ali inandım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ali inandım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2017 Salı

Polatlı'dan Milliyet Ankara'ya Ödül

17.09.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Sakarya Meydan Muharebesi'nin 96. Yıl Kutlamaları çerçevesinde bir ilk yaşandı ve bu yıl ilk kez Polatlı'nın sesini duyurmaya katkısı olan gazetecilere ödül verildi. Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen törende, Milliyet Ankara Gazetesi'nden yazarımız Ali İnandım da ödül aldı. Törende kısa bir konuşma da yapan İnandım, "Polatlı, tarihi ve turistik bir hazine. Bu hazinenin tozunu hep beraber üflemeli, değerini ortaya çıkarmalıyız. Polatlı halkı, Belediye'nin bu tarihi ortaya çıkarmak ve değerlendirmek için birkaç yıldır gösterdiği çabaya destek olmalıdır" dedi.
 13 Eylül'de Hürriyet Ankara'dan Necati Yalçın hocamla Polatlı Belediyesi Polatlı Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezi'nin (POTA) Genel Koordinatörü Kadim Koç'tan Polatlı halkı huzurunda ödülümüzü aldık.. Belediye Başkanı Mürsel Yıldızkaya, gün içinde aşırı güneşe maruz kalınca biraz rahatsızlanmış, gece programına katılamadığı, yanımızda olamadığı için üzüntülerini iletmişti.. Biz de kendisine tekrar "Geçmiş olsun" diyor, Polatlı için gösterdikleri çabayı kutluyoruz..
Bizden sonra Mustafa Ceceli coşturdu meydanı

10 Eylül 2014 Çarşamba

İPOTEKLİ TÜRKİYE (Söyleşi)

09.09.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Türkiye’nin her yanında, her türden büyük projeler yanı sıra kentsel dönüşümün de katkısıyla inşaat sektörü yoğun bir dönem geçiriyor. Bu durum, değişik sektörden yatırımcıları da etkileyerek bu alana girmeye yöneltiyor. Ancak özellikle sanayicilerin müteahhitliğe soyunması, sanayi üretiminin ikinci plana atılması bazen de fabrikaların kapanması anlamına geliyor. Geçtiğimiz hafta Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da "İnşaatı bırak, sanayiye bak" biçiminde özetleyebileceğimiz ifadeler kullandı. Türkiye, şimdi böyle bir tehlikeyle karşı karşıya. Uluslararası Emlak Uzmanları Başkanlığı da yapmış emlakçıların duayeni Salim Taşçı, inşaat sektörü ve konut üretimindeki son durumu Ali İnandım’a değerlendirdi.

“25 büyük ilde 3 milyon konut fazlası var”

Ali İnandım- İhtiyaç dışı inşaat ve sanayicilerin inşaat sektörüne yönelmesi eleştirilerine, ilginç biçimde, büyük alışverişler yapan, emlakçıların duayeni olarak destek verdiniz. Neydi sizi böyle düşünmeye iten?

Salim Taşçı- Şu anda balona doğru bir gidiş var. Şişiyor balon. Patlatmamak için ayağı frene koymak gerekiyor. Arz-talep meselesini görmeliyiz. 25 büyük vilayette 3 milyona yakın konut fazlası var. Halen de ‘kentsel dönüşüm’ adı altında konut yapılıyor. Markalı konutların inşaat sektörüne girmesi yadsınamaz önemdedir ancak senin de yazdığın gibi sanayicinin inşaat sektörüne yönelmesi, istihdam çarkına değnek sokmak olur. İhracatımızın yüzde 88’i sanayi ürünleridir. İnşaat sektörüne kayınca sanayi yara alıyor. Sanayi ölür bu durumda. Öte yandan tarım sektöründeki işçiler inşaata kayıyor. İyi, binayı yaptın da sonra ne yiyeceksin? Herkes işini yapsın. Bu kadar büyük paraların döndüğü bir sektörde ‘Müteahhitler Odası’ yok. Karpuzcu bile müteahhit olabiliyor. Etriye demirine “Ne eti?” diyen müteahhit gördüm ben.

Kiralar niye düşmüyor?


- Bir plan dahilinde değil mi yapılanlar?
- Değilmiş gibi görünüyor. Türkiye genelinde çıkarılmış konut envanteri yoktu. Envanter olsa dengeyi sağlayabilirdik. 8-9 yıl içinde 10 milyona yakın konut el değiştirdi. 10 milyon kiracı ev sahibi oldu demektir. Kiraların düşmesi lazım değil mi? Ama 10 büyük vilayette satılık çok, kiralık yok. 1 daireye 10 tane talep oluyor.

- Neden?
- Çünkü birincisi; kentsel dönüşümle dairesini verenler kiracı oldu. İkincisi; 10 büyük vilayet, yurtdışından gelenler de dahil ciddi göç alıyor. Üçüncüsü; çekirdek ailelerden, çocuklar ayrılıyor. Ve sonuncusu; nüfus artıyor.
Bakın 2008’de hızlı konut satışı başladı; 427 bin 106 konut satıldı. 2009’da 555 bin 184, 2010’da 607 bin 100, 2011’de 708 bin 280, 2012’de 701 bin 625 konut satıldı. 2013’de 1 milyon 144 bin 990 konutla zirve yaptı ev satışları. 2014’ün ilk döneminde yani Ocak-Şubat ayında 17 bin 492 konut satıldı. Jeopolitik riskleri de unutmamak lazım. Etrafımız ateş çemberi. Faizlerin yüksekliğini, İngiltere’yi, Amerika’yı göz önüne alarak düşünecek olursak orada kendin oturursan yıllık yüzde 4,5 kiralayacaksan yüzde 5,5 faizler. Bizde 2 katı.
- Etkisi ne olur?
- Şu kadarını söyleyeyim; Türkiye’deki konutların yüzde 65’i ipotekli. Fabrikaların yüzde 80’i, işletmelerin yüzde 60’ı, tarım kesimi de yüzde 40 ipotekli. İnşaat sektörü 229 kalem sektörü barındırır içinde. Yan sektör olarak da 2 bin 100 sektörü etkiler. Devletin, müteahhite ve arsa sahibine desteği var. Bu destek kredi vererek ya da emsal artırımıyla oluyor. Emlakçı olarak, bu işten para kazanan biri olarak söylüyorum bunları; istikamet yanlıştır. Frene basmaya başlamamız lazım. Önemli olan Türkiye çünkü.

Ankara’daki durum

- Ankara’da durum nedir?
- ‘Ankara çanağı’ diye tarif edilirdi eskiden ama Ankara çanağını kırdı, 4 yana yayıldı şehir. 50 kilometrede anca çıkıyorsun artık Ankara’dan. Ankara’da 12 bin 500 konut fazlası var. Yapılanlarla 15 bini bulur bu rakam. Şehirler için önemli konulardan biri kişi başına düşen yeşil alan oranıdır. Bu oran bizde 1 metrekare, Avrupa’da bu oran 16 metrekaredir. Ama Ankara, son 10 yılda 81 vilayet içinde bu konuda rekora gidiyor.

“Şehirlerin kimliği kayboluyor”

Taşçı, ev almayı düşünenleri de uyardı
- Emlakçı gözüyle kentsel dönüşümü nasıl görüyorsunuz?
- 70-80 yıl öncesine ait şehirler “Yıkın beni” diye imdat çığlıkları atıyor. Ayrıca büyük bir deprem kuşağı üzerindeyiz. Hep söylüyoruz “Deprem öldürmez, yapı öldürür” diye. Bir musibet bin nasihatten iyidir, 99 depreminde musibeti gördük. Belediye başkanlarından Allah razı olsun, şehirlerin yüzde 50’si risk taşıyor! Bu durumu düzeltelim diyoruz, bu seferde ‘Kentsel Dönüşüm’ adı altında şehirlerin kimliği kayboluyor. Binalar şehirlerin aynasıdır. Arabesk yapılaşma, daha bakmadan şehrin netliğini bozuyor. Yapı denetim firmalarına, mimarlar odasına önem verilmeli, şehir plancılarını yok saymamak gerekir. Onlarla çalışırsak arabesk yapılaşmayı önler, kendi mimarimiz mi başkasının mimarisi mi karar vermiş oluruz.
Belediyeler, lütfen kanunu uygulasınlar. 1999 depremi bizi uyandırdı mı yoksa ‘kazı kazan’a mı yöneltti, bu soruyu kendimize sormalıyız. Emsal artırımı yaparken ‘kazı kazan’a gidilmesin. Yangına su taşımayalım, bilinçli olalım. Arasını bulamıyoruz bir türlü.

- Son olarak ev alacaklara tavsiyeleriniz var mı?
- Sakın ola dövizle ya da bileşik faizle kredi almasınlar, normal faizle alsınlar. MMK’dan uzak dursunlar. Yani maket, makyaj, köpük halinde görerek ev almasınlar.

13 Ekim 2013 Pazar

KUYRUK MEDENİYETİ


11.10.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Kuyruk mevsimi” diyorum sonbaharla kışa. Biraz da ilkbahardan ekleniyor, yılın yarısı bitiyor kuyruklarda. Geçmişi kuyruklardan ibaret bir millet, bilgisayar çağında da bu huyundan vazgeçmiyor. Sağolsun yöneticilerimiz, kuyruksuz bırakmıyor halkını, yoksa da icat ediyorlar bir tane.


Kuyrukperverler

Oysa eskiden ne güzeldi; birinden çıkar diğerine girerdik. Hele 1980 öncesi. Ucunda ne olduğunu bilmeden, sohbet muhabbet amaçlı kuyruk müdavimleri vardı. Fakir Türkiye’nin fakir belediyeleri, bugünkü gibi etkinlikler düzenleyemediği için  kuyruklar, kaynaşma yeri olmuştu. “Oğlum, evde oturacağıma buraya geliyorum, iki çift laf ediyoruz” diyenleri kulağıyla duymuş kuyrukperverlerdendim. Bizim milletin sabır çıtası yüksektir, zahmetle yıldıramazsınız kolay kolay. O koltuktaki siyasetçiler, yöneticiler gider, gittiğinden emin olana kadar bırakmazlar kuyruklarını.



Bir de resmi kurumlarınızın, tadına doyulmaz meşhur kuyrukları vardı. Kapıdan girişi bile kuyrukla olurdu. Ah o güzel günler!.. “Şu maliyeye gideyim de canım çekti, stopaj kuyruğuna gireyim” diyen müptela esnaf az değildi. Nerede resmi kurum, orada kuyruk. Zincirleme, kuyruklararası geçiş yapardık. Pulu başkasından, mührü başkasından, imzası başkasından, birinden diğerine, çılgınlar gibi takıldığımız kuyruklar.


Bekleyen gelişemiyor

Bu millet, bu basit işler için yıllarca, on yıllarca bekledi. Bekleyince bir yere gidemiyor tabii insan. Siz gitmeyince ülke de bir yere gidemiyor. Hala her yıl aynı sınıfta çakan öğrenci gibi, ‘gelişmekte olan ülke’ sınıfından çıkamıyoruz bir türlü. ‘Gelişmişlik’ sınıfı üst katta kalıyor, siz, altta hep.  Beklemek zorundaysanız beklemeye alışıyor, beklemesini öğreniyorsunuz. Ancak siz beklerken başka ülkeler sizi beklemiyor, uzaya falan gidiyor çok aceleleri varmış gibi. Beklesenize kardeşim, kuyruktan çıkınca beraber gidelim!


Parasıyla kuyruk

Ön ödemeli doğalgaz alışverişi, yeniden kuyrukçu yapmıştı zaten bizi. ‘Önce parayı öde, sonra hizmeti al’ sistemi, paramızla rezil olma eziyetini de bizim sırtımıza yüklemişti. Bir de kota uygulaması başlayınca mum diktik medeniyet seviyemize. Kuyrukları kaldırmak için hiçbir hamle ya da çaba göremediğimiz gibi zengininden fakirine, parasıyla hizmeti alamamak gibi yeni bir aşamaya yükseldik. Türkiye’nin başkentinde yetkililer, yarım ağız sözlerle uzun süre izledi bu durumu. Kota, iki katına çıkarıldı, kaybettiğimiz eşeği bulduğumuza sevindik.


Çelişki gören yok

Bilgisayar çağında, uzaydan gözünü görebildiğimiz adam, kuyrukta bekliyor. Kurumlar ve yöneticileri, bu durumu bir çelişki olarak algılamıyor. Dilinden düşürmedikleri ‘son teknoloji’nin yanına yakıştırabiliyorlar olan biteni. Kuyruk yaratan dünya görüşüyle daha çok yerimizde saymaya devam edeceğimiz gibi, eşeği de daha çok kaybedip buluruz yine devamı olarak bu zihniyetin.

19 Ekim 2011 Çarşamba

ANKARA KULÜBÜ ÖDÜL GECESİ

Ankara’nın Başkent Oluşunun 88’inci Yıldönümü Kutlamaları Çerçevesinde Ankaralıların görüş ve önerileri çerçevesinde belirlenen “BAŞKENT ANKARA’YA HİZMET ÖDÜLLERİ

Eğitim, Bilim, Yayın Alanında Başkent Ankara’ya Hizmet Ödülü
- Turan Tanyer (Avukat, Ankara Araştırmacısı, Yazar)

Arkeoloji Alanında Başkent Ankara’ya Hizmet Ödülü
- Prof. Dr. Nimet Özgüç (Arkeolog)

Sinema-Film Alanında Başkent Ankara’ya Hizmet Ödülü
- Erdal Beşikçioğlu (Behzat Ç., Bir Ankara Polisiyesi Dizisi)

Müzik Alanında Başkent Ankara’ya Hizmet Ödülü
- Mustafa Erdoğan (Ankara Devlet Opera ve Balesi Bestecisi)

Başkent Ankara ile Özdeşleşen Ankara Mekânları Ödülü
- Sanat Kitabevi (Sahaf) Sahibi Ahmet Yüksel

Başkent Ankara’nın Kültürü ve Tarihi Alanlarında Başarılı Arşivcilik-Koleksiyonerlik Ödülü
- Faruk Küçük (Dericizade)

Spor Alanında Başkent Ankara’ya Hizmet Ödülü
- Rıza Kayaalp (2011 yılında Uluslar arası alanda alınan en büyük başarı için 2011 yılı Grekoromen Güreş Dalında Ağır Sıklet Dünya Şampiyonu

Başkent Ankara’ya Hizmette Başarılı Sivil Toplum Örgütü Ödülü
- Ankara Kalesi Derneği – Başkanı Şevket Bülent Yahnici


Yazılı Basın-Gazetecilik Alanında Başkent Ankara’ya Hizmet Ödülü
- Ali İnandım (Milliyet Ankara Gazetesi Köşe Yazarı )
Ali İnandım eski Ankara milletvekili Oğuz Aygün'ün elinden aldı ödülünü.

Görsel Medya-Televizyon Alanında Başkent Ankara’ya Hizmet Ödülü
- Kanal B Televizyonu - Kanal B Televizyonu adına Program Müdürü Yusuf Ziya Bayraktar



79 yaşındaki köklü Ankara Kulübü, 'Başkent Ankara'ya Hizmet Ödülleri'ni, 79 yıl sonra ilk kez bu yıl vermeye başladı.
İlk kez verilen ödülün sahipleri birarada.


DTCF Arkeoloji Bölümü ve ANKAMER- Başkanı Prof. Dr. Aliye Öztan ile Ali İnandım, kostümü gibi yüreği de Ankaralı bacıerenler ve seymenlerle.



Fotoğraflar: Uğur Kavas, Şevket Yaman

13 Kasım 2010 Cumartesi

OKURLA KARŞILIKLI DAHA GÜZEL

12.11.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankarasız Ankaralılar” yazımız, hem gecikmiş teşekkürlerimize hem de biraz sohbete fırsat olsun. Olsun çünkü ardından aldığımız mektup ve elektronik postalarınız, sadece isteğimizi artırmakla kalmayıp, sessiz cevherleri tanımamıza da yardımcı oldu.

Önce Valimiz, Alaaddin Yüksel beyefendiyle başlamak istiyorum çünkü herkesten önce davrandılar. Ertesi sabah bizzat telefonla arayıp, yüklediğimiz sorumluluktan memnuniyetlerini, gereğini zevkle yerine getirmeye çalışacaklarını ifade ettiler. Ankaralılık ve ruhu üzerine konuştuk ama anlatmayacağım. Uzun bir sohbet için sözleştik, sizlerle de paylaşacağımız o sohbetin gazını kaçırmak istemiyorum. Böylece sayın valimizi de sıkıştırıp, mecbur bırakıyorum. Ne yapıyorsak Ankara için vallahi! Sayın valimize teşekkürü borç biliyorum.

Ciddi Öneriler, Hayalet Girişimler
Daha önce de yazıyordum ama bu kez daha bir ilginizi çekmiş nedense. Ankara için, küçüklü büyüklü öneri ve projelerini paylaşan okuyucularımız oldu. Üstelik üzerinde çalışılmış, yabana atılamayacak ilgi çekici önerilerdi. Sesi duyulmayan bu Ankaraseverleri ve projelerini, zamanı gelince okuyucularımız ve yetkililerle paylaşacağız. Saatlerimizi ayarladık, gününü bekliyoruz Milliyet Ankara Gazetesi olarak!

Bir de tabii iğneyle titreyip ama tepkisini içinde tutabilen okuyucularımız var. Örneğin ‘Ankara Duyarlılık Girişimi’ gibi. “Bu uygun ortamda niye yeniden girişmiyorsunuz?” biçiminde özetlenebilecek yazımız, Çince yazılmış ta anlaşılamamış gibi yanıtsız kaldı. Şu an ‘Ankara Duyarlılık Girişimi’, neden duyarsız ben bilmiyorum. Tek bir açıklama gelmedi. Adım, ‘hayaletlerle yazışan yazar’a çıkacak. Bilsinler; çuvaldız, diğer avucumuzda!

Sizin Yükünüzü Taşıyor Bu Gemi
Değerli okurlar, biliyorsunuz, “Sorun Hattı” ve “Söz Vatandaşın” köşelerimiz var ekimizde. “Sorun Hattı”ndan ulaştırdığınızı, 2 gün sonra “Söz Vatandaşın” köşesinde bulabiliyorsunuz. Ya da ilettiğiniz sorunu, haber olarak işliyoruz. İyi haberleriniz, ekimizi renklendiriyor. Milliyet Ankara Gazetesi’nin odasını görseniz, bir geminin kazan dairesi gibi çalışıyor. Kılavye sesleri, piston sesi gibi. Çalan telefonlar, fakslar, biriken basıncı atarken öten buhar düdüğü gibi. Yazıcılardan bastığımız yazılar, dönen dişlilerin arasından çıkıyor sanki. Bu gemi, sizin yükünüzü taşımakla görevli, lütfen eleştiri ve sorunlarınızı iletmekten çekinmeyiniz.

Ankara Türküleri
Valimizle başlamıştım, valiliğin çok hayırlı bir işini duyurmakla bitirmek istiyorum: ‘Ankara Türküleri’nin toplandığı çok güzel bir müzik albümü çıkarılmış. Kanınızı kaynatan, bazen de tokat gibi çarpan türküler var albümde. Başarılı bir yapım ve üstüne eski kayıtlardan bir arşiv bulacaksınız içinde. İnanmayan Valiliğin internet sayfasından dinleyebilir. Yazımı yazarken ‘Atım Arap’ türküsünü dinliyorum. İyiye gitsin, güzel şeyler olsun Ankara’da. Atalım ataletimizi, vurdumduyar olalım biraz da.

Atım karaaaa, ben kara amman ammaaann
Aman vilayeeetiiimm Annnkara vay vayyy
…..”

Üşenmeyin, her türlü tepkinizi iletin lütfen. Salı gününe kadar, hoşçakalın.