belediye otobüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
belediye otobüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2017 Cumartesi

TOPLU TAŞIYAMA-MA



10.02.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Toplu taşımacılığı hep aksayan bir başkent olduğumuz yeni değil. Ama ‘çok aksayan’ hale gelmesini de beklemiyorsunuz, bir yerlerde mutlaka çözüm üretildiğini umuyorsunuz. Umduğumuzu değil bulduğumuzu yaşıyoruz.

Tam 2 yıl önce 10 Şubat 2015, köşemizin başlığı ‘Toplu Taşıma-ma’. 2 yıl sonra bugün biraz değişti başlığımız, ‘Toplu Taşıyama-ma’ oldu. Yaşamı ve insanı istatistik sonuçlarıyla değerlendirmek toplum yaşamında her zaman doğru olacağı anlamına gelmez ama bazı istatistikler, kargaşayı düzenli açıklayabilir.

Özelin cazibesi
Devasa ‘U’ şeklinde bir metro hattımız var, devasa bir ‘O’ olması gerekirken. Bu ‘U’, kente ciddi işgücü sağlayan 550 bin kişilik bir ilçeye, Etimesgut’a dokunmuyor. Nasıl geliyorlar merkeze? Otobüslerle Çayyolu Metro Durağı’na taşınıyorlar, oradan merkeze. Ya da halk otobüsleriyle aktarmasız, doğrudan merkeze geliyorlar. İki kez kart basacağıma ben de halk otobüsünü tercih ederdim.

En son 5 Ocak 2017’de Keçiören Metrosu açıldı. Bir gün sonra felaket tellalı gibi ‘Keçiören Metrosu Çare Olacak Mı?’ diye soruyorduk bu köşeden. Kısa süre sonra boş tren vagonları, duraklardaki aksaklıklar paylaşılmaya başladı sosyal medyada. Biraz beklemek lazım, bir ay sonra okurlarımız, aynı boş vagonları ve sorunları bizimle paylaşmaya başladı.

900 bini aşmış nüfuslu Keçiören’den boş metro çalışıyordu merkeze. Aslında tam merkeze değil, Atatürk Kültür Merkezi’ne geliyor, oradan aktarmayla Kızılay’a geçiliyordu. Metro geldi diye belediye otobüsleri kaldırılmıştı ama halk otobüsleri doğrudan merkeze çalışıyordu. Ben de olsam halk otobüsüne binerdim.

Rakamlar ne diyor?
8 Şubat’ta ‘Ankara Nasıl Şehirleşiyor?’ yazı dizimizde Mimar, Şehir Yüksek Plancısı ve Ulaşım Plancısı Erhan Öncü, rakamlarla dövdü bizi adeta. Bırakın umduğumuzu, bulduğumuzu da kaybediyorduk ağırdan ağırdan. Örneğin:

- Ankaray günde 1 milyon kişi taşıyabilecekken 125 bin kişi taşıyormuş..
- Metro, Sincan ve Çayyolu hatlarını beraber hesaplarsak 3 milyon kişi taşıması gerekirken 283 bin kişi taşıyormuş..

- 2012 yılında günlük ortalama şöyle:
Belediye otobüsleri 615 kişi
Minibüsler 510 kişi
Özel Toplu Taşıma Araçları 620 kişi
Özel Halk Otobüsleri yaklaşık 900 kişi taşıyormuş.

- 2016 Ağustos rakamlarına göre günlük ortalama ise şöyle olmuş:
Belediye otobüsleri 405 kişi
Özel Toplu Taşıma Araçları 410 kişi
Minibüsler 440 kişi
Özel Halk Otobüsleri ise bin 100 (1100) kişi
Yüksek fiyatın nedeni
Rakamlarla dövdüğü yetmezmiş gibi bir de sonuna eklemişti Erhan Öncü, “Bu tablodan şunu anlayabiliriz; kamu hizmetini belediye veriyor ama kazancı özel toplu taşıma araçları elde ediyor!” Ohh, fiyatların yüksek oluş nedeni de belli oldu!

Dünya Bankası’nın ölçülerine göre bizim belediye otobüslerinin günde bin 200 (1200), körüklü ya da katlı otobüslerin de bin 800 (1800) kişi taşıması gerekiyor. Böyle olursa o şehirde toplu taşımacılıktan bahsedilebiliyormuş. Bizim numaratör geri sayıyor. Bizim rakamların kamu yararına olanları, kamu aleyhine tepe taklak geri gidiyor yani.

Boşa şafak sayıyormuşuz
Ve dahi vermekle yükümlü olduğu hizmetten zarar ettiği gerekçesiyle şikayet eden bir belediyemiz var. Aynı düz hat üzerinde 2 aktarma yapılan metromuz var ki dünyada benzeri yok. Yetersiz ring seferleri nedeniyle sefer sayısı arttırılacağına örneğin Hacettepe ve ODTÜ Üniversiteleri’nde otostop cepleri yapıldı. Gece erken kesilen seferlere hiç girmedik bile.

‘Bir yerlerde mutlaka çözüm üretildiği’ beklentisiyle şafak sayıyormuşuz ya... Kimsenin bizi öyle topluca taşıma derdi falan olmadığı anlaşılıyor istatistiklerden. İstatistiğine bile ulaşması zor hatta. Bir nevi toplu taşıyama-manın, destanı yazılıyor ülkenin başkentinde.
Olması gereken ile bizde olan; tam tersine gidiyoruz

17 Ağustos 2013 Cumartesi

AKILLANSAK YA ARTIK


16.08.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



‘Akıllı Durak’ ihalesine 2008 yılında çıkılmıştı. İlkbaharlar, yazlar, sonbaharlar, kışlar geçti, 5 yıl sonra takvim, 2013’e geldi. Akılsızına hasretken akıllısı için bir beklentimiz hiç olmamıştı zaten. Şehrin birçok yerinde hala iddiasız, düz mantık otobüs durağı bile yok, akıllısı gelince alışabileceğimizi sanmıyorum. Akıl vermeye falan kalkarsa aramızda sürtüşmeler olabilir. “Bekle 5 dakika, geliyor” deyip te gelmezse ağız dalaşıyla başlar gerilim “Bilmiyorsun da niye konuşuyorsun a aklıevvel” diye. Örneğin Ankara Metrosu’nda trenin kaç dakikada geleceğini gösteren tabelalar, boşuna elektrik tüketiyor. Genelde tutmuyor zamanlaması. Hatta genelde zamanı da göstermiyorlar ama gösterdiği zaman da “Göstermese daha iyiymiş ya” dedirtiyor, beklentimiz olmaz hiç değilse.



Bir akıllı daha

Durak gelemeden, beklenecek yeni bir ‘akıllı’mız oldu; ‘Akıllı Kart’ geliyormuş. Otobüslerde, metrolarda bilet yerine bu kartı kullanacağız. Adı da Ankarakart olacak. Beklemekten kartlaşmış Ankara’ya, pek yakışır bir isim olmuş sanki. İşini kolaylaştıracak şeyler hep geç geliyor Ankara’ya. Biz, ihaleyi beklerken akıllı durakları kullanıyordu İstanbul. Akıllı karta ise ondan önce çoktan geçmişti İzmir, Eskişehir, İstanbul. İstanbul çok yararlı bir uygulamayla bu kartları halk otobüslerinde de geçerli hale getirdi. Örneğin; ben gazeteye gelmek için otobüs beklerken görüyorum, 3 halk otobüsüne bir belediye otobüsü denk düşüyor. Aktarmalı yolcular, 60 kuruş yerine 2 lira vermemek için belediye otobüsünü bekliyor tabii. Akılı, duraktan çok İstanbul’daki gibi örneklerde görmek istiyor insan, kendini düşünen akıllar olduğunu bilmek istiyor.



Telefonumla bozuğuz

Geçtiğimiz günlerde ‘EGO Cepte’ diye bir uygulama başlatıldı. Akıllı telefonu olanlar ya da mesajla otobüsün nerede olduğunu, ne zaman geleceğini öğreniyorsunuz bu uygulamayla. Akıllı değilse telefon, mesajı bedava atmıyoruz herhalde. Benim telefon, sen akılsız çık, onun yüzünden bekliyorum ya ha şimdi geldi gelecek diye. Telefonumla bozuğuz bu uygulamadan  sonra, soğukluk girdi aramıza. Otobüs beklerken telefonumla hiç muhatap olmuyorum.



Sırası şaşmış işler
Altına sığınacak durak yok ama teknolojinin sınırlarını zorluyoruz öte yandan. Tam bir kafa karışıklığına işaret ediyor sırası şaşmış uygulamalar. Yarım saatte bir kalkan otobüsün varacağı zaman aşağı yukarı belli, söylesen ne söylemesen ne. Kaçırmışsam otobüsü, “Yarım saat sonra gelecek” desen ne demesen ne. Beklemek zorundayım zaten. Toplu taşımayla arası hoş olmayan bir şehirde, trafiği akıcı hale getirecek uygulamalarda gecikmişiz, gecikmeye de devam ediyoruz. Türkiye’de pek çok il, başkentin örnek olması gereken işleri yaptı, bitirdi. Onların 4-5 yıl önce bitirdiği işlere, “Müjde” diye sevinsek ne sevinmesek ne.

15 Şubat 2012 Çarşamba

KAYGAN ZEMİN


14.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Yine geliyor kar. Tahminler şaşıyor, belki de gelmiştir. “Manimiz var, bu hafta müsait değiliz” diyemiyorsunuz, geliyorsa gelir her çeşit doğa hali. Örneğin Van’a, hem deprem hem kar hem don felaketi gelir, “gelme” demekten anlamaz doğa. Dünya’nın patronu odur, onun istediği olur. Doğaya kafa tutulmaz, ona uyacaksınız. Yaşamı ona göre uyarlayacak, koşullarına uygun yaşayacaksınız. Van’ı düşünüp, şikayet etmeye, kent caddelerine bakıp, keyif çıkarmaya uygun değil asabımız. Oysa çocukların yaptığı gibi düğün bayram, şen şakrak karşılanacak sağlıktır, berekettir kar. Bu yıl da haram Ankara’da kar keyfi yazmak.

Tek kamyon
Bir önceki yağışa gidelim. Gazeteden çıkıp, bir şeyler atıştırmaya gidiyoruz arkadaşımla. Tipinin rüzgarsız hali gibi yağıyor kar. Hava durumları, yoğun yağışı ertesi gününe verdiği için ciddiye almıyoruz. Yaklaşık 1 saat sonra yemekten çıkıyor, karın, aynı şiddetle yağmaya devam ettiğini görüyoruz. Her yer tutmuş. Kahve içmeye yer ararken “Gel, evlere dağılalım, bu havanın şakası yok” diyorum. İkiletmiyor ve yolculuğumuz başlıyor.

Önce Ayrancı’dan Oran’a çıkıp, arkadaşımı bırakacağız, sonra bendeniz Batıkent’e gideceğim. Cinnah ve Yıldız yokuşunu tırmandıkça karın şiddeti, araba camındaki buğu artıyor. Oran’ın merkezine zor girip, sonra zor çıkıyoruz. “Açıktır” diye geldiğimiz Konya Yolu, gayet karlı. Ağır ağır İskitlere kadar iniyoruz. Akköprü’den İstanbul Yolu’na dönünce açılıyor yol. Sincan sapağına kadar yol güzel ama Batıkent girişi, cetvelle çizilmiş gibi karlı. Üvey evlat muamelesine alışık Batıkent’te, kaya savrula eve ulaşıyoruz.

Haritayı alın, güzergaha bakın. Bu hat boyunca bir tane kar küreme kamyonu gördük. Konya Yolu’nda, Akpınar Mahallesi civarıydı. O da nedense Oran yolayrımından değil, ortadan bir yerden başlamıştı küremeye.

Kabak lastikli otobüs
Geçen kar yağışına gidelim şimdi. Cinnah yokuşu. Bir belediye otobüsü kaymış, yolu, olduğu gibi enine kapatmış. Arkasına, kimsenin bir yere kaçamayacağı trafik birikmiş. Her karda kabak lastikleri sorumlu tutan, her kar öncesi kabak lastiklileri uyaran Büyükşehir Belediyemiz, bu otobüs şoförünü atlamış. Derhal ‘kabak lastik eğitimi’ne almalı ve şiddetle uyarmalı kendisini. Trafik, Atatürk Bulvarı ve Tunalı boyunca uzamış çünkü.

Yürünemez mesafeler
Özel araçlarımızı bırakıp, toplu taşıma araçlarını kullanmamız önerilmişti. Gelmeyen toplu taşıma araçları yüzünden evlerine yürümek zorunda kaldı Ankaralılar. Sincan, Eryaman, Etimesgut, Batıkent, Oran, Gölbaşı, Çay Yolu, Bilkent, Mamak, Kayaş, Çubuk gibi semtler, ilçeler var bu şehirde. Neresi yürünür bu mesafelerin?

Başkent’in zemini kayganlaşırsa
Aynı gün MİT Müsteşarı Hakan Fidan, savcılığa ifade vermeye çağrılmış. Ortalık, siyaseten de karışık. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, müsteşarıyla görüşmek istiyor. Haberlerde, “Görüşme için yollar açılmaya çalışılıyor” diye anonslar yankılanıyor. Zemin kaygan, devlet, kendine bile ulaşamıyor!  Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ndeki muhabirler, haber yapmak için gazetelerine, televizyonlarına ulaşmaya çalışıyor yürüyerek. Birkaç vekilimiz de yürümek zorunda kalsa Meclisimiz, görürdü belki bu çaresizliği.

Yarım günlük “yoğun kar yağışı” yerine haydi “kar afeti” diyeyim. Ne afetler var, bu kar yağışına “afet” diyeni, dediğine misliyle pişman edecek. Burası başkent; Ankara. Geciken her yatırım, bir gün mutlaka devleti ilgilendirecektir!

Bizim elimiz varmıyor ama ‘Ankara’da kar keyfi’ diye dökülen yazılar ve haberler, Ankara’dan habersizliğin mührüdür ancak.