ata'ya saygı alayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ata'ya saygı alayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2012 Çarşamba

SEYMEN ALAYI YENİDEN


25.12.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi 

Öbür gün 27 Aralık. Ankara’nın, en önemli günü; gecenin güne  döndüğü ‘Kızılca Gün’. Ankaralılar’ın, karanlık bir dönemin kapanıp, aydınlık bir geleceğe geçişin müjdecisi olduğuna inandığı ‘Kızılca Gün’ü. 27 Aralık 1919, 30 binlik Ankara’nın, köylerden ve çevre illerden akın akın katılan 60 binden fazla kişiyle Dikmen sırtlarında Mustafa Kemal’i karşıladığı gün.  Ülkenin ve Ankara’nın, karanlık tünelde, ışığı gördüğü gün.



Kasvetli bir Aralık

2010 Aralık ayı, tartışmayla başlamıştı. Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıfbank başta olmak üzere, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) gibi kurumların, İstanbul’a taşınmasını içeren ‘Torba Yasa’dan şikayetçiydik, hangi gerekçeyle götürüldüklerini tartışıyorduk. Aniden bu tartışmayı darmadağın eden, basının baş köşesine oturan, başka bir gelişmenin ortasında bulduk kendimizi. Ankara Valiliği'nin 10 Aralık'ta yayımladığı genelge, Atatürk'ün Ankara'ya gelişi nedeniyle Kara Harp Okulu öğrencilerinin düzenlediği Garnizon Koşusu ile seymenlerin gerçekleştirdiği ‘Ata'ya Saygı Yürüyüşü'nü iptal ediyordu. Gerekçe, ana caddelerdeki trafik yoğunluğuydu.

1932’den beri her yıl yapılan ‘Ata’ya Saygı Alayı’nın 78’inci yürüyüşünü, o yıl yapamadı seymenler. Türkiye, işin içinde asker olduğu için, ‘Garnizon Koşusu’na kilitlenmişti. Mustafa Kemal’i ve arkadaşlarını Dikmen sırtlarında karşılayan seymenlerin çocuklarıyla torunlarının yaşadığı hayal kırıklığı, askerin gölgesinde kaldı. Kızgınlığı katladı bu duyarsızlık. Yeni devletin ve cumhuriyetin yolunu, o seymenler  açmış, emaneti, gözü gibi korumuştu. Bu muydu karşılığı?  Aralık 2010, kasvetli bir ay oldu Ankaralılar için.

Ara yol bulundu
Aradan 2 yıl geçti, bu yıl bir ara yol bulundu. 27 Aralık 2012’de ‘Seymen Alayı’, yürüyüşünü yapacak, tekrar saygısını sunabilecek Ata’ya. Ankara Kulübü’nün, Valilikle yürüttüğü görüşmeler sonucunda güzergah değişikliğinde anlaşıldı. Bugüne kadar Genel Kurmay Başkanlığı önünden başlayıp, Kızılay ve Sıhhiye üzerinden Ulus’ta sonlanan yürüyüş, bu yıl Ankara Garı’ndan başlayacak, Ulus Atatürk Anıtı’nda seymen gösterileriyle tamamlanacak. Gönüller biraz alınmış, seymenler, gülümsüyor!

Biz değilse kim kutlayacak?
Bilmeyenlere, unutanlara anımsatayım: 27 Aralıklar, 7’den 70’e herkesin katıldığı, sabahlara kadar coşkuyla kutlanan bir bayram günüydü. Özellikle Ankaralılar, 27 Aralık’ı dört gözle beklerdi. Ata’ya Saygı Alayı, sadece seymenler değil, tüm eşrafın, Terziler Odası dahil tüm derneklerin, okulların, askerin katıldığı bir alaydı. Gece fener alayları, eğlence ve muhabbetlerle sabahlara kadar sürerdi. Ne oldu da söndü o coşku?

Bu memleketin, hangi karış toprağına, hangimizin dedesinin kanı damlamadı? Bu devlet, onların iradesi ve onayı olmadan  kurulabilir miydi? Halkın onaylamadığı devleti kim kurabilmiş, kursa da kim yaşatabilmiş dünya tarihinde? Niye günden güne daha sönükleşiyor milli günlerimiz ve bayramlarımız? Gün bizim, bayram bizim. Biz değilse kim kutlayacak efendim atalardan yadigar, o şerefli günleri? Peki ya coşkusuz kutlanan milli günleri, çocuklarımıza nasıl aktaracağız?

27 Aralık programı
27 Aralık Perşembe günü, öğlen saat 13’te, Dikmen Keklikpınarı’nda, Mustafa Kemal ve arkadaşları karşılanacak. 14:30’da, Ankara Garı karşısından Seymen Alayı, ‘Ata’ya Saygı Yürüyüşü’ne başlayacak. 15:30’da, Ulus Atatürk Anıtı, seymen gösterileriyle şenlenecek. Bitmeyecek akşam 19:30’da Resim ve Heykel Müzesi’nde, halk müziği konseri, seymen gösterileriyle ‘27 Aralık Atatürk Ankara’da Kutlama Gecesi’ yapılacak.

Eski 27 Aralıklar gibi, Terziler Odası dahil, herkesin katılması dileğiyle Seymen Alayı’nın yeniden başlayan yürüyüşünde tüm Ankaralılar’ı, içtenlikle selamlıyorum.

12 Ocak 2011 Çarşamba

ANKACAN’LA ANİ TOPLANDIK


11.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Sakarya Caddesi’ndeki Tuna Sokak’la İzmir Caddesi’ni birleştiren üst geçite yürüyordum. “Gel gel, acil toplanmamız lazım” sesiyle hoplamam, koluma giren kalıplı şahsiyetin yanında çocuğu gibi kalıp, savrularak kendisine ayak uydurmaya çalışmam, “Ne.. merhab.. ne oluy…” diye eksik cümleler kurarak ifade zorluğu yaşamam aynı zamanda gerçekleşti. Ankara’nın Canavarı Ankacan, yine beklenmedik bir hamlesiyle en kalbime indirecek yeni bir buluşma tarzıyla karşımdaydı. Kolunda, garson peçetesi gibi taşıyarak ilk geçen taksiye bindirdi beni.

Kale’deyiz; Pirinçhan’daki kahvede. Hemen söyledi çayları. “Hayırdır, ne bu telaş, EXPO 2020’yi mi aldık?” dedim. Gülümserken kahveciye seslendi “Dilimle bir tabağa onları” dedi. Simitle kaşar geldi çayın yanına. Gözlerim parladı. Bu üçlü beni konuşturur!

Ben, simitle kaşara zıpkın gibi atılırken “Bankalar gidiyor mu sahiden?” diye söze girdi.
- Gitmiş bile.
- Nasıl gitmiş, yasa çıkmadı?
- Ziraat Bankası Genel Müdürlük Binası, Başbakanlığa devrediliyormuş. Üstelik 1 yıldır sürüyormuş bu görüşmeler. Önümüzdeki günlerde resmi devir gerçekleşecekmiş.
- Hiç haberimiz olmadı.
- Olsa da fark etmezmiş zaten.
- Niye?
- Bizim gazete bir aydır yazıyor, “Gitti, gidiyor bankalar” diye..
- Biliyorum.
- Ama Ankaralı’dan ses yok. Bu sessizlik, Merkez Bankası’nı da götürür. “Madem bu kadar memnunsunuz, onu da alalım, kafanız rahat etsin” diye düşünür kim olsa.

Yazıldığı gibi seri konuşmuyorduk tabii; simit ve kaşar lokmalarıyla boğulan sesim, çay yudumlarıyla kesiliyordu. Karşımda, simiti parmağına taksa yüzük sanılıp, fark edilmeyecek heybetiyle oturan Ankacan, yemeden içmeden soruyor, dinliyordu. Kaygılıydı.
- Ne oldu bu Ankaralılar’a?
- Ben de merak ediyorum. Ankaralı değil, paralı olmak geçerli desem ona da uymuyor. Ankara ekonomisini, 250 milyonla 400 milyon (trilyon) arası, hatırı sayılır bir para terk ediyor ve Ankaralı, sükunetle el sallıyor arkasından. Garip bir itidal!

Alnı kırıştı, düşünen adamın boş bakışlarıyla çevreyi dolaştı gözleri. Sorumlusunu bulacakmış gibi kahveyi taradı. “Yesene yahu, hepsini ben yedim. Simit, hem sıcak hem de çıtır çıtırmış. Kaşarla çay da 10 numara!” deyince tabağa uzandı. Çayı soğumuştu. Bir parça simitle kaşarı, ay çekirdeği gibi attı ağzına, bir yudumda içti çayı. Yutkunup, devam etti:
- Ankara Düğümünü Anlamak’ yazını okuyunca içime ateş düştü. Giden bankalar, ‘Ata’ya Saygı Alayı’nın iptal edilen yürüyüşü, devlet büyükleri olmadan geçen sönük kutlamalar, Ankara’dan kayan merkez… Kendi ağzından duymak istedim.
- Bunları birleştirince hayırlı bir sonuç çıkarabiliyorsan bana da söyle, beraber ferahlayalım.
- Varsa bile ikimiz de görecek durumda değiliz belliki.

İri yarı, kendine Ankara Canavarı diyen dağ gibi seymen, dizlerinin üzerine çökmüş, Kale burçlarından Ankara’ya ağlamaya hazırlanan çaresizlikti karşımda. Simitler, kaşarlar, çaylar boğazıma dizildi. Kalıbından çekinmesem şu soruyu kafasına bir kesme şeker atarak sorardım:
- Konuyla ilgili bir yetkili buluyordun, niye beni buldun bu sefer?
O boğa başı gibi yumruğuyla çehremi buluştursa bu kadar vurucu olurdu verdiği yanıt:
- Yetkililerin değil, artık milletin meselesi bu.

Yürü, Gramofoncu Ali’de taş plak dinleyip, şenlenelim, karamsarlık yakışmaz bize” dedim, Koyunpazarı Yokuşu’ndan, yukarı salındık.

4 Ocak 2011 Salı

ANKARA DÜĞÜMÜNÜ ANLAMAK


04.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi


Ankara, bazen yanıltabilir. O’nu, yönetirken yazarken anlatırken tartışırken zenginleştirip, fakirleştirirken sadece bir kentle değil, bir bölgeyle kıtalararası bir bölgenin kalbiyle ilgileniyor olursunuz. Herhangi bir kentle ilgilenir gibi hafife alırsanız yanılırsınız. Yanlış yorumlardan çıkan yanlış sonuçlarla kıtalararası bir bölgenin, kaderiyle oynuyor olursunuz aslında. Hele başkentken yanlışlara düşmek, düşündürücü olur!

Kötü işaretler
Geçtiğimiz hafta Ankara’da, bu nitelikleri anımsatan gelişmeler yaşadık. Torba Yasa Tasarısı, Meclis Genel Kurulu’na geldi. Bir aydır ağaçkakan gibi gagalayıp, dikkat çekmeye çalıştığımız konu; finans merkezlerinin, kasaların, Ankara’dan taşınıyor olmasıydı. Diğer gelişme, 90 yıldır kutladığımız ‘Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi’nin, 91’ci yılında çıkan tatsızlıklardı; 1932’den beri, seymenler tarafından her yıl yapılan ‘Ata’ya Saygı Alayı’nın yürüyüşü iptal edilmiş ancak gürültü, Kara Harp Okulu öğrencilerinin düzenlediği ‘Garnizon Koşusu’ iptal edildiğinde kopmuştu. Geceki kutlamalar ikiye bölünmüş, devlet büyüklerinden mahrum, coşkusuz, bir tür yasak savma törenlerine dönüşmüştü. Bu arada iş camiası nerede bölünmüştü, bilmiyoruz. Kötü müdür? Ankara’nın ve bölgenin geleceği için kötüye işarettir.

Merkez kayıyor
Anayasa Mahkemesi Eski Üyesi ve Başkanvekili kadim Ankaralı Güven Dinçer’le 5 güne yaydığımız söyleşimiz, bugün sona eriyor. Bu söyleşi, Ankara’nın hırpalanmasını ve bölgesel etkisini, bir kez daha düşünmemize neden oldu. Ankara’nın, hala Batı’nın Doğu’ya açılan kapısı olduğuna ilişkin inancımızı tazeledik. Batı’ya açılan kapı olmayabilir belki ama Doğu’ya açılan kapı olduğu kesin. 

Küreselleşmenin koşulları geçerli olsaydı finans merkezlerini taşımaya gerek duyulmazdı. Dünyanın en ücra köşesinden bir bilgisayar korsanı, hesaplarımı kolayca boşaltabiliyorsa bankaların nerede olduğunun önemi kalmamıştır. Ya da Anadolu güçlü olsaydı Ankara’nın, teline dokunmaya kimse cesaret edemezdi. Zayıf Ankara, zayıf başkent, zayıflayan Anadolu’nun göstergesidir. Merkezin, Anadolu’nun bağrından kayışını izliyoruz. Yine, yeniden!..

Ankara Düğümü
Birkaç kez yineledim; “Büyük İskender hatayı, ‘Gordion Düğümü’ne kılıcı vurmakla yaptı” diye. Çözmeye çalışsa uzun ömürlü bir imparatorluğun temellerini atacak sabra ve tecrübeye sahip olacaktı. Kestirmeden gidince, ömrü kısa oldu imparatorluğunun. ‘Ankara Düğümü’nü, anlamadan, kestirmeden çözmeye çalışanlar da aynı hataya düşecekler. Burası hala kıtalara açılan bir bölgenin giriş kapısı. Bu kapıyı kapatan, Boğaz’ın öte yakasına hapsolur kalır. Zincirin halkası eksilir, kıta, biter orada. Bazı politikalar moda olabilir ama doğru olmayabilir!

Ankara’yı, düşünen, yazan, araştıran, yöneten herkesin aklından çıkaramayacağı gerçek, bu tarihi ve coğrafi konumdur. Bir kent ya da başkentin ötesinde, bölgesel etkisiyle düşünmek gerekir. Biz, gazeteciler dahil, bu derin bağı atlıyoruz bazen. Bankaları taşınırken yatırımlar kaydırılırken gelenekleri aksatılırken yönetimi bölünürken gıkını çıkarmayanlar, ‘Garnizon Koşusu’nun iptaliyle memlekette gürültü koparıyorsa eğer, anımsatmak gerekir Ankara’yı: Mütevazı görüntüsü ve tavrı, yanıltıcıdır. Kıtalara uzanan, derin kökleri vardır. Gündemden etkilenmez, uzağa bakar. Tarihi de düğümünden bir ilmek çözebileni yazar.