bala etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bala etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2013 Perşembe

FAHRİ BULGURLU


25.06.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



3 gün önce kaybettik, bugün ebedi uykusuna yolcu edilecek. Mustafa Kemal Atatürk’le yolu çok kesişmiş 5 yüzyıllık Ankaralı bir ailenin çocuğuydu. Atatürk, daha Ankara’ya gelirken 1 gece Bala’nın Beynam Köyü’nde kalmıştır. Kaldığı ev, Fahri Bulgurlu’nun babasının amca çocuklarının evi. Daha Cumhuriyet ortada yokken Çankaya Köşkü’nün 102 dönüm arazisi, babaannesi Saffet Bulgurlu ve onun kardeşleri Tevfik ve Mehmet Bulgurlu tarafından 1920’de, Atatürk’e hediye edilmiştir. 13 Mart 2013 Milliyet Ankara Gazetesi’nde yaptığımız söyleşide, nabzının en hızlı attığı konu, hediye konusuna girdiğimiz bölümdü: 

“Satmadık araziyi”

Ali bey sizin aracılığınızla bir rivayeti düzeltmek istiyorum; ‘Bu arazi 600 liraya satılmış’ diye bilgiler dolaşıyor bazı yerlerde. Öyle bir şey katiyen yok. Ailemiz tarafından, hediye edilmiştir. Babamın günlüklerini ve bulduğum kaynakları okudum, katiyen böyle bir şey yok. Atatürk Ayvalı, Etlik üzerinde dururmuş. Güvenlik açısından Çankaya önerilmiş kendisine. Öyle karar verilince bizimkiler hediye etmiş araziyi. Hediyeyi geri almak için akrabalardan dava açanlar olmuş. Biz tasvip etmiyoruz böyle şeyleri, o davaların bizimle alakası yok” demişti. Söyleşiye girmeyen kısımlarda, açılan davalardan ne kadar utandığını anlatmıştı hararetle.

Görev tamam, siyasete fren
28 Mart 1930 doğumlu Fahri Bulgurlu. Koyunpazarı Hanımlar Sokak 6 numarada doğmuş. Cemiyet hayatında ve sivil toplum örgütlerinde birçok görevler üstlenmiş. Bir ara, aynı anda 13-14 yerde üstlenmiş bu görevleri. 1958-1972 arası Ankara Kulübü yöneticiliği yapmış, 1966’dan 1975’e kadar Ankara Ticaret Odası’nın, başkanlık dahil, tüm yönetim kurulu görevlerinde bulunmuş. 1973’de Adalet Partisi Çankaya İlçe Başkanlığı yapmış ama babasının uyarısıyla o seviyede tutmuş siyaseti. 1950-1960 arasında Başbakan Adnan Menderes’in çok yakınında vekillik yapan babası Hamdi Bulgurlu, ‘Oğlum, benim halimi gördün, sen bilirsin’ demiş, ondan sonraki vekillik tekliflerini geri çevirmiş oğul Fahri. Geçtiğimiz 2 yıl üst üste 2 pıhtı atma rahatsızlığı geçirmiş ve mucizevi biçimde hasar görmeden atlatmıştı ikisini de. 83 yaşında, 1989’da canlandırılan eski Demokrat Parti’nin Demokratlar Kulübü’nde, 24 yıldır olduğu gibi görevine devam ediyor, Anadolu Kulübü’nün Fahri ağabeyi olmaktan hoşnut görünüyordu.
13 Mart 2013 Milliyet Ankara Gazetesi’ndeki söyleşimizden

Fena yakalandı!

Geç tanıştık Ali bey” demişti. Ben de “Ankara’yı anlatmakta çok cimri Ankaralılar Fahri bey” demiştim. Şöyle yanıtlamıştı: “Babam, ‘Ankara’yı tanıtacak elinden ne gelirse yap oğlum,  ben yapamadım sen yap’ derdi. Kazandığı parayı Ankara’ya harcamak isterdi. Tam yerine getiremedim bu isteğini. Doğru söylüyorsunuz; yapmalıyız, anlatmalıyız Ankara’yı.” “Fena yakaladın” anlamına, bu mahcup gülümsemeyle bitirdik sohbetimizi. İnşallah torunlarına devretmiştir babasının vasiyetini.

83 yıl önce Koyunpazarı, Hanımlar Sokak 6 numarada doğan  Ankara çınarı, Cebeci Asri Mezarlığı’nda dinlenmeye çekilecek bugün. Merhuma Allahtan rahmet, ailesine, başsağlığı ve sabır diliyoruz.

22 Şubat 2012 Çarşamba

RAHAT UYUYAMAYIZ


21.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Rahat uyumamalıyız. Sıfırın altında 20 dereceye kadar gördü Ankara. Kendi ayazı bile kemiklere işlemeye yeterken ne garezi varsa Sibirya, derin dondurucu soğuklarını salıyor üzerimize. Neredeyse 2 aydır donuyoruz. Evin içinde dayanamıyor, “dışarısı” demeye dili varmıyor insanın. Bala’daki depremzedeler evlerine girmeden, Çankaya 50.Yıl Mahallesi’yle Mamak Cengiz Topel Mahallesi’nin heyelanzede sakinleri sıcak bir çatı altına sığınmadan, rahat uyuyamayız. Yürüyen binalarıyla huzursuzluğunda hiçbir değişiklik olmayan Akpınar’ı da unutmayalım. Sibirya’yı suçlamaya işlemez inşallah parlak zekalar.

Soğuk manzara
Bala’da, inşa edilen 737 konutun 135’ini devralmıştı depremzedeler. Hayvanlarını koruyacak ahırlı ve tandırlı ev beklerken Çay Yolu villası verildiği için villaları almak istemiyor, derme çatma barakalarda kalmaya devam ediyorlar. 50.Yıl Mahallesi’nde 95, Cengiz Topel Mahallesi’nde 141 konut etkilendi heyelandan. Toplam 236 konut. Bayat siyasi atışmaları uzatmadan önlem almaya çalışıyor Çankaya ve Mamak Belediyeleri. Bu arada Ankara Valiliği olaya el attı, bölgenin ‘afet bölgesi’ ilan edilmesi için çalışmalara başladı. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan yanıt bekliyor. Umarız siz bu yazıyı okurken yanıt gelmiş olsun. Akpınar’dan haberler, isyankar duyurular halinde gazetemizin posta kutularına düşmeye devam ediyor.


Devlet var
Ankara Valiliği’nin, geçen kış başlattığı ve şu zamana kadar başarıyla sürdürdüğü Mekansız ve Sokakta Kalanlarla İlgili Önlemler’i, vicdanı olan herkes gibi, beni de mutlu etmiş,  rahat uyumamı sağlamıştı. Hala da sağlıyor. Biri dışarıda donarken içeride, horul horul uyuyabilme terbiyesiyle büyümedik biz. Sadece sokaktan kurtarmakla kalmayan, evsiz vatandaşlarımızın, barınma, yemek, temizlik ve sağlık kontrollerine kadar ilgilenen bir çalışma. İş bulmaları, yakınları ve akrabalarına kavuşturulmaları da dahil. Verilen verginin karşılığına, yöneticinin sorumluluğuna yakışır  uygulama. “Burada devlet var” diyor.

Canıyla başbaşa
Bala, 50.Yıl ve Cengiz Topel Mahalleleri ile Akpınar, bu  dokunuşu bekliyor. Zor günde vergisinin, hizmetinin  karşılığını. Uzamadan, sünmeden, gününde, zamanında darlığına çare soruyor. Devletin dibinde, sahip çıkılmak istiyor. Ankara da vicdanını rahatlatmak. Afet koşulları, siyasi çekişmelerin en değersiz, siyasetçilerin en kimliksiz olduğu hallerdir. Canıyla baş başadır çünkü mağdur.

Zeminden kopmuş uçan balon
Dili kaşınanlar dilini ısırsın, siyasi cilveleşmeler uygun zamana bırakılsın. Bu acı soğuklarda düşülen her çaresizlik, hepimizindir. Afet neredeyse hepimiz içindeyiz. Yöneticilik, kıymetini bulmalı.

Bulamazsa herkes ayakta, uyutmadığı gibi, bir de küstürür  durduk yerde. Kişilerin keyfiyetine kalamaz vergilerin karşılığı, tabirimi hoş görün, haraca dönüşür. Bu rahatlık hali, zemininden kopmuş, uçan balon yönetici tarifine uyar. Vicdanı ağırlık yapanınsa başı yastığa, yanağı örtüye, huzurla değemez Sibirya ayazlı, titreyen çocuklu şu havalarda.

1 Şubat 2012 Çarşamba

KİM İLGİLENECEK?


31.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bala’da, deprem konutlarına giremediği için Sibirya soğuklarında, derme çatma barakalarda barınmaya çalışan Ankaralılar. Dikmen’de, yılan hikayesine dönen kentsel dönüşüm, Sibirya soğuklarında yıkım kavgası. Yine Dikmen’in Akpınar Mahallesi’nde, heyelan nedeniyle bu soğuklarda evlerini terk etmeye zorlanan ev sahipleri. Birbirini suçlamakla ya da muhatap bulamamakla gözümüzün önünde, sürüyor da sürüyor tartışmalar. Kim “Dur” diyecek?

Bala villaları
2007 yılı Aralık ayında, 5.7 büyüklüğünde bir deprem olmuştu Bala’da. Yıkılan ya da zarar gören evlerin yerine yeni konutlar yapıldı. Ancak 4 yıldır çoğu hak sahibi, TOKİ’nin yaptığı bu evlere girmedi. Bir televizyon haberinde, detaylı görüntülerini gördüm; köylük yere, Çayyolu’ymuş gibi, çiftkat villa tipi evler yapılmış. Elektriği, suyu, gazı bağlanmamış. Çok güzel, çıplak evler. Oysa evlerde ahır düşünülmediği, hayvanlarını da bırakamadığı için evlere giremiyor köylüler. Bir de tabii tandır, köylük yerde ciddi bir ihtiyaç. Çayyolu sokağı sanki, villaları koymuş gitmişler.

Milliyet Ankara Gazetesi’de, manşet oldu derme çatma barakalarda yaşayan Balalılar. Ama tam derme çatma. Bu soğuklarda, Van depremzedelerinden farkları yok. Biri ülkenin bir ucunda, diğeri Ankara’nın dibinde. Gerçeklerden uzak bu planı yapanları, ‘köysel dönüşüm’deki devrimleri için kutlamak lazım!

Dikmen kördüğümü
Gelelim Dikmen Vadisi’ndeki yer kavgasına. Kentsel dönüşüm planı çerçevesinde, gecekonduları yıkıp, modern binalar, siteler yapmak istiyor Büyükşehir Belediyesi. Gecekondu sahipleri, haklarını alamadığına inanıyor ve direniyor. Tartışma kavgaya dönüşüyor, aylardır Ankara gündeminden düşmüyor. Sibirya soğuklarında, sinirler ısınıyor. Hatta Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, gazetemize verdiği söyleşide “Gireceğiz, yıkacağız ve kendi işimize bakacağız. Hiçbir direniş, devletin gücünü aşamaz” diyor ısınmış sinirleriyle. “Devlet’le gecekonducular, karşı karşıya” gibi yanlış bir anlam çıkıyor. Gecekonduya izin veren, yol, elektrik, su, gaz bağlayan, tapu veren kendisi değilmiş gibi.

Akpınar heyelanı
Akpınar Mahallesi’ne de bakalım: Koca koca, hem de yeni yapılmış binalar, inşa edildikleri yamaçtan kayıyor. Belki de daha borcu bitmemiş ev sahiplerine, “Çıkın” deniyor. Çıkamıyorlar. Soğukların azdığı günlerde, Büyükşehir Belediyesi’yle Çankaya Belediyesi’nin, voleybol maçı gibi, topu birbirine atmasını izliyoruz. Sorun acil, daha sorumlusu belli değil.

İlgisizliğin başkenti
Detaylarına girmeden anımsattığımız, gündemden düşmeyen üç sorun bunlar. Ankara’ya ilgisizliğin tescili gibi sündükçe sünen, sünmesinden rahatsızlık duyulmayan sorunlar. Hatta Atatürk Orman Çiftliği, Ankaragücü gibi ekledikçe ekleyebiliriz arkalarına. Devletin merkezinde, devletin ve Ankaralılar’ın, maç izler gibi izlediği çözüm bekleyen sorunlar. Başkent sınırları içindeki ilgisizliğin, ürkütücü sessizliği. Ankara’ya gareziniz yoksa uzaktakilerin halini düşündürüyor insana.

O halde soralım; Ankara’da, çözülemeyen sorunlar varsa lastik gibi uzayan sonuçsuzluğu izleyeceğine, kim ilgilenecek?

14 Nisan 2011 Perşembe

SAYIN VEKİL ADAYLARIMIZ


12.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Öncelikle adaylığınız hayırlı olsun. Bazılarınız Bakan olacak, bazılarınız Meclis komisyonlarında görevler alacak, kürsülerde konuşup, memleketin çıkarlarını kollamak için mücadeleler verecek, tartışmalara gireceksiniz. Şimdiden kameralara demeç verirken hayal ediyorsunuz kendinizi. Vekilliğin hakkını verdiğiniz sürece bütün hayallere layık olursunuz  ama Nasreddin Hoca misali, testi kırılmadan Ankara için bir parantez açmak istiyoruz biz Ankaralılar.

29 milletvekili çıkaran Ankara’ya, 2 vekil daha eklendi bu seçimlerde; oldu 31. Sizin vekillik hayalleri gibi biz de 29’undan bulamadığı ilgiyi, 31’le bulma hayalleri kuruyoruz Ankara’da. Aslında 550 milletvekili saymak lazım Ankara’yı ama maalesef; Ankaralısı bile Ankara’dan gayrı her şeye tuzlukla koşuyor. Efsunladılar mı bu şehri, büyü mü yaptılar bilemiyorum ama devletin eli, Ankara’ya dokunmakta pek tereddütlü, pek bir çekingen. Ancak hoyratlık, pek acar, pek atılgan!

Ankarasız vekiller
Geçmiş dönem milletvekillerimizle yapılan söyleşileri okuyor, okuduklarıma  bakakalıyordum. Ya Ankara’da büyümüş, ya Ankara’da okumuş ya da siyasetin taşlarını döşemek için yolu Ankara’ya sık düşmüş vekillerimizin, rahatsız edici bir tarzı vardı: İçinde yaşamış, yaşıyormuş gibi değil, Kars’tan, Van’dan, Hakkari’den bahsediyormuş gibi uzaktan bir söylemle bahsediyorlardı Ankara’dan. Kim ya da ne çıkarmıştı Ankara’yı bu vekillerin içinden? Üstelik hala içinde yaşarken!

Horozu bol
Geçen haftasonu, Ankara Sanayi Odası (ASO) başkanı Nurettin Özdebir’in, nefis bir özetlemesi vardı Ankara’yla ilgili; “Ankara’da, horoz fazla olduğu için sabah olmuyor” dedi.  Durmadan üretilen, konuşulan projelerin, bir türlü sonuca bağlanamayışından duyulan rahatsızlık, bu kadar güzel özetlenebilirdi. Önceki hafta Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek,Kişiye göre işleyişler yapıyoruz, ilerisini hesaplayın, bir ülkenin ne imkanı ne zamanı bu kadar kolay heba edilecek bir şey değil” diye cümleyi farklı kurmuştu. Benzetmemi hoşgörün ama devletin horozu ötmeyince meydan, kuru gürültüye inleten horozlar korosuna kalıyor demek.

Ne yapacaksınız?
Topu devlete at, rahat et” demeyin, Ankara’nın durumu, devletle ilişkilidir artık. İç içe dolanıp, düğümlenmiş yün yumağı gibi Kale havzası, ancak devletin dokunuşuyla çözülebilir. Uzantısı olan ‘Turizm Atılımı’, bu çözüme bağlıdır. ‘Bilişim Vadisi Projesi’nin Ankara’ya kurulması, kişilerin değil, devletin kanaatiyle ilgilidir. “Ne yapacağız?” diyen vekil adaylarımıza, kayıt düşüyorum; öncelikli bu iki maddeye ek olarak eğitim, sağlık alanlarında ciddi geliştirme ve destek bekliyor Ankara. Fuarcılık kapısını açmak istiyor. Yeni vekilleri, sıçramak üzere gerilmiş bir Ankara bekliyor, şakası olmayan bir Ankara.

Şakası yok
Şakası yok çünkü Doğu ve Güneydoğu ilçelerimizin ilgisizliğine denk ilçeleri var Ankara’nın; Bala, Haymana gibi. Yarı ilçeleri acınacak durumda. Nüfusu artarken ekonomisi küçülüyor, işsizler kenti oluyor. Üretmeyen, tüketen kente dönüşen Ankara’nın, ülkenin ikinci büyük ili olmasını, anlayana ithaf ediyoruz. Anlamayan, meclis koltukları ve parti koridorlarıyla yetinebilir. Ammaaa basınç, balonu patlattığında, merkezindeyken her şeyin uzağına düşebilirsiniz.

Oysa toparlanmış bir Ankara, Kars’a da Van’a da Hakkari’ye de uzanacak el demektir. Sayın adaylar, hem Türkiye hem Ankara, yeni bir atılım çağındadır. Ankara’yla ilgilenip, tıkalı damarları açınız. Sakın ha havanda su dövmekle eğleşmeyiniz; kendinizi kandırdığınızla kalırsınız!

30 Mart 2011 Çarşamba

SİNSİ KÜÇÜLME


29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara’da, plansız genişleme, kent ve tarihi dokusunda bozulma, kenti sahiplenme bilincinde vurdumduymazlık artıyor, ekonomik büyüme, kaynaklarını doğru değerlendirme oranı azalıyor. Plansızlık, bozulma ve vurdumduymazlığın arkasına ekonomik küçülmeyi ekleyince tas tamam oluyor içimizi sıkan tablo. Sokaktan bakınca gözümüzü alan ışıltı, yukarından bakınca soluklaşıyor. Hele daha yukarı çıkıp, il sınırları içine bakınca, uzaktan seçilen mum ışığına dönüyor ışıltı. Hep ışığa bakmaktan görme bozukluğu yaşıyoruz demek, arada gözü kaçırmak lazımmış.

Sıkıcı rakamlar
Ankara Kulübü Başkanı Metin Özaslan’la söyleşimizin, son bölümü yayınlanıyor bugün. Bir kent plancı, sosyolog ve Devlet Planlama Teşkilatı Planlama Uzmanı kimliğiyle değerlendirdi Ankara’yı. Yoğun olarak yaklaşık 25 yıllık dönemi değerlendirirken verdiği rakamlar, can sıkıcıydı. Tarımda sıkıcıydı, hayvancılıkta sıkıcıydı, bilişim, eğitim ve sağlık sektöründen esirgenen destek, kamu yatırımlarından alınan payın sürekli küçülmesi sıkıcıydı. “Güle güle, Allah yolunuzu açık etsin” diye el sallayarak yolladığı bankalar ve kamu kurumlarının, arkasında bırakacağı boşluk sıkıcıydı. El sallayan bilinçsizlik, sıkıcı olduğu kadar iç burkucuydu.

Acınacak durumda ilçeler
Ülkenin en iyi üniversitelerini barındıran Ankara, ürettiği nitelikli işgücünü elinde tutamıyor, üstelik sokakları, göçle gelen vasıfsız iş gücüyle doluyordu. Niteliksiz işgücü ve işsiz havuzuna dönüşmek sıkıcıydı. Sıkıcıların en sıkıcısı, Ankara ilçelerinin durumuydu; sesli patlayan Osmanlı tokadı gibi sıçratan. Türkiye’nin ikinci büyük ve gelişmiş kentinin ilçeleri, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimiz’in, gözden ırak, gönülden ırak ilçeleriyle aynı ilgisizliği paylaşıyordu. Bala ve Haymana, en kötü kaderi paylaşanlardı. 7 ilçesi orta, diğer 7 ilçesi daha iyiceydi ama birinci derece sınıfa giren yoktu. Başkent, ışık vermiyordu dibine.

1 satan 4 alan ticaret
Geçen hafta gazetemiz koordinatörü Ayhan Aydemir, 2 gün, Ankara’yla ilgili istatistikleri sıraladı. “Ankara’nın içtiği iki bardak dolusu iğneydi” desek yeridir. Öncesinde muhabir arkadaşımız Ayşegül Kahvecioğlu’nun, “Başkent’te Ticaret Yabancılara Emanet” başlıklı haberi vardı. Satmaktan çok aldığımız bin 736 firma, Ankara’yı sevmişti. 5 milyar dolarlık satan, 17 milyar dolarlık alan Ankara sevilmez mi? Dünyaca ünlü ‘sof kumaşı’nı yabancılara kaptırmasıyla ekonomisi çöken, nüfusu 100 binden 20 binlere gerileyen Ankara’yı anımsadım. Fark; bu kez ekonomi küçülüyor ama nasılsa nüfusu artıyordu Ankara’nın.

Sinsi sinsi küçülüyor
Sözün özü; hak ettiği yatırım ve desteklerden mahrum, elindekini tutamayıp, kaybedince haliyle küçülüyor Ankara ekonomisi. Nazikçesi eksi büyüyor, kabacası alenen yıldan yıla küçülüyor. Nüfusu artıyor, ekonomisi sinsi sinsi küçülüyor. Devlet, bilişim, eğitim ve sağlık gibi 1 numaralı sektörlerini, derhal desteklemeli. ‘Bilişim Vadisi’, koşulsuz Ankara’ya kurulmalı. Bazı yatırımlar, merkezden ilçelere yayılmalı. Ankara Kalesi ve çevresinden başlayıp, ilçelerine yayılacak biçimde yeni bir kanal olarak turizm sektörü, mutlaka kente kazandırılmalı.

Işıltıya bakmaktan gözü kamaşanlar, arada dönüp, bakın; arkanız ya loş ya da karanlık. Biz değil, çok sevilen rakamlar anlatıyor, karanlık manzarasını Ankara’nın. Sahip çıkıp, günü değil, biraz da Ankara’yı kurtarın!

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-3


29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Sorunlarla devam...

Metin Özaslan: Diğer bir sorun, merkez ile çevre arasındaki gelişmişlik farkı. Ankara’dan, çıkar çıkmaz görüyorsunuz zaten bu farkı. Doğu ve Güneydoğu’dan farksız bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Özel bir politikayla Ankara kırsalına eğilmek lazım. Buraya uzanan devlet yollarını, ilçe bağlantılarını, ilçelerle köylerin bağlantılarını çok iyi yapmak lazım. Sağlık yatırımlarını, üniversitelerin meslek yüksek okulları gibi okulları, buralara taşımamız lazım. Ayaş’ta yapılmış bir okul var, Ayaşlılar’ın istemediği bir amaçla kullanılmak isteniyor; cezaevi ya da mülteci kampı gibi. Halbuki Gazi Üniversitesi’nin fakültesidir orası. Bir gölet yapılmış, tesisler var, herşeyiyle hazır ama devlet, okul dışında kullanmak istiyor. Ayaşlılar’da buna direniyor. Uzun yıllardır sürüyor bu. Aksine Ankara’daki okulların fakültelerini, özellikle Beypazarı, Ayaş gibi ilçelere kaydırmalıyız. Ayaş, eskiden, Osmanlı’nın bir üniversite şehridir. Osmanlı’nın en gelişmiş eğitim merkezlerinden biridir. O yüzden çok sayıda ‘Ayaşi’ lakaplı devlet adamı vardır. Çok sayıda bilim insanı vardır. Üniversite düzeyinde eğitim kurumları çok yaygındır Ayaş’ta. Değerlendirilemediği için zamanla kaybolmuşlar. Oxford, Cambridge, bir köydür, kasabadır. Ayaş’ta niye yapamayalım bunu; tarihinde vardır. Bu, Ayaş’ın ayağa kalkması demektir. Ayrıca tarihi konakların, sokakların, çeşmelerin ayağa kaldırılmasıyla Ayaş, Beypazarı, Nallıhan hattı, 1-2 günlük bir turizm paketi olarak sunulabilir. Ankara’nın merkezindeki projeleri, çevresine taşıyacak sistemi bulmalıyız. Organize sanayi bölgelerini artık ilçelerde kurmamız lazım.

Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre bazı ilçelerimiz, Türkiye’nin en geri ilçelerinin arasında yer alıyor ve her yıl gerilemeye devam ediyor. Özellikle Bala, Türkiye’deki 872 ilçe içerisinde 601’inci sırada. Türkiye’de 5 gelişmişlik grubu var en az gelişmişlik 5’inci derece. 4 ve 5’inci derecede gelişmiş ilçeler, genelde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Bala, 4’üncü derece gelişmişlik gurubunda.

Ali İnandım-  Ankara’nın, 70 kilometre dibindeyken?

Metin Özaslan-  Evet. Haymana, 585’inci sırada, o da dördüncü gurupta. Kalecik, 435’inci sırada, üçüncü gurupta. Evren, Güdül, Çamlıdere, üçüncü gurupta. Yıllar itibariyle düşmeye devam ediyor bu ilçeler. 1996’da Haymana, 504’teyken, 2004 sıralamasında 585’e gerilemiş. Kalecik, 374’ten 435’e gerilemiş. Gerileme devam ediyor, devletin resmi verisidir bu; TÜİK ve DPT verileridir.
Geniş görmek için tabloya tıklayın
Ali İnandım- “Bir yandan merkezin bazı işlevlerini çevre ilçelere kaydırırken diğer yandan ‘Bilişim Vadisi’ gibi büyük ölçekli yatırımlara yoğunlaşmalı Ankara” mı diyorsunuz?

Metin Özaslan-  Evet. Ankara’nın önemli bir gücü de çevresindeki çok büyük arazilerdir. Bilişim Vadisi, büyük eğlence ya da fuar alanları gibi büyük alanlar için imkanları var Ankara’nın. Anadolu’nun, her tarafına ulaşma imkanı da var. Yetişmiş insan gücü sermayesini de düşündüğümüzde, tüm altyapı, kamu politikalarıyla desteklenmesi gerekir. Kentsel, hizmet sektörüne yönelik yatırımlar; bankacılıktır, danışmanlıktır, sağlıktır, eğitimdir, merkezde olmalı.

Ali İnandım-  Atatürk Orman Çiftliği, değerlendirilebiliyor mu sizce, çiftlik, mesire yeri ve turizm açısından?

Metin Özaslan-  Maalesef maalesef. Çiftlikte sahipsizlikten, talandan nasibini alan yerlerden birisidir. Atamız, orayı 2 koşulla emanet etmiş: Diyor ki “Burası örnek tarım işletmesidir.” Atatürk Orman Çiftliği, bir öncüdür. Ankara’da denenecek, ona göre Anadolu’ya taşınacaktır gelişmeler. Örnek işletmedir. İkincisi; Ankara’nın, mesire yeri ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Üçüncü madde yok. Atatürk’ün devrettiği dönemde 70 bin dönümlük bir araziden bahsediyoruz. İçine safari park bile kurabilirsiniz, değil hayvanat bahçesi. Vasiyet eden, bu ülkenin kurucusu. Sahip çıkmayarak O’nun vasiyetine, ihanet ediyoruz.

Ali İnandım- Bu kadar mı olumsuzluklar?

Metin Özaslan- Bu kadar olur mu? Ankara, bir de önemli bir işsizlik havuzu. Türkiye ortalaması ya da üzerinde bir işsizlik oranı var. Ankara, çok göç alıyor, ekonomik olarak daralmasına, küçülmesine rağmen nüfusu artıyor. Genelde çevresindeki illerden, ilçelerden geliyor bu nüfus. Nitelikli olmayan bir işgücü geliyor, diğer yandan yetişmiş elemanını da kaybediyor. Doldur, boşalt yapıyor. Günümüzdeki ekonomi, “yetişmiş iş gücü” diyor. Biz, yetişmiş adama iş veremiyoruz, diğer yandan nitelikli olmayan bir iş gücü geliyor kırsal tabanlı. Onlara da iş bulamıyoruz, işporta gibi alanlara yöneliyorlar. Bırakın bir başkenti, bir şehirde bu kadar işporta olmamalı. Ankara olarak iş yaratmamız lazım. Ankara’daki genişleme sadece perakende sektöründe; büyük alışveriş merkezleri üzerinden bir gelişme var. Bu da Ankara’nın, kapasitesinin çok üzerinde gidiyor. Tüketici üzerinden nereye kadar gidecek bu iş? Kamu yatırımlarından az pay alıyor, Büyükşehir Belediyesi borçlu, yatırım yapamıyor. Kim yatırım yapacak? Yatırım yapılmayan ortamda bir şehir nasıl büyüyecek? Bu ne zamana kadar sürdürülebilir bir durumdur? Halbuki tersine, Türkiye’nin başkenti, özel olarak desteklenmelidir.

Özetle;
1-Ankara, bilişim merkezidir. Bilişime dayalı alanlarda mutlaka gelişmelidir.
2- Ankara, bir eğitim merkezidir. Ulusal ve uluslararası ölçekte, özellikle yüksek eğitim alanında,  dünyanın her yanından öğrenci çekmeye uygundur. Buna yönelik politikalar gözetilmeli ve üniversitelerin alt yapıları güçlendirilmelidir.
3- Ankara, sağlık merkezidir. Sağlık altyapısına ilişkin tüm sorunlar giderilmeli, araştırma merkezleri desteklenmeli, üniversiteleri, güçlendirilmelidir.

Bu 3 alan, Ankara’nın, 1 numara olduğu alanlar. Bunun dışında turizm gibi alanlar, ikinci derecede önemli. Ankara, inşaatta iyi bir noktada, bunun farkında olmalı, sahip çıkmalıyız. Bu alanda, müşavirlik, mimarlık, müteahhitlik hizmetleri açısından, iyi bir yerdeyiz. Devamını sağlamalıyız. Ankara çevresinde, değerlendiremediğimiz önemli bir tarımsal birikim var. Çiftçiyi de özendirerek çeşitli projelerle el atmalıyız tarım alanlarımıza. 1990’lı yıllarda, 2000’li yıllarda, sanayide bir hareketlilik başladı. Organize sanayi bölgelerinde, sanayi yatırımları ivme kazandı fakat şu anda olması gerektiği noktanın çok çok altında.

Ali İnandım-  Devam ediyor mu ivme?

Metin Özaslan-  Buna ivme diyebilmek için bir plan halinde, bütünlüklü bir program halinde takip edilmesi lazım. Yoksa kendiliğinden, bir takım sanayicilerin bir araya gelip, kendi başlarına çabalamasıyla olmaz. Belediyeler de dahil olmak üzere, kamu kurumlarıyla işbirliği içinde, Ankara’nın bir sanayi kalkınma planı olmak zorunda. Bilişim de dahil olmak üzere içerisine. Nerelere yerleştireceğiz, hangi sektörlere öncelik vereceğiz belli olacak, alt yapısı tam olacak. 1980’lerde, 1990’larda bu gelişme oldu, ihracat rakamlarına da yansıdı. Bugün sevinemiyoruz çünkü ithalat rakamları ihracatın çok üstünde. Örneğin 2009’da Ankara, 4.9 milyar dolarlık ihracat yapmış, buna karşılık 16 buçuk milyar dolarlık ithalat yapmış. Yaklaşık 3 buçuk katı. Ankara’nın, Türkiye ihracatı içindeki oranı, 6.9, ithalatının oranı 11.7. Bunun içerisinde Botaş’ta var; petrol ürünleri, doğal gaz alıyor. Botaş’ı çıkarsak bile hala Ankara’nın ithalatı, ihracatının 2-3 kat üzerinde. Ankara’nın ithalat şehri olmasını istemiyoruz. Ankara, neden havacılık sektöründe dünyanın önemli noktalarından biri olmasın da dünyaya, ürünler satmayalım? Aselsan gibi, TAI gibi firmalar, neden dünya ölçeğinde firmalar haline gelmesin? Bunlar olmayacak şeyler değil ki.


4.Bölüm: Kale'nin durumu, lobisiz ve sahipsiz Ankara