müteahhit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müteahhit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2014 Çarşamba

İPOTEKLİ TÜRKİYE (Söyleşi)

09.09.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Türkiye’nin her yanında, her türden büyük projeler yanı sıra kentsel dönüşümün de katkısıyla inşaat sektörü yoğun bir dönem geçiriyor. Bu durum, değişik sektörden yatırımcıları da etkileyerek bu alana girmeye yöneltiyor. Ancak özellikle sanayicilerin müteahhitliğe soyunması, sanayi üretiminin ikinci plana atılması bazen de fabrikaların kapanması anlamına geliyor. Geçtiğimiz hafta Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da "İnşaatı bırak, sanayiye bak" biçiminde özetleyebileceğimiz ifadeler kullandı. Türkiye, şimdi böyle bir tehlikeyle karşı karşıya. Uluslararası Emlak Uzmanları Başkanlığı da yapmış emlakçıların duayeni Salim Taşçı, inşaat sektörü ve konut üretimindeki son durumu Ali İnandım’a değerlendirdi.

“25 büyük ilde 3 milyon konut fazlası var”

Ali İnandım- İhtiyaç dışı inşaat ve sanayicilerin inşaat sektörüne yönelmesi eleştirilerine, ilginç biçimde, büyük alışverişler yapan, emlakçıların duayeni olarak destek verdiniz. Neydi sizi böyle düşünmeye iten?

Salim Taşçı- Şu anda balona doğru bir gidiş var. Şişiyor balon. Patlatmamak için ayağı frene koymak gerekiyor. Arz-talep meselesini görmeliyiz. 25 büyük vilayette 3 milyona yakın konut fazlası var. Halen de ‘kentsel dönüşüm’ adı altında konut yapılıyor. Markalı konutların inşaat sektörüne girmesi yadsınamaz önemdedir ancak senin de yazdığın gibi sanayicinin inşaat sektörüne yönelmesi, istihdam çarkına değnek sokmak olur. İhracatımızın yüzde 88’i sanayi ürünleridir. İnşaat sektörüne kayınca sanayi yara alıyor. Sanayi ölür bu durumda. Öte yandan tarım sektöründeki işçiler inşaata kayıyor. İyi, binayı yaptın da sonra ne yiyeceksin? Herkes işini yapsın. Bu kadar büyük paraların döndüğü bir sektörde ‘Müteahhitler Odası’ yok. Karpuzcu bile müteahhit olabiliyor. Etriye demirine “Ne eti?” diyen müteahhit gördüm ben.

Kiralar niye düşmüyor?


- Bir plan dahilinde değil mi yapılanlar?
- Değilmiş gibi görünüyor. Türkiye genelinde çıkarılmış konut envanteri yoktu. Envanter olsa dengeyi sağlayabilirdik. 8-9 yıl içinde 10 milyona yakın konut el değiştirdi. 10 milyon kiracı ev sahibi oldu demektir. Kiraların düşmesi lazım değil mi? Ama 10 büyük vilayette satılık çok, kiralık yok. 1 daireye 10 tane talep oluyor.

- Neden?
- Çünkü birincisi; kentsel dönüşümle dairesini verenler kiracı oldu. İkincisi; 10 büyük vilayet, yurtdışından gelenler de dahil ciddi göç alıyor. Üçüncüsü; çekirdek ailelerden, çocuklar ayrılıyor. Ve sonuncusu; nüfus artıyor.
Bakın 2008’de hızlı konut satışı başladı; 427 bin 106 konut satıldı. 2009’da 555 bin 184, 2010’da 607 bin 100, 2011’de 708 bin 280, 2012’de 701 bin 625 konut satıldı. 2013’de 1 milyon 144 bin 990 konutla zirve yaptı ev satışları. 2014’ün ilk döneminde yani Ocak-Şubat ayında 17 bin 492 konut satıldı. Jeopolitik riskleri de unutmamak lazım. Etrafımız ateş çemberi. Faizlerin yüksekliğini, İngiltere’yi, Amerika’yı göz önüne alarak düşünecek olursak orada kendin oturursan yıllık yüzde 4,5 kiralayacaksan yüzde 5,5 faizler. Bizde 2 katı.
- Etkisi ne olur?
- Şu kadarını söyleyeyim; Türkiye’deki konutların yüzde 65’i ipotekli. Fabrikaların yüzde 80’i, işletmelerin yüzde 60’ı, tarım kesimi de yüzde 40 ipotekli. İnşaat sektörü 229 kalem sektörü barındırır içinde. Yan sektör olarak da 2 bin 100 sektörü etkiler. Devletin, müteahhite ve arsa sahibine desteği var. Bu destek kredi vererek ya da emsal artırımıyla oluyor. Emlakçı olarak, bu işten para kazanan biri olarak söylüyorum bunları; istikamet yanlıştır. Frene basmaya başlamamız lazım. Önemli olan Türkiye çünkü.

Ankara’daki durum

- Ankara’da durum nedir?
- ‘Ankara çanağı’ diye tarif edilirdi eskiden ama Ankara çanağını kırdı, 4 yana yayıldı şehir. 50 kilometrede anca çıkıyorsun artık Ankara’dan. Ankara’da 12 bin 500 konut fazlası var. Yapılanlarla 15 bini bulur bu rakam. Şehirler için önemli konulardan biri kişi başına düşen yeşil alan oranıdır. Bu oran bizde 1 metrekare, Avrupa’da bu oran 16 metrekaredir. Ama Ankara, son 10 yılda 81 vilayet içinde bu konuda rekora gidiyor.

“Şehirlerin kimliği kayboluyor”

Taşçı, ev almayı düşünenleri de uyardı
- Emlakçı gözüyle kentsel dönüşümü nasıl görüyorsunuz?
- 70-80 yıl öncesine ait şehirler “Yıkın beni” diye imdat çığlıkları atıyor. Ayrıca büyük bir deprem kuşağı üzerindeyiz. Hep söylüyoruz “Deprem öldürmez, yapı öldürür” diye. Bir musibet bin nasihatten iyidir, 99 depreminde musibeti gördük. Belediye başkanlarından Allah razı olsun, şehirlerin yüzde 50’si risk taşıyor! Bu durumu düzeltelim diyoruz, bu seferde ‘Kentsel Dönüşüm’ adı altında şehirlerin kimliği kayboluyor. Binalar şehirlerin aynasıdır. Arabesk yapılaşma, daha bakmadan şehrin netliğini bozuyor. Yapı denetim firmalarına, mimarlar odasına önem verilmeli, şehir plancılarını yok saymamak gerekir. Onlarla çalışırsak arabesk yapılaşmayı önler, kendi mimarimiz mi başkasının mimarisi mi karar vermiş oluruz.
Belediyeler, lütfen kanunu uygulasınlar. 1999 depremi bizi uyandırdı mı yoksa ‘kazı kazan’a mı yöneltti, bu soruyu kendimize sormalıyız. Emsal artırımı yaparken ‘kazı kazan’a gidilmesin. Yangına su taşımayalım, bilinçli olalım. Arasını bulamıyoruz bir türlü.

- Son olarak ev alacaklara tavsiyeleriniz var mı?
- Sakın ola dövizle ya da bileşik faizle kredi almasınlar, normal faizle alsınlar. MMK’dan uzak dursunlar. Yani maket, makyaj, köpük halinde görerek ev almasınlar.

18 Kasım 2012 Pazar

KALE’NİN ÇİLESİ YİNE BİTİRİLEMEDİ


16.11.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi


2 yıldır sürüyor, üçüncü yıla kaldı. “Bu çalışma tarzı ve hızıyla 5’i de görür, 10’u da” diyor Kale sakinleri. Herkes barut fıçısı gibi. Kızgınlığı, alayla şakalara karıştırarak ağlanacak haline gülmeye çalışıyorlar sorulduğunda. Altyapı çalışmaları öyle bir hale getirilip, bırakılmış ki bitmediği gibi bir kışı daha haram edecek cümlesine. Hatta kışa kalmadan, şimdiden ediyor. Sokağından, mahallesinden nefret etmiş, sorumlusuna, iletmem için selam söylüyorlar!

Altyapı çalışmaları durmuştu, son halini görmeye anca fırsat oldu. Nereden çıktığını anlayamadığım, iki kol halinde su akıntısı karşıladı Kale Kapısı’nda bizi. Üstünden atlaya seke yürüdük içeri. Duvarlarda, çatılarda inşaat işçileri, tadilat yapıyor, sokakta, hiçbir güvenlik önlemi almadan harıl harıl çalışıyordu. Anlayamadık; altyapı dururken niye üste geçilmişti?

Tehlikeli, tozlu, önlemsiz işler

Kale Kapısı’ndan girince sağda takıcı Özcan Gümüş var. Sormak için kapısına yöneldim. Çatıyı onaran ve hiçbir önlem almayan çalışkan işçilerimizin yonttuğu tahta parçası, “takk” önüme düştü. Yukarı doğru seslendim “Hoop hemşerim, aşağıda insan evladı var!” İnsan evladına değer veren böyle çalışırmış gibi... Adam tınmadı bile. Savrulan tozlar, hep dükkanların, evlerin içinde.

Tahtadan dersimi aldım, girmedim dükkana. Kafamın sağlamlığından şüphe ettiğim için, çıkarken tepesinde kiremitler seksin istemedim.

Karşıdan, Kale’yi gezmeye getirilmiş bir öğrenci kalabalığı göründü. Yerler çamur, havalar tahtalı, duvarlarda, çatılarda,  kendini tadilata adamış inşaat işçileri arasından geçip, gittiler. Çok şükür sağlimen!.. Bu çocukların, bir daha Kale’ye gelmek isteyeceğini sanmıyorum.

İçeri doğru yürüdüm macera dolu sokaktan. Hala kablolar sarkıyor tepemizde. Bu yılda mı alınamamıştı yeraltına? “Elektriği aldılar, bunlar telefon kablosu” dediler. Doğalgazı  bağlamadan, telefon kablolarını yeraltına almadan üstü kapatılmıştı kanalların. Yine açılacak yani. Ufukta yine toz, toprak, çamur günleri görünüyordu.

Fareli kuralsız, alengirli Kale
6 metrede bir rögar kapağı, esnafın aklını yoruyordu. Bu kapaklardan sonra fareler çıkmaya başlamış. Sabahları çok oluyormuş. Kapakla ilgisini bilmem ama çare diye kedi beslemeye başlamış esnaf, insandan kaçmayan farelere karşı!

Belli saatler arasında Kale içine araç trafiği yasaklanmıştı. Stadyum otoparkı gibi giren çıkan belli değildi o gün. İnşaat çalışmasına malzeme taşıyan araçlar hadi neyse ama gelen geçiyordu sokaklarda.

Kılıfların gözlediği beceriksizlik
Kale Kapısı’ndan 10 metre içeriye, ters yönlere bakan 2 güvenlik kamerası konmuştu. Konmasından 1 ay sonra içleri sökülmüş, götürülmüş. Şahit olduk; kılıfları gözlüyordu güvenliği!

Yine girişte tarihi eser olduğunu herkesin iyi bildiği iki bina yıkılmış, sıfırdan inşaatına başlanmıştı. “Yıllardır evimin bir penceresi var, onu kapıya çeviremedim, burada binayı değiştiriyorlar” serzenişi geliyor. ‘Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma’ adlı bir Kurul var, ondan kaçmaz diye biliyoruz.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi önündeki yolu ve kaldırımları düzenleyen müteahhit “kaçmış” diyorlar. Kaçıncı müteahhit kaçan? Yol ve çevresi, öylece yarım ve harap kalmış. Kale’nin şansı; beceriksiz müteahhitlere denk geliyor.

Yoksa bütün bu beceriksizlikler altından, bilmediğimiz, çok büyük başka bir beceri mi çıkmaya hazırlanıyor?

Fotoğraflar: Şenay Güner (Milliyet Ankara Gazetesi)