rapor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rapor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2016 Cumartesi

ODTÜ ORMANI’NA MI GELİYOR SIRA?



30.09.10.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi

Alzaymırlı gibi başkent, dönüp dönüp aynı şeyleri söylüyor. De ki 10 tane konusu var, usanmadan aynı konuyla ilgili sözleri, aynı üslupla söylüyor. Alzaymırlı olmayana eziyet... “Yine mi başlıyoruz” dedirtiyor her defasında, şehirde bir gelişme olmadığı hissi grip virüsü gibi yayılıyor sakinlere ve ağzını açandan karamsarlık dökülüyor sadece.

Devlet ormanı olacakmış
Başkentin alzaymır tekrarlarından biri de ODTÜ Ormanı ve Eymir Gölü’ydü. “..dü” diyoruz çünkü bu sefer bir gelişme var; Orman ve Su İşleri Bakanlığı'na bağlı Orman Genel Müdürlüğü (OGM), Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin (ODTÜ) kontrolündeki ODTÜ Ormanı'nı, ‘devlet ormanı’ ilan etmeye hazırlanıyormuş. Orman Bölge Müdürlüğü’nün raporu onaylanmış, müfettiş raporu bekleniyor.

Halka açma niyetiyle yapılıyormuş bu girişim. İçinde öncelikle acil müdahale yollarının açılacağı, halka piknik ve yürüyüş alanların oluşturulacağı, Ankaralılar'ın hafta sonları nefes alacağı bir yere dönüştürmekmiş niyet. Bir de bıktığımız tekrar; Eymir’e arabasıyla sadece ODTÜler’in bedava değil, herkesin girmesi hedefleniyormuş.
ODTÜ Ormanları (Foto: Büyükşehir Belediyesi)
Bu kez gelişme var
Eymir’in bir otopark ücreti kadar giriş ücreti var, isteyen giriyor zaten de ‘herkes bedava girsin’ bahanesi, sanki bizi düşündüğünden değil pek. Göksu gibi belediye parkları ya da otoparklarının hepsini bedava kullandırırdı yoksa devlet.

Tabii on yılların sakızı, inatlaşma konusunu ezbere bildiği için Ankaralı, bıktı, dönüp dolaşıp aynı kayıkçı kavgasını izlemek, dinlemek istemiyor. Ancak dediğimiz gibi bu kez ‘gelişme’ var. Müfettiş raporundan sonra OGM’ye geçince arazi, ne olacağını göreceğiz. 2006’da başlayıp, bir kısmı 2014’de sonlanan, Ankapark’ın devam ettiği, otoban yolların, izni alınmaya çalışılan yeni yapılaşma niyetlerinin olduğu Atatürk Orman Çiftliği, örnek olarak duruyor önümüzde.
Eymir Gölü'ne giriş serbest, arabalara değil. Servislerle taşınıyor ziyaretçiler
Açıkla ODTÜ!
Halka mesire yeri, nefes alma mekanı yaratılacaksa Çiftlik’te de yaratılabilirdi. Bir piknik masası konmadı, bir kır kahvesi yapılmadı örneğin. Yoğun betonlaşmayla parayla gireceğimiz Ankapark yapılıyor. Hem ayrıca ODTÜ Ormanı ve Eymir’den çıkan oksijen, şehre yayılmıyor da sadece ODTÜlüler soluyormuş gibi bir ima seziliyor gerekçelerde. O yüzden mi acaba? Vay sizi ODTÜlüler, havayı nerede saklıyorsunuz açıklayın!

ODTÜ Ormanı, 7 milyon metrekare. 5 milyon 427 bini Maliye Bakanlığı'na, 904 bini ODTÜ'ye, 835 bin metrekaresi de özel şahsa aitmiş. Devlet ormana zarar vermeden belirttiği konuları yapmak istemiş de ODTÜ “Hayır” mı demiş acaba? Atatürk Orman Çiftliği’nde umduğumuz olmadı, sıra ODTÜ Ormanı’yla Eymir’de olmasın? 

Memleket darbe girişimiyle sarsılmış, sarsıntısı sürüyor ki daha da epey sürecek, alzaymırlı Ankara çoktan unutmuş, bildik çekişmelerine devam ediyor kaldığı yerden.

17 Ocak 2015 Cumartesi

UYUŞTURUCUYLA MÜCADELEDE ATLANAN ‘NEDEN’



16.01.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi

Hemen tehlikenin frenine basmak, hızını düşürmek lazım. 11 yaşın altına inen uyuşturucu kullanma yaşı, kırmızı alarmdan öte, alarmın da patladığını gösteriyor. Birkaç yılda katlanarak artan uyuşturucu kullanımında, çok ucuza temin edilebilen, değişik adlar altında satılan ‘bonzai’ meretinin büyük payı var. Ayakkabısını bağlayamayan çocuğun uyuşturucu kullanması, uyuşturucu satıcısının bile hayal edemeyeceği bir şey olsa gerek.



En çok merak ettiğimiz

13-14 Ocak tarihlerinde Ankara Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi tarafından bir uyuşturucu çalıştayı yapıldı. Katılımcılar, hepimizin bildiğini hatırlattı, mücadelenin  eğitimle başlaması gerektiğini söyledi, uyarılarda bulundu. Ama o kısmı biliyorduk zaten.



Uyuşturucu satan 11 yaşındaki çocuğa, 11 yaşındaki çocuk uyuşturucuya nasıl bu kadar kolay erişebiliyor, onu merak ediyorduk hepimiz. Liselerde gençlerin, aralarında leblebi tozundan bahsedercesine ‘bonzai’den bahsedebilmesi, nasıl bu kadar kolayca ona ulaşıyor ve kullanıyor olmasını merak ediyorduk. Düşününce bile kaynar sular boşalıyor insanın ensesinden. Asıl ve en önemlisi; ‘neden’ kaynaklanıyordu çocuk yaşta uyuşturucu kullanma ihtiyacı, onu merak ediyorduk en çok.



Ölümlerde 4 kat artış

2013 Yılı Uyuşturucu Raporu’na göre ülkemizde uyuşturucudan ölen kişi sayısı 162 iken 2014 yılında tam dört kat artarak 648’e yükselmiş. Ölmeyip sürünenlerin sayısı kaça çıktı acaba?



Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar, kullanıcıların yarısının arkadaşlarından etkilenerek uyuşturucuya başladığını söylüyor. Eh sayı olarak kullanandan aşağı kalmadığına göre peki arkadaşları niye kullanıyormuş acaba bu uyuşturucuyu? Yapılması gereken ilk saptama, arkadaşı için de kullanan için de ‘neden’ değil midir? Zincirin o kısmı niye hızla çürüyor, onun tespiti eksik.



Türkiye, fakir bir ülke değil, geleceğin ilk 10 ekonomisi arasına girme iddiasında bir ülke. Bugün dünyanın içinde bulunduğu ve bir süre daha böyle devam etmesi beklenen ekonomik ve siyasal koşulları doğru değerlendirirse belki çok daha iyi durumlarda olabilir. Ancak bu ‘neden’i çözmezsek lokomotif gider, vagonlar kalır. Vagonları olmayan lokomotif, kendi başına, nereden, niye, nereye gidiyor olacak acaba? Ya da çürümüş temel üzerine dikeceğimiz bina, nasıl ayakta duracak mühendislik ilminin aksine.



Asıl neden ne?

28-29 Kasım 2014 tarihlerinde yapılan ‘Birinci Uyuşturucu ile Mücadele Şurası’, devletin en yüksek temsiliyle önemli bir adımdı. Ondan önce Başbakanlık tarafından 13 Kasım 2014 tarihinde yayımlanan 2014/19 sayılı Genelge’yle gerekli uyarılar yapılmış ve gerekli önlemlerin alınması istenmişti ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan. Ankara, kendi adına ilk adımı attı ve Uyuşturucuyla Mücadele Çalıştayı’nı gerçekleştirdi. Önleyici ve polisiye tedbirler için eylem planı hazırlanacak. Bu çalışmaya, basın yayın kuruluşlarının gönüllü ve ciddi desteği de şart tabii ki.


Uyuşturucuyla mücadelede bu girişimleri, tedbirleri içtenlikle hepimiz destekliyoruz, destekleyeceğiz. Ama işte, tencerenin ortasından daldırıyor gibiyiz kaşığı, altı yanmış mı bakmadan. ‘Neden’ kısmının üzerinden atlıyor, atlayan önlemler düşünüyoruz. Yaşam koşulları mı, o koşulların yarattığı çevre mi, ilgisizlik mi, eksiklik mi... Bizim mahallemizde, sokağımızda 11 yaşında bir çocuk, uyuşturucu kullanma ihtiyacı duyuyor. Neden?

10 Eylül 2014 Çarşamba

ANKARA PEYNİRİ DÜŞÜRDÜ AĞZINDAN



09.09.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Yoğun konut üretimine, büyük alışveriş merkezlerine, balon ranta yoğunlaşan Ankara, ileri gelenleri, yöneticileri ve vekilleriyle beraber peyniri düşürdü ağzından, Kocaeli kaptı. Bir kez daha kısa vadeli hesapların kurbanı başkent, geleceğin örnek kenti, Anadolu’nun merkezinde teknolojik bir vaha olma fırsatını seyrede seyrede verdi Kocaeli’ne. İleride sadece Ankara’yı değil ülkeyi etkileyecek stratejik hamle, tam bir basiretsizlik gösterilerek, ortak bir tavır alınmadan kaptırıldı.



Kaptırdığımız Vadi iş başında

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde kurulacak Bilişim Vadisi ile ilgili, “Samsung, IBM, Siemens, Oracle, Turkcell, Arçelik, Akbank, ABank ve Netaş gibi teknoloji devlerinin Bilişim Vadisi’nde yer alması için görüşmeler gerçekleştirdik. Samsung, IBM, Siemens ve Oracle firmalarıyla Bilişim Vadisi’nin kuluçka merkezinde yer alması konusunda anlaşma sağlandı. Vadi 150 bin bilim insanına istihdam yaratacak” demiş. 3 milyon metrekarelik alana kurulan Bilişim Vadisi’nin, ülkedeki ve dünyadaki tüm önemli firmaları bünyesine katmayı hedeflediğini de belirtmiş.



Daha önce aynı makamda oturan Bakan Nihat Ergün bastırmış, Bilişim Vadisi Kocaeli’ne kaydırılmıştı. Yeni Bakanımız da Kocaeli Milletvekili. “Kaydırılmıştı” diyoruz çünkü bizzat Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın hazırlattığı raporda 11 il arasında Kocaeli, dördüncü sıradaydı. Kentleşme ve planlama, ekonomik ve finansal yapı, bilim ve teknoloji, teknik altyapı, sosyal kültürel yapı, ulaşım ve hukuksal altyapı ölçülerinin değerlendirilmesi sonucu oluşan sıralama şöyleydi; İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Bursa-Yalova, Eskişehir, Antalya, Konya, Gaziantep, Trabzon.



Anadolu Düğümü Ankara iken

Rapor, “İstanbul, Bilgi İletişim Teknolojileri’nin, uluslararası cazibe merkezi ancak ‘Anadolu Düğümü’, kaçınılmaz olarak Ankara” diyordu. ‘Anadolu Düğümü’ kavramı çok önemli. Stratejik bir kavram olarak kullanılıyor. Bu raporu hazırlayanların çoğu İstanbullu kurumlar ve üniversitelerdi, bunu da ayrıca dikkatinize sunuyoruz.



Ankara, araştırma-geliştirmeyle yenilikçi üretim, nitelikli iş gücü, sürdürülebilir altyapı açısından en uygun kent. Daha düzenli, daha yaşanılır bir ortamı, daha nitelikli öğretim olanakları var. Türkiye çapında yabancı ortaklı firmaların yarısından çoğu da Ankaralı firma ve teknokentlerle çalışıyor.


Bari bu projeleri destekleyin

İşte 4 Eylül’de, Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) tarafından düzenlenen ve OSTİM Savunma ve Havacılık Kümelenmesi'nin de katkıda bulunduğu ‘Yerli Helikopterin Sanayileşmesi Toplantısı’nda, ‘Atak’ helikopterinden sonra ‘Özgün’ helikopterinin tasarımı tanıtıldı. 2018’de uçması planlanıyor. Teknolojinin lokomotifi savunma ve havacılık sanayisinin daha pek çok yatırımı başkentte gerçekleşecek. Ama Bilişim Vadisi Kocaeli’ne gidiyor.



Ankaralı sanayicilerin büyük çaba harcadığı yerli metro ve hızlı tren projelerinin de büyük katkısı olacak ‘Anadolu Düğümü’ne ancak aynı ileri gelenlerimiz, yöneticilerimiz ve 31 milletvekilimiz, bu konuda da aynı ilgisizliği koruyor.



Diyeceksiniz ki “Kocaeli’nde olunca memlekete faydası olmayacak mı?



Olacak tabii ki. Yalnız Gebze, zaten İstanbul’un mahallesi gibidir; uç uca fabrikalarla birleşmiştir aradaki mesafe. Şişmiş bir sanayi bölgesidir. Niye ısrarla aynı bölgeye yığıyoruz yatırımları? Hem de birinci derece deprem bölgesine. Bakanlığın raporundaki ‘Anadolu Düğümü’ kavramı, laf olsun diye edilmemişki. Bilimsel rapor, siyasi kararı yönlendirmemiş yani, boşa çalışmışlar.



Ne yapmalıyız?

Peyniri, düşürdük ağzımızdan, kaptırdık. Ne olacak şimdi?



Diğer peynirleri düşürmeyelim bari. Önce yerli metro ve tren projesine, sonra tıp alanında kullanılan araç üretimine sahip çıkalım. Savunma ve havacılık sanayisini destekleyici üretim yapılanmasını sürdürelim. Bunun için sanayinin, elektrik, su, yol gibi temel altyapı eksiklerini tamamlayalım. Sincan-Malıköy yol ve su bağlantısı, üçüncü kez iptal edildi. Cinleri perileri, ihalelerden çıkaralım!


Ve artık Ankara, kendi Bilişim Vadisi’ni kurmayı düşünsün. Rapora uymayan proje, elbet tökezleyecektir.

8 Ocak 2014 Çarşamba

TOKAT GİBİ RAPOR


07.01.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi



Sayıştay’ın ‘Atatürk Orman Çiftliği 2012 Raporu’, Çiftliğin sahipsizliğini, çaresizliğini, istismarını tescil raporu adeta. İşletme ve hukuk dersi gibi. 2003 yılında Devlet Denetleme Kurulu’nun da saptadığı pek çok sorunun, aynen devam ettiği anlaşılıyor. Ah Çiftliğim, öksüzüm!



Raporun daha başlarında “Atatürk’ün bağış mektubunda arazinin yeşillendirilerek korunması ve geliştirilmesi temel amaç olmasına rağmen, zaman içinde çok değerlenen boş arazilere yönelik talepler ve tecavüzlerin artmasına engel olunamamıştır” denerek özetlenmiş aslında her şey.



1950’den sonra korunamamış

Rapor, 1950 yılında çıkarılan 5659 sayılı Kanunla Atatürk Orman Çiftliği(AOÇ) arazilerinin korunması amaçlanmasına karşın, özellikle 1950-1960 yılları arasında çıkartılan özel kanunlarla 14.541 dönüm arazinin daha kamu ve özel kuruluşlara satıldığını, sakıncaları gidermek amacıyla birçok kez hazırlanan kanun tasarı ve taslaklarının kanunlaşamadığını söylemiş.



Çiftliğin, 1992’de, 2436 sayılı Ankara Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Kararı’yla Doğal ve Tarihi Sit Alanı, 1993’de 3097 sayılı Kurul Kararı’yla sınırlarının belirlendiği, 1998’de de 5742 sayılı karar ile Birinci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı ilan edildiği belirtilmiş. Ancak 1937’de 55 bin 500 dönümlük Çiftlik arazisi, bugün 33 bin dönüme gerilemiş.



Hukuku çiğnemeye devam!

Kaybedilen arazi 22 bin 500 dönüm. Özellikle son 30 yılda bu arazinin çoğunda Atatürk’ün bağış koşulları yerine getirilmiyor. Üstelik TOKİleme suretiyle hem başkalarına satılıyor hem amaç dışı kullanımla hızla betonlaştırılıyor. Hukuk çiğneniyor yani.



Rapor, “AOÇ Müdürlüğü’nün sorunlarının başında; kiracıların kiraladığı açık ve kapalı alanları sürekli genişletme eğilimleri ve Müdürlük aleyhine haksız kazanç sağlama girişimleri gelmektedir” dedikten sonra arazi tecavüzü, tahliye ve kira alacağı sorunlarının üzerine kararlılıkla gidilmesi gerektiğini vurgulayarak Birinci Derece Doğal ve Tarihi SİT Alanı ilan edilen bu arazilerde, “..önceden süregelen bağ ve bahçe çalışmalarının dışında yeni bir faaliyetin yapılması mümkün görülmemektedir” saptamasını yapmış. Hukuku çiğnemeye devam!



İmar planları bağışa aykırı

Ayrıca kabulünden sonra Çiftliği tanınmaz hale getiren kanuna da değinilmiş: “08.07.2006 tarihli resmi gazetede yayımlanan 5524 sayılı kanun ile 5659 sayılı kanuna ilave edilen ek madde ile; AOÇ dahilinde bulunan arazilerle ilgili olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uygun görüşü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi öncelikle üst ölçekli plan ve koruma amaçlı imar planı ve bunlara uygun her türlü imar planlarını yapmaya yetkili kılınmıştır” dedikten sonra yapılan imar planlarına ve bunlara açılan davalara değinen rapor, “Yapılan imar planlarının, alt ölçekli planların veya mahkeme kararına göre hazırlanabilecek alternatif imar planlarının, AOÇ Kuruluş Kanunu’na, içerdiği tarihi, kültürel ve doğal özelliklerine ayrıca bağış mektubu esaslarına uygun olmasının sağlanması faydalı olacaktır” uyarısını yapmış.



Kanun, teşkilat, personel yetersiz

Raporda, kuruluş kanunu 1950 yılında, personelinin görev ve yetkileri 1953 yılında düzenlenen Çiftliğin, öngörülen teşkilat yapısının, bugünkü ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığı, arazi ile arsaların envanter çalışmaları ile kiralama ve imar uygulamalarından kaynaklanan sorunların takibinin gerektiği gibi yapılamadığı tespit edilmiş, “.. Kanun ve Yönetmelikler’in yeniden düzenlenmesi, AOÇ Müdürlüğü’nün görevlerinin ve faaliyet konularının yeniden belirlenmesi, teşkilat yapısının ve kadrolarının da buna göre oluşturulması gerekmektedir” diye öneride bulunulmuş.



Önemli bir başlık daha:

AOÇ Müdürlüğü Alım-Satım-Kiralama ve Kiraya Verme İhale Yönetmeliği’nin kendi içinde birtakım çelişkileri ve temel satın alma prensiplerine uygun olmayan yönleri bulunduğu, bu eksiklikleri gidermek için çalışma yapıldığı gözlenmiş.



Birkaç öneri daha

Ayrıca;

Tohum ıslah istasyonunun kurulması için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na aktarılan ve daha sonra Türkiye Zirai Donatım Kurumuna devredilen, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla Devlet Personel Başkanlığı, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü ve Sakarya Vilayeti Özel İdare Müdürlüğü kullanımına verilen arazilerin, atıl durumda olduğu ya da amaç dışı kullanıldığı tespit edilmiş.

Ankara Bira Fabrikası’nın kurulması için TEKEL Genel Müdürlüğü’ne devredilen, özelleştirilince kapatılan ve halen Gayrimenkul Anonim Şirketi mülkiyetinde bulunan arazi ve tesislerin geri alınması,


Geçmiş yıllardaki faaliyetlerde oluşan kârların, Atatürk’ün bağış mektubu ve Ankara halkının ihtiyaçları çerçevesinde yatırıma dönüştürülebilmesi için proje üretilmesi ve üretilen projelerin gerekli ödenek ve izinleri alınarak hayata geçirilmesi,


Su Üretimine Ait İsim ve Marka Kullanımı Karşılığı Kar Payı Ortaklığı İhalesi’ni alan yüklenicinin, yükümlülüklerini yerine getirmediği, idareye vereceği kar payının doğru belirlenmesi ve zincir marketler ile diğer alıcılardan alacakların arttığı, etkin bir alacak takip ve tahsilat sisteminin kurulması,


Kira bedeli dava konusu olmuş olan AŞTİ’nin, gerekli muhasebe kayıtlarının yapılması ile 1 Temmuz 2012 tarihinden öncesine ilişkin 6 trilyon 436 bin liralık kira alacağı ve bu tarihten sonrası için hesaplanacak kira farkının takip edilmesi ve tahsilinin gerçekleştirilmesi önerilmiş.


Atladığımız maddeleri de ekleyince, Çiftliğin hali duman yani.