altgeçit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
altgeçit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2018 Salı

AZAP ALTGEÇİDİ


10.07.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Maltepe’yle Gar arasındaki alt geçitte, elinde bastonuyla torunun arkasından ağır ağır ilerliyor teyzemiz. Şehir dışından belli. Altgeçidin sonuna yaklaşmış, buraya kadar yorulduğu da belli. Çıkış kapısına gelince Yüksek Hızlı Tren Garı’na çıkan dik merdiveni gördü, “Ammann Allahım!..” sözleri sıyrıldı nefes nefese soluğunun arasından. Onun kadar bitkin hissettik çaresizliği karşısında. Merdivenin ortalarında, tutamaca tutunmuş, ağır ağır çıkan, dinlenen iki teyzemiz daha var.

Neyi anlatamadığımızı anlayamıyoruz. Maltepe-Gar arasındaki altgeçidi anlatamıyor da anlatamıyoruz. Tren yolcularını, Maltepe’den kolay ulaştıramıyoruz bir türlü hem eski hem yeni Gar’a. Ağır bavullarla merdiven indirip, dik merdiven çıkarıyoruz. Sanki ona tırmanılmıyor, daha yeni üstgeçit yapılmıştı, Keçiören metro durağı için yıkılmış.
Genci çıkamıyor yaşlısı ne yapsın.. (Foto: Hürriyet Ankara)
Mimar mı yok mühendis mi?
İlk gündeme getirişimizden bu yana 8 yıl geçti, Yüksek Hızlı Tren Garı’ndan sonra 2 yıl. Bir kişi de gidip bakmıyor mu neyden şikayet ediyor bu insanlar diye? O ağır bavullarla o merdivenler nasıl inilip çıkılıyor, yaşlılar, engelliler nasıl ulaşıyor merak etmiyor mu bir yetkili? Yok muymuş Asker Çarşısı diye bildiğimiz ikişer üçer merdivenle düz hattı kesintiye uğratılan Anadolu Kapalı Çarşısı’ndan geçenin, YHT Garı’na nasıl çıkacağını hesaplayacak bir mimar, mühendis?
(Foto: Ali İnandım)
Maltepe ucuna bir yürüyen merdiven, YHT Garı ucuna bir yürüyen merdiven hiç olmazsa. Bu nasıl düşünülmemiş olabilir? Gar bağlantısı olmayan bir metro yapmayı becermişiz, iki yürüyen merdivenle ayıbımızı kapatalım bari. Uzay üssü gibi Gar binamız var insanı unutmuş!

En ağır eleştiri
Tesadüf müdür, tam bir yıl önce 11 Temmuz 2017’de ‘Tren Hızlı Da..’ diye ele almıştık konuyu. Bina, hız, teknoloji iyi de kim kullansın diye yapılmış, gelmeyelim mi anlayamadık ki. Garıyla metrosunu bağlayamamış olmak ayıbın büyüğü, bu duruma çözüm üretilecek o zaman. Böyle yıllarca başıboş kendi haline bırakılır mı ülkenin en yoğun trafiği olan demiryolu ulaşım kavşağı?

Ah güzel teyzem, o “Ammann Allahım!..” nidandan daha ağır bir eleştiri olamazdı aslında. Olaydı da duyaydı “Yetkiliyim” diyen. Mevkileri düşüren, rütbeleri söken çok içliydi yakınman. Yüzlerce binlerce mi, yüzbinlerce mi vardı acaba şikayetini böyle seslendiren?

13 Ocak 2018 Cumartesi

KUĞULU’NUN DOĞRANAN AĞAÇLARI



13.01.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi 

Yeşillik, şehrin içinde olunca doğanın bir parçası olmasından öte süs muamelesi görüyor. İstediğiniz gibi kaba davranabileceğiniz plastik, naylon bir süs... Ya iklimi olmayan yere ekiliyor, ya park adı altında çimento deryasının ortası bir adaya hapsediliyor, ya beton ve asfalta gömülmüş yaşam savaşına terk ediliyor ya da bilinçsizliği elinde oyuncak edilip hırpalanıyor her gün. Doğal olan bitki mi, şehir mi? Hangisinin hangisine uyması gerekir?

Son 30-40 yıldır, atasında dedesinde olmayan bir yeşil duyarsızlığı baş gösterdi bizim millette. Şehir dışına doğanın içine gittiğimizde bile mağaza vitrini gezer gibi ilişki kuruyoruz yeşille. Bir parçamız değil, yapma, hoşumuza gitsin diye düzenlenmiş bir sergi gezmeye gitmiş gibi mesafeli ilişki kuruyoruz. Sözde seviyoruz onun bir parçası değilmişiz gibi.
Ağaca çimento vitamini, böyle verilir!..


Hoyratız yeşile
Doğal olmayan şehir, doğaya uyması, ona göre şekillenmesi gereken şehir oysa. Doğadan uzaklaşıp, sanal bir algıya dönüştükçe ilişkimiz, insanlığımızdan uzaklaşıyoruz aslında. Hırpalayan, eziyet eden uygulamalar, bizi doğadan olduğu kadar insanlığımızdan ediyor. Doğadışı bir şey sanıyoruz kendimizi, daha da çirkinleşiyoruz uzaklaştıkça.

Ağaçlar, çalılar, çiçekleri, etrafımıza serpiştirilmiş süsler gibi algılıyor, görmüyoruz bile bir süre sonra. Atatürk Orman Çiftliği’nde, ODTÜ Ormanı’nda olduğu gibi, hektarlarca alana yayılmış yeşil örtü ve ormanı, doğanın işleviyle kıyaslanamayacak gerekçelerle yok edebiliyoruz bir gecede. Mantık ilişkisi kopmuş çünkü, plastik süs gibi görüyor onu hoyratça yok edebilen.
Kuğulu kereste fabrikası!..
“Budamayla ilgisi yok”
Geçtiğimiz ay Kuğulu Park’ın ağaçları da benzer bir muamele gördü. Budama niyetiyle doğrandı Cumhuriyet’in ilk yıllarını görmüş ağaçlar. Uzmanlar, “Doğrama denir bu yapılana; kereste elde etmek için doğrama yapılır, budamayla uzaktan yakından ilgisi yok bu yapılanın” dedi sorularımızı yanıtlarken.

TMMOB Peyzaj Mimarları Odası, Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği ve Kavaklıderem Derneği’nden 7 kişilik bir uzman heyet, doğramadan sonra inceleme yaptı Kuğulu Park’ta. Ellerinde, 2006 yılında parkta yaptıkları 37 türden 231 odunsu bitkiyi tespit eden ağaç envanteri ve röleve planı da vardı.


Cumhuriyet’le yaşıt ağaçlar
O dökümle kıyasladılar, öncelikle 8 ağacın yerinde olmadığını gördüler. Doğrananların arasında yaklaşık 90 yaşında 36 akkavak, 96 yaşında bir akkavak, 83 yaşında saplı meşe ve 70 yaşında bir meşe de var. Sorsanız Cumhuriyet’in ilk yıllarını, Ankara’nın başkent oluşunu anlatacak yaştalar. Heyet, tek tek ağaçları ve odunsu bitkileri inceledi, usulüne uygun olmayan budama sonuçlarını kaydetti. Ayrıca konuyla ilgili açıklama yapan Çankaya Belediye Başkanı’nın yanlış bilgilendirilmesine ilişkin gerekçeleri de sıraladılar.

Raporun özeti: Ağacı süs sanan bir marangoz ekibi, Siteler yerine yanlışlıkla Kuğulu Park’a gönderilmişti!
Yeşil, bir sistemdir”
Bu arada hatırlayalım; 2006 Ağustos’unda yapılan kavşak-altgeçit çalışması, bulvara yakın servi kavakların 16’sı ile bir anıt alıç ağacını ağır yaralanmıştı zaten. Bu kavakların 14’ü kurudu. O kavşak-alt geçit çalışması parkın sınırlarını daraltırken ağaçları besleyen suyun akış düzenini de değiştirmişti. 

Şehrin yeşili süs değildir, bir avuç yerlere sıkıştırılan parklar içindeki bitki öbeği de aslında yeşilden sayılmaz. Duayen Peyzaj Mimarı Prof. Dr. Yalçın Memlük hocamız, “Yeşil, bir sistemdir; bu devamlılığın kesilmemesi, yok edilmemesi gerekir. Yeşil omurgaları geliştirip, büyütmek gerekir çünkü şehir de büyüyor ve gelişiyor” demişti Ankara’nın yeşilini değerlendirdiği söyleşimizde. Bırakın sistemi, bir avuç Kuğulu Park’ta bile yaşadıklarımıza bakın.

http://aliinandim.blogspot.com.tr/2017/05/sehrin-hapis-agaclari.html

11 Temmuz 2017 Salı

TREN HIZLI DA..



11.07.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Tren yüksek hızlı, yeni gar uzay üssü maşallah. Tren perona girdiğinde ikisi de birbirini yadırgamıyor. Ama arabası olana yapılmışlar zaar; olmayanın, trenden önce gara ulaşma ulaşımı gerekiyor çünkü.
Tren füze..
29 Ekim 2016’dan bu yana 8 ay olmuş, 50 adımlık yol için uzun dik merdivenlerden iniyor, çıkıyor, sabır tünelini aşıp dolanıyor, dolanıyor yaklaşık 1 kilometre sonra gar girişine gelebiliyorsunuz. Maltepe tarafından normal insanı bezdiren bu yol, yaşlıları, engellileri geçtik, boyundan büyük bavullarıyla öğrencileri bile nefessiz bırakıyor. Varınca uzay üssüne, sadece sövgüler duyuluyor övgüler beklenirken.
Gar uzay üssü..
7 yıl geçti
Önce 31 Mayıs 2010’du, ‘Gar Otogar Bizden BuKadar’ yazımızla açılışı yapmıştık. 29 Temmuz 2011’de ‘Maltepe’den Gar Niye Uzak?’ diye tekrar vurgulamaya çalıştık. Sonra da defalarca hatırlattık; Maltepe metrosundan bavullarınızla caddeye çıkıyor, Gar’a giden alt geçidin girişine yürüyor, oradan merdivenleri iniyor, içi çarşı uzuuun geçitten yürüyor, en son Gar peronlarına çıkan merdivenleri tırmanıyoruz diye. Dönüşü de aynı eziyetti. Her tren seyahatimiz birilerinin bavullarına yardım etmekle başlıyor ya da bitiyordu. Kimse takmadı.

Hele gece tren gecikmeli gelirse ki başımıza geldi, tren yolunun kenarındaki toprak yoldan dımdızlak yürümüş de Maltepe’ye varmıştık karanlığın ortasında beliren hayalet gibi. Gece çarşının olduğu alt geçit kapatılıyor, kişisel becerisine terk ediliyormuş meğer vatandaş. Metro da erken bitiyor mu, al sana çifte kavrulmuş kuru kahve, yutabilirsen yut. Tüm yolculuk masrafı kadar bir de Ankara içinde harcıyordun. Onu da anlattık, 7 yıl geçti, takan olmadı.
Gar'a varma aracı tabanvay.. (Foto: Hürriyet Ankara)
Birdi iki oldu
Metroya bağlanmayan bir tren garımız vardı, şimdi iki oldular. Sevinmiştik ‘yeni’ diye, hem Gar tarafından hem Maltepe, yenisine de yürüyorsunuz vallahi gayet ilkel bir ulaşım aracı olan bacaklarınızla. Bu hizmetler aslında yolcu için yapılıyor ama kimse rahatsız değil yolcuların bu hizmetlere ulaşamamasından. Arabasever başkent, bu hizmetini de herkese değil, arabalı vatandaşların hizmetine açmış sanki pek göze sokulan eksikleriyle.

İncelemeye değer yaklaşım
Çok ilginç... Başkente verilen hizmet anlayışı, pek çok alanda akademik inceleme deryası adeta. Yolcuyu ulaştıramayan, yolcunun ulaşamadığı ulaşım araçları var mesela bu şehirde. Eskişehir’den, Konya’dan 1 uçuk saatte gelip, yarım saat metroya ulaşmak için geçtiğiniz engelli parkur oluşturulmuş mesela. Mesela yolcunun baştan hiç hesaba katılmadığı, metroya bağlanmayan yüksek teknoloji bir ulaşım projesi düşünülmüş. 5 milyonu aşmış hele ki resmi işlerin merkezi bir başkentte, gerçekten incelenmeye değer bir yaklaşım bu.

Evet, tren yüksek hızlı, gar yüksek teknolojili ama bedeli var; en ilkel ulaşım aracı olan bacaklarımız ve kas gücüyle bedenimize ödetiliyor kürek mahkumları gibi.