işletme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işletme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2017 Çarşamba

AVMLERİ ABARTTIK!



05.12.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Büyük alışveriş merkezlerini (AVM) destekleyen bir Ticaret Odası Başkanı’ndan eleştiren bir başkana terfi etti Ankara. Başkentin hakkı, onlarca yıl gecikmiş bir terfi. Üretimi ve esnafı baltalayan bir ticaret anlayışından, ikisini de destekleyen bir ticaret siyasetine doğru alıyoruz virajı. Hatta atalete boğulmuş kalbimizin kaldırmayacağı hızlı gelişmeler oluyor.

Bir hafta önce konuyu, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran gündeme getirmişti. “.. Alışveriş merkezleri kent ekonomisi için soruna dönüştü.. Şehir içinde olmaları doğru değil.. Sürekli devretmeler başladı.. Yakında AVM’ler boşalacak, göreceksiniz.. Zarar ediyorlar, abarttık bu işi.. Bu işin doğru bir zemine oturması, bu işin de bir anayasası olması lazım..” demişti özetle. Dilimizde tüy, kalemimizde mürekkep bitiren konulardandır, bu yatırımlarla çok kaybetti Ankara ticareti.

Eskiyi yutuyor
Mayıs 2010 yılıydı ilki, ‘Kapanan Dükkanlar, Boş Çarşılar’dı başlığımız. Şubat 2011’de büyük şairimiz Ahmet Muhip Dıranas’ın (1908-1980), Gavur Mahallesi’nden Atpazarı’na yürürken görüp duyduklarını yazdığı ‘Eski Ankara’ makalesi ilham vermişti başlığımıza; ‘Buhran Buhran’. 1949 yılında makalesine konu ettiği ekonomik buhran, belki 200 metre içinde çekiç darbeleri gibi dökülüyordu esnafın ağzından.

Dıranas “Be arkadaş, buhran atı, ineği, öküzü de mi yuttu?” deyince esnaf, “Dünyayı yutuyor beyim, dünyayı. Sen ne söylüyorsun? Hakikatte ise yeni dünya eski dünyayı yutuyor..” demişti. Durumu, “..İnsanlar zehirli gazdan, 42’lik mermiden ve koleradan daha çok buhrandan korkuyorlar. Yeryüzünde, Allahı ‘buhran’ olan yeni bir din kuruldu. Ne İsa’nın ne Muhammed’in Allahı, bununla baş edemiyor” diye yorumlaşmıştı büyük şair.
O kadar ileri gittik ki Kızılay'ın göbeğine bile AVM oturttuk
Biliyorduk zaten
Yine yenisinin eskisini yuttuğu bir dönemden geçiyor dünya. Üretmeyenlerin yutulacağı bir yeni dünya bu. “Ankara ekonomisi, tüketim ekonomisi” demiştik, 1 satıp 3 alıyordu. Birçok yerli markanın, parasıyla dükkan bulamadığı AVMlerin cenneti yapılmıştı başkent. Şehrin göbeğinde 40’tan fazla AVM ki 47 olacak deniyordu, doludizgin işgal ediyordu merkezi. Şehir merkezine yapılan her AVM, bin 600’den fazla küçük esnaf ve zanaatkarın işletmesini kapatması anlamına geliyordu.

Gelişmiş ülkelerde AVM’lerin özellikle şehir dışına yapıldığını, bunlar inşa edilmeden önce de biliyorduk. Bir şehir merkezi için çok ama çok oldukları da biliniyor, söyleniyordu. Belli markalar dışında yer verilmeyince yerli üretimi baltalayacaklarını da biliyorduk. Kendi ömürlerini kısalttı, günü geldi, kendini vuruyorlar artık. Zamanında bu ticaret anlayışını destekleyen yöneticilerle modern harabelerimize deva arasınlar bakalım. Bir hata, bir ülkenin başkentinde, bile bile 47 kez tekrarlanır mı be kardeşim?
Birer birer yok olan ustalar da metroda açılan bir hafta 10 günlük sergilerde kendini göstermeye çalışıyor
Belki bir çare
Sınırı aştık.. bu işin de bir anayasası olması lazım” diyor ya Gürsel Baran, “Olan oldu, bitmiş davanın yasasından kendilerine bile hayır gelmez” diyoruz. Ancak bir ipucu olarak da işini, zanaatını terk etmek durumuna gelmiş, hatta buralarda markalaşabilecek nitelikte küçük esnaf ve zanaatkarı da bir düşünmelerini öneriyoruz.

16 Aralık 2015 Çarşamba

ESNAF SANATKAR NE DEDİ



15.12.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Bilişim ve nano teknolojilerdeki sersemletici gelişme, aşırı hızı nedeniyle bazen midesini de kaldırabiliyor insanın. 2015 yılında, 2016’nın kapısındayız. Artık insanoğlu, 2 bin 15 yıllık bilgi kadar bilgiyi, 17 ayda üretebiliyormuş. Süper zeka olmayan normal akılların kavramasına fırsat vermeyen bir hıza erişti bilgi üretimi. Dünya da uyumu zor, baş döndürücü bir değişim geçiriyor. Kaldı ki biz, ülke olarak, bu gelişmelerin başrol oyuncularından değiliz. Olmak zorundayız ama...

Hala ağırdan alıyoruz

Son 3 yıl içinde ülkenin başkenti Ankara’nın 25 ilçesini dolaştık, organize sanayi bölgeleri ve teknokentlerini inceledik, en son 31 hafta süren ve 62 meslek odamızın sorun ve taleplerini ele aldığımız ‘Söz Esnafın’ yazı dizimizi gerçekleştirdik. Ülkenin başkentinin, yüksek teknolojili sanayi yapılanması burada olduğu halde, dünyadaki gelişmelere ayak uydurmada çok ağırdan aldığını, bu kentte olmayanların, tüm ülkeyi etkileyebildiğini gördük.

Üstelik en nitelikli insan gücüne sahip olduğu, dünyadaki yarışa katılmada çok istekli yatırımcıları, tüccarları olduğu halde.


“İş yaparsan başın ağrır”

Dünyanın dönüşüm hızını algılayamayan yönetici ve bürokrasisi, bacağımıza bağlanmış, çekiştirmekten bir türlü koşamadığımız güllelerin ta kendisiydiler. Bu ağırdan almaya, üniversiteleri de eklemek gerekiyor. Kamu kurumlarının ruhuna sinmiş ‘İş yaparsan başın ağrır, yapmazsan ağrımaz’ anlayışı, yarım yüzyıldan fazladır bir kentin, ülkenin başını ağrıtmayı tercih etti. Dünya, bilişim ve nano teknolojisiyle bambaşka bir çağa giriyor, biz, yolumuzu açacakları, yolumuzdan çekmekle uğraşıyoruz.

Sanayicilerle, teknokentlerle ilçelerde belediyeler, meslek odaları, birlikler, derneklerle görüştüğümüzde, hala kimi zaman 60 yıl, kimi zaman 150 yıl geride kaldığımız konularla karşılaştık. Küçük bir kitle lokomotife binmiş, vagonları almayı unutmuş, tren gidiyor zannediyor. Hükümetlere, ısrar eden başbakanlar, bakanlara rağmen, ayak direyenleri, iş yapıp başını ağrıtmak istemeyenleri aşamıyoruz.

Oto sanatkarları: "Sigorta şirketlerinin uygulamaları nedeniyle ustalık yokolma tehlikesiyle karşı karşıya"

2015 yılında neyle uğraşıyorlar

Söz Esnafın’ dizimizde de esnaf ve sanatkarın ağızlarından dökülenler, sanayiciden, koşmak isteyenlerden farklı değildi. Bazısı ısrarla ihmal edilmiş, bazısı küçük rötuşlarla çözülebilecek, bazısı yasal düzenleme yapıldığı halde yıllarca bekletilen sorunlarla baş başa bırakılmışlar. Bazı meslek alanlarında neredeyse sahipsiz, başsız, varlık savaşı veriyorlar. Bakın 2 bin 15 yıllık bilgiyi 17 ayda üretebilen dünyada, esnaf ve sanatkarımız neyle uğraşıyor:

- Bir kere başta, artık yama tutmayan ‘Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun derhal değiştirilmesi, hatta esnaf tanımının yenilenmesi gerekiyor. Ticaretin çok gerisinde kalmış bir yasa. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Esnaf ve Sanatkarlar Genel Müdürlüğü, bu konuda çalışma başlatmış.



“Büyüyemiyoruz”

- Denetimsizlik kayıtdışını azdırmış, bazı mesleklerde 2 bin kayıtlı esnafa karşın sıfır vergiyle 8 bin kayıtdışı çalışan var. Ama devlet, o 2 bin kişiyi kaz bellemiş, onları yolmakla meşgul. Kayıtlı esnaf-sanatkar, “Onların yüzünden sermaye biriktiremiyor, büyüyemiyoruz” diyor. Bu yana dönerseniz bu sefer de ülke çapında vergi mükellefi olduğu halde odalarda kaydı olmayan 500 bin kişiyle karşılaşıyorsunuz. Kamu kurumlarıysa yeterli denetim memuru olmamasını bahane gösteriyor.

Çırak yok, yabancı usta yolda

- Çırak yok. Sanayiden ticarete, bildiğiniz tüm mesleklere, hatta bazılarına hiç çırak ve ara eleman yetişmiyor. 4+4+4 eğitim sistemi, bitirmiş çıraklığı. Örneğin 10 yıl sonra ev tesisatınızı, bir yabancı ustaya döşetebilirsiniz, hiç usta yetişmiyor çünkü. Sanayici de esnaf-sanatkar da birbirinden transfer ediyor, birbirinin işine köstek oluyorlar. Lokomotifte gidenler, arkasından gelmeyen vagonların farkında değil, yer gök işsiz gençle dolu.


- Sigorta şirketleri, sorun çözeceğine sorun kaynağı olmuş. Tutturabildiğine yüksek primler, bazı mesleklere sigorta yapmamak gibi sorunlar yanında özellikle kazalı araçlarda öne sürülen koşullar, oto tamirciliğini, ustalığı bitirme yolunda azimle ilerliyor.

- Çok şaşırmıştık ilk duyduğumuzda; emekli esnaftan yapılan Sosyal Güvenlik Destekleme Primi kesintisi, ustalığı bıraktıran, dükkan kapattıran bir sorunmuş. O 100-150 liralar, baştan sona tüm esnafın temel dertlerinden biriydi. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Hükümetin 2016 Eylem Planı’nı açıklarken bu kesintinin kalkacağı müjdesini verdi.

Yetkili etkisiz

- Esnaf ve sanatkar odaları, dişi kırılmış kaplan gibi; yetkili ama etkisizler. Odaya üye kaydı yapıyor, esnafı kayıt ve mesleki olarak kontrol altına alıyorlar ama yasal olarak hiçbir yaptırım güçleri yok. Denetimsizlikle birleşince kabak onların başına patlıyor, “Siz ne işe yararsınız?” diye fırçayı yiyorlar. Böyle olunca yasa ya da bir düzenleme yapılırken bürokrasi de kendilerine danışma, işbirliği yapma gereği duymuyor, aksak eksik bir sürü yasa ve yönetmelikle cebelleşiyor esnaf-sanatkar camiası.

Bu 6 başlık, tüm esnaf ve sanatkarın sadece Ankara değil tüm ülke çapında da ortak sorunlarıymış. Bir de her mesleğin kendi alanına yönelik sorunları ve talepleri var ki 31 haftaya zor sığdırdık buraya hiç sığmayacağını takdir edersiniz.

Polatlı esnaf-sanatkarı da 'Söz Esnafın' da dertlerini seslendirdi

4 açılıyor 3 kapanıyor

Son 10 yıllık verilere göre Türkiye’de esnaf ve sanatkar işletmelerinde, 4 işletme açılıyorsa 3’ü kapanıyor. Bu oran aynen başkent için de geçerli. Ankara’da 40’ı geçtiler, her büyük alıveriş merkezinin açılması, bin 600’ün üzerinde küçük esnaf ve sanatkar işletmesinin kapanmasına neden oluyor. 10 yıllık süreçte Ankara’da, 60 bin işletme kapıya kilidi vurmuş. Aileleriyle beraber yaklaşık 200-250 bin kişinin etkilendiği hesaplanıyor. Boşa giden sermaye ve emek de cabası.

Oysa ekonominin omurgasını oluştururlar. Bir ülke ekonomisinin sağlık durumu, sanayide küçük ve orta ölçekli işletmelerin, ticarette, küçük esnafın çokluğu ve memnuniyetiyle ölçülür. Onlar ne kadar güçlüyse ekonomi ve toplumsal yapı da o kadar güçlü olur. Orta direktir, gemi onlar sayesinde yürür.


Ana fikir
31 hafta boyunca esnaf ve sanatkardan dinlediklerimizi şu ana fikirde özetleyebiliriz: Dünyadaki dönüşümle beraber pek çok alanda olduğu gibi esnaf ve sanatkara da artık gömleği dar geliyor, yeni yasa, düzenlemeler ve uygulamalarla sistemin yenilenmesi, tazelenmesi gerekiyor.

1 Eylül 2012 Cumartesi

BESİCİLER İÇİN AĞIR KARAR


31.08.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi



Ankara’da, en yoğun besi hayvancılığı Çubuk ve Akyurt ilçelerinde yapılıyor. Bu ilçelerdeki sadece besi sığırı sayısı, 50 bini geçiyor. Bir de ruhsatlı izinli tavukçuluk işletmeleri var. Et ihtiyaç, nüfus çoksa kalabalık hayvan sürüleri beslemek gerekiyor.

Eh hayvan varsa gübre var. Gübre değerli ama her değerli şey gibi bir de bedeli var; koku. Sürüler kalabalıklaştıkça yoğunlaşan kokuyla hele bir de sıcaksa hava, bunalmış zihin, bulanıyor. Koku, ruhhalini etkileyen bir şey, dayanma sınırı aşılınca isyana sürüklüyor, “Yetti canıma, gösterin bunu yapan o ineği bana” dedirtiyor!

Oysa ineğin suçu ne, besleyenin suçu ne? Merası, havaalanı olduysa inek ne yapsın? Araziye yayılmak varken tavuklar mı istedi sıkış tepiş, ağır koku saçan bir kümese tıkılmayı. Zor bela, kıt kanaat çabalayan besici, işletmeci, kendi sofrası için önce bizimkini kurmaya çalışıyor. Sofra, bu ağır kokular içinden kuruluyor. Bize ağır gelen kokuyu duymuyor, miski amber geliyor belki onlara.

Geçen hafta Ankara Valiliği, Esenboğa Havalimanı çevresinde hayvancılık, besicilik faaliyeti gösteren ve kötü koku yayan işletme ve çiftliklerin Çubuk ve Akyurt belediyelerince derhal kapatılması talimatını verdi. Belediyeler bir yandan İl Çevre ve Orman Müdürlüğü öbür yandan, durmadan ceza kesiyorlardı buralara. Ödemesi zor cezalar… Ekmek teknesini yürütmek için,  cezalara sessiz kaldılar. Ancak süre verilince iş büyüdü. İşporta tezgahı değil ki tesislerden, onbinlerce hayvandan sözediyoruz. Kaldırıp, depoya da saklanmaz. Derken verilen 15 günlük sürenin, bir haftası gitti.

Bugünün sorunu değil, özellikle yazın hep kokuyordu Esenboğa.  Çünkü hayvancılık, Esenboğa Havaalanı’ndan önce de vardı.  Yörenin, doğal gelir kaynağıydı, yeni çıkmadı ki.

Çubuk, Akyurt besicileri ve işletmecileri gibi, sabır ve merakla Çubuk’ta inşa edilmeye başlanan Organize Hayvancılık İhtisas ve Sanayi Bölgesi’nin bitiş müjdesini bekliyorduk. Çağdaş, yüksek teknolojili, meslek okulu içinde, dünyada ilk  olacaktı. Başarılı olursa değil Türkiye’ye, dünyaya örnek olacaktı. Ne umduk ne bulduk. Bölgeden parasını ödeyip, yer alan besiciler ve işletmeciler, bölge kurulana kadar kendi çaresiyle baş başa bırakıldı.

Bu arada bendeniz, bölgede çiftçilere destek vermeye giden  CHP milletvekillerinin, “Hiç olmazsa Kurban Bayramı’na kadar izin verin” talebine de katılamıyorum. Organize sanayi bölgesi bitmeden, kimse yerinden olmamalı. Kısa süre içinde ‘kentsel dönüşüm’ diye siteler, mahalleler inşa edildi, bu bölgeyi mi yapmak zordu? Biz, nasıl 15 yıl sesimiz duyulmadan metroyu beklediysek organize sanayi bölgesi bitene kadar da herkes katlanacak o kokuya. Valiliğin ya da hükümetin talimatı, tam aksine “Organize Hayvancılık İhtisas ve Sanayi Bölgesi, 6 ay içinde ya bitecek ya da bitecek” diye çıkmalıydı. Bu talimatın içinde, çözüm var çünkü. Diğeri, besiciler için de hepimiz  için de ağır bir karardır.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan

‘Tarihi Ders 90’lık’ başlıklı yazımızda, Zafer Bayramı dolayısıyla sitemimiz olmuştu. 26 Ağustos’ta  Afyonkarahisar’ın Çakırözü Köyü’nden başlayan Zafer Yürüyüşü’ne Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun öncülük etmesine değinmiş, ‘Orman ve Su İşleri’ ne alaka?” diye sormuştuk. Bakan’ı ve Bakanlığı, eleştiri dışı tutarak devlet ve meclisteki partiler katında, zayıf katılıma dikkat çekmeye çalışmıştık.

Bakanlıktan, düşüncenin özüne değil ama eksik bıraktığım kısma katkı geldi: Birincisi; Bakan Veysel Eroğlu, Afyon Milletvekili’ydi, biliyordum. İkincisi; Zafer Yürüyüşü’nün yapıldığı bölge, bakanlık yetki alanında milli parktı, onu da biliyordum. O park ve bölge için iyileştirme çalışmaları, düzenli olarak sürüyormuş, bilmiyordum. Özünde mutabık kaldığımız, bildiğimi eksik bıraktığım yazımı tamamlayan nazik katkıya teşekkür ediyorum.

19 Kasım 2011 Cumartesi

ONA DEĞİL BUNA BAKIYORUM


18.11.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Önde Atılım Üniversitesi’nin, kızlı erkekli 23 öğrencisi, arkada ‘Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’ tabelası. Aralarında Anadolu OSB Başkanı Hüseyin Kutsi Tuncay. “Arkadaş, Tunalı Kavşakları kapatılacak, sen nereye bakıyorsun öyle?” diyenler çıkabilir. Nesine bakayım efendim; yasal olmayan bir şey mi yapılmış başkentin ortasında? Yapılmışsa yargı neredeymiş? Yasal olmayan bir şey ise geç te olsa değerlendiren yargı kararını, “Aman uygulamayın” diyen meslek odalarını, sivil toplum örgütlerini mi savunayım? Allahınızı severseniz, buna benzer bitmek tükenmek bilmeyen davalarıyla “Burası başkent” diyebilir misiniz? Devletin idare merkezinde bunlar olabiliyorsa nesine bakayım efendim?



Asıl sorun dururken

Akıl sağlığımı korumak için, Ankara’da yapılan bütün iyi şeylere bakmayı yeğliyorum. Atılım Üniversitesi’nin 23 öğrencisi, Malıköy’deki Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’ni gezmiş. Ayakları, daha okuldayken mesleklerinin uygulama alanına değmiş. Bu buluşma, bugün ve yarın için daha anlamlı değil mi sizce de?



Her fırsatta bilginin uygulamayla buluşmasına, yaratacağı iş olanakları ve ülkeye yararına değiniyoruz. 2010 verilerine göre Türkiye’de, makine sektöründe, 100 dolarlık satışımızın, 75 dolarlık kısmını dışarıdan alıyoruz. Yani kendi katkımız 4’te 1. Övünülecek bir şey mi bu? Sorun diye bunları çözmemiz gerekirken açılmaması gereken kavşağın, açıldıktan sonra kapanmamasını savunmakla meşgul oluyoruz. Neyi savunduğumuz belli değil. Affedersiniz, cümleten saçmalıyoruz!



Organize sanayi birikimimiz

Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’ne gitmiş te ne öğrenmiş gençlerimiz? Aylık 20 bin liralık bütçelerden, 235 milyon dolarlık bir üretim bölgesine dönüştüğünü öğrenmişler. Devletin, bir kuruş katkısı yok, sanayicilerin cebinden çıkmış masraflar. Görevi; gençlere iş alanları açmak, üretmek ve ürettiğini dışarıya satmak. Küçük işletmelerin, orta ölçekli işletmelere dönüşümünü sağlamak amaçlı bir bölge olduğunu öğrenmişler. Çağdaş bir sanayi bölgesinin, kendilerini ve bilgilerini beklediğini görmüşler. Ne tür katkıları olacak, karar verecekler artık.



Hop OSTİM’e sıçrayalım, aynı günlerde, Rusya’dan misafirleri var. Rusya Federasyonu Yaroslavl Bölgesi’nden gelmişler. Kurumsal yapısı ve yönetim şekli konusunda bilgi almak için. Kurmakta oldukları sanayi bölgesinde, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri geliştirmek için OSTİM’in, kendilerine iyi bir örnek olduğunu düşünmüşler. Organize sanayinin kitabını yazmış kent Ankara’nın, bir gücü var, biz nelerle uğraşıyoruz!



Önümüzdeki günlerde, üniversitelerimiz, teknokentlerimiz, daha sık buluşacak organize sanayi bölgelerimizle yerel yöneticilerimizle. Gençlerimizi, kaldırım arşınlamaktan kurtaracak bu buluşmalar. O yüzden ona değil buna bakıyorum; gelecek burada.



Gözyaşının rengi olsa

Tekrar Malıköy’e dönelim. Daha önce de yazmıştım ama eksikmiş. Anadolu Organize Sanayi Bölgesi, 1800 badem ağacı dikmiş, bu yıl 1 tona yakın verim almış, gelirini de meslek okulunu kurmak için kumbaraya atmıştı. Meğer 1800 ağaç, Kurtuluş Savaşımız’da, bölgenin verdiği 1800 şehidin anısına dikilmiş. İlkbahar’da, her ağaca, bir şehidimizin adını verecekler. Maddesi gibi maneviyatı da olan organize sanayi bölgesi görmüş müydünüz? Rengi olsa yazının bu satırlarını, gözyaşlarımla yazmak isterdim.


Ne dersiniz? Oraya değil de buraya bakmakta haksız mıymışım?

12 Şubat 2011 Cumartesi

PATLAMAYAN OSTİM


11.02.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Patlamayan Ostim, Ankara’ya, Anadolu’nun göbeğine, çok yakışan bir iş alanıdır. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin, parmakla gösterilen simgelerinden biridir. Türk sanayisinin önemli merkezlerinden biri olarak Cevat Dündar ve arkadaşları tarafından büyük uğraşlar verilerek 3 milyon metrekarelik bir alana kurulmuştur. 1968 yılında başlayan mücadele, 1990’larda ancak donanımlı bir sanayi merkezine dönüşebilmiştir. Zamanla büyümüştür.

5 bin firma 50 bin çalışan
Bugün, 5 bin firmaya ev sahipliği yapan bir organize sanayi bölgesidir. İş, inşaat makineleri ve malzemeleri, makine ve makine parçaları, plastik ve kauçuk, elektrik-elektronik, sağlık araç gereçleri, otomotiv ve savunma sanayi alanlarında üretim ve ticaret yapan sessiz bir devdir. Yaklaşık 50 bin kişinin ekmek kapısıdır, 50 bin kişiyi bulmayan binlerce ilçesi olan Türkiye’de. Sokaklarını dolaşsanız “Ostim burası mı?” dersiniz. İstanbul ve Kocaeli gibi sanayi bölgelerindeki akranlarının aksine alçakgönüllü, uslu bir tavrı vardır. Bir usta sükunetiyle işini yapmaktan başka gürültüsü yoktur.

Ta ki herkesin yüreğini burkan, alışılmadık patlamalarla tüm ülkenin kulaklarını sağır eden gürültü yükselene kadarmış sükunet. 20 eve ateş düşüren Ostim gürültüsü, Ostim’den beklenen en son sesti aslında. Üretim ve ticaret rekorlarını, araştırma-geliştirme çabalarını kutlayan alkışların gürültüsünü beklerken aynı güne sığan patlama sesleriyle irkildi Türkiye. Ostim’e ve Ankara’ya yakışmayan bu kaba çığlık, bir şey söylemek istiyordu.

Ostim’e dikkat
İki patlama, Ostim’in amacını ve çapını anımsattı: 50 bin çalışanıyla küçük ve orta ölçekli işletmelerin, bir Ostim’i var ve bu Ostim’e dikkat edin. Hafife almayın, başıboş bırakmayın diyordu sanki patlamalar. Denetim boşluğu, Ostim’in önemini vurguluyordu. O boşluk dolmazsa Ostimler yanlış patlıyordu.

Tüple tinerle değil
Biz, üretimin, çalışan sayısının, birbirinden özgün projelerin patlamasını bekliyorduk, bir tüple tiner patladı. Musibetten hayır doğsun, bu patlamalar, patlamayan Ostim’i gündeme getirsin. Patlamayan Ostim, yeniden canlandırılmaya çalışılan Siteler gibi, mercek altına alınsın. Ülkenin en büyük organize sanayi bölgelerinden biri, tüple, tinerle değil, üretimi ve çalışanlarıyla patlasın. Ankara, emektar Ostim’in kıymetini bilip, başka yanlışlıklar olmadan sahip çıksın.