david harvey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
david harvey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2016 Cumartesi

470 BİN KİŞİLİK FAZLA KONUT



31.05.2016 Milliyet-Ankara Gazetesi



Bir araştırma... 2014 yılı itibariyle Ankara’da 470 bin kişilik fazla konut yapıldığını saptamış. Ankara’nın ortasına dikildiği gibi dört bir yanına doğru ilerliyor inşaatlar. Çoğu da lüks konutlar.

Konut Sektörü ve Ankara’ araştırmasını, 2015 yılında Ankara Kalkınma Ajansı’nın iki uzmanı Abdülbaki Çakmak ile Ömer Akkaya yapıyor. “2000 yılından bu yana 740 binin üzerinde konut inşa edilmiştir ki bu da 2 milyon 410 binin üzerinde nüfusu karşılayacak büyüklüktedir” diyorlar. Halbuki 2000-2014 yılları arasında başkentin nüfus artışı, 1 milyon 140 bin civarında.

Birikimi olan alıyor
Üstelik yine 2000 yılından bu yana, hanelerde yaşayan birey sayısı da azalma eğiliminde. Yani kalabalık ailelerden çok küçük aile ya da bekarların artışı söz konusu. E bu da daha fazla konut ihtiyacı demek aslında. İşte buna rağmen fazla konut inşa edilmesinden bahsediyoruz. Karışık matematik hesaplarının özeti; 2000 ile 2014 yılları arasında, 470 bin fazla konut inşa edilmiş Ankara’da.

Bu dönemde kendi konutunda oturanların oranı, sadece yüzde 2,2 artmış. Bu da şu demek; yapılan konutları ihtiyacı olanlar almıyor, parası olan konuta yatırıyor birikimini. Yüzde 2’ye bakınca kimbilir kimler kaçıncı evini alıyor yani. Ve bu evlerin fiyatı da tüketici fiyat endeksinin çok üzerinde seyrediyormuş.
Aralıksız devam ediyor
İstanbul’daki konut çılgınlığını görünce 2012 Haziran ve Temmuz aylarında, ‘Türkiye Üretmiyor Tüketiyor ve ‘Nasihat Dinlemeyenin İlacı Musibet diye iki yazı kaleme almıştık. 5 Ağustos 2014’de, “Evsizden çok boş ev var” diyen İngiliz akademisyen David Harvey’in Mart ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiği konferansını paylaştık sonra.

Bu arada o zaman Başbakan Yardımcısı olan Ali Babacan’ın “İnşaatı bırak, sanayiye bak” minvalindeki sözleri yankılandı. ‘Emlakçılar kralı’ olarak tanınan mesleğin duayeni Salim Taşçı bu görüşlere sahip çıkmış, ‘İpotekli Türkiye’ başlıklı bir söyleşi gerçekleştirmiştik kendisiyle. Ama daha büyük sitelerin daha büyüğü, daha yüksek binaların daha yükseği yapılmaya ve bunların çok ciddi bir kısmı lüks konutlar olmaya devam etti ve ediyor hala.

Amerika’yı hatırlatıyor

Araştırmacılarımız tehlikeyi çok nazikçe şöyle ifade etmiş; “Konutlaşmanın sosyo ekonomik olumlu etkileri, kısıtlı kalıyor.” Yani “İhtiyacı olana konut üretilmiyor” demek istiyorlar.

Baş döndürücü hızda ilerleyen konutlaşmanın, fiyat-maliyet-güç yetirebilirlik göstergelerinin makul düzeylere çekilmesi, sosyal açıdan olduğu kadar ekonomik kırılganlık açısından da hayati öneme sahiptir” diyor, yani uzun dönemli ipotekli konut kredisinin, koca Amerikan ekonomisini ne hale getirdiğini ve hala içinden çıkamadığını hatırlamamızı sağlıyorlar.

Çok tehlikeli olan
2000’lerde inşaat sektörü coştu ama çok tehlikeli de bir şey olmaya başladı; sanayiciler inşaat işine kayma eğilimi gösteriyor uzun zamandır. Çünkü üretim yaparak 10-20 yılda elde edeceği gelirin, inşaat işinde çatlasa 2 yılda edilebileceğini gördüler. Üretimin önündeki engelleri de düşünerek sanayici tabii ki “Ben enayi miyim?” vehmine kapıldı. Rant, çok büyüktü.

Oysa Ali Babacan’ın devletin sesi olarak işaret ettiği nokta, ülkenin ekonomik çıkış adresiydi. Orta gelir tuzağına düşmek üzere olan Türkiye, sanayide her şeyi olduğu gibi, yenilikçilik akımıyla yüksek teknolojili ürünleri icat etmek ve üretmek zorunda. Bunu beceremeyenler, yeni dünyanın sofrasına oturamayacak. Sözün özü; bizim, üretmekten başka çaremiz yok.

Dengeyi bozuyoruz
İnşaatçıların da bir sonrakine daha büyüğün daha büyüğünü yapmak yerine, kendi döngüsünü kırıp, yeni oluşturacakları şirketlerle yenilikçiliğe dümen kıran sanayi üretimine katkı sağlamanın yollarını aramaları gerekir belki de. “Ülkede sermaye birikti” diyoruz, onun da çoğunu aynı kefeye koyup dengeyi bozuyoruz. Denge bozulunca koca Amerika’nın ayağı kaydı, biz mi ayakta kalacağız onun çeyreği bile değilken?

6 Ağustos 2014 Çarşamba

“EVSİZDEN ÇOK BOŞ EV VAR”



05.08.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi


Kentlerde ev ya da yaşam alanlarının artık kullanım değeri değil değişim değeri var. Bu nedenle yatırım amaçlı alınıp atıl bekletilen mekân sayısı büyük boyutlara ulaşmış durumda. O kadar ki kapitalist kentlerde artık kullanılmayan ev sayısı, evsiz insan sayısından daha fazla" demişti.



“Üretmeden kazananlar karar veriyor”

Mart ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde konferans veren İngiliz akademisyen David Harvey, tüm dünyada baş gösteren ciddi bir soruna dikkati çekiyor, şöyle devam ediyordu:

"70'lerin kentleri ile bugün karşılaştırıldığı zaman tehlike açıkça ortada. Aynı hızla devam edecek bir büyümeyle 50 yıl sonra nasıl bir tabloyla karşı karşıya kalacağımızı düşününce, bugün kapitalist kentleşme hızının önüne geçmemiz gerektiğini net bir şekilde görebiliriz. Birkaç yıl kullanılmayan evlerin devlet malı haline gelmesi bile düşünülebilir."


Bitmedi. Gerekçesini de açıklıyordu Harvey:



Artık para fiziksel boyutunu yitirdi. Hem miktar hem mekân olarak sınırsız bir hal almış durumda. Üretmeden para kazanan sermaye sahipleri, aynı zamanda kentlerin yapılanması hakkında kararları veriyor. New York'ta yüzde 1'lik bir kesimin yıllık geliri 3.5 milyar dolarken halkın yüzde 50'si yıllık 30 bin dolar kazanıyor. Ve bu çoğunluk şehirle ilgili kararlara neredeyse hiç dahil olamıyor. Bu şekilde yaşanabilir kentler oluşturmak çok zor."



Amerikan ekonomisinin kriz nedeniydi

2012 Haziran ve Temmuz aylarında, “Türkiye Üretmiyor Tüketiyor” ve “Nasihat Dinlemeyenin İlacı Musibet” diye David Harvey’den habersiz, iki yazı kaleme almıştık. Yanlış konutlaşma politikaları ile sermayenin ranta yönlenişiydi derdimiz. Sanayi üretimine, özellikle de yüksek teknolojili sanayi ürünlerine yönelmemiz gerekirken herkes kolaya kaçıp, 20 yılda kazanacağı parayı 2 yılda kazanmaya odaklanıyordu.



Üstelik alt ve orta gelir grupları için konut ihtiyacı varken herkes lüks konut inşaatı ve ihtiyaç fazlası büyük alışveriş merkezleri dikmeye uğraşıyordu. Durmaya niyetleri yok, uğraşmaya devam ediyorlar. Ancak biz, bugüne fazla daldık, geleceği hepten boşladık.



Önümüzdeki kötü örnekten ders almayı beceremedik. Koca Amerikan ekonomisinin, bu konutları almak için krediler çeken ve onları ödeyemeyen insanlar ve firmalar yüzünden krize girdiğini görmemekte ısrar ediyoruz. Ve Harvey’in altını çizdiği gibi, evsizden çok kullanılmayacak ev üretme yolunda devam ediyoruz.



1 milyon konut stoğu

Nereden geldik bu konuya? Geçtiğimiz hafta Ankara Genç İşadamları Derneği (ANGİAD) Başkan Yardımcısı Emre Altındağ’ın yaptığı açıklamadan. “Bugün Türkiye’nin ana kentlerinin büyük bölümünde, haddinden fazla konut yapılmıştır. Bu da 1 milyonun üzerinde konut stoğu oluşmasına yol açmıştır. Üstelik satılmayan bu konutların azımsanmayacak kısmı da sağlıksızdır” demişti.



Bir müteahhit olarak konuya kendi açısından bakarak “İnşaat sektörünün kârlı gözükmesinden dolayı konut işine giren firmaların beton yığınına çevirdiği kentlerden biri de Ankara’dır. Bu plansız yapılaşma, aynı zamanda yaşanabilir alanları tıkamak, şehre ihanet etmektir” diye devam etmişti.



Bu hata, her yerde yapılıyor. Ankara’daki kentsel dönüşümün yüzde 92’si, boş arazilerde gerçekleşiyormuş. Şehrin çok dışına yapılan devasa sitelerle bir de altyapı yükü biniyor belediyelerin ve tabii ki bizim üzerimize.



Orta gelir tuzağına düşeriz

Ülke olarak ‘orta gelir tuzağı’na düşmek üzereyiz. Yeni icatlarla yeni teknolojiler ve üretim gerçekleştirmediğimiz için. Kuyruğumuzu kovalıyoruz yani epeydir. Kuyruğun ucunda inşaat sektörü kaldı son olarak. İnşaat için kredi çeken firmalar da ödeyemiyor, bir bir iflas ediyormuş. O da bitince ne olacak?



Rant ekonomisinin sınırındayız. Durmalı, biraz nefeslenmeli,  geleceğin yaşanabilir kentlerini ve sermayenin yöneleceği yeni üretim alanlarını kurmak için düşünmeliyiz. İstanbul gitti ama Ankara’nın hala şansı var. Çabuk karar vermeliyiz.


Efendim bir de bu David Harvey Marksistmiş. Şu işe bakın, bu arada biz de ‘gomonist’ mi olmuş olduk acaba onun fikriyatını beğenirken!