sayıştay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sayıştay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2016 Pazartesi

ŞEHİRLER ÖLDÜ Kİ



19.08.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi

En son Diyarbakır, Van ve Elazığ’daydı yüreğimiz. “Yenileri olmasın bu satırların arkasından” derken Bitlis’te patlıyor bombalı tuzak.

Şehirlerin ortasında dev çukurlar açan bombalarla insanını öldürüyor adamlar. Öyle diyoruz da bunlar adam mı robot mu o da belli değil. Ülkenin ne doğusu ne batısı ne kuzeyi ne güneyinde desteği kaldı, sempati duyanı bile lanet ediyor ama başkalarının çıkarı için bombalarıyla kendi halkına kıymaya devam ediyor robotikler.

Güzel yaşam hakkımız
Aklın izah edemediği darbe girişimiyle adeta hipnotize edilmiş bir başka robotiklerle halkına kıyan bu bombaları sivil resmi ayırt etmeden pervasızca patlatabilen ölüm makinelerinin arasında yazması zor oluyor ama bu milletin doğru kurallarla güzel yaşama talebi, yüzyıllardır hakkıdır. Tereddüt edip duraklamadan, bu hakkı talep etmeye devam edeceğiz engelleri atlayarak.

Belediyeler Bakanlığa bağlanınca
İşte böyle bir ortamda Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’den, yıllardır söylediğimizi daha keskin tarif eden sözler döküldü. Biz “Yanlış şehirleşme” diyorduk, Özhaseki “Şehir cinayetleri” dedi.

Hürriyet Ankara Bürosu’nu ziyaretinde yaptığı açıklamalardan, şehir ve belediyelerle ilgili bölümünde, önemli değişimleri duyuruyordu. Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesine geçeceğini, belediyelerin bütün işlerini bu bakanlıkla sürdüreceğini, böylece belediyelerin denetlenmesinin de kendi bakanlıklarında olacağını söylüyordu.
“İnsanlar rant peşinde”
Sadece Anayasa’da yer alan belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin madde yerinde kalacak, belediyelerin eğitimi, kanunlarının yapılması ve denetlenmesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından gerçekleştirilecekmiş. Şöyle devam etmiş Bakan Özhaseki:

Belediyeler mali yönden Sayıştay, idari işlemleri açısından İçişleri Bakanlığı tarafından denetleniyor. Ama imar açısından denetleyen yok. Ancak bir şikayet olursa denetlenebiliyor. Hızla gelişen şehirciliği disiplin altına almaz, doğru kurallarla doğru yönlendirmezsek ‘şehir cinayetleri’ sürecek.. 

“.. Bundan sonra bakanlık olarak imar planı yapmayacağız ama yapılan planın hukuka uygun olup olmadığını denetleyeceğiz. Kentsel dönüşümü yerinde yapmak için basit bir formül işliyor; ver müteahhide, iki misli yoğunlukla dönüşsün. Her yerde inşaat yoğunluğu, iki misline çıkıyor. O bölgenin altyapısı, trafiği iki kat yoğunluğu kaldırır mı kaldırmaz mı hesaplanmıyor..” 

“..İnsanlar rant peşinde. Verilen yoğunluk artışlarıyla şehirlerde adeta cinayet işleniyor “ diyor ve bundan sonrası için ekliyor, “Burası belediye meclisi değil, yoğunluk artışıyla bana gelmeyin.
Ankara'da devasa kütlesel yapılaşmaya bir örnek
Yeşilliği saksıda mazı
Ah sayın Bakan, o misiller, 2 katın çok çok üzerine çıktı rantın yüksek olduğu birçok yerde. Trafiği, toplu ulaşımı, altyapısı düşünülmeden devasa beton kütleler dikildi büyükşehirlerin göbeğine. Hala da yenilerini dikmek için yarışıyorlar adeta. Kiminde, onca araziye rağmen, toprak parçası bırakılmadı, saksıya mazı dikip yeşillik yaptılar dekor olarak. İnsani yaşam ortamından çıktı oralar, öldü aslında kentin o hücreleri.

Kentsel dönüşüm dozer oldu
Kentsel dönüşüm’ amacından saptırıldı, kütlesel beton yapılarla mahalle kavramı bitirildi. Dededen babadan oturduğu mahalleden sürüldü yerlisi, yani o toprağa doğan mahallenin sahibi kalmadı. Bazı semtlerin ne özgün yapısı ne tarihi parçası kaldı, hatta tarihi çeşmeleri yıkıldı. Tek tip yapılaşma anlayışı özgünlük bırakmadı, birbirinin kopyası semtler üretiyoruz şu anda, isimleri farklı sadece. Kentsel dönüşüm sanki dozer oldu, geçiyor üzerimizden.
İhtiyaç olmadığı halde insanı ezercesine yükselen yüksek konutlar
Bu topraksız, devasa beton yığınları arasında çocuklarımız büyüyecek. Birçok kentin bazısı tamamen, bazısının çoğu semti aslında öldü ki sayın Bakan. Doğru söylüyorsunuz; bu ‘yanlış şehirleşmeyi’ geçti, ‘şehir cinayetidir’ bunun tam tarifi.

14 Kasım 2015 Cumartesi

ÇİFTLİK’İN KÖTÜ KOKULARI DİNMİYOR



06.11.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi

Müzeye çevrilen Şarap Fabrikası’ndaki yangın, “Ammann!” dedirtti. Hep olumsuz haberler bekler olduk çünkü Atatürk Orman Çiftliği’nden (AOÇ). Dilim dilim, dönümlerce dönüm gidiyor yavaş yavaş. Bir kentin ortasındaki en güzel yeşil kuşağa, en ciddi tarım ve hayvancılık araştırma merkezine çeviremedik benzeri olmayan bu araziyi. Rant canavarı, bir kez taktı çünkü pençesini.

Daha da olumsuz rapor
Daha bu hafta Meclis’e gitmeden önce Sayıştay’ın ‘Atatürk Orman Çiftliği 2014 Yılı Denetim Raporu’ basına yansımıştı. Geneli eski tas eski hamam, üstüne yeni olumsuz saptamalar eklenmiş bir rapor. Kamuoyuna ve hukuka kulak verilmediğinin, bildiğini okumaya devam edildiğinin, önden olmazsa arkadan dolanılmaya devam edildiğinin raporu olmuş.

7 Ocak 2014’de Milliyet Ankara’da çıkan ‘TokatGibi Rapor’ yazımızda, Sayıştay’ın ‘Atatürk Orman Çiftliği 2012 Denetleme Raporu’nu incelemiş, konuyu tarihi süreciyle ayrıntılı ele almaya çalışmıştık. 1950 yılından itibaren bağış koşullarına aykırı arazi devirlerinden, SİT alanı olmaktan çıkarılıp, TOKİleme aşamasına gelen kadar işlemiştik konuyu. AOÇ Müdürlüğü’nün açıklamasını da ‘Çiftlik’ten Açıklama Var’ diye yayınlamıştık.

Genişleme devam ediyor
O gün de rapor, “AOÇ Müdürlüğü’nün sorunlarının başında; kiracıların kiraladığı açık ve kapalı alanları sürekli genişletme eğilimleri ve Müdürlük aleyhine haksız kazanç sağlama girişimleri gelmektedir” diyerek başlıyordu, bugün de: “AOÇ Müdürlüğü’nün sorunlarının başında; kiracıların kiraladığı açık ve kapalı alanları sürekli genişletme eğilimleri ve Müdürlük aleyhine haksız kazanç sağlama girişimleri gelmektedir. Müdürlüğün kiralık yerlerle ilgili sorunlarının çözülmesi hususunda yapılan girişimler ve alınan mahkeme kararlarına karın, yıllarca devam ederek AOÇ’nin önünde engel teşkil eden tecavüz, tahliye ve kira alacağı sorunlarının üzerine kararlılıkla gidilmesi gerekmektedir” denmiş raporda.

Bu raporu daha sonra detaylı inceleyeceğiz ama raporun ‘Müdürlük aleyhine haksız kazanç sağlama’ ve ‘kiracıların açık ve kapalı alanları genişletme eğilimleri’ saptamaları iyice öne çıktı geçen zamanda. Raporda da ısrarla altı çizilmiş zaten. AOÇ Müdürlüğü’nün 2014 yılı sonu itibariyle 82’si resmi kurum, 61’i özel kişi olmak üzere 143 adet kiracısı sayıldıktan sonra “Öte yandan kiracılarla ilgili potansiyel sorunlardan biri de inşaat, tesis ve işgal suretiyle açık alanların genişletilmesine ilişkin tasarrufları ve AOÇ arazisinin birinci derece Tarihi ve Doğal SİT alanı olmasına rağmen Müdürlüğe bildirmeden kapalı alan yapmalarıdır” denmiş.

Yapılaşmanın yolu açıldı
8 Temmuz 2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5524 Sayılı Kanun ile 5659 Sayılı Kanun’a ilave edilen ek madde, “Çiftlik  dahilindeki arazilerin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uygun görüşü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi, öncelikle üst ölçekli plan ve koruma amaçlı imar planı ve bunlara uygun her türlü imar planlarını yapmaya yetkili kılınmıştır” diyordu. En büyük yapılaşmaların yolunu, bizzat belediye açtı bu yasadan sonra.

Uygulamaya çalışılan imar planları açılan davalarla durduruldu ama çok geçmeden yenisini çıkardı Belediye Meclis’i ve uygulamalarına devam etti. Buna karşılık “Yapılan imar planlarının, AOÇ Kuruluş Kanunu’na, içerdiği tarihi, kültürel ve doğal özelliklerine ayrıca bağış mektubu esaslarına uygun olmasının sağlanması faydalı olacaktır” dedikten sonra öneriler kısmında “Kiralama adı altında fiilen devir veya kullanıma açılmasına yol açacak ve Kanun’a karşı hile anlamına gelecek yöntemler ile kiraya verilmesi uygulamalarından vazgeçilmesi ve AOÇ arazilerinin Kanun ve bağış mektubuna uygun olarak korunması ve hak ettiği şekilde değerlendirilmesi önerilir” diye de eklenmiş.

Tam ‘çiftlik’ olmuş!
‘AOÇ Müdürlüğü Alım-Satım-Kiralama ve Kiraya Verme İhale
Yönetmeliği’nden tutun, bazı ürünlerin satışından sağlanan net hasılatın, üretim maliyetlerini dahi karşılayamamasına kadar çok başlık var raporda. Hem araziden hem kiradan hem ürünlerinden zarar eder hale gelmiş Çiftlik. Tam ‘çiftlik’ olmuş yani!

Çiftlik Müdürlüğü ise kamuya bağlı etkisiz yetkili resmi kurum ama özel şirket aynı zamanda. Hakkında verilen kararlara müdahale edemez bir idari garabet. Şarap Fabrikası’ndaki yangın söndürüldü de için için yakılan Çiftliğin ateşini nasıl söndüreceğiz, hukuk itfaiyesi de çözemedi bir türlü.

24 Ocak 2014 Cuma

ÇİFTLİK’TEN AÇIKLAMA VAR


21.01.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi


7 Ocak 2014 tarihinde Sayıştay’ın Atatürk Orman Çiftliği ile ilgili raporunu ele almış, “Tokat Gibi Rapor” demiştik.  Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü, yazımızda geçen konularla ilgili açıklama yolladı. Önce onu paylaşalım:



Bira Fabrikası

“.. 2008 yılından günümüze kadar Sayıştay Raporları’nda da ifade edilen, Atatürk Orman Çiftliği arazi varlığının değişimi 1939 yılında Bira Fabrikası’nın 3697 sayılı Kanunla Tekel Genel Müdürlüğü’ne devredilmesiyle başlamıştır. Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 05.02.2002 tarihli ve 2002/6 sayılı Kararı ile TEKEL’in özelleştirilmesine karar verilmiştir.



AOÇ Müdürlüğü, bahse konu arazilerin tekrar mülkiyetine devri için girişim başlatmış olsa da AOÇ Bira Fabrikası’nın, Tekel Genel Müdürlüğü’ne devrinden sonra AOÇ Müdürlüğü’nün yasal tasarruf hakkı kalmamıştır. Şu an ki yasal tasarruf hakkı Özelleştirme Yüksek Kurulu 25.04.2013 tarih 2013’e 74 sayılı kararı ile Maliye Hazinesi’dir.


Yeni tahsis hazırlıkları

- Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü, Türkiye Zirai Donatım Kurumu’nun tasarrufunda iken özelleştirilen arazilerin iadesi konusunda gerekli işlemlerin başlatılabilmesi hususundaki Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Maliye Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunmuştur. Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından bahse konu arazide; Jandarma Genel Komutanlığı’na hizmet süresince tahsis edilmiş olduğu, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Gazi Üniversitesi Rektörlüğü hizmetlerinde kullanılmak üzere tahsisinin istenildiği, söz konusu taşınmazlara ilişkin tahsis talepleri değerlendirilmektedir.



- Kurumumuza ait kiralık alanların rutin (her zamanki) takipleri yapılmakta olup, sözleşmelerine aykırı durumlar tespit edildiğinde hukuki yollara gidilmektedir. Son yıllarda kira bedellerinin ödenmemesi sebebiyle mahkemelerce verilen tahliye kararları uygulanmıştır. Marmara Oteli’nin bulunduğu alanın tahliyesi ve Merkez Lokantası’nın kira alacağının mahkeme kararıyla tahliyesi buna örnek olarak gösterilebilir.



Arazi varlığı değişmemiş

- Atatürk Orman Çiftliği, hazineye bağışlandığında yaklaşık 55 bin 538 dekar araziye sahipti. AOÇ arazilerinin mülkiyeti 1939-1983 yıllarında çıkarılan 9 yasa, Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu Yönetim Kurulu Kararları ve 1973-1994 yılları arasında ise yargı kararlarıyla elden çıkmıştır. Mahkeme kararları ile satışı yapılan arazi miktarı ise yaklaşık 43 dekardır.



En son 31.07.2008 tarih ve 5801 sayılı Kanunla Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne 258 bin 186 metrekare (258 dönüm) arazi 49 yıllığına bedelsiz olarak tahsis edilmiş olup, mülkiyeti AOÇ’dedir.

Kurumumuz’un arazi varlığı 1983 yılından günümüze kadar değişmemiştir. 1983 yılında 33.256 dekar olan arazi varlığımız, 2014 yılında da 33.256 dekardır.



Ağaçlandırma çalışmaları

- Kurucumuz ATATÜRK’ün de talimatları doğrultusunda, Atatürk Orman Çiftliği’nde, kuruluş yıllarında ağaçlandırma çalışmalarına büyük önem verilmiş fakat daha sonraki yıllarda ağaçlandırma çalışmalarına uzun süre ara verilmiştir.


Atatürk Orman Çiftliği’nin kuruluş yıllarından günümüze kadar yapılan ağaçlandırma çalışmaları yıllar itibari ile; 1925- 2002 arası (77 yılda) 4 bin 500 dekar, 2002–2012 arası (10 yılda) 18 bin 500 dekardır. Son yıllardaki yoğun ağaçlandırma faaliyetleri sonucunda AOÇ arazilerine yaklaşık 2 milyon 200 bin ağaç dikilmiştir..



AOÇ arazisinin yüzde 69’una tekabül eden yaklaşık 23 bin dekar alan, park, orman ve rekreasyon alanına dönüştürülerek halkımızın hizmetine sunulmuştur. Yeni oluşturulacak park ve rekreasyon alanlarının eklenmesiyle AOÇ arazisinin yaklaşık yüzde 73’ne tekabül eden 24 bin 225 dekar alan orman, park ve rekreasyon alanını olarak halkımızın hizmetine sunulmuş olacaktır.



15 milyon vergi 3 milyon kar

Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü, bütün yatırım ve cari harcamalarını kendi öz kaynakları ile karşılamakta, devletten hiçbir ödenek almamaktadır.



Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü’nde 2013 yılı Kasım sonu itibariyle 359 kadrolu personele ilaveten dışarıdan hizmet alımı ile alınan 153 kişi ile birlikte 512 kişi istihdam edilmektedir. İstihdam edilen personelin 2013 yılında Kuruma yıllık maliyeti 17 milyon (trilyon) 500 bin liradır.



Bununla birlikte 2012 yılında toplam 10 Milyon 830 bin, 2013’te 15 milyon 300 bin TL vergi ödeyerek bütçeye katkıda bulunmuştur. AOÇ Müdürlüğü’nün 2012 yılı karı 3 milyon 248 bin 139 lira 66 kuruştur..”



Açıklamada, Çiftlik’te üretilen ürünlerin çeşitlendirilmesi, çevre düzenlemeleri ve müzelerle ilgili bilgiler de var ama uzun açıklamadan, daha çok raporla bağlantılı başlıkları aldık. Sağolsunlar, her Çiftlik yazımızdan sonra mutlaka kendileriyle ilgili kısımlara yanıt veriyor Müdürlük.



“Vasiyet insan hakkıdır”

Ancak Çiftlik’le ilgili başından beri yazdıklarımızın muhatabı daha çok Meclis, ilgili Bakanlıklar ve yargıdır. Çünkü Atatürk Orman Çiftliği, hem yetkisiz etkisiz bir müdürlük hem üstüne milyonlarca lira vergi veren bir özel şirket hem de hakkında verilen kararlara müdahale edemeyen bir kurum durumunda. Dolayısıyla amaç dışı kullanım ve yargı karşısında iyice kırılgan bir yapı oluşturulmuş. Yani işlememesi için ne gerekiyorsa yapılmış. Böyle bir yönetim biçimiyle ayakta durması mucize.



Daha önce de söylemiştik; “Vasiyet, yasaların ve anayasanın üzerinde bir insan hakkıdır, çiğnenmemeli” diye. Amaca uygun arazi tahsisi olabilir ama kimse kimseye hele ki mülkiyetini devredemez arazilerin. Açıklamada geçen ve bugüne kadar yapılan devirler, hukuken geçersizdir. Buradan tartışılmalı konu.


Şimdilik Çiftlik Müdürlüğü’ne açıklamasından dolayı teşekkür ediyor, ayrıntılı tartışmaları ve gelişmeleri ele almak üzere gelecek yazılarımıza devrediyoruz.

8 Ocak 2014 Çarşamba

TOKAT GİBİ RAPOR


07.01.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi



Sayıştay’ın ‘Atatürk Orman Çiftliği 2012 Raporu’, Çiftliğin sahipsizliğini, çaresizliğini, istismarını tescil raporu adeta. İşletme ve hukuk dersi gibi. 2003 yılında Devlet Denetleme Kurulu’nun da saptadığı pek çok sorunun, aynen devam ettiği anlaşılıyor. Ah Çiftliğim, öksüzüm!



Raporun daha başlarında “Atatürk’ün bağış mektubunda arazinin yeşillendirilerek korunması ve geliştirilmesi temel amaç olmasına rağmen, zaman içinde çok değerlenen boş arazilere yönelik talepler ve tecavüzlerin artmasına engel olunamamıştır” denerek özetlenmiş aslında her şey.



1950’den sonra korunamamış

Rapor, 1950 yılında çıkarılan 5659 sayılı Kanunla Atatürk Orman Çiftliği(AOÇ) arazilerinin korunması amaçlanmasına karşın, özellikle 1950-1960 yılları arasında çıkartılan özel kanunlarla 14.541 dönüm arazinin daha kamu ve özel kuruluşlara satıldığını, sakıncaları gidermek amacıyla birçok kez hazırlanan kanun tasarı ve taslaklarının kanunlaşamadığını söylemiş.



Çiftliğin, 1992’de, 2436 sayılı Ankara Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Kararı’yla Doğal ve Tarihi Sit Alanı, 1993’de 3097 sayılı Kurul Kararı’yla sınırlarının belirlendiği, 1998’de de 5742 sayılı karar ile Birinci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı ilan edildiği belirtilmiş. Ancak 1937’de 55 bin 500 dönümlük Çiftlik arazisi, bugün 33 bin dönüme gerilemiş.



Hukuku çiğnemeye devam!

Kaybedilen arazi 22 bin 500 dönüm. Özellikle son 30 yılda bu arazinin çoğunda Atatürk’ün bağış koşulları yerine getirilmiyor. Üstelik TOKİleme suretiyle hem başkalarına satılıyor hem amaç dışı kullanımla hızla betonlaştırılıyor. Hukuk çiğneniyor yani.



Rapor, “AOÇ Müdürlüğü’nün sorunlarının başında; kiracıların kiraladığı açık ve kapalı alanları sürekli genişletme eğilimleri ve Müdürlük aleyhine haksız kazanç sağlama girişimleri gelmektedir” dedikten sonra arazi tecavüzü, tahliye ve kira alacağı sorunlarının üzerine kararlılıkla gidilmesi gerektiğini vurgulayarak Birinci Derece Doğal ve Tarihi SİT Alanı ilan edilen bu arazilerde, “..önceden süregelen bağ ve bahçe çalışmalarının dışında yeni bir faaliyetin yapılması mümkün görülmemektedir” saptamasını yapmış. Hukuku çiğnemeye devam!



İmar planları bağışa aykırı

Ayrıca kabulünden sonra Çiftliği tanınmaz hale getiren kanuna da değinilmiş: “08.07.2006 tarihli resmi gazetede yayımlanan 5524 sayılı kanun ile 5659 sayılı kanuna ilave edilen ek madde ile; AOÇ dahilinde bulunan arazilerle ilgili olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uygun görüşü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi öncelikle üst ölçekli plan ve koruma amaçlı imar planı ve bunlara uygun her türlü imar planlarını yapmaya yetkili kılınmıştır” dedikten sonra yapılan imar planlarına ve bunlara açılan davalara değinen rapor, “Yapılan imar planlarının, alt ölçekli planların veya mahkeme kararına göre hazırlanabilecek alternatif imar planlarının, AOÇ Kuruluş Kanunu’na, içerdiği tarihi, kültürel ve doğal özelliklerine ayrıca bağış mektubu esaslarına uygun olmasının sağlanması faydalı olacaktır” uyarısını yapmış.



Kanun, teşkilat, personel yetersiz

Raporda, kuruluş kanunu 1950 yılında, personelinin görev ve yetkileri 1953 yılında düzenlenen Çiftliğin, öngörülen teşkilat yapısının, bugünkü ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığı, arazi ile arsaların envanter çalışmaları ile kiralama ve imar uygulamalarından kaynaklanan sorunların takibinin gerektiği gibi yapılamadığı tespit edilmiş, “.. Kanun ve Yönetmelikler’in yeniden düzenlenmesi, AOÇ Müdürlüğü’nün görevlerinin ve faaliyet konularının yeniden belirlenmesi, teşkilat yapısının ve kadrolarının da buna göre oluşturulması gerekmektedir” diye öneride bulunulmuş.



Önemli bir başlık daha:

AOÇ Müdürlüğü Alım-Satım-Kiralama ve Kiraya Verme İhale Yönetmeliği’nin kendi içinde birtakım çelişkileri ve temel satın alma prensiplerine uygun olmayan yönleri bulunduğu, bu eksiklikleri gidermek için çalışma yapıldığı gözlenmiş.



Birkaç öneri daha

Ayrıca;

Tohum ıslah istasyonunun kurulması için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na aktarılan ve daha sonra Türkiye Zirai Donatım Kurumuna devredilen, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla Devlet Personel Başkanlığı, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü ve Sakarya Vilayeti Özel İdare Müdürlüğü kullanımına verilen arazilerin, atıl durumda olduğu ya da amaç dışı kullanıldığı tespit edilmiş.

Ankara Bira Fabrikası’nın kurulması için TEKEL Genel Müdürlüğü’ne devredilen, özelleştirilince kapatılan ve halen Gayrimenkul Anonim Şirketi mülkiyetinde bulunan arazi ve tesislerin geri alınması,


Geçmiş yıllardaki faaliyetlerde oluşan kârların, Atatürk’ün bağış mektubu ve Ankara halkının ihtiyaçları çerçevesinde yatırıma dönüştürülebilmesi için proje üretilmesi ve üretilen projelerin gerekli ödenek ve izinleri alınarak hayata geçirilmesi,


Su Üretimine Ait İsim ve Marka Kullanımı Karşılığı Kar Payı Ortaklığı İhalesi’ni alan yüklenicinin, yükümlülüklerini yerine getirmediği, idareye vereceği kar payının doğru belirlenmesi ve zincir marketler ile diğer alıcılardan alacakların arttığı, etkin bir alacak takip ve tahsilat sisteminin kurulması,


Kira bedeli dava konusu olmuş olan AŞTİ’nin, gerekli muhasebe kayıtlarının yapılması ile 1 Temmuz 2012 tarihinden öncesine ilişkin 6 trilyon 436 bin liralık kira alacağı ve bu tarihten sonrası için hesaplanacak kira farkının takip edilmesi ve tahsilinin gerçekleştirilmesi önerilmiş.


Atladığımız maddeleri de ekleyince, Çiftliğin hali duman yani.