehir plancıları, mimarlar, biz gazeteciler, Keçiörenliler’den çok merak ediyoruz açılan metro hattının trafikte yaratacağı etkiyi. Acil bir ihtiyaçtı, zamanla artan nüfus, kent genelinde bir ayrıntıya dönüştürdü Keçiören hattını. Her ilçe merkezinin birbirine raylı ulaşım hatlarıyla bağlanma ihtiyacı, artık Keçiören kadar önemli hale geldi.

Belediye yapamadı, 19 yıl geciktik, hükümet el attı başkentin raylı ulaşım sistemlerine. Sözleri, bizzat Başbakan’ın kendisi veriyor. Türkiye’nin başkentidir, belki de çoktan devletin el atması gerekirdi başkentin hem şehirleşme hem ulaşım ihtiyaçlarına. Başkent, yüksek teknolojili sanayileşmenin merkezi olması düşünülen şehirdir aynı zamanda.

İstanbul’a dönüşecek
Başkent Ankara’nın Ulaşım Ana Planı yok, 2007’de hazırlanan ‘2023 Ankara Nazım İmar Planı’ da bizzat planı onaylayan Belediye Meclisi tarafından deliniyor o günden beri. Keçiören Metrosu’nu küçümsemiyoruz; başkentin bu çok hızlı ve plansız gelişmesi nasıl Keçiören’i ayrıntıya dönüştürdüyse kontrolsüz gelişme ve plansızlık da çok yakında İstanbul’a dönüştürecek, ondan korkuyoruz.

Bu kaygılarla metro hattının, Keçiörenliler’e ve Ankara’ya hayırlı olmasını, devamının gecikmeden gelmesini diliyoruz.