sit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2016 Çarşamba

ÇATLATAN YANIT



12.07.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi

Çatlayan sur çatlatıyordu, yanıtı da çatlatıyor. İşi bilene değil de konu hakkında bilgisiz, konudan habersize yönelik bir yanıt; hiçbir bileni tatmin etmedi çünkü açıklama. Genelde böyle oluyor zaten, kuru kalabalık laf yığınıyla ciddi ya da bilimsel karşılığı olmayan açıklamalar düşüyor hakkımıza.

28 Haziran’da Ankara Kalesi girişindeki meydan düzenleme çalışmalarına da değinerek surlardaki artan ve genişleyen çatlakları ‘Çatlatan Çatlak’ diye ele almıştık. Milliyet Ankara Gazetesi haber ve uzman söyleşileriyle konuyu takip etti. 1 Haziran’da Büyükşehir Belediyemiz’den yanıt geldi. Açıklamayı Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Tabiat Varlıkları Daire Başkanı Akarpınar Üstün yaptı.

Duvarizm, kaleizm!
Akarpınar Üstün açıklamaya, Ankara Kalesi surlarında meydana gelen çatlaklara ilişkin ortaya atılan iddiaların tamamen ideolojik ve gerçek dışı olduğunu bildirerek "Gerçekleştirilen güzel çalışmalar, her defasında olduğu gibi, yine karalanmaya ve engellenmeye çalışılmaktadır” diye başlıyordu.
* 2 bin yıllık Kale surlarının korunmasına yönelik uyarıların ideolojikliği nasıl oluyor acaba; ‘duvaristlik, kaleistlik’ diye ideoloji mi var? Bunun karşı ideolojisi ne oluyor, ‘bildiğini yaparistlik’ mi? Tarihi esere sahip çıkılmasının ideolojiyle ne alakası var? Böyle açıklama siyasi mesaj olur, bizse bilgi talep edebiliriz ancak.
Kale Meydan Düzenlemesi
Hangi Koruma Kurulu?
Üstün, “Ankara Kalesi’nin bulunduğu yer, Birinci Derece Arkeolojik SİT sınırı. Bu nedenle burada herkes, her şeyi kafasına göre uygulayamaz. Bu bölge, 2863 Sayılı Kanun'a tabidir. Koruma kurullarından onaysız hiçbir proje uygulanamaz” diyor açıklamasında.
* Kendi gönderdiğiniz fotoğrafların içinde sur üstünde çekilen bir tane var. O fotoğraftaki surun içine ve üstüne beton doldurma iznini Koruma Kurulu mu vermiştir? Ayrıca Kale girişine yapılan havuzun iznini kimin verdiğini, o kurul dahil kimseden öğrenemedik. Nerede Koruma Kurulu, nerede Birinci Derece SİT Alanı? Hacı Bayram’da, Hamamönü’nde, Kale’de özgün mimarinin tamamen bozulup, ytong evler yapılmasını seyreden Koruma Kurulu mu kudretinden bahsettiğiniz?
Sur içi ve üstü beton doldurulmuştu.
Beton dolgu kaçmış gözden
Üstün devam ediyor: Sur duvarlarındaki çatlakların yeni oluşmadığını, önceki yıllarda devam eden çatlaklar olduğunun anlaşıldığını ve kılcal çatlamaların devam ettiğini söylüyor ve “Yani bizim çalışmalarımızdan çok daha öncesinden bahsediyoruz. Ancak tüm bunların dışında biz zaten belli periyotlarla statik raporları alıyoruz, günlük fotoğraf ve video çekimleriyle herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması için tüm araştırmaları yapıyoruz” diyor.
* Bu raporları bir okuyan oluyor mu acaba? Haber yaptığımız 2 yıl öncekinden daha da açıldı çatlaklar ve yenileri oluştu? Bazısı vahim 7-8 yeni çatlak oluştu. Kendi çektiğiniz fotoğraftaki sur içine dökülen beton kaçmış mesela gözünüzden. “Biz kuruyemişçileri ve otları kaldırınca çatlak ortaya çıktı ve herkes yeni oluştu sandı” demişsiniz ama kuruyemişçilerle bizim bahsettiğimiz çatlaklar arasında 3-4 metreden başlayıp 10 metreye kadar fark var. Çatlaklar aşağıda değil, yanlış yere bakmışsınız.

İçi beton doldurulan surdaki çatlak sayısı daha fazla ve artıyor
İdeolojik yıkılmıyorsa eğer
Kale Meydan Düzenlemesi Projesi’ni 5 yıl önce görmüş, esnafa da “Yapılınca çok güzel bir meydana kavuşacaksınız” diye övmüştük. Yani itirazımız projeye değil, tarihi eserlerin, inşaat şirketlerinin ve birkaç işçinin insafına bırakılmasına. Hacı Bayram zaten 2015 model oldu, tarihiliği tarihte kaldı. Kale’de de tarihi dokuya dikkat bir yana, mühendislik hatası yapıldığı için itirazlar geldi. Girişteki iki dairesel sur da sağdaki biraz daha fazla olmak üzere, yıkılma tehlikesi taşıyor. Bize inat ideolojik yıkılmıyorsa eğer, nedenini bir araştırsaydınız keşke.

Kale surlarının çatlakları çatlatıyordu, bir de aldığımız yanıtlar sabır taşımızı çatlatır oldu. İşte kafalar da bu yüzden çatlıyor, gördüğümüzü bize anlatıyorlar. Koruma(ma) Kurulu da sessiz, seyrediyor, kendini koruyor.

27 Temmuz 2014 Pazar

ÇİFTLİĞE YAPILDI EYMİR’E DE YAPILIR

22.07.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Rant canavarının frenleri boşaldı. Yeşil, vasiyet, şehircilik, kamu yararı, hak hukuk tanımıyor, daha fazla kazanma hırsıyla yokuş aşağı süratle adeta düşüyor. Ancak her ulaşılan hedefin zararı, hepimize paylaştırılıyor. Bedelini, biz de ödüyoruz yani.



Çiftlik, dönüm noktası

Atatürk Orman Çiftliği, Ata’nın vasiyetine karşın yapılaşmaya açıldı. Bir hukuk faciasının konusu artık. Çiftlik, daha önce koşullu verilen arazilerdeki istismar edilen yapılaşma dışında, Başbakanlık binası, Ankapark, TOKİ’ye devredilen araziler ve parselleme işini gören otoban büyüklüğünde yollarla adım adım niteliğini kaybediyor, hızla rantın kollarına bırakılıyor.



Aynı yollar, şimdi Şeker Fabrikası’nın arazisine dikti gözünü. Önce yol sonra Çiftlik’teki gibi yapılaşma gelecek.



Gölbaşı’nda, Mogan Gölü’nün son bakir kısmına da girdi villalar. Kuşların yumurtladığı ve sığındığı bu sazlık bölgede, durmadan yangın çıkıyor nedense.



Silah bile çekildi

Devlet Tiyatroları’nın, GİMAT’da 60 yıldır kullandığı ve bir cennet bahçesi gibi ağaçlandırıp yeşillendirdiği İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nin arazisi dümdüz edildi. En son sahneyi ortadan kaldırmak için silahlar çekildi, hem de insanlar hedef alınarak.



Tarım yapılmıyor, tarım arazileri, aynı hızla yapılaşma kurbanı. Hayvancılık, daralan meralar nedeniyle bitmek üzere. Başka şehirlerden hatta yurt dışından saman bulmaya çalışıyor besici.



Sıra Eymir’de

ODTÜ Ormanı, ağız sulandırıyor. Çiftlik gibi onun arazisi de şehir ortasında kaldığı için rantı çok yüksek. Tepelerinden başlamıştı şimdi de ODTÜ’ye bağlı Eymir Gölü çevresine geldi sıra.



Çevre ve Şehircilik Ankara İl Müdürlüğü, ODTÜ arazisine yönelik hazırlanan yeni koruma planında, gölün çevresindeki bazı alanların sit derecesini düşürdü. Eymir Gölü ve çevresi, halka açılacakmış. E zaten halka açık, daha nesi açılacak. Eymir bir şeye açılacaksa bu haliyle ranta açılır ancak.



Eymir’i kaybeder, yapay bir gölle telafi ederiz nasılsa. Hak, hukuk, mahkeme kararı tanımadan Çiftliği kaybeder, başka yerden çiftlik getirmeye gücümüz yeter çok şükür. Atatürk’ün vasiyeti Çiftliği’ne yapabildikten sonra Eymir, vız gelir tırıs gider netekim.



Ankara’ya yakışır 2 kitap daha



Geçtiğimiz hafta Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü(BYEGM), belge niteliğinde iki nefis Ankara kitabıyla tarihe önemli bir not düşmüş oldu. ‘Ankara 1930-1960' ve 'Yıldız Albümleri'nde Ankara Fotoğrafları' kitaplarıyla eski Ankara’ya, iki yeni pencere açılmış oldu. Kitaplar, araştırmacılıklarına ve emeklerine bizzat şahit olduğum Turan Tanyer ve Uğur Kavas gibi iki Ankara aşığı tarafından hazırlandı. İkisi de çok ciddi arşiv araştırması, koleksiyon taraması ve birikim gerektiren kitaplar. Durup durup kedi yavrusu gibi seviyorum vallahi!



Tarihin boşlukları doldu

İki kitap da fotoğraf ağırlıklı. Turan Tanyer’in hazırladığı 'Ankara 1930-1960' kitabında fotoğraflar, o yıla ait anılar, gazete kupürleri, biletler, davetiyeler, afişler ve pullarla desteklenmiş. Kaybolmuş sokaklarda, o günü yaşıyorsunuz adeta.



Uğur Kavas’ın 'Yıldız Albümleri'nde Ankara Fotoğrafları' kitabıysa fotoğrafa meraklı II. Abdülhamid dönemine ait Yıldız Albümleri'nde bulunmuş 64 fotoğraftan oluşuyor. Kavas, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde, 1880’li yılları içeren 35 bin 535 fotoğraflık 911 albümü taradı ve bazı ilçeleri, Ankara Kalesi, resmi binaları, camileri, çeşmeleri, hastaneleri, medreseleri ve köprüleriyle ilk kez göreceğimiz bir Ankara’yı gün yüzüne çıkarmış oldu.


Tarihte birkaç boşluğumuz daha dolduruldu. Tüm emeği geçenleri, içtenlikle selamlıyor ve kutluyoruz.

10 Nisan 2014 Perşembe

ÇİFTLİĞE VİCDAN LAZIM



08.04.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Atatürk’ün emaneti Atatürk Orman Çiftliği, emanet ettiği halkın elinden günden güne kayıyor. Halk adına devletin kollayacağı Çiftliği, bizzat devletin kamu kurumları alıyor üstelik elinden. Çiftliğe hukuk da yetemiyor, bundan sonra artık vicdan lazım.



Durduramayan kararlar

Önce 17 Şubat’ta Ankara 11’inci İdare Mahkemesi, Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisinde inşa edilen Başbakanlık Hizmet Binası'nı da kapsayan 46 hektarlık alanın SİT durumunun kaldırılmasıyla ilgili işlemleri iptal etmişti. Yani Çiftliğin 3’üncü dereceye düşürülen SİT değerinin, hala 1’inci derece olduğunu onaylıyordu.



26 Ocak’ta değiştirilmiş, hazırda bekliyormuş. 1 gün sonra 18 Şubat'ta, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun değiştirdiği ‘ilke kararı’ Resmi Gazete'de yayımlanıyor. Kararla SİT alanlarında zorunlu altyapı ile kamu hizmet binası yapılmasının yolu açılıyor.



Meclis de sırada

Türkiye Büyük Millet Meclisi de sıraya girmiş, TBMM Kongre Merkezi Kompleksi adı altında kongre merkezi, düğün salonu, spor tesisleri yapmak istiyordu eski Bira Fabrikası’nın yerine. Yani Çiftlik’ten kendine pay istiyordu halkın Meclis’i. Ancak Danıştay 6’ıncı Dairesi, Mart ortasında 'bilirkişi raporları gelinceye kadar' yürütmenin durdurulduğunu açıkladı.



10 Şubat’ta Ankara 5’inci İdare Mahkemesi, “Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazilerinde yeni Başbakanlık binası, Ankapark projesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kongre ve Kültür Merkezi Sosyal Tesisleri, yeni Çiftlik Bulvarı, otoyollar, kavşaklar, sanayi ve depolama tesislerinin dönüştürülmesi ile yeşil ve rekreasyon alanları yapılmasını öngören imar planı değişikliklerinin yürütmesinin oybirliğiyle durdurulmasına..” karar verdi. Ancak kararın tebligatı 20 Mart’ta yapıldı. O arada inşaatlar yürümeye devam etti.



Değişken ilke kararı

Karar verildi ama tebligatla aynı gün yani 20 Mart’ta Ankara Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, söz konusu ilke kararını gerekçe göstererek Başbakanlık Hizmet Binası inşaatına devam edilmesi için karar aldı. Geciken tebligatın da yardımıyla mahkeme kararlarının üzerinde olmadığı söylenen ‘ilke kararı’, tabiri caizse bir kez daha mahkemenin etrafından dolandı.



İlke kararını, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu alıyor. “İlke kararları, korumanın temel kurallarıdır” diyebiliriz. Ülke ve millet çıkarına aykırılık dışında, akla esince değiştirilecek kurallar değildir.



Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, bu ülkenin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı, ülkenin kültürel ve doğal değerlerini korumakla yükümlü bir kurumudur. Üstelik aldığı karar, Türkiye’nin her yanında, çevreye, tarihi eserlere müdahalenin yolunu açıyor. Örneğin Topkapı Sarayı’na da Anıtkabir’e de müdahale edilebilir artık. Bu karara göre Çiftliğe de zorunlu ‘altyapı-kamu hizmet binası’ diyerek daha neler yapılır kim bilir. Yolu açıldı bir kere. Böyle giderse Koruma Kurulu’dan korunmak için de yeni bir kurul gerekecek!



Gak Guguk Kurulu

Çarşamba günü Anayasa Mahkemesi’ne başvurulacak. Vallahi yumağa dolanmış kedi gibi olduk, ipleri ayıramıyoruz birbirinden. Mevcut beynim infilak ettiği için Çiftliği takip etmeye, yenisini taktıracağım bu yazıdan sonra. Atatürk’ün emanetini, emanetçinin elinden kurtarmaya çalışıyoruz memlekete bakın!


Toplum adına değerlerin koruyucusu olması gereken kurum hukukun etrafından dolanmaya çalışıyorsa Çiftliğe, vicdan lazım bundan sonra. Hukukun işlemediği yerde son ümittir. O da bitmişse eğer Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun adını, ‘Gak Guguk Yüksek Kurulu’ diye değiştirebiliriz bundan sonra.

8 Mart 2014 Cumartesi

BİTİRİLMİŞ ÇİFTLİĞİN DAVASI



07.03.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ağlayanı yok. Aldığı tek karşılık sessizlik. Yalnızlığının tescili bir sessizlik. Atatürk Orman Çiftliği, çok yalnız. Rant canavarının dişleri, şantiyeler olarak söküp, parçalayıp, dilimlere bölerek yok ediyor Çiftliği. Mahkeme kararı açıklandı, başta Ankaralılar olmak üzere sahip çıkanı yok. Bu sessizlik, aynı zamanda Çiftliğin 92’de 1’i kadarlık Gezi Parkı’nda çıkarılan gürültünün yapaylığına da işaret ediyor. ‘Bilinçsiz çevrecilik’ diyelim nazikçe.



Şaşırtan karar

Kararı alan mahkeme; Ankara 11’inci İdare Mahkemesi.

Davacı; Mimarlar Odası Ankara Şubesi.



Mahkeme, Atatürk Orman Çiftliği(AOÇ)içindeki Atatürk Evi, bira, şarap, meyve suyu fabrikaları, tarihi köprü ve MİT sosyal tesislerinin de bulunduğu 7 hektarlık alan ile yeni Başbakanlık binasının yapıldığı 46 hektarlık alanın, tarihi SİT durumunun kaldırılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı işlemlerini iptal etti. Kararda, AOÇ’deki 7 hektarlık alanın SİT durumunun tarihi açıdan bir özellik ve nitelik taşımadığı gerekçesiyle kaldırıldığı ancak bu gerekçenin hangi inceleme ve araştırmaya dayandığının ortaya konulmadığı belirtildi.



Sahiden böyle mi olmuş? İncelemeden, araştırılmadan, kanaate göre mi SİT alanı olmaktan çıkarılmış bölge? Hayret!!!

Davaya konu arazi ve üzerindeki Başbakanlık inşaatı


Raporlara sığamadı
Ayrıca kararda, dava konusu alanın SİT durumu değerlendirilirken tarihe tanıklığı, anısal ve anıtsal şekli, toplumsal olaylara konu olup olmadığının belirlenmesi gerektiğine de işaret edilmiş.



Türkiye Cumhuriyet’i kurulurken bin yıl önceki yöntemlerle tarım ve hayvancılık yapan çiftçilere ve besicilere, çağdaş tekniklerle üretim yaptırmayı amaçlayan örnek bir laboratuar değil miymiş Çiftlik? Devlet Denetleme Kurulu yazmıştı ama bilirkişi de yine yazsın raporunu, zararı yok. Cumhuriyet’in  kuruluşundan haberdar her Türk vatandaşının bildiklerini yeniden yazsınlar. Tabii okullarda öğretiliyorsa eğer.



Kokoreç Çiftliği ve Betonpark

Ayrıca ‘toplumsal olaylara konu’ olması açısından, halkın hoşça zaman geçireceği bir yer olarak tasarlanan Çiftlik, kurulduğu ilk yıllardaki tesislerden bile mahrum. Ulaşımı yok, tesis yok, gideni de olmuyor tabii. Kokoreççilerin olduğu 50 metre içine sıkıştırılmış sözde tesisler de “Var mı?” derlerse “Var” demek için sanki. Oysa ulaşım daha zorken Ankaralılar, akın akın Çiftlik’te alırmış soluğu.

Çiftlik arazisindeki Betonpark, namı-ı diğer Ankarapark inşaatı


Bu mahkeme kararını, genişletilmesi düşünülen hayvanat bahçesini de içeren yeni Ankarapark açısından da değerlendirmek lazım. Şimdiden belli olan yapılaşma ve betonlaşma oranına bakılırsa ‘Betonpark’ımız, bir kez daha Çiftliği, çiftlik olmaktan çıkaracak başka bir gelişmedir. İçinden geçen otoban kılıklı yolları da eklersek bundan sonra, ‘bitmiş çiftliğin davası’nı görürüz artık mahkemelerde.



Bor’da kaldı hak

Sonra sorarlar adama, “Bu hale gelmeden önce neredeydiniz?” diye. “Neredeydi hukuk, vasiyet çiğnenirken?” derler. “Vasiyet, insan hakkıdır, hiçbir yasa bu hakkın üstünde olamaz” derler. “Vasiyet Atatürk’ün, o da devletin kurucusu. Onun vasiyeti bile çiğnenirse!..” diyecek olurlar.

Bu da 1930'daki hali

60 yıldır Çiftlik’te olanlara uzay boşluğu gibi suskun bir halk ve devlet var. SİT alanı olup olmaması pek bir şey değiştirmemiş. Özünde, vasiyet çiğnenmiş hep. Vasiyet koşullarına aykırı, günden güne amaç dışı kullanımın yolu açılmış. Şimdi sanki daha önce bu davada ardı ardına zorluklar çıkarılmamış gibi bir kararla karşı karşıya kalıyoruz. Bitirilmiş Çiftliğin davasında, o zorlukları geçiştiren bir unutkanlıkla Bor’un pazarında kalan hakka seviniyoruz!

8 Ocak 2014 Çarşamba

TOKAT GİBİ RAPOR


07.01.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi



Sayıştay’ın ‘Atatürk Orman Çiftliği 2012 Raporu’, Çiftliğin sahipsizliğini, çaresizliğini, istismarını tescil raporu adeta. İşletme ve hukuk dersi gibi. 2003 yılında Devlet Denetleme Kurulu’nun da saptadığı pek çok sorunun, aynen devam ettiği anlaşılıyor. Ah Çiftliğim, öksüzüm!



Raporun daha başlarında “Atatürk’ün bağış mektubunda arazinin yeşillendirilerek korunması ve geliştirilmesi temel amaç olmasına rağmen, zaman içinde çok değerlenen boş arazilere yönelik talepler ve tecavüzlerin artmasına engel olunamamıştır” denerek özetlenmiş aslında her şey.



1950’den sonra korunamamış

Rapor, 1950 yılında çıkarılan 5659 sayılı Kanunla Atatürk Orman Çiftliği(AOÇ) arazilerinin korunması amaçlanmasına karşın, özellikle 1950-1960 yılları arasında çıkartılan özel kanunlarla 14.541 dönüm arazinin daha kamu ve özel kuruluşlara satıldığını, sakıncaları gidermek amacıyla birçok kez hazırlanan kanun tasarı ve taslaklarının kanunlaşamadığını söylemiş.



Çiftliğin, 1992’de, 2436 sayılı Ankara Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Kararı’yla Doğal ve Tarihi Sit Alanı, 1993’de 3097 sayılı Kurul Kararı’yla sınırlarının belirlendiği, 1998’de de 5742 sayılı karar ile Birinci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı ilan edildiği belirtilmiş. Ancak 1937’de 55 bin 500 dönümlük Çiftlik arazisi, bugün 33 bin dönüme gerilemiş.



Hukuku çiğnemeye devam!

Kaybedilen arazi 22 bin 500 dönüm. Özellikle son 30 yılda bu arazinin çoğunda Atatürk’ün bağış koşulları yerine getirilmiyor. Üstelik TOKİleme suretiyle hem başkalarına satılıyor hem amaç dışı kullanımla hızla betonlaştırılıyor. Hukuk çiğneniyor yani.



Rapor, “AOÇ Müdürlüğü’nün sorunlarının başında; kiracıların kiraladığı açık ve kapalı alanları sürekli genişletme eğilimleri ve Müdürlük aleyhine haksız kazanç sağlama girişimleri gelmektedir” dedikten sonra arazi tecavüzü, tahliye ve kira alacağı sorunlarının üzerine kararlılıkla gidilmesi gerektiğini vurgulayarak Birinci Derece Doğal ve Tarihi SİT Alanı ilan edilen bu arazilerde, “..önceden süregelen bağ ve bahçe çalışmalarının dışında yeni bir faaliyetin yapılması mümkün görülmemektedir” saptamasını yapmış. Hukuku çiğnemeye devam!



İmar planları bağışa aykırı

Ayrıca kabulünden sonra Çiftliği tanınmaz hale getiren kanuna da değinilmiş: “08.07.2006 tarihli resmi gazetede yayımlanan 5524 sayılı kanun ile 5659 sayılı kanuna ilave edilen ek madde ile; AOÇ dahilinde bulunan arazilerle ilgili olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uygun görüşü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi öncelikle üst ölçekli plan ve koruma amaçlı imar planı ve bunlara uygun her türlü imar planlarını yapmaya yetkili kılınmıştır” dedikten sonra yapılan imar planlarına ve bunlara açılan davalara değinen rapor, “Yapılan imar planlarının, alt ölçekli planların veya mahkeme kararına göre hazırlanabilecek alternatif imar planlarının, AOÇ Kuruluş Kanunu’na, içerdiği tarihi, kültürel ve doğal özelliklerine ayrıca bağış mektubu esaslarına uygun olmasının sağlanması faydalı olacaktır” uyarısını yapmış.



Kanun, teşkilat, personel yetersiz

Raporda, kuruluş kanunu 1950 yılında, personelinin görev ve yetkileri 1953 yılında düzenlenen Çiftliğin, öngörülen teşkilat yapısının, bugünkü ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığı, arazi ile arsaların envanter çalışmaları ile kiralama ve imar uygulamalarından kaynaklanan sorunların takibinin gerektiği gibi yapılamadığı tespit edilmiş, “.. Kanun ve Yönetmelikler’in yeniden düzenlenmesi, AOÇ Müdürlüğü’nün görevlerinin ve faaliyet konularının yeniden belirlenmesi, teşkilat yapısının ve kadrolarının da buna göre oluşturulması gerekmektedir” diye öneride bulunulmuş.



Önemli bir başlık daha:

AOÇ Müdürlüğü Alım-Satım-Kiralama ve Kiraya Verme İhale Yönetmeliği’nin kendi içinde birtakım çelişkileri ve temel satın alma prensiplerine uygun olmayan yönleri bulunduğu, bu eksiklikleri gidermek için çalışma yapıldığı gözlenmiş.



Birkaç öneri daha

Ayrıca;

Tohum ıslah istasyonunun kurulması için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na aktarılan ve daha sonra Türkiye Zirai Donatım Kurumuna devredilen, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla Devlet Personel Başkanlığı, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü ve Sakarya Vilayeti Özel İdare Müdürlüğü kullanımına verilen arazilerin, atıl durumda olduğu ya da amaç dışı kullanıldığı tespit edilmiş.

Ankara Bira Fabrikası’nın kurulması için TEKEL Genel Müdürlüğü’ne devredilen, özelleştirilince kapatılan ve halen Gayrimenkul Anonim Şirketi mülkiyetinde bulunan arazi ve tesislerin geri alınması,


Geçmiş yıllardaki faaliyetlerde oluşan kârların, Atatürk’ün bağış mektubu ve Ankara halkının ihtiyaçları çerçevesinde yatırıma dönüştürülebilmesi için proje üretilmesi ve üretilen projelerin gerekli ödenek ve izinleri alınarak hayata geçirilmesi,


Su Üretimine Ait İsim ve Marka Kullanımı Karşılığı Kar Payı Ortaklığı İhalesi’ni alan yüklenicinin, yükümlülüklerini yerine getirmediği, idareye vereceği kar payının doğru belirlenmesi ve zincir marketler ile diğer alıcılardan alacakların arttığı, etkin bir alacak takip ve tahsilat sisteminin kurulması,


Kira bedeli dava konusu olmuş olan AŞTİ’nin, gerekli muhasebe kayıtlarının yapılması ile 1 Temmuz 2012 tarihinden öncesine ilişkin 6 trilyon 436 bin liralık kira alacağı ve bu tarihten sonrası için hesaplanacak kira farkının takip edilmesi ve tahsilinin gerçekleştirilmesi önerilmiş.


Atladığımız maddeleri de ekleyince, Çiftliğin hali duman yani.