ankara garı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara garı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2018 Salı

GAR DA GİDİYOR BİR HAMLEDE


19.06.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

1960’ların başı... Mesai 4 buçukta başlıyor. İki simitçi bindiği için Sincan’dan mesaiye yetişiyor gişeci. Zorunlu değil ama görev aşkı, müdür Mehmet Ertugay da geliyor o saatte. Gar’a yetişiyorlar iki simitçi binebilsin diye.
Remzi Karagöz anlatıyor

Ekim 2014’deki söyleşimizde Remzi Karagöz, “..Banliyö ile gelirdik. Banliyö, buharlı trendi o zaman. Sincan’dan, 45 dakikada gelirdi. Çok arıza yapardı. Sincan’dan gelmek için başka çare yoktu, yola çıkıp kamyon bekleyeceksiniz yoksa. Ama o 2 kişi için nasıl geldiğimizi bilseniz; bazen sabah 3 buçuk gibi Sincan’dan kum kamyonları, ne bulursak gelmeye çalışırdık. O da gelir mi gelmez mi belli olmazki. 1 yıl böyleydi, 1 yıl sonra nöbetçi için yatakhanede yer ayırtılmaya başlandı. Bir de eve dönüşü var tabii..” diye anlatmıştı genç gişeciliğini. Demiryolcuların hizmet sorumluluğu bir başka.
Demiryolu lojmanları
Bir kültür oluşturulmuştu
Gar yanındaki lojmana taşındığında, güzel bir çevrede, güzel insanlar arasına gelmiş oldu. “İşimiz nedeniyle sosyal etkinlik mümkün olmuyordu. Ama akşamları ya bahçelerde ya da kışın evlerde, en alt kademeden en üste, beraber olurduk” diyordu Karagöz. Ast-üst ilişkisinden çok bu beraberlik besliyordu özverili çalışmayı. Bugün çoğu yaşatılan bir kültür oluşturmuştu demiryolcular.

Direksiyon Binası da var
1892’de yapılan, Cumhuriyet’in kuruluşuna şahitlik etmiş Direksiyon Binası da bu yerleşke içinde. 27 arlık 1919’da Mustafa Kemal ve arkadaşlarının konakladığı ve karargah yaptığı bina.
Direksiyon Binası
1920-1922 arası Milli Mücadele karargahlarından..
Kurtuluş Savaşı’nın harekat planlarının hazırlandığı..
21 Ekim 1921’de Fransa ile yapılan Ankara Antlaşması’nın imzalandığı..
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasının, 23 Nisan’ın Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanma kararının alındığı..
Ulu önderin "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözünü dillendirdiği binadır Direksiyon Binası.
24 Aralık 1964’te, içinde Mustafa Kemal’in tıraş takımları gibi özel eşyalarının da olduğu müzeye dönüştürülerek dinlenmeye alınmıştı.

Tarihi binaları, lojmanları, kreşleri, yeşil alanları ve Direksiyon Binası’yla 49 bin 367 metrekarelik bu yerleşke, bir firmaya verildi.

Bitince ne olacak?
Alan, mimari, mekan, duygu hafızamız kadar demiryolcuların oluşturduğu kültürün de ortasına indirilen balyoz darbesi bir karar. Sersemletici değil, öldürücü bir darbe.

Cumhuriyet’in başkenti, birer birer eserlerinden edilerek, daha ne kadar rant arazisi muamelesi görecek acaba?

Peki hepsi bitince ne olacak?

Not: Başkent Dayanışması, Ankara Garı’na sahip çıkmak için bugün 12.30’da buluşmaya davet ediyor Ankaralılar’ı.
Dayanışma ile vefa, Demiryolları Emeklileri Derneği'nde devam ediyor -Ekim 2014-

20 Nisan 2016 Çarşamba

ASAYİŞ BERKEMAL (Mİ?)



19.04.2016 Milliyet-Ankara Gazetesi

Birincisinde aklımız başımıza gelmedi, ikincisi patladı gelmedi, üçüncüsü patladı. Başkentin asayiş zaafını gözümüzün içine sokuyordu ardı ardına patlayan bombalar. Yüzlerce kilo bombayla şehir turu bile atıyordu teröristler. 10 Ekim 2015’de Ankara Garı’nda, 17 Şubat 2016’da Merasim Sokak’ta ve 13 Mart 2016’da Kızılay’da patladılar. 3 patlamada çocuğu, genci, yaşlısıyla 169 vatandaşımızı kaybettik.

Üçüncüsü, 5 milyonluk başkentin sokaklarını terk edilmiş kente çevirdi. Kentin sokaklarına, hatta uzak semtlerin sokak aralarına kadar yansıdı terk edilmişlik görüntüsü.

Vatandaşın önlemi
Kızılay patlamasından tam bir hafta sonra Kızılay boştu, kıpır kıpır olan Yüksel Caddesi ve Karanfil Sokak’ta akşam saat 8’de dükkanlar kapanmıştı. O sokağı bilen ve müdavimleri anlar o saatte bu sokaklarda dükkan kapanmasını. Batıkent’te,  merkezinden uzak sokak arasında bile berber, market, kasap iş yapamaz olmuştu. Hatta site içi marketlerin cirosu, artacağına yarıya kadar düşmüştü.

Önlem alınmayınca vatandaş kendi önlemini almıştı.

Boşluk ikinci hafta da sürdü, üçüncü dördüncü derken bir ayı buldu insanların yeniden sokaklara dönmesi. Alınan önlemleri bekledi, güven duydu ve çıktı sokaklara.

Başbakan’a kaldı iş
Ankara Garı’ndaki patlamayla ilgili emniyete yönelik tartışmalı konular vardı, müfettişler araştırdı, raporu 25 Şubat 2016’da sundu. Ankara Valiliği’nden soruşturma izni istediler, izin talebi reddedildi.

Ayrıca devlet içinde kendi devleti ve milletine karşı eylemlere göz yuman ya da fırsat veren bir grubun varlığından da söz ediliyordu. Asayiş zafiyetinin katlanmasında etkileri var mıdır, araştırma, incelemeler bittikçe göreceğiz onu da. Yoksa devletin merkezinde, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bulunduğu kentte bu kadar kolay ve üst üste olmamalıydı bu çapta eylemler diye biliyoruz biz.

Çünkü Merasim Sokak’taki patlamadan sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun talimatıyla ‘Başkent Güvelik Eylem Planı’ hazırlanmıştı ki Başbakan’a niye kalmıştı o iş? Gazetemiz yazarı Tolga Şardan, 18 Nisan Pazartesi günkü ‘10 Ekim Raporu’nun Ardından’ başlıklı yazısında konunun ayrıntılarını incelemişti, meraklısına hatırlatmakla yetiniyoruz.

İstenince oluyormuş
İçişleri Bakanlığı, son patlamadan 1 gün sonra 14 Mart’ta nihayet 5 aydır vekaleten yürütülen Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne, istihbarat ve terörle mücadele tecrübesi olan Mahmut Karaaslan’ı atadı. Koltuğa oturduğu sabah, alınan önlemlerle sokaklarda varlığını hissettik. Gölbaşı’nda, Bolu’da, daha kente girmeden eylem hazırlığı yapan teröristler yakalanmaya başladı. İstenince oluyormuştu demek.

Olay olmayacak” diyemiyoruz çünkü sağolsun ne çok ülkenin desteği olduğunu gördük terör örgütlerine. Temmuz’dan bu yana hızla artan terörist eylemlerde de komutadan eğitime, istihbarattan silah yardımına kadar katkılarını öğreniyoruz her gün. O destekler olmasa kimse ülkenin başkentinde, bu eylemlere yeltenme cesaretini gösteremezdi zaten.

Teşekkürü de bilmeliyiz
Yani efendim, gerek Doğu ve Güneydoğu’da gerek kent merkezlerinde, devlet isterse kimse istediği gibi at oynatamıyormuş. İçlerinde basiret gösteren yetkili ve etkililer olsun yeterki.

Ülkenin her yanında devletine ve milletine bağlı kamu görevlileri olduğunu, asayişimizi onların basireti ve kararlılığıyla koruduğumuzu biliyoruz. Bu bilinçle çalışan, iç hesaplaşmalarına kamuyu alet etmeyen, izinleri kaldırılıp yoğun mesaiye geçen başta tüm asker ve polisimiz, en yukarıdan aşağıya kamu görevlilerine, teşekkür etmeyi de bilmemiz gerekiyor.

17 Ekim 2015 Cumartesi

ACISI GEÇMEZ



16.10.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Bizi yakınlarımızla buluşturan ya da ayıran Ankara Garı’na çöken havayı tarif etmek çok zor. Bu kez ayrılanlar, geri dönemeyecek. 99 oldular son gidenlerle. Her gün heyetler halinde ziyaret edilmesine, kimilerinin bir nöbet gibi beklemesine, yolcuların gidip gelmesine, trafiğin akmasına rağmen garip bir ıssızlık duygusu çöktü Gar’a. Bomba patlamadı da aksine yaşamı içine çekti, yuttu sanki. Bu hissin tarifi çok zor, belki yok.



Bir kez daha düştü ateş

Bunun için patlatılıyordu demek bombalar, mermiler bunun için masumlara hedefleniyordu; yaşama enerjisini emmek, yok etmek için. Ümitleri kırmak için. Kayıplarınki son buluyor ama devam eden yaşam, her kaybıyla şiddeti artan bir kalp krizi geçiriyor adeta, duraksıyor tekrar toparlanana kadar. Yaşamın enerjisini tarif edemediğimiz için Gar’daki kalabalığın ıssızlığı karşında da bu yüzden aciz kalıyoruz belki.



Acısı geçmeyecek bir ateş yaktılar içimize. 40 yıl sonra Maraş’ı, ‘77 1 Mayıs’ını, 20 yıl sonra Sivas’ı anlatanların gözleri nasıl hemen nemlenip, akmaya başlıyorsa Ankara Garı’nı her anlatışımızda, biz de öyle olacağız. Bütün hak edilmeyen ölümler, sönmeyen bir ateş yakıyor, acısı da hiç bitmiyor yaşadıkça. Kalleşliğin ve acımasızlığın yanında melek kaldığı vahşilikle bir kez daha yüreğimize düşürdüler bu ateşi.



İnsan görünümünde insan olmayanlar

Akıl, ileriye olduğu kadar geriye de gelişebiliyor. Terörü icat edenin de varoluşa aykırı canlı bombanın da hammaddesi aynı; insan. Hayatında tanımadığı ve tanıyamayacağı insanların arasına girip, ayırt etmeksizin kendiyle beraber onları öldürmesi, uç derecede, tedavisiz bir akıl hastalığı olabilir anca.



Delilik değil. Deliler yaşama enerjisini kaybetmez, bütün olumsuz yaşam koşullarına karşın içgüdüsel olarak daha çok tutunur yaşama. Cinnet de diyemeyiz bu ruh haline. Cinnete günlerce planlayarak girilmez; flaş gibi patlar, bir anda olur her şey. Belki de insan görünümünde, insan olarak doğmamıştır canlı bomba kafalılar.



Ancak asıl insan görünümünde insan olmayanlar, bu canlı bombaları, silah olarak masumların üzerine sürenlerdir. Tamamen bilerek, isteyerek, bilinçle yaparlar bu işi. Herkese yetecek dünyayı, sadece kendilerine isterler. Dünyanın çivisini de hep onlar çıkarır zaten. Varolmak için doğmuş bünyeyi, yok ederek varolmaya çalışırlar. ‘Bir şey’dirler ama insan asla.



O eli kırmadıkça..

Bir hafta oldu, hala Adli Tıp bahçesinde, hastanelerde kayıplarını bekleyenler var. Yorgun ve bitkinler. Sağ kurtulanların durumları daha zor, ruhlarını onarmak zaman alacak. Siyasiler, başka gezegenden yayın yapıyor, yaraya merhem basacaklarına uzlaşmazlık yelkenini doldurmakla meşguller. Bu olayı, görüş farklılıklarını derinleştirmek için fırsat bilenleri ise Allah’a havale ediyoruz, yatacak yerleri yok.


Birbirimizi yemeyi bırakıp, ülkeyi karıştıran kapkara eldivenlere, onun içindeki insan görünümünde insan olmayanların eline dikkat etmeliyiz artık. Biz bu eli kırmadıkça, 65 yıldır yaşadıklarımızı tekrar tekrar yaşamaktan, sönmeyen ateşlerin bitmeyen acısını çekmekten, kurtulamayacağız hiçbir zaman.