plansızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
plansızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2012 Cumartesi

VERMEYELİM ANKARA’YI


09.03.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Birkaç gündür İstanbul’dayım. 12 yıl Ankara’dan sonra 14 yıl yaşadım içinde. Son 2 yıldır yine Ankara’dayım ama sık aralıklarla gidip gelmeye devam ediyorum. Misafir olarak  gidip, gelmeye başladıkça olanı ve değişenleri daha iyi kıyaslayabildiğimi fark ettim. Göze ve akla aykırı şeyleri, içinde yaşarken nasıl kanıksamış olduğumu, mantıksızlığı nasıl kabullendiğimi. Medeniyetin kötü huyları, tüketen toplumun acımasız iştahı, doğa harikası bir kenti, göz göre göre yutuyor. İstanbul’da yaşamak başlı başına uğraş, bir iş kadar zaman çalıyor günlük yaşamdan. Kanıksadıkça içinden çıkılmazlığı büyütüyor, kimse de frene basmaya niyetli görünmüyor.

İstanbul manzarası
Trafik, altyapı düşünmeden dikin dikin dikiyorlar gökdelenleri. Üstü yapıp, altını sonraya bırakıyorlar. Sanayi, gelişigüzel, beğendiği yere yerleşiyor. Dere yatakları dahil. Hatta dere yatağında üniversiteler bile var. Yeşile aman vermiyor girişimci ve en uyanık ruhlar. Kanser hücresi gibi yayılarak ormanları küçültüyor, su havzalarına mahalle kuruyorlar. 10 metreye 20 metre, birkaç ağaç ve çalıdan oluşan park vardı bildiğim. Süper zeka bir şahsiyet, oncacık araziye lunapark sığdırmış, biri de ona izin vermiş. O parkta oynayan, toprağa dokunan çocukların doğayla bağı, bindikleri oyuncak trende kopmuş. Ana yol çevresinde, arabaların dumanını emecek yeşilliklere, bina dikiliyor artık. Yeşil, vahşice kentin dışına kovuluyor.

Ulaşım deseniz… Önlemler, hep talebin çok gerisinden geliyor. Eskiden bir yol kapanmışsa yan yollardan kaçabilirdiniz, şimdi kaçılabilecek yan yollar da tıkanıyor. Metrosu, tramvayları tıkabasa doluyor. Bir keresinde dolu geldiği için, 2 sonraki tramvaya binebilmiştim Eminönü’nden. Her türlü toplu ulaşım aracı tıkabasa, yıllardır hiç azalmaksızın artıyor kalabalık. Özel aracı olan, normal günde, 6 kilometreyi 3 buçuk saatte gidebiliyor. Kadıköy sahilinde, balonun orada otopark var. Oradan postaneye 55 dakikada varmıştık geçen gelişimde. Arası, kuş uçuşu, 50 metredir!

Saymakla bitiremem eksiklerini, değerlendiremediği değerlerini. Dünyanın en güzel kenti bana göre İstanbul ama onu, çirkinleştirme yarışındayız sanki. “Binayla zina artınca kıyamet koparmış” derdi rahmetli babannem. Zinasını bilmem, binasını biliyorum. Kıyameti kopmuş çok semti var.

Planlı yürüyelim
Ankara’da niye İstanbul anlatıyorum? Plansızlığın şaheserine dönüşmek üzere olduğu için. Planlı yürümek için ders çıkartalım diye. Arazi ve bina rantına kapılıp, sanayi yatırımlarımızı, yeşil alanlarımızı katletmeyelim diye. Arazi ve bina rantı, İstanbul sanayisinin hayallerini ve üretimlerini küçültmüştür. Uymayalım, İstanbul’a bakıp, ne yapmayacağımızı görelim diye anlatıyorum. İstanbul, tarihi eserleri ve boğazıyla bir süre daha kendini kollayabilir ama bizim ne boğazımız var ne de tarihi birikimimiz yeterli ilgiyi görüyor. Sanayi, turizm, eğitim, sağlık, yeşil… Hepsini, küçük, büyük demeden mutlaka bir plan dahilinde geliştirmeliyiz. İstanbul’dan alacaksak her şeye rağmen süren kent dayanışmasını almalıyız. Ağzı salyalı rant canavarına vermeyelim Ankara’yı.

İstanbul’a dönüşünü seviyordu ya Ankara’nın, kimin aklına gelirdi Yahya Kemal’in lafı tersine dönecek? Bir boğazını, bir de Ankara’ya dönüşünü sever oldum ya ben İstanbul’un!

30 Mart 2011 Çarşamba

SİNSİ KÜÇÜLME


29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara’da, plansız genişleme, kent ve tarihi dokusunda bozulma, kenti sahiplenme bilincinde vurdumduymazlık artıyor, ekonomik büyüme, kaynaklarını doğru değerlendirme oranı azalıyor. Plansızlık, bozulma ve vurdumduymazlığın arkasına ekonomik küçülmeyi ekleyince tas tamam oluyor içimizi sıkan tablo. Sokaktan bakınca gözümüzü alan ışıltı, yukarından bakınca soluklaşıyor. Hele daha yukarı çıkıp, il sınırları içine bakınca, uzaktan seçilen mum ışığına dönüyor ışıltı. Hep ışığa bakmaktan görme bozukluğu yaşıyoruz demek, arada gözü kaçırmak lazımmış.

Sıkıcı rakamlar
Ankara Kulübü Başkanı Metin Özaslan’la söyleşimizin, son bölümü yayınlanıyor bugün. Bir kent plancı, sosyolog ve Devlet Planlama Teşkilatı Planlama Uzmanı kimliğiyle değerlendirdi Ankara’yı. Yoğun olarak yaklaşık 25 yıllık dönemi değerlendirirken verdiği rakamlar, can sıkıcıydı. Tarımda sıkıcıydı, hayvancılıkta sıkıcıydı, bilişim, eğitim ve sağlık sektöründen esirgenen destek, kamu yatırımlarından alınan payın sürekli küçülmesi sıkıcıydı. “Güle güle, Allah yolunuzu açık etsin” diye el sallayarak yolladığı bankalar ve kamu kurumlarının, arkasında bırakacağı boşluk sıkıcıydı. El sallayan bilinçsizlik, sıkıcı olduğu kadar iç burkucuydu.

Acınacak durumda ilçeler
Ülkenin en iyi üniversitelerini barındıran Ankara, ürettiği nitelikli işgücünü elinde tutamıyor, üstelik sokakları, göçle gelen vasıfsız iş gücüyle doluyordu. Niteliksiz işgücü ve işsiz havuzuna dönüşmek sıkıcıydı. Sıkıcıların en sıkıcısı, Ankara ilçelerinin durumuydu; sesli patlayan Osmanlı tokadı gibi sıçratan. Türkiye’nin ikinci büyük ve gelişmiş kentinin ilçeleri, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimiz’in, gözden ırak, gönülden ırak ilçeleriyle aynı ilgisizliği paylaşıyordu. Bala ve Haymana, en kötü kaderi paylaşanlardı. 7 ilçesi orta, diğer 7 ilçesi daha iyiceydi ama birinci derece sınıfa giren yoktu. Başkent, ışık vermiyordu dibine.

1 satan 4 alan ticaret
Geçen hafta gazetemiz koordinatörü Ayhan Aydemir, 2 gün, Ankara’yla ilgili istatistikleri sıraladı. “Ankara’nın içtiği iki bardak dolusu iğneydi” desek yeridir. Öncesinde muhabir arkadaşımız Ayşegül Kahvecioğlu’nun, “Başkent’te Ticaret Yabancılara Emanet” başlıklı haberi vardı. Satmaktan çok aldığımız bin 736 firma, Ankara’yı sevmişti. 5 milyar dolarlık satan, 17 milyar dolarlık alan Ankara sevilmez mi? Dünyaca ünlü ‘sof kumaşı’nı yabancılara kaptırmasıyla ekonomisi çöken, nüfusu 100 binden 20 binlere gerileyen Ankara’yı anımsadım. Fark; bu kez ekonomi küçülüyor ama nasılsa nüfusu artıyordu Ankara’nın.

Sinsi sinsi küçülüyor
Sözün özü; hak ettiği yatırım ve desteklerden mahrum, elindekini tutamayıp, kaybedince haliyle küçülüyor Ankara ekonomisi. Nazikçesi eksi büyüyor, kabacası alenen yıldan yıla küçülüyor. Nüfusu artıyor, ekonomisi sinsi sinsi küçülüyor. Devlet, bilişim, eğitim ve sağlık gibi 1 numaralı sektörlerini, derhal desteklemeli. ‘Bilişim Vadisi’, koşulsuz Ankara’ya kurulmalı. Bazı yatırımlar, merkezden ilçelere yayılmalı. Ankara Kalesi ve çevresinden başlayıp, ilçelerine yayılacak biçimde yeni bir kanal olarak turizm sektörü, mutlaka kente kazandırılmalı.

Işıltıya bakmaktan gözü kamaşanlar, arada dönüp, bakın; arkanız ya loş ya da karanlık. Biz değil, çok sevilen rakamlar anlatıyor, karanlık manzarasını Ankara’nın. Sahip çıkıp, günü değil, biraz da Ankara’yı kurtarın!