torba yasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
torba yasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2017 Pazartesi

TORBADAN YİNE ÇİFTLİK ÇIKTI



30.09.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Sanki tombala pulu, bizim Çiftliğin hangi torbadan çıkacağı belli olmuyor. Bu sefer de vergi gelirlerini arttırmak için düzenlemeler içeren torba yasa tasarısına saklanmış. O kadar  sık ülke gündemine geliyor ki artık nereye saklansa sopa arkasına saklanan fil gibi her yerden görünüyor. Torbaya, çuvala sığmıyor Çiftlik.

Ne talep ediliyor?
Maliye Bakanlığı’nın hazırladığı ‘Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ 27 Eylül’de Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Tasarının 6. Maddesi, “24/3/1950 tarihli ve 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu’nun ek 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ‘10 yılı’ ibaresi ‘30 yılı’ şeklinde değiştirilmiştir” diyor.

Neyi 10 yıldan 30 yıla çıkarıyoruz? Ek 1. Madde’nin 3. Fırkası şöyle: ‘Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın uygun görüşü ile Atatürk Orman Çiftliği arazilerinin onaylı imar planlarında görülen hayvanat bahçesi, 10 yılı aşmamak üzere herhangi bir şekilde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Atatürk Orman Çiftliği tüzel kişiliğine bir külfet ve yükümlülük getirmemesi kaydı ile Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasında yapılacak bir protokolle Ankara Büyükşehir Belediyesi lehine intifa hakkı (başkasının malından belli kurallar içinde yararlanma hakkı) tesis edilebilir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın uygun görüşü üzerine Hayvanat Bahçesi içerisindeki işletmeler, tahsis amacına uygun olarak Büyükşehir Belediyesi tarafından üçüncü şahıslara kiraya verilebilir.
Atatürk Beton Çiftliği!..
Değişikliğin değişikliği
21 Haziran 2006’da Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu’nunda yapılan bu değişikliğin de değiştirilmesi isteniyor yani. Oysa 1 Ağustos 2016’da Meclis’e sunulan ‘Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ isimli torba yasaya gizlenen madde ile ‘29 yıl’ talep ediliyordu. Bu kez rakamı yuvarlayıvermiş talep eden.

Ayrıca tepkiler üzerine, Çiftlik’le ilgili başka talepler de  içeren 10. Madde, o torbadan çıkarılmıştı sonra. Daha neler neler isteniyordu o tasarıda, bir ‘Çiftliğin tapusunu’ demedikleri kalmıştı. Torbadan torbaya adım adım ilerleme düşüncesi mi acaba, 10 yılı 30 yıl yapmakla yetinilmişti şimdilik.

Niyet baki
Ama belli ki niyet baki, dönüp dolaşıp yine bir torbanın içine saklanabiliyor Çiftlik. Birileri de ısrarla tekrar torbanın içine atmakta mahsur görmüyor çıkarılmış maddeyi.

Vah zavallım yalnız Atatürk Orman Çiftliği, o kadar hırpalandıktan sonra hala çekeceğin bitmemiş demek, arazilerine duyulan ihtiras dinmeyecek. Açılan gediklerden, yeni talepler sıkıştırılacak torba köşelerine. Isrardan anlaşılıyor ki “Beton oldu, asfalt oldu, nihayet Çiftlik yok edildi” dedirtmeden rantın pençesi kalkmayacak hançer yollar, beton lekelerle şimdiden çirkinleştirilmiş çehrenden.

Ağustos 2016'daydı ilk girişim:
http://aliinandim.blogspot.com.tr/2016/08/ciftlik-varliklari-hangi-fona.html

24 Mart 2012 Cumartesi

HAZIRI GÖTÜRMENİN BEDELİ


23.03.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Unutmaya çalışıyorduk, keyfimiz kaçtı. Soran olmadı kimseye. Bir ‘torba yasa’ içine atıldılar, şimdi yola çıkmaya hazırlanıyorlar. Sorulmadığı halde söyledik ama bilemediğimiz yüksek siyasetler, memleketin çıkarları sözkonusuydu herhalde. Hala bilemediğimiz için gördüğümüzü, kıt bilgimizle değerlendirebiliyoruz ancak. Hazırlıkları ilerleyip, basit bir taşınma işi olmadığı anlaşıldıkça acısını daha sızılı hissedecekmişiz gibime geliyor.

Haber içinde haber
Haber şu; “Vakıfbank, Ankara 3’üncü Lig takımını kapattı.” Çok ilgileniyormuşum da haberi alınca yerinden hopladım  zannediyorsunuz. Hem futbol değil voleybol hem de voleybolun 3’üncü Ligi. “Altyapıdan adam takip eden kafa avcısı” diyorsunuz benim için. Oyuncuların aileleri, gizlemeye çalıştığım müthiş takipçiliğimi öğrendi, haberi benimle paylaşma ihtiyacı duydu sanıyorsunuz. Değilim efendim, hiç öyle biri değilim. Kumsalda oynarken bile topu manşetine oturtamayan, smaçı, ellerine varmadan, yüzünde karşılayacak beceriksizlikte bir voleybol yeteneğiyim. Şampiyonluk maçlarını yakalarsam ilgiyle izlerim, tüm marifetim bu.

Adam yokmuş gibi niye beni bulmuşlar o zaman? Haberin içindeki haber, ilgi alanıma girdiği için. Önce fark etmedim, spor sayfamızı adres gösterdim. Fark edince iğneler dürttü, kıpır kıpır rahatsız oldum. Kirpi gibi haberdi; iğneleri açıldıkça batan bir haber. Hatta zamanında konuyu işlerken gözümüzden kaçmış ciddi bir ayrıntıya dikkatimizi çekiyordu. Ankara’dan İstanbul’a taşınacak kurumların vereceği sızı, tahminimizin aksine, işin parasal boyutundan önce başka bir yerde daha erken hissedilmişti.

Bankalarla taşınan voleybolcular
Yaklaşık 1 yıl önce Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Ziraat Bankası, Halk Bankası, Emlak Bank gibi kurumların, İstanbul’a taşınması yasalaşmak üzereydi. Günlerce niye taşındığını, taşınırsa Ankara’nın neler kaybedeceğini tartıştık. Destekleyenler, karşı çıkanlar oldu. İşte Vakıfbank ta o gidecek kurumların arasındaydı. Herkese birer cüzdan muamelesi yapıp, sadece kaç yüz milyon(trilyon) kaybımız olacağını hesaplıyorduk. “Yeni yatırımlarla yerine konur” diye teselli ettiler. Toplumsal maliyeti hesaplayan olmadı.

Geçen yıldan bu yana Türk Telekom, Tarımspor, SGK, Emlak Toki voleybol takımları kapanmıştı. Altyapısı güçlüyse takım başı, 120’ye yakın sporcu demek oluyor. İşte bu yüzlerce genç sporcu, bir anda boşluğa bırakılmıştı. Onca yıllık emekleri boşa gitmesin diye ya Anadolu’ya dağıldılar ya da İstanbul’a gitmek zorunda kaldı çoğu. Şimdi de Vakıfbank Ankara 3’üncü Lig Voleybol Takımı kapanıyor, sıra altyapısında deniyor. 3’üncü Lig’den altyapıya doğru, boşluğa bırakılan bir 120 genç daha demektir bu.

Hazırın maliyeti
Görüldüğü gibi; sadece banka çalışanları ve ailelerinden ibaret değilmiş maliyet hesabı. O kurumların etkinliklerinden yararlanan aileleri de katmak gerekirmiş maliyet hesabına. Toplumsal maliyet, para hesabı gibi kolay yapılmaz; kısada tutsa uzun vadede tutmayabilir. Daha hesaplamadığımız ne maliyetler çıkacak bakalım taşınmalar ve kapanmalar devam ettikçe.

Hazırı alıp, götürmek kolay. Kime verseniz gönüllü taşır. İş Bankası ve Şekerbank ta böyle gitmiş, sonra arkasına bakmamışlardı. Boşlukları dolmadı. Kendi çabası ve onlarca yılın emeğiyle yaptığını, nasıl bu kadar kolay veriyor Ankara anlamak zor. En önemlisi; her gidenin ardından toplumsal dokusu biraz daha zedeleniyor, tedavi için yine kendi başına bırakılıyor başkent. Yalnız böyle giderse içten içe sızlayan bu yaranın acısı şiddetlendiğinde, feryadından sadece Ankaralılar rahatsız olmayacak, orası kesin.

4 Ocak 2012 Çarşamba

ANKARA’NIN 2011 DÖNEMECİ


03.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

İyisiyle kötüsüyle tekdüze Ankara için hareketli bir yıl geçti diyebiliriz. Hep yeni yıldan beklenir ama çok ciddi gelişmelerin beklentisini yaratıp ya da başlatıp gitti 2011. Kötüleriyle üzüldük. Ancak bir o kadar da iyi gelişme oldu. 2011’i, Ankara’nın, yarım yüzyıldan fazla süren ilgisizliğin dönemeç yılı olarak anabiliriz. Dönüp dönüp, olduğumuz yere getirmeyen bir dönemeçtir inşallah!


Olmadı

2011’e, seymenlerin, Ata’ya Saygı Alayı Yürüyüşü ve askerlerin, Garnizon Koşusu iptaliyle şaşkın girmiştik. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Ankara’ya ayak bastığı 27 Aralık, sadece kentin değil ülkenin de gündemine oturmuştu. Aynı günlerde Merkez Bankası dahil, birçok banka merkezinin İstanbul’a taşınma tartışması vardı. Maalesef Ziraat, Halk, Vakıf bankaları başta olmak üzere, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) gibi kurumların taşınmasını içeren ‘Torba Yasa’, Meclis’ten geçti. Şubat 2011’in ortalarıydı. 12 Haziran genel seçim süreciyle beraber ve sonrasında Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) oturdu gündeme. İşlevinden uzak, betonlaşma ve asfaltlaşma projeleriyle anılır oldu. Birçok sorunu çözüm beklerken beklenmeyen gelişmeler dizildi ardı ardına. Daha da üstüne, vekilleri, Ankara’ya ilgisizdi.


Bugün; güzergah değiştirildi ve Garnizon Koşusu yapıldı 27 Aralık 2011’de. Seymen alayı bekliyor henüz. Merkez Bankası, torbaya girmedi ama beklemede. ‘AOÇ’ adı, Kanun Hükmünde Kararnameler’e de girince daha uzun süre gündemde kalacak gibi görünüyor. Yeşiliyle suyuyla Ankara’nın kendine özgü hayvan ve bitkilerini barındıran bir müze çiftlik olarak turizme kazandırmak yerine, akciğerlerini TOKİleştirmeye çalışıyoruz üstelik. Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, ilk kez, Ankara vekillerini bilgilendirme toplantısı düzenledi. Bilgilerin, ilgiye dönüşmesini bekliyoruz.



Olur

Karamsar haberlerin gölgesinde, önemli başka gelişmeler vardı, oldukça sevindiren:

Turizm ve Bilişim Vadisi gibi iki önemli başlık, Ankara’nın gündemine girdi. Hamamönü ve Hacı Bayram’daki düzenlemeler sürerken Ankara Kalesi’ne el atıldı, altyapı çalışmaları başladı. Eteklerinden yukarı, Kalesi’yle yeniden canlanacak eski Ankara. Bilişim Vadisi için her şeyiyle en uygun kent tartışmasız Ankara çıktı, inadı bırakmak gerekiyor sadece. Sağlık turizminde ilk adım, Haymana’daki 5 yıldızlı kaplıca otelle atıldı.

Sağlık ve eğitim alanında, ciddi yatırımlar yolda. Dev sağlık yerleşkeleri planlanıyor. Hayvancılık, mobilya tasarımı, kaynakçılık meslek okulları gibi ilk olacak okullar, açıldı açılacak. Üniversiteler, teknokentleriyle ağır sanayi ve organize sanayi bölgeleriyle işbirliğine başladı. Ankara’dan Polatlı’ya organize sanayi bölgeleri, yeni yatırımlar için eksiklerini tamamlamaya girişti. Havacılık, savunma ve uzay teknolojilerine yönelik yatırımlar, Gölbaşı ve Kazan’da kümeleniyor. Ankara Sanayi Odası’yla gözümüz, yerli üretimin desteklenmesinde.



Tarım için kesinleşmemiş ama hayvancılık için yerli üretimi destekleyecek yatırımlar var. Esenboğa’da, ilk Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi kuruluyor. Bitmeyen metro, Ulaştırma Bakanlığı’na devredildi. 2 yıla bitmesi bekleniyor. Bu arada Yüksek Hızlı Tren, Eskişehir ve Konya’yı, Ankara’ya yakınlaştırdı. Karşılıklı yoğun ziyaretlerle verdi meyvesini.  İstanbul, Bursa ve İzmir hatları sırada.



Oldu

Eksik eksik, kısa kısa oldu ama Merkez Bankası ve Çiftlik kararlarında hassas olmak koşuluyla resmi şöyle görüyorum; geçmiş yıl, gelecek yıla büyük ümitler devretmiştir. 2011, yeni bir dönemece giriş yılıdır Ankara’nın.

4 Ocak 2011 Salı

ANKARA DÜĞÜMÜNÜ ANLAMAK


04.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi


Ankara, bazen yanıltabilir. O’nu, yönetirken yazarken anlatırken tartışırken zenginleştirip, fakirleştirirken sadece bir kentle değil, bir bölgeyle kıtalararası bir bölgenin kalbiyle ilgileniyor olursunuz. Herhangi bir kentle ilgilenir gibi hafife alırsanız yanılırsınız. Yanlış yorumlardan çıkan yanlış sonuçlarla kıtalararası bir bölgenin, kaderiyle oynuyor olursunuz aslında. Hele başkentken yanlışlara düşmek, düşündürücü olur!

Kötü işaretler
Geçtiğimiz hafta Ankara’da, bu nitelikleri anımsatan gelişmeler yaşadık. Torba Yasa Tasarısı, Meclis Genel Kurulu’na geldi. Bir aydır ağaçkakan gibi gagalayıp, dikkat çekmeye çalıştığımız konu; finans merkezlerinin, kasaların, Ankara’dan taşınıyor olmasıydı. Diğer gelişme, 90 yıldır kutladığımız ‘Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi’nin, 91’ci yılında çıkan tatsızlıklardı; 1932’den beri, seymenler tarafından her yıl yapılan ‘Ata’ya Saygı Alayı’nın yürüyüşü iptal edilmiş ancak gürültü, Kara Harp Okulu öğrencilerinin düzenlediği ‘Garnizon Koşusu’ iptal edildiğinde kopmuştu. Geceki kutlamalar ikiye bölünmüş, devlet büyüklerinden mahrum, coşkusuz, bir tür yasak savma törenlerine dönüşmüştü. Bu arada iş camiası nerede bölünmüştü, bilmiyoruz. Kötü müdür? Ankara’nın ve bölgenin geleceği için kötüye işarettir.

Merkez kayıyor
Anayasa Mahkemesi Eski Üyesi ve Başkanvekili kadim Ankaralı Güven Dinçer’le 5 güne yaydığımız söyleşimiz, bugün sona eriyor. Bu söyleşi, Ankara’nın hırpalanmasını ve bölgesel etkisini, bir kez daha düşünmemize neden oldu. Ankara’nın, hala Batı’nın Doğu’ya açılan kapısı olduğuna ilişkin inancımızı tazeledik. Batı’ya açılan kapı olmayabilir belki ama Doğu’ya açılan kapı olduğu kesin. 

Küreselleşmenin koşulları geçerli olsaydı finans merkezlerini taşımaya gerek duyulmazdı. Dünyanın en ücra köşesinden bir bilgisayar korsanı, hesaplarımı kolayca boşaltabiliyorsa bankaların nerede olduğunun önemi kalmamıştır. Ya da Anadolu güçlü olsaydı Ankara’nın, teline dokunmaya kimse cesaret edemezdi. Zayıf Ankara, zayıf başkent, zayıflayan Anadolu’nun göstergesidir. Merkezin, Anadolu’nun bağrından kayışını izliyoruz. Yine, yeniden!..

Ankara Düğümü
Birkaç kez yineledim; “Büyük İskender hatayı, ‘Gordion Düğümü’ne kılıcı vurmakla yaptı” diye. Çözmeye çalışsa uzun ömürlü bir imparatorluğun temellerini atacak sabra ve tecrübeye sahip olacaktı. Kestirmeden gidince, ömrü kısa oldu imparatorluğunun. ‘Ankara Düğümü’nü, anlamadan, kestirmeden çözmeye çalışanlar da aynı hataya düşecekler. Burası hala kıtalara açılan bir bölgenin giriş kapısı. Bu kapıyı kapatan, Boğaz’ın öte yakasına hapsolur kalır. Zincirin halkası eksilir, kıta, biter orada. Bazı politikalar moda olabilir ama doğru olmayabilir!

Ankara’yı, düşünen, yazan, araştıran, yöneten herkesin aklından çıkaramayacağı gerçek, bu tarihi ve coğrafi konumdur. Bir kent ya da başkentin ötesinde, bölgesel etkisiyle düşünmek gerekir. Biz, gazeteciler dahil, bu derin bağı atlıyoruz bazen. Bankaları taşınırken yatırımlar kaydırılırken gelenekleri aksatılırken yönetimi bölünürken gıkını çıkarmayanlar, ‘Garnizon Koşusu’nun iptaliyle memlekette gürültü koparıyorsa eğer, anımsatmak gerekir Ankara’yı: Mütevazı görüntüsü ve tavrı, yanıltıcıdır. Kıtalara uzanan, derin kökleri vardır. Gündemden etkilenmez, uzağa bakar. Tarihi de düğümünden bir ilmek çözebileni yazar.

28 Aralık 2010 Salı

ANKARA’NIN KASVETLİ HAFTASI

28.12.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

Tatsız başladı hafta. Ankara’dan taşınacak kurumlar ve bankalarla ilgili ‘Torba Yasa Taslağı’nın, Meclis Genel Kurulu’na geleceği haftaya tatsız bir gelişme daha eklendi; 1932’den beri her yıl yapılan ‘Ata’ya Saygı Alayı’nın yürüyüşü, bu yıl iptal edildi. 77 yıldır hiç aksamadan yürümüştü Seymenler. Atatürk’ün, Ankara’ya gelişinin 91. yılını kutladığımız bu 27 Aralık’ta, Ata’ya Saygı Alayı’nın 78. yürüyüşü olacaktı. Ankara Valiliği, trafik yoğunluğu nedeniyle sadece bu yıla ilişkin, Seymenler’den izin istedi.

Ankara Valisi Aladdin Yüksel, göreve başlamasıyla kısa sürede herkesin ilgi ve övgüyle adını andığı bir vali oldu. O yüzden bu tatsız kararın altındaki imzayı, kaba bir eleştiriyle geçiştirmek yanlış olur. Başta bu yürüyüşün ev sahibi kabul edilen Ankara Kulübü olmak üzere, tek tek görüşülmüş, ilgili dernek ve kişiler ikna edilmiş. Buruk bir kabul tabii; bir gelenek, kesintiye uğruyor. Bir sürecin uzantısı bunlar, nedeni var.

Üç sayılık atışlar
Yaklaşık 3 haftadır, Milliyet Ankara Gazetesi olarak, davul çalıyoruz ensenizde; Cumhuriyet’in kasaları, bankaları, başkentten İstanbul’a taşınıyor diye. Gördük ki bu kurumların, Kuğulu Park kadar bile etkisi yokmuş Ankaralılar üzerinde. Üç dernek ya da oda bir araya gelip, ortak bir ses veremediler. Kuğulu Park için çıkartılan gürültü, hergün televizyon ve gazeteleri meşgul etmişti. Bu durumda tahminim şudur: Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıfbank başta olmak üzere, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) gibi kurumların taşınmasını içeren ‘Torba Yasa’,  Meclis’ten kolay geçer. 3 sayılık basket, ‘torba’ya düşer!

Başka 3 sayılık atışlar olur, onlar da sayıya döner bundan sonra. Ankara’nın, aklı parçalanmış; ortak dava ya da çıkarlarını, ayıramaz, savunamaz olmuş. Ankara’nın sakinleri, kafasına vur, lokmasını al sakinleri olmuş. Günü geldiğinde birlik olabilme, ortak bir sesle karşı koyma becerisini yitirmiş. Kafası gibi, sahipleri de bölünmüş.

27 Aralık 1919, Milli Mücadele’nin seyri ve Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşması açısından bir dönüm noktasıdır. Mustafa Kemal ve arkadaşlarını, birlik olmuş bir Ankara karşıladı  Dikmen sırtlarında. O beraberlik, devletin merkezini ve başkent sıfatını kazandırdı Ankara’ya. Şimdi bölünmüş, şaşkın Ankara’nın, kaybedişini izliyoruz.

Basiretsiz Ankara
Bugün, birçok ilgisiz Ankaralı’nın, haberi bile olmadan yapılır ‘Ata’ya Saygı Alayı’nın yürüyüşü. İşte bu yürüyüşün, bir kereye mahsus ta olsa iptal edilmesi, bölünmüşlük, sahip çıkamama hissini çağrıştırıyor bana. Her ne kadar vali Aladdin Yüksel, devlet adamlığı ve nezaketiyle bu bölünmeyi ertelemek istese de olan olmuştur. Birlik olsa Ankaralılar, kısa zamanda sahiplendiği valisi, böyle bir karar alır mıydı?

27 Aralık 2010 Pazartesi gününe, buruk bir kutlamayla başlayan Ankara, kasalarına ve köklü kurumlarına el sallayarak bitirecek galiba haftayı. Sıkıcı, kasvetli bir hafta olacak. Bu kasvetli haftanın acısı hissedildiğinde, Ankara için çok geç olacak. O zaman da gözler, çaresizce boşuna Dikmen sırtlarını tarayacak.

19 Aralık 2010 Pazar

UYUYAN GÜZEL

17.12.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ah güzel Ankaram benim, mışıl mışıl uyuyor! Deprem oluyor, katiyen uykusundan fedakarlık etmiyor. Evden eşyaları taşıyorlar, “Yahu birader, ne yapıyorsunuz?” diye sormuyor. “Eşyalar gidiyor, uyan!” diye üsteleyene, yersiz bir sevecenlikle gülümsüyor. Gönlü mü geniş, yavaş algılama sorunu mu var, küsmüş te belli mi etmiyor, ayırt edilemiyor.

Muazzam kayıp
Yaklaşık 2 haftadır, Milliyet Ankara Gazetesi olarak, ısrarla Ankara’dan taşınmaya çalışılan kurumlara dikkat çekmeye çalışıyoruz. “Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıfbank merkezleri yanında, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ‘torba yasa’yla İstanbul’a taşınıyor” diye her açıdan konuyu ortaya koymaya, açıklık getirmeye çalışıyoruz. Ses çıkmıyor. Sormadan konuşmayan Ankara, ketum sessizliğini kıramıyor bir türlü.

- Efendim bankalar, kurumlar gidiyor, Merkez Bankası sırada.
- Yaaa, değil mi efendim, olacak şey değil.
- Oldu diyebiliriz efendim, ihtimal değil artık.
- Yaaa, değil mi efendim, ne muazzam bir kayıp.
-  Muazzam efendim…
- Yaaa, değil mi efendim, olacak şey mi yani?

5 milyonluk Ankara’nın, ‘torba yasa’ya karşı takındığı tavır, verdiği tepki, şu sohbetin içeriğini aşamadı maalesef. Bazı eylemlere, bir gecede hazırlanabilen sivil toplum örgütleri, dernekler, odalar, esnaf, tüccar, memur, işçi, siyasiler, partiler, cirmi kadar bile yer yakamadı. Bir araya gelip, ortak ses veremediler. Reklam tabelalarını afişlerle donatıp, Hasankeyf ya da Allianoi’de çıkartılan gürültüyü, ıslık kadar seslendiremediler. Sormadan tepki verdiklerini bile anlayamadık. Bilinçli Ankara, tarih olmuş, bu vesileyle onu öğrenmiş olduk.

Ulus esnafı
İnsanların siyasi görüşleri, bir de ortak çıkarları vardır. İkisini birbirinden ayıramayınca yanlış karar verme ihtimali de yüksek olur. Çünkü kafa karışır. Ulus esnafı, bir sabah kepenk açtığında, Ziraat Bankası’yla Merkez Bankası’nın yerinde yeller estiğini görünce ne yapacak acaba? Dedeleri, babalarıyla 80 yıldır hizmet verdikleri bu köklü kurumların, kasası gidip, binası kalınca Ulus’un yeni çehresinde ne görecekler? Ulus, iki köklü devlet kurumundan ve tarihi mirasından olacak ama esnaf neyinden olacak; meçhul. Bir ümit, Hacı Bayram’ın kapısı çalınacaksa eğer, beklesinler ben de geliyorum; açılmış ‘torba’ya, edilmiş duaya amin demek, beraberce hazretten medet dilemek için!

Güzel uyurken çöküyor
Deprem oluyor, fırtına kopuyor, seller basıyor, güzel Ankara uyuyor. Bir çuval şekeri verip, bir çubuk pamuk helvaya razı çocuk gibi, EXPO 2020’yle oyalanıyor. Gelişmiş teknoloji ve olanaklarla övünenler, hiçbirini kullanmadan, bu elden kayışı izliyor. Başkasının rüyasına dalan güzel Ankara, yüzünde huzurlu bir gülümsemeyle, kendinden geçmiş kestiriyor. 1950’lerde başlayan duraklama, 1970’lerde hızlanan gerilemeyle sonuçlanıyor. Etrafınızda gördüğünüz her güzel şeye aldanmayın; tarımı, hayvancılığı, sanayisi hızla küçülen Ankara, son taşınmalarla belli ki çöküş dönemine giriyor.

Güzel Ankara uyuyor. Uyuyan güzel, uyudukça bazılarına güzel ama Ankaralılar’a ve onu başkent yapanlara, çirkin görünüyor.

15 Aralık 2010 Çarşamba

‘TORBA’YA SIĞAN ANKARA

14.12.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

O kadar hafife alınmış ki ‘torba’ya atılıvermiş aradan çıksın gibisinden. Birçok yasa tasarısını içeren  ‘torba yasa’ya, yaklaşık 40 bin kişinin ve yüzlerce milyon (trilyon) liranın geleceği sığıvermiş. Ankara’dan, okkalı bir aslan payı koparılmak üzere. Başkent’in derdi gibi görünse de hiç öyle değil aslında.

İzmir’e, Kayseri’ye, Adana’ya, Malatya’ya, Gaziantep’e, Mersin’e, Diyarbakır’a olsa daha az tepki verirdik belki ama banka merkezlerinin, Ankara’dan İstanbul’a taşınmasını anlamakta zorluk çekiyoruz. Sermayenin ülkeye yayılması yerine sürekli aynı noktaya yığılmasını, ülkenin değil, bir bölgenin gelişmesi olarak tanımlıyor şehir ve bölge planlamacıları. Toplumbilimcilerin saptamalarını da eklersek ülke çapında bir dengesizliği körüklemeye devam ettiğimiz anlaşılıyor bu taşınmalarla.

2001 ekonomik krizinden bu yana İstanbul’un nüfusu, 4 milyon, Ankara’nın, 600 bin kişi artmış. Biri 12 milyon 800 bin, diğeri 4 milyon 600 bin olmuş. Oysa Cumhuriyet’in kuruluşu ve Ankara’nın başkent oluşundan sonra aynı İstanbul, göç vermiş. Ankara’da başlanan ve Anadolu’ya yayılan yatırımlar, 200 bin kişinin sadece İstanbul’dan göçmesine neden olmuş. O zamanki İstanbul’da, 5 kişiden biri göçmüş yani.

Sıra-Büyüklük Kuralı
Kentsel sistemin dengeli olup, olmadığını gösteren bir ölçüt var; ‘sıra-büyüklük kuralı’ diye. Bölge bilimcileri ve makro coğrafyacıların kullandığı bir formülle saptanıyor. Ülkede tek egemen kent bulunup, bulunmadığı, böylece dengeli bir dağılımın olup, olmadığını gösteren kıstaslar var. İkinci sıradaki kent büyüklüğü, birincinin yarısı kadar ise ülkede dengeli bir dağılım olduğunun işaretiymiş. İkinci kent birinci kentin yarısından küçüldükçe dengesiz bir dağılım var demekmiş.

Son 10 yıla ilişkin büyüklük kıyaslaması elimizde yok ancak Ankara ve İstanbul’daki nüfus artışını, denge bozukluğunun işaretlerinden biri sayabiliriz. Biri 4 milyon, diğeri 600 bin artmış. Ankara, İstanbul’un dörtte biri kadar bile göç alamamış. Ankara’nın ve Anadolu’nun kurumları, şirketleri, merkezlerini, fabrikalarını taşıdıkça bu oran bozulmaya, dengesizlik te artmaya devam edecek demektir.

Kent ve bölge planlamacıları açısından bakarsanız Ankara’nın çağdaş gelişimi, örnek olma niteliği, 1950 yılından sonra durmuş diyebiliriz. 1923’ten sonra her alanda başlattığı sıçrama, kesintiye uğramış ve herhangi bir Anadolu kentinden farkı kalmamıştır. Devletin merkezi olmuş, kendine faydası olmamıştır. Öncülüğü taşıyamayan yöneticiler, göz göre göre, bayrağı kaptırmıştır.

Torba Anadolu’yu taşıyor
İşte bugün başkent, öncülüğü kaptırmaya, olanaklarını, altın tepsiyle sessiz sedasız sunmaya devam ediyor. Partiler, vekiller, 60 yıl öncesine göre daha güçlenmiş dernekler, odalar, cılız itirazlarıyla kalıyor, topyekün, güçlü bir ses veremiyor. Ankara, ‘torba’ya sığıyor, ‘torba’ İstanbul’a açılıyor.

“Aldın cetveli eline, tahtaya vura vura, yine ne anlatıyorsun efendi?” diyenlere özet: Ülke, eskisi gibi gidip, İstanbul ve çevresine yığılıyor. Memlekette yer yokmuş gibi, yarı çapı 100 kilometreye ulaşmış bir kent, Anadolu’yu yutuyor. Anadolu’da doğan ‘kaplanlar’, Anadolu’yu, ‘torba’da taşıyor!

Oldu mu özet?

11 Aralık 2010 Cumartesi

SUS ÖYLE OTUR ANKARA

10.12.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

‘Torba’dan Ankara’ya, ‘nanay’ çıktı. ‘Torba Yasa’ diye bir şey var, tombala torbası gibi ne çıkarsa bahtınıza. 30 yıldır Ankara’ya ‘nanay’ çıkıyor. Bu kez de torbadan Merkez Bankası (MB), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ve Türkiye'nin en köklü bankalarından Ziraat Bankası'nın da bulunduğu bazı bankaların merkezlerini, Ankara’dan İstanbul’a taşıyacak ‘nanay’ı çekiyordu Ankara.

Gazetemizin Haber Koordinatörü Ayhan Aydemir, aylardır “Uyanın millet, taşınıyor!” diye yazdı, durdu. Kaleminde mürekkep, bilgisayarında takat kalmadı. Hatta bir bakanımız, “Nereden çıkarıyorsun kardeşim, gündemde yok öyle bir şey” diye çıkışmış kendisine. Nasıl girmişse oraya, ‘torba’dan çıkan ne sayın Bakanım? Size katılıyorum, suçlu Ayhan Aydemir’dir; 40 kere söylersen olur tabii, nakarat gibi niye tekrarlıyorsun değil mi efendim?

Maliyeti parayla kıyaslanmaz
Bir banka merkezini taşımakla Merkez Bankası’nı taşımak aynı şey değildir. Devletin kasası, bir binadan ve içinde çalışanlardan ibaret, basit bir kurum olarak kabul edilemez. Devlet olmanın en önemli göstergelerindendir. Oyuncak gibi oradan oraya gezemeyecek kadar ağır bir sorumluluğu vardır; diğer bankaların da uymak zorunda olduğu, ülkenin, para politikasını belirler. Bağımsızlığı ve karar organlarına yakınlığı çok önemlidir. Hele bizim gibi ülkelerde… Yıllık 200 ile 400 milyon(trilyon) lira gibi bir kaynağın Ankara’dan çıkarılması bile hafif kalır, siyasi ve toplumsal maliyetler karşısında. Şaka değil bu.

İş camiasından bir derneğin başkanı, “Amerika önümüzde iyi bir örnek. Finans merkezi New York’un, başkent Washington’un bürokratik yapısından ayrı tutularak kurulması onlara dünyanın en hareketli finans merkezlerinden birine sahip olma şansını verdi” demiş. Ancak dünyanın en büyük ekonomik krizinin, 2 yıl önce o merkezde patladığını, hala da çözülemediğini unutuvermiş maalesef sayın başkan.

Ticari zeka
Türkiye’nin, bölgesel bir kasa, geleceğin en güçlü ekonomilerinden biri olmasına itirazımız olamaz. Yalnız kim kime sordu, kim nasıl karar verdi bu kasanın, İstanbul Ataşehir’e kurulmasına, onu bilmiyoruz. Muamma!.. Şimdi bu muamma, Ankara’nın yarattığı değerleri, ayartmakla meşgul.

Bazı dernekler, “Merkez Bankası’nı ve diğer kurumları alıyorsanız Ankara’ya şunları verin o zaman” gibi taleplerde bulunmuş. Devlet ve kurumları, ticari takas ürünü olmuş, özelleşme tavan yapmış. Böyle kurnaz, ticari zeka görülmemiştir!

Son gelen habere göreyse Merkez Bankası’nın, taşınması ‘torba’dan çıkarılmış. Bunu ‘ertelendi’ diye anlamak lazım çünkü aldığımız duyumlara göre taşınma çalışmaları ve inşaatlar tam hız devam ediyormuş. Merkez Bankası dışındaki kurumlar ise ‘torba’da kalmış anlaşılan, gidici onlar.

Boğaz hayalleri
Bana sorarsanız bütün çarpıklığına karşın, dünyanın en güzel kentidir İstanbul. Boğaz ve Haliç’in, dünyada benzeri yok. Kendinden alır insanı, coşturur, hayallere dalarsınız. Boğazın zerafeti, milletin sefaletini perdeler. Boğaz’da dalınan hayaller, Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıcı olmuştur. Görülüyor ki Boğaz’da yeni hayaller kuruluyor ve kışkırtıcı bir maceraya atılmanın tatlı rehaveti, ülkeyi ciddi bir dönemece sürüklüyor.

Aman rahatını bozma, sus öyle, otur Ankara!