besici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
besici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2017 Pazartesi

BESİCİLER ALARMA BASIYOR



14.10.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Ankaralı besicilerle görüşmemizden bir gün sonra Sırbistan’dan da 5 ton et ithal edileceği haberi geldi. Besiciler de kasaplar da dışarından aşırı et almayı hata olarak görüyor, lop et ya da kemiksiz etin alınmasını ise yanlışın yanlışı olarak ifade ediyorlardı. Onlara göre bu kontrol edilemeyen yüksek fiyatların nedeni belli, çaresi de ancak oraya dokunmuyordu geçici olmaktan öte gitmeyen müdahaleler.

Doğru fiyatı sağlamak, dengeyi kurmak, hatayı düzeltmekle yükümlü Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) bizzat kendisi, sorunun kaynağı olmakla itham ediliyordu. Yanlış zamanlamalar, yanlış müdahalelerle etin ve sütün fiyatı düşmediği gibi her hamlede üretici ve küçük esnaf daha da büyük zarar görüyordu.

Denge tutturulamıyor
Örneğin yılbaşından beri sütün fiyatı düştüğü, et fiyatları yüksek olduğu için besici süt hayvanlarını kesmeye başlamış, azalan hayvan sayısı kurban bayramı öncesi yükselen et fiyatları olarak dönmüştü bize.
Karkas et

Normalin 5 lira yukarısında yapılan et kesimi önce besicinin lehine olmuş ancak şimdi de aşırı karkas et alımı nedeniyle normalin 3 lira altına inen fiyat nedeniyle bekletilen hayvanlar yağlanarak ya da yaşlanarak elinde kalmıştı.

Tam bir facia!
Ayrıca Et ve Süt Kurumu’nun Mayıs ayında dışarıdan getirmesi gereken hayvanlar, Ekim ayı olmuş hala gelmemişti. Hele bir de karkas et yanında dışarıdan kemiksiz et getirilmesine izin verilmesi, ne besiciye ne kasaba yarayacaktı. Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yalçındağ, “Bu tam bir facia” diyor, soruyordu ”Lop et diye neyin ithal edildiğini nasıl bileceksiniz; dana mı, inek mi, tosun mu ya da ne eti? Her kutuyu açıp, tonlarca eti kontrol mü edeceksiniz?
Lop et de ithal edilecek

Sincan Hayvancılık Bölgesi’nden besiciler adına konuştuğumuz Birol Mermer, “Ülkemizde et üretiminde eksiğimiz olduğu bir gerçektir ve bu eksiğin yurt dışından tamamlanması biz besiciler tarafından da doğru kabul edilmektedir. Ancak bu arz açığı ithalat yolu ile tamamlanırken yerli üretici de korunmak zorundadır. ESK piyasaya bu derece müdahale etmeye devam ettiği sürece yerli üretici ortadan kaldırılacak, tamamen dışa bağımlı olacağız” diyordu.

Üretim durdu iş düştü
Görülüyor ki sorunun temeline inecek önlemler yerine ne besiciye ne kasaplara yaramayan bir müdahale yapılıyor. Ama yaradığı yerler var. Besici ya da kasapların telaffuz ettiği rakamlarla piyasadaki fiyatlar arasındaki uçurumun neden kaynaklandığını, sorarsa öğrenecek yetkililer. Yalnız şu an besicinin işleri durmuş, kasapların işleri yarı yarıya düşmüş vaziyette. Biz, müdahalelere karşın ucuz et yiyemiyoruz. Sorun çözecek ESK, kendisi sorun haline gelmiş durumda.

Köklü sorunlarımızsa hala yerli hayvan üretimi yerine dışarıdan alarak üretmeye çalışma yanlışımız ve yüzde 15 civarında olan küçükbaş hayvan üretimini göz ardı etmeye devam edişimiz.

Açıklama yapacaklar
Önümüzdeki hafta ilgililere sesini duyuramayan besiciler, üyesi oldukları Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) ve Ankara Ticaret Borsası’nın da desteğini umarak sadece Ankara bölgesinde yaklaşık 15 bin besiciyi ilgilendiren bir açıklama yapmaya hazırlanıyor. Alarm düğmesine basmış, sesin duyulmasını sağlamaya çalışacaklar.

16 Nisan 2015 Perşembe

DAHA NE KADAR BOŞALACAK KÖYLER?



14.04.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Sözlükte kalacak, günlük yaşamımızdan çıkıyor ‘köy’ sözcüğü. ‘Mahalle’ oldu hepsi. Adı köy kalsa da yine mahalle muamelesi görse olmaz mıydı? Olmadı maalesef. Dünyada her ülkenin ‘köyü’ olacak, bir sürü semtin, ilçenin, beldenin adında köy varken tarihin ve toplumun en köklü sözcüklerinden birini, hafızalarımızdan sileceğiz. Sonra da oturur, adında köy var diye, oraların adını değiştirmeye uğraşırız.



Kentte vasıfsız

Böyle devam ederse adı gibi kendilerini de coğrafyadan silmek üzereyiz. Boşalıyor köyler. Nüfus sayımlarına aldanmayın; kapanmasın diye ikametgahını köyünde gösteriyor ama en yakın ilçe de ya da şehirde yaşıyor birçoğu.



Kısmetini orada arıyor, babadan, atadan çiftçilikle hayvancılıkla uğraşmış aileler, vasıfsız işgücü olarak şehir sokaklarında geçinme savaşı veriyor. Daha önce de değindiğimiz gibi; “Tarım nüfusumuz çok, azaltmalıyız” diyenlerin kurbanı oluyor, hiçbir eğitim ve yönlendirmeden geçmeden ortada bırakılıyorlar. Tarım arazilerimiz de ‘nadas’ta görünüyor!



Olan da bahçede çürüyor

2014 verilerine göre Ankara’nın 2 milyon 543 bin 700 hektar arazisinin yüzde 48’i tarım alanı. Bu yüzde 48’in yüzde 68’i tarla, yüzde 26’sı nadasa bırakılmış, yüzde 3’ü sebze, yüzde 1’i meyvelik, yüzde 2’si de tarıma elverişli olmayan alan.



38 çeşit Ankara armudu, her biri 300’er gramlık elması, ceviz büyüklüğünde vişnesi, 17’ye kadar çeşidi olduğu söylenen üzümü, her bahçede en az bir ağaç dutu, ayvası, dağ tepe zerdalisi yokmuş da bu şehrin, yüzde 1’miş meyvelik alanı. Ankara merkezi dahil, hangi ilçesine gittikse mutlaka kendini doyurduğu gibi konu komşuya dağıtılan sebzelerin yetiştiği bostanlıklar da kaybolmuş, sebzelik arazi yüzde 3’e düşmüş.

Kalanı arpa, buğday, pancar, soğan başta olmak üzere yüzde 68’lik alanı kaplıyor.



Bir ayıbımız da bu tarım arazisinin yani 1 milyon 235 bin hektarlık alanın, yüzde 8 buçuğu sulanabiliyor. Gerisi Allah’a emanet. Yağarsa bağ, yağmazsa dağ oluyor. 1 ve 2 numaralı sorunları sona sakladık; mazot ve gübre fiyatları yüzünden, bazen hasada gitmiyor çiftçi, tarlada, bahçede çürüyor ürün.



Besiciyi de küstürdük

Hayvancılıkta ise nüfusun artış oranına uygun bir gelişme yok. Yem pahalı, çoban masraflı, canlı et maliyetinden ucuz, çok besici bıraktı hayvancılığı. Rakamlar, son 4-5 yıldır büyükbaş ve küçükbaş hayvancılıkta küçük artışlar olduğunu gösteriyor ama nüfus onların kat be kat üstünde artıyor. Bu haldeyken hayvancılığa da küstürdük köylüyü.



Birkaç yıldır seracılığı keşfetme aşamasında Ankara, iyi sonuçlar alınıyor şu ana kadar. Öncü olmak, yol göstermek gerekiyor. Tatlı su balıkçılığını da Hirfanlı Barajı’ndaki balıklar gibi bitirmekle bitirmemek arasındayız. Çok parçalı tarlaların birleştirilmesi projesi de derhal hızlandırılmalı, nadasta diye kendimizi kandırmayalım artık.



Hak mıdır?

Bütün ilçelerini dolaştık, Ankara’nın köyleri boşalıyor, gözümüzle şahidiz. Köyünü terk edemeyen güngörmüşlerin, yavaş yavaş çöken köy evlerinin arasında, başının çaresine baktığı bir yer olmuş oralar. Yukarıda saydıklarımızdan başka nedenleri de herkes biliyor. Köylü işlevini yitiriyor ve kente göçüyor. Kentte de yaranamıyor, başka iş bilmediği için vasıfsız eleman muamelesi görüyor.


Topraklarımız boş, başkaları doyuruyor karnımızı. Kendi köylümüz bile topraklarında yetişen ürünün, dışarıdan gelenini alıyor. Pazarda onlar satılıyor çünkü. Hem tarım hem hayvancılık için bu kadar geniş ve uygun hektarlarca arazi, ekilmeden, hayvan yayılmadan, kimseye faydası olmadan yatıyor, köylüyü de köyünden edip, şehirde rezil ediyoruz. Hak mıdır? Değildir.

1 Eylül 2012 Cumartesi

BESİCİLER İÇİN AĞIR KARAR


31.08.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi



Ankara’da, en yoğun besi hayvancılığı Çubuk ve Akyurt ilçelerinde yapılıyor. Bu ilçelerdeki sadece besi sığırı sayısı, 50 bini geçiyor. Bir de ruhsatlı izinli tavukçuluk işletmeleri var. Et ihtiyaç, nüfus çoksa kalabalık hayvan sürüleri beslemek gerekiyor.

Eh hayvan varsa gübre var. Gübre değerli ama her değerli şey gibi bir de bedeli var; koku. Sürüler kalabalıklaştıkça yoğunlaşan kokuyla hele bir de sıcaksa hava, bunalmış zihin, bulanıyor. Koku, ruhhalini etkileyen bir şey, dayanma sınırı aşılınca isyana sürüklüyor, “Yetti canıma, gösterin bunu yapan o ineği bana” dedirtiyor!

Oysa ineğin suçu ne, besleyenin suçu ne? Merası, havaalanı olduysa inek ne yapsın? Araziye yayılmak varken tavuklar mı istedi sıkış tepiş, ağır koku saçan bir kümese tıkılmayı. Zor bela, kıt kanaat çabalayan besici, işletmeci, kendi sofrası için önce bizimkini kurmaya çalışıyor. Sofra, bu ağır kokular içinden kuruluyor. Bize ağır gelen kokuyu duymuyor, miski amber geliyor belki onlara.

Geçen hafta Ankara Valiliği, Esenboğa Havalimanı çevresinde hayvancılık, besicilik faaliyeti gösteren ve kötü koku yayan işletme ve çiftliklerin Çubuk ve Akyurt belediyelerince derhal kapatılması talimatını verdi. Belediyeler bir yandan İl Çevre ve Orman Müdürlüğü öbür yandan, durmadan ceza kesiyorlardı buralara. Ödemesi zor cezalar… Ekmek teknesini yürütmek için,  cezalara sessiz kaldılar. Ancak süre verilince iş büyüdü. İşporta tezgahı değil ki tesislerden, onbinlerce hayvandan sözediyoruz. Kaldırıp, depoya da saklanmaz. Derken verilen 15 günlük sürenin, bir haftası gitti.

Bugünün sorunu değil, özellikle yazın hep kokuyordu Esenboğa.  Çünkü hayvancılık, Esenboğa Havaalanı’ndan önce de vardı.  Yörenin, doğal gelir kaynağıydı, yeni çıkmadı ki.

Çubuk, Akyurt besicileri ve işletmecileri gibi, sabır ve merakla Çubuk’ta inşa edilmeye başlanan Organize Hayvancılık İhtisas ve Sanayi Bölgesi’nin bitiş müjdesini bekliyorduk. Çağdaş, yüksek teknolojili, meslek okulu içinde, dünyada ilk  olacaktı. Başarılı olursa değil Türkiye’ye, dünyaya örnek olacaktı. Ne umduk ne bulduk. Bölgeden parasını ödeyip, yer alan besiciler ve işletmeciler, bölge kurulana kadar kendi çaresiyle baş başa bırakıldı.

Bu arada bendeniz, bölgede çiftçilere destek vermeye giden  CHP milletvekillerinin, “Hiç olmazsa Kurban Bayramı’na kadar izin verin” talebine de katılamıyorum. Organize sanayi bölgesi bitmeden, kimse yerinden olmamalı. Kısa süre içinde ‘kentsel dönüşüm’ diye siteler, mahalleler inşa edildi, bu bölgeyi mi yapmak zordu? Biz, nasıl 15 yıl sesimiz duyulmadan metroyu beklediysek organize sanayi bölgesi bitene kadar da herkes katlanacak o kokuya. Valiliğin ya da hükümetin talimatı, tam aksine “Organize Hayvancılık İhtisas ve Sanayi Bölgesi, 6 ay içinde ya bitecek ya da bitecek” diye çıkmalıydı. Bu talimatın içinde, çözüm var çünkü. Diğeri, besiciler için de hepimiz  için de ağır bir karardır.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan

‘Tarihi Ders 90’lık’ başlıklı yazımızda, Zafer Bayramı dolayısıyla sitemimiz olmuştu. 26 Ağustos’ta  Afyonkarahisar’ın Çakırözü Köyü’nden başlayan Zafer Yürüyüşü’ne Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun öncülük etmesine değinmiş, ‘Orman ve Su İşleri’ ne alaka?” diye sormuştuk. Bakan’ı ve Bakanlığı, eleştiri dışı tutarak devlet ve meclisteki partiler katında, zayıf katılıma dikkat çekmeye çalışmıştık.

Bakanlıktan, düşüncenin özüne değil ama eksik bıraktığım kısma katkı geldi: Birincisi; Bakan Veysel Eroğlu, Afyon Milletvekili’ydi, biliyordum. İkincisi; Zafer Yürüyüşü’nün yapıldığı bölge, bakanlık yetki alanında milli parktı, onu da biliyordum. O park ve bölge için iyileştirme çalışmaları, düzenli olarak sürüyormuş, bilmiyordum. Özünde mutabık kaldığımız, bildiğimi eksik bıraktığım yazımı tamamlayan nazik katkıya teşekkür ediyorum.