konya yolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konya yolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2013 Cumartesi

KESİLEREK TAŞINAN AĞAÇLAR


10.05.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Ardı ardına geliyor haberleri; bir aydır ağaçları kesiliyor Ankara’nın. “Kesmiyoruz, taşıyoruz” deniyor ama gözün gördüğü, söylenene hiç uymuyor. Soruyorlar “Kesmiyoruz” diyen yetkiliye, haberi yok kesildiğinden. İyi niyetli biri herhalde, “Taşıyoruz” demişler, o da inanmış, çok inanarak, kendinden emin yanıtlıyor soranları. Gazeteciler, toprağın üstünde kesik boyun gibi kalan dizi dizi kütüklerin fotoğrafını çekince, yetkili, bir daha görünmüyor. Mahcup olmuştur mutlaka, düştüğü durum zor.



Kesik boyunlar

Konya Yolu’nda yol genişletme çalışmalarına başlandığını, ertesi sabah, bu kesik boyunları görünce daha iyi anladık. Akşam önünden geçtiğimiz ağaçlar, sabaha yoktu. Bir gecede ‘taşınmış’lardı. Otomobil cenneti Ankara’nın şanslı otomobilleri, yayalar ve doğa arasındaki önceliğini korumuştu yine. Otomobil öncelikli Ankara trafiği, rahatlamak için, iki adım refüj ortasında kalan yeşilliğe göz dikmiş, diktiği gibi de bir kez daha istediğini almıştı. Asfalt ve beton seviyor Ankara. Bunların karşısında insanların boynu bükük, doğanın ki kesik kalıyor hep.


Odun olarak nakil

Birkaç gün geçmedi, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü Yerleşkesi içinden bir haber geldi; yerleşke içinde devam eden "Başbakanlık Hizmet Binası" çalışmaları sırasında haldır haldır ağaç kesiliyordu. Arkadaşımız Şenay Güner’in bu haberi, bu kez de başka yetkilileri zor duruma düşürdü. “Başbakanlık Hizmet Binası inşaatı, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılacak Hayvanat Bahçesi ve diğer çalışmalar kapsamında ağaç kesimi yapılmadığı, 10 bin ağacın, yol çalışmaları nedeniyle sökülerek farklı kurumlara nakledildiği”  söyleniyordu ama Şenay’ın çektiği fotoğraflar, naklin nasıl  yapıldığını gayet açık gösteriyordu. Motorlu testereler, bir iniyor bir kalkıyor, 30-40 yaşındaki ağaçlar, bir dakikayı bulmadan yerle yeksan oluyordu. Keserek taşınan ağaçlar, ‘farklı kurumlara’, odun ihtiyacını karşılamak üzere  nakledilmişti herhalde.


Bu gelişmelerden birkaç gün önce, Büyükşehir Belediyesi’ne 3 adet 'Ağaç Nakil Aracı'  satın alındığı haberi çıkmıştı her yerde. Eldeki araçlara nasıl muhteşem bir katılım olmuş ki, birkaç günde 10 bin ağacı, hangisiyse onlar artık, ‘farklı kurumlar’a hızla aktarabilmişti. Takdire şayan bu ağaç sevgisi ve çalışma azmi karşısında saygıyla eğildik. Kesilenler, başka bir memleketin ağaçlarıydı demek.

Alışkanlığa dönüştü
Her şey bir yolla başladı Atatürk Orman Çiftliği’nde. Bu yol gelmeye hazırlanırken zaten “Çiftliğe veda edin” demiştik. İşte Çiftlik’te başlayan uygulamalar, alışkanlık yaptı, arkası geliyor şimdi. Otomobil ve beton cennetinde, insanların ve doğanın yeri, arka sıralara doğru kaymaya devam ediyor. “Veda edin” deyişimiz gibi, anlaşılmıyor mu, bu gidişin de sonu belli.

31 Mart 2013 Pazar

ANKARA’NIN ATAŞEHİR’İ


29.03.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



İstanbul Ataşehir… Anadolu Yakası’nda, nüfusu yoğun bir ilçesi şehrin. 10 yıl öncesine kadar geniş aralıklı siteleri ve caddeleriyle İstanbul için yaşanması rahat bir yerdi. İlk yapılan siteleriyse 3-4 katlı, çevre düzenlemesi düşünülmüş, bahçe içinde evlerden oluşuyordu. Otoyola, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne (ikinci köprü), D-100 Karayolu’na bağlantıları açıktı. İlçe içi düzenli, hatta İstanbul’a göre ferahtı. Bölgenin, bir plana dayanarak oluşturulduğu belliydi. Taa ki 3-4 yıl öncesine kadar.



Ataşehir nanay!

3-4 yıl içinde başka bir yer oldu Ataşehir. Birden gökdelenler, anayol bağlantılarının kesiştiği yerlerde ardı ardına büyük alışveriş merkezleri yükselmeye başladı. O geniş aralıkların içinde boşluk kalmadı birkaç yılda. İlçe merkezinin çok uzağı sayılmaz, bir de üstüne ‘finans merkezi’ diye bir bölge oluşturuldu yakınına. Her saat trafik var artık, cehenneme döndü ilçe; şimdi ne girebiliyor, ne çıkabiliyorsunuz. Yeni yollar açılıyor, kavşaklar yapılıyor, yakınına metro geldi ama nafile; planlı Ataşehir, İstanbul’un kalanına benzedi, plan, nanay oldu.



Boğaz fiyatına kargaşa

Aynı Ankara’nın Çukurambar’ı, Eskişehir yolu gibi. “Ankara’nın Ataşehir’i” diyorum bu bölgeye. Anayola çok yakın bir hat üzerinde, yüksek binalar, büyük siteler ve dizi dizi büyük alışveriş merkezleri kurduk. Yer yokmuş gibi, bu hat üzerinde ısrar ediyor, yenilerini kurmaya da devam ediyoruz. Uçak pisti gibi geniş Eskişehir yolu, daha şimdiden çöktü. Sabah ve akşam saatlerinde, benzini-mazotu, durarak tüketiyoruz. Konutlar, işyerleri, İstanbul Boğazı’nın fiyatlarını yakaladı. Olmayan Boğaz’a, olmaması gereken bir değer yüklendi. Artık planlı bir mahallede değil, düğüm ve kargaşa içinde yaşamak pahalı!



Merkeze ‘Gordion Düğümü’

Ankara’da, 37 tane büyük alışveriş merkezi var. 5 tanesinin daha yolda olduğunu duyduk. 42 olacak sayıları. “Ankara, ne üretiyor da 42 alışveriş merkezinde tüketecek” diyeceğim ama bunun hesabı başka bir yazıya kalsın. Konya ve Eskişehir yollarına dağılacak bu 5 yeni alışveriş merkezi, görüldüğü kadarıyla ‘Ataşehirleşme’yi azdırmaya büyük katkı sağlayacak.  Aynı bölgede, her gün, dev çukurların içinden yükselen yeni temeller görüyoruz. Baş döndürücü bir hızla ilerliyor inşaatlar. Çılgınlık gibi. Çukurambar ve Eskişehir yolunda   Ankara’nın merkezine, bir ‘Gordion Düğümü’ düğümlüyoruz.



Düşünce ne?
Bu kadar genişlemeye elverişli arazisi olan bir kenti, getirip bir bölgede kördüğümle kilitleme ısrarı, bir düşünceye ya da plana dayanıyordur mutlaka. Atatürk Orman Çiftliği’ni, Ankara’nın ayağında pranga olarak görürken ucuna gülle bağlısını ayağımıza doluyorsak geçerli nedenler ve çözümler de olmalı. “Ben yaptım oldu” çıkmasın da düşünce diye!

15 Şubat 2012 Çarşamba

KAYGAN ZEMİN


14.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Yine geliyor kar. Tahminler şaşıyor, belki de gelmiştir. “Manimiz var, bu hafta müsait değiliz” diyemiyorsunuz, geliyorsa gelir her çeşit doğa hali. Örneğin Van’a, hem deprem hem kar hem don felaketi gelir, “gelme” demekten anlamaz doğa. Dünya’nın patronu odur, onun istediği olur. Doğaya kafa tutulmaz, ona uyacaksınız. Yaşamı ona göre uyarlayacak, koşullarına uygun yaşayacaksınız. Van’ı düşünüp, şikayet etmeye, kent caddelerine bakıp, keyif çıkarmaya uygun değil asabımız. Oysa çocukların yaptığı gibi düğün bayram, şen şakrak karşılanacak sağlıktır, berekettir kar. Bu yıl da haram Ankara’da kar keyfi yazmak.

Tek kamyon
Bir önceki yağışa gidelim. Gazeteden çıkıp, bir şeyler atıştırmaya gidiyoruz arkadaşımla. Tipinin rüzgarsız hali gibi yağıyor kar. Hava durumları, yoğun yağışı ertesi gününe verdiği için ciddiye almıyoruz. Yaklaşık 1 saat sonra yemekten çıkıyor, karın, aynı şiddetle yağmaya devam ettiğini görüyoruz. Her yer tutmuş. Kahve içmeye yer ararken “Gel, evlere dağılalım, bu havanın şakası yok” diyorum. İkiletmiyor ve yolculuğumuz başlıyor.

Önce Ayrancı’dan Oran’a çıkıp, arkadaşımı bırakacağız, sonra bendeniz Batıkent’e gideceğim. Cinnah ve Yıldız yokuşunu tırmandıkça karın şiddeti, araba camındaki buğu artıyor. Oran’ın merkezine zor girip, sonra zor çıkıyoruz. “Açıktır” diye geldiğimiz Konya Yolu, gayet karlı. Ağır ağır İskitlere kadar iniyoruz. Akköprü’den İstanbul Yolu’na dönünce açılıyor yol. Sincan sapağına kadar yol güzel ama Batıkent girişi, cetvelle çizilmiş gibi karlı. Üvey evlat muamelesine alışık Batıkent’te, kaya savrula eve ulaşıyoruz.

Haritayı alın, güzergaha bakın. Bu hat boyunca bir tane kar küreme kamyonu gördük. Konya Yolu’nda, Akpınar Mahallesi civarıydı. O da nedense Oran yolayrımından değil, ortadan bir yerden başlamıştı küremeye.

Kabak lastikli otobüs
Geçen kar yağışına gidelim şimdi. Cinnah yokuşu. Bir belediye otobüsü kaymış, yolu, olduğu gibi enine kapatmış. Arkasına, kimsenin bir yere kaçamayacağı trafik birikmiş. Her karda kabak lastikleri sorumlu tutan, her kar öncesi kabak lastiklileri uyaran Büyükşehir Belediyemiz, bu otobüs şoförünü atlamış. Derhal ‘kabak lastik eğitimi’ne almalı ve şiddetle uyarmalı kendisini. Trafik, Atatürk Bulvarı ve Tunalı boyunca uzamış çünkü.

Yürünemez mesafeler
Özel araçlarımızı bırakıp, toplu taşıma araçlarını kullanmamız önerilmişti. Gelmeyen toplu taşıma araçları yüzünden evlerine yürümek zorunda kaldı Ankaralılar. Sincan, Eryaman, Etimesgut, Batıkent, Oran, Gölbaşı, Çay Yolu, Bilkent, Mamak, Kayaş, Çubuk gibi semtler, ilçeler var bu şehirde. Neresi yürünür bu mesafelerin?

Başkent’in zemini kayganlaşırsa
Aynı gün MİT Müsteşarı Hakan Fidan, savcılığa ifade vermeye çağrılmış. Ortalık, siyaseten de karışık. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, müsteşarıyla görüşmek istiyor. Haberlerde, “Görüşme için yollar açılmaya çalışılıyor” diye anonslar yankılanıyor. Zemin kaygan, devlet, kendine bile ulaşamıyor!  Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ndeki muhabirler, haber yapmak için gazetelerine, televizyonlarına ulaşmaya çalışıyor yürüyerek. Birkaç vekilimiz de yürümek zorunda kalsa Meclisimiz, görürdü belki bu çaresizliği.

Yarım günlük “yoğun kar yağışı” yerine haydi “kar afeti” diyeyim. Ne afetler var, bu kar yağışına “afet” diyeni, dediğine misliyle pişman edecek. Burası başkent; Ankara. Geciken her yatırım, bir gün mutlaka devleti ilgilendirecektir!

Bizim elimiz varmıyor ama ‘Ankara’da kar keyfi’ diye dökülen yazılar ve haberler, Ankara’dan habersizliğin mührüdür ancak.