bizans suru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bizans suru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2018 Pazartesi

ANKARA NASIL ŞEHİRLEŞİYOR? (1)


Yayın tarihi:18.01.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

“YAŞAMASI ZOR ŞEHİRLER KURUYORUZ”


Ankara, Cumhuriyet’ten bu yana sakinleriyle arasındaki gerilimi bitmeyen bir şehir. Bu yazı dizimizde, nedenlerini araştıracağız. 1950’lere kadar olan yaklaşık 2 bin yıllık şehirleşme sürecini, Prof. Dr. Mehmet Tunçer’e sorduk.



Bazı yerler hemen şehirleşir, köylük kasabalıktan hızlı geçer şehirleşmeye. Coğrafi durumu ya üretime ya alışverişe uygundur ya da yolların kavşağındadır. Ankara, coğrafi konumu nedeniyle öncelikle mecburi bir kavşaktır diyebiliriz. O yüzden en az 2 bin 500 yıl önce burada ilk düzenli şehirleşmeyi başlatan Frigler’in Hacıbayram Camisi’nin üzerinde olduğu höyüğe kutsal mekanlarını kondurmaları, uzun sürmemiştir. 2 bin yıl önce ise Roma İmparatorluğu’nun kimine göre 100 kimine göre 200 bin nüfuslu şehri oluşmuştur. 2 bin 600 yıl önce dünyanın en gözde şehri Babil’in 350 bin nüfusu olduğu düşünülürse “Romalılar Ankara’nın kıymetini bilmiştir” demek yalan olmaz. Bizans olanı korumaya çalışmış ancak sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar Selçuklu ve Osmanlı’nın Ankara’yı doğru değerlendirdiğini söyleyemeyiz. Bunu eserleri söylüyor biz değil; Konya, Bursa, Edirne ve İstanbul’a yapılanla kıyaslanamayacak kadar azdır Ankara’ya yapılan. Stratejik kavşak özelliği yaklaşık 900 yıl kavranamamış olsa da insan niteliğiyle adeta yeni devletin doğal başkenti olmayı başarmıştır Ankara.

Rant baskısına dayanamadı

İşte bu 2 bin yıl sonra Roma İmparatorluğu’nun bile gerisinde ‘30 bin nüfuslu kasaba’ haline getirilen Ankara’nın, bugün de süren en önemli derdi şehirleşmesidir. Selçuklu ve Osmanlı’da görmemiş, Cumhuriyet’ten sonra da yüzüne gözüne bulaştırmıştır şehirleşme girişimlerini. Devlet kendi evini toparlayamamış, rant baskısına 94 yıldır layıkıyla karşı koyamamıştır. O zaman “Nasıl bir şehir çıkıyor karşımıza, ne durumda, nasıl şehirleşmiş ve şehirleşiyor acaba Ankara?” soruları kemiriyor aklımızı. Konunun uzmanı hocalarımızla şöyle bir tepeden bakacağız Ankara’ya, tarihi süreci dahil, pek çok yönüyle ele alacağız şehirleşmesini.

Ankara’ya çok kafa yoran, onunla yatıp kalkan hocalarımızdan Gazi ve Ankara Üniversiteleri’nde Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Doktor Mehmet Tunçer hocamızla başlayacağız. Çok söyleyeceği var, uzatmıyor, sözü kendisine bırakıyoruz.

2 bin yıl önce planlı bir şehir

Ali İnandım- Mehmet hocam, ilk düzenli şehirleşmeye başladığı yıllarında, nasıl bir şehirleşmesi var Ankara’nın?
Mehmet Tunçer- Frig ve Galat dönemi çok iyi bilinmiyor. Kazılarda çıkanlar, Hacı Bayram Höyüğü’nde bulunanlar. Milattan Önce 25’inci yılda Ankara’yı yönetmeye başlayan Roma İmparatorluğu’nun İmparatoru Agustus’un, Ankara’ya çok önem verdiğini ve imar ettiğini biliyoruz. Milattan Sonra 395’den itibaren Doğu Roma olarak ayrılınca da Ankara’ya olan ilgi devam ediyor. O dönemde akropolü (en önemli yapıların ve tapınakların bulunduğu iç kale), tapınakları, tiyatrosu, odeonu (konser verilen basamaklı tiyatro ), agorası (devlet sorunlarının tartışıldığı halk meydanı), hamamıyla 100 bin kişilik bir şehir oluyor Ankara. Günümüze kalıntıları taşınmıştır bu eserlerin. Roma ve Bizans döneminden bulunan eserler ve yapılardan, aslında Ankara’nın müthiş bir mimari ve sanat şehri olduğunu görüyoruz. Mesela Roma Hamamı, Roma hamamları içinde dünyanın en büyüklerindendir, Roma’daki Caracalla Hamamı’yla yarışır. Roma Sarayı (Palatium), şimdiki Ulus Çarşısı’nın yerindedir. Hacı Bayram’a doğru giden Kral Yolu’nun kenarındaki su kuyusu ve hamam kalıntısı hala duruyor. Geçenlerde Hacı Bayram’da yıkılan Bizans duvarı, belki de Agust Tapınağı’nı koruyan Temesos Duvarı’dır. Bizans, Hristiyan olduğu için, Pagan (puta tapıcılık) Roma’nın tapınak ya da eserlerini put olarak görüyor, 7-8’inci yüzyıllarda Arap akınlarına karşı surlarda kullanmak üzere tahrip etmekte mahsur görmemiş. Birçok Roma eseri, yapıları, can havliyle Kale surlarını güçlendirmek için kullanılmıştır.
- Roma döneminde bir şehirleşme planı var mı?
- Roma dönemi şehir planlarını bir miktar biliyoruz. ‘Izgara plan’ dediğimiz planlı, her şeyiyle ihtiyacı karşılayan gelişmiş bir şehir görüyoruz. Izgara plan diye birbirini dik açıyla kesen yollar arasında kalan dikdörtgen ya da kare biçimli yapı adalarından oluşan kent planına diyoruz. Yapı adaları hep aynı büyüklükte, yollar, aynı genişliktedir.
 Fotoğraflar: Alp Eren Kaya

Merkez Suluhan’a kayıyor

- Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’nde nasıl şehirleşme?
- Selçuklu dönemine ilişkin pek şehirleşme çalışması görmüyoruz. Kale’deki Alaeddin Camisi ve Akköprü dışında neredeyse Selçuklu eseri yoktur Ankara’da. Osmanlı geldiğinde her şey Kale içinde, dışı yıkılmış durumda. Selçuklu’nun çöküşüyle Osmanlı’nın kuruluş dönemleri arasında bir Ahi Cumhuriyeti kurulmuştur Ankara’da. Ahilik kurumlarıyla ekonomisi oturmuş bir şehirdir Ankara. Her zanaatkar kesiminin çarşısı var. Sof ticareti birinci üretim ve ihraç ürünü. Avrupa’da ve Osmanlı’da, saraylarda meviçli ve hareli denen kaftanları, softan kıyafetleri giyiyor krallar, padişahlar. İngiliz Kralı 8.Henry, Kanuni Sultan Süleyman’ı örnek verebiliriz bunlara. Kilim, halı, demir, bakır işleri çok gelişmiş bir zanaat merkezidir. 15’inci yüzyıldan sonra Koyunpazarı, Atpazarı, Samanpazarı gelişiyor. Osmanlı döneminde sur dışına çıkıyor yani şehir. Kale, konut alanı oluyor. Mahmutpaşa ve Kurşunlu Han’ın yapılışı(1459-60), ticaretin gelişme göstergesidir. 16’ıncı yüzyılda 102 odalı Suluhan yapılıyor. Çıkrıkçılar Yokuşu’dan Kale dışına yayılış başlıyor. Yokuş, Suluhan’a kadar Uzunçarşı olarak adlandırılıyor. Yukarıyüz’den Aşağıyüz’e inilen şehirde, 16’ncı yüzyıldan sonra Ahilik loncalaşıyor. Bedesten’de (şimdiki Anadolu Medeniyetleri Müzesi) ipek, değerli dokumalar, altın, gümüş satılıyor. Yukarıçarşı’da çanakçılar, çerçiler, Uzunçarşı’da kalaycılar, demirciler, tenekeciler, terziler, yorgancılar, eskiciler, külahçılar, saraçlar, semerciler gibi bazıları bugün de devam eden meslekler yayılmış. Suluhan çevresinde 2 hamam; Haseki ve Hasanpaşa Hamamları var. Hemen yanında İbadullah Camisi, Hallaç Mahmut Camisi, Tahtakale Hanı var. Sebze ve balık hali de etrafında. Kamusal bir yapı yok o dönemde çünkü şehirler kadılıkla yönetiliyor belli resmi merkezler dışında. 1511’de yapılan Suluhan’la ikinci merkez oluşturulur yani.

Yeni merkez de düzensiz
Mehmet Tunçer
- Ne zamana kadar sürüyor Suluhan’ın merkezliği?
- 1881’de, Bedesten çevresindeki hanlar yanıyor, terk ediliyor bölge. Ticaret, binalar gibi çöküyor, bitiyor o bölgede. Bu yangın, Tahtakale’nin (Taht al Kal’a= Kale dibi, Suluhan çevresi) gelişmesini hızlandırmıştır. 1892’de trenin gelişiyle Ege ve İstanbul’la ilişki sağlanıyor. Hızlı nakliye fırsatı doğunca buğday, üzüm gibi doğal ürünlerinin hem üretimi hem satışı artıyor. Kuvayı Milliye’nin Ankara’yı merkez seçmesi, bu açıdan da değerlendirilmiştir. Trenle beraber İstasyon Caddesi açılıyor ve bugünkü Ulus Meydanı yani Taşhan merkez olmaya başlıyor. 1890’larda Taşhan’ın yapımıyla çarşı, Karaoğlan Çarşısı’na yani Taşhan’ın bulunduğu bugünkü Ulus Meydanı’na doğru gelişmeye başlıyor. Hükümet Konağı yapılıyor, çevresine telgrafhane, İttihat Terakki Merkezi (Birinci Meclis), posta binası, Osmanlı Bankası kurularak yeni yönetim merkezi oluşturuluyor. Yeni merkezin oluşması da düzensiz gelişmedir. Bu şehir yapısı, 20’inci yüzyıl başına kadar geliyor Ankara’da.
- Bir şehir planı oluyor mu Osmanlı’da?
- Osmanlı’da, ‘organik doku’ dediğimiz kendiliğinden gelişen sokak dokusu vardır. Bu, dağınık bir şehirleşme biçimidir ama aslında mülkiyet dokusunu, eski dokuyu korur, sonrasına taşır dokuyu. Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Ankara’da da camiler çevresinde gelişir mahalle. Ahi camileri mesela... Yani merkez, ‘Cuma camisi’ denilen camilerdir. Osmanlı şehirlerinde meydan yoktur ama cami avlusundaki çınar çevresi, meydan işlevi görür. Çarşılar, camiye açılan sokaklarda kurulur. Konutlar, çeperlerde, dışta kalır.


Lörcher Planı

- Cumhuriyet’in kuruluşuyla nasıl bir değişim oluyor?
Lörcher Planı
- İlk şehir imar planı, Alman kökenli Carl Christoph Lörcher’in ‘Lörcher Planı’dır. 1924-1929 yılları arasında Yenişehir dediğimiz İtfaiye Meydanı’ndan Meclis Kavşağı’na kadar uygulanmış plandır. Eski şehre dokunmadan yeni bir şehir planlıyor Lörcher. 24 Mart 1925’de çıkarılan 583 Sayılı Yasa ile 4 milyon metrekarelik alan kamulaştırılır. En adil ve sosyal içerikli yasalardan biri olarak tanımlanır ama yeni şehrin yapılacağı yer, eski şehirdeki Ankaralılar’ın itirazıyla karşılaşır. Canıyla malıyla Kuvayı Milliye ve Cumhuriyet’e destek veren Ankaralılar’ın arazileri ve arsaları yerine boş araziler değerlenecektir ki bunun bir kısmı da bataklıktır. 583 Sayılı Yasa, bataklık alanların kontrol altına alınması, su çıkarılması, temiz hava sağlamak için yeşil alanların arttırılmasını hedefliyordu. İtirazlara rağmen bu yeni şehir planı, ‘Yönetim Şehri Çankaya’ (Yenişehir Planı) başlığıyla uygulamaya konur.
- İyi bir başlangıç mıdır bu yasa ve plan?
- Şehirleşme açısından, iyi bir başlangıç diyebiliriz. Eski şehri de korumuştur çünkü. Ancak arazi spekülasyonuna engel olamamıştır. Osmanlı’da arazi, kamunundur. Kişilere geçince spekülasyona da geçilmiş oluyor. Falih Rıfkı Atay ‘Çankaya’ kitabında, bunun şehre kötülük demek olduğunun farkında olmadıklarını söyler. Bu planla meydanlar korunur, Anafartalar Caddesi, Kazım Karabekir Caddesi, Denizciler Caddesi, Çankırı Caddesi, Egemenlik Caddesi, İstasyon Caddesi, Bankalar Caddesi (Atatürk Bulvarı Ulus kısmı) yeniden planlanmış ya da geliştirilmiştir. Kaleönü Mahallesi, istasyon nedeniyle İstasyon Caddesi iş bölgesi olarak planlanmıştır. Rüzgarlı Caddesi ve çevresi, Hamamönü, Hacı Bayram, Yenişehir, Kızılay ve Atatürk Bulvarı’ndan Meclis Kavşağı’na kadar uygulanmıştır plan. Bugün bu bölgelerdeki birçok resmi yapı, cadde ve sokak, o planın eseridir.

Jansen Planı

Hermann Jansen

- Arkasından 1932’de uygulanmaya başlayan Hermann Jansen’in planı nasıl bir plan?
- Jansen, Yenişehir’e dokunmuyor, onun dışında farklı bir planla geliyor; bahçe kent. Yeşil kuşaklar, parklar, mesire yerleri ile bahçe kent tasarlıyor. “Ben size, şehirciliğin en ileri ve seçkin örneklerini getiriyorum” der. İş bölgeleri, resmi kurumlar, cadde ve sokaklar arasını, boylu boyunca uzunlamasına parklar, yeşil kuşaklarla ayırır.
- Örneğin?
- Örneğin Bentderesi’nde Hatip Çayı üzerindeki bendin üst kısmını mesire yeri ve yüzme havuzu, dinlenme alanı olarak planlamış ama uygulayamamıştır. Gençlik Parkı’nda İncesu’yu park içinden akıtarak göllenme yapıp, çevresini doğal bir park olarak tasarlamış ama onu da uygulayamamıştır. İncesu ile Çubuk Çayı boyunca hep yeşil kalmasını düşünmüş ama uygulayamamıştır. Atatürk Orman Çiftliği’nde, Bahçelievler’de, Altındağ Esenpark’ta, 19 Mayıs Stadı çevresinde, Ziraat Mektebi Yerleşkesi’ndeki planlarını ise gerçekleştirebilmiştir.
Jansen ne planlamış..
Biz ne yapmışız!..
“Trafik yaya önceliklidir”


- Neyi uygulayabilmiş neyi uygulayamamış başka?
- Öncelikle Kale’yi, bir şehir tacı olarak görür ve bir müdahaleden koruyacak yasal düzenleme ister önce. Bütün şehir planında Kale, ana yollardan görülecek biçimde ve yapılarla kapatılamayacak biçimde tasarlanır. Bugün bir tepeye çıkmadan Kale’yi göremiyoruz değil mi? Hisarpark, Anafartalar Caddesi ve Bentderesi arasında 1917 yangınında tamamen yanan bölgeyi de planlamıştır ve o yapılaşma ve sokaklar, kısmen bozulsa da duruyor bugün. En az 8-10 caminin çevre düzenlemesini orijinaline uygun planlamıştır. Hacı Bayram ve İsmetpaşa Mahallesi’ni planlamış ama uygulayamamıştır. Hacıbayram açısından uygulanmaması iyi olmuştur diyebiliriz çünkü tarihi dokuyu bozacak yapılaşmalar vardır planında. Hanlar Bölgesi’ni (Anadolu Medeniyetleri Müzesi çevresi) planlanmış ama uygulayamamıştır. Kanalizasyonları, dereye atık su bulaşmayacak biçimde planlamış ama uygulayamamıştır. Trafiği çok öngöremez ya da belki bilinçli olarak yaya önceliklidir planı. Ana hatlarda yollar geniş, diğerleri trafiği yavaşlatacak biçimde dar tasarlanmıştır. Yaya trafiği, yürüyüş yolu önceliklidir planı.


Ekolojik-teknolojik şehir olacakken


- İyi bir plan mıdır Jansen Planı?
- Şu anda ekolojik-teknolojik mimari ya da kent planlamasının temeli aslında Ankara’da uygulanmak istenmiş ama rantçılarla baş edememiş ve nüfus artışına yetişememiştir Jansen Planı. Görevden çekildiği 1939’dan sonra 1957’ye kadar planı yürürlükte kalsa da bambaşka uygulamalarla çarpık kentleşme hakimiyeti ele geçirmiş, bugüne kadar da gelmiştir maalesef.
Jansen’in yeşil alan ve çocuk oyun alanı olarak tasarladığı
Arslanhane Camisi’nin avlusunu, bugün otopark olarak kullanıyoruz.
- Bugünkü düzensiz kentleşme tarzımız, eski bir alışkanlık diyebilir miyiz?
- Cumhuriyet’le rantı keşfediyoruz, plan değişikliğini de keşfetmiş oluyoruz. O zaman da plan falan işlemez oluyor. Bunu bir alışkanlık haline getirdik ve o yüzden yaşaması zor şehirler kuruyoruz diyebiliriz.
Yunus Yıldız'ın arkeolojik verilere göre oluşturduğu Ankara Gravürü


25 Haziran 2016 Cumartesi

KEPÇESİ OLAN YIKABİLİR



24.06.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi


Mesela kepçeniz varsa Marmara Köşkü’nü, Çubuk Barajı Göl Gazinosu’nu, Su Süzgeci binasını, Etibank’ı, Çiftlik’teki Merkez Lokantası’nı, Havagazı Fabrikası’nı, Hacıbayram Camisi’nin dayandığı Bizans Surları’nı yıkabilirsiniz. İller Bankası’nı gözünüze kestirir, hatta zaten eskimiş 2 bin yıllık, Kale’yi bile yıkarsınız da kim durabilir acaba karşınızda; kepçe var nihayetinde. Ayrıca bir yerde kepçe varsa mutlaka bir şey yıkılacak demektir.

Daldır kepçeyi, eskimiş bina, duvar, eser, taş toprak silsin süpürsün. Tarih de dahil oh tertemiz! Hiç biriktirecek bilgi olmayınca her daim taptaze, gıcır gıcır zihni olur insanın!

Turist imrenecek!
Biz de öyle yapıyoruz zaten; eskileri yıkıyor, 2000 model Ankara kuruyoruz silbaştan. Turist geldiğinde, gelecek olursa eğer bir gün, “Ne kadar da modern bir şehir, hiç eski bir şey yok, cillop gibi maşallah. Kendi tarihlerini bile silmişler. Arkadaşlarıma anlatayım da tarihi esersiz şehir neymiş görsünler, istenirse olabiliyormuş demek” diyecektir. Akın akın boca olan turistlerin Ankara’yı işgalini görür gibiyiz, şehir kapılarında konvoylar oluşuyor hıncahınç.

Frig, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet dönemi hiç fark etmiyor, kepçe geliyor, eskiler gidiyor. Anlatırken bile zihni ferahlıyor insanın.

Binlerce yılın kutsal mekanı
En son Hacı Bayram Camisi’yle Agustus Tapınağı’na dayanak olan Bizans Surları’nı yıktık. Gazetelerde adım adım duvarın çöküşü haber olduğu halde onarmaya kimse el atmayınca, e çökecekse çöksün bir türlü çökmeyince, Büyükşehir Belediyemiz’in de kepçesi olduğu için, nihayet yıktılar da kurtulduk bu gerginlikten.

Yıkılan Bizans Suru, bin 700 yaşlarında falandı; eskimişti yani!
O bölge, geçmişi 2 bin 700 yıl geriye giden Frigler’den beri kutsal mekanı Ankara’nın. Frig, 2 bin 200 yıl önce Roma, bin 700 yıl önce Bizans, yaklaşık 900 yıl önce Selçuklu, 600 yıl önce Osmanlı’nın olmak üzere 93 yıldır da Türkiye Cumhuriyeti başkentinin kutsal mekanı olmaya devam etmiştir.

Hacı Bayram Höyüğü’ de denen bu bölgenin altı parmakla kurcalasanız tarihi eser verecek zenginlikte ama biz deşip,  hem içine hem üzerine çirkin çarşılar, dükkanlar ve otoparklar yapıyoruz. Uzmanlar bütün Ulus bölgesinin ‘müze denetimli kazı bölgesi’ olması gerektiğini söylerken kepçeyle ağızlarına bir tane patlatıyor, yenilemeye devam ediyoruz şehrimizi.

Birinci derece değil artık
Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 12 Nisan 1980 tarihli ve A-2167 Sayılı Kararı’yla Ankara il merkezi ve Ulus bölgesi, ‘Arkeolojik ve Kentsel Sit Alanları ile Taşınmaz Kültür Varlığı’ olarak tescil edilmiş. Hacı Bayram Camisi ve Agustus Tapınağı’nın olduğu höyük de Birinci Derecede SİT Alanı olmuş.

Şehir ve Bölge Yüksek Plancısı Prof. Dr. Mehmet Tunçer hocamızın notlarını kurcalamaya devam ediyoruz; 1986 yılında açılan Ulus Tarihi Kent Merkezi Proje Yarışması’nda birinci olan ve 1992 de yürürlüğe giren ‘Ulus Koruma Islah İmar Planı’nda da burası Birinci Derece SİT Alanı’ymış.

2005 yılında ‘Raci Bademli Planı’nın uygulandığı Hacı Bayram Meydan Düzenlemesi’nde zemin kaplaması için biraz kazıldığında dahi Koruma Kurulu suç duyurusunda bulunmuş, 2006’da o plan iptal edilmiş.

Hacı Bayram’da kepçe serbest
Derken SİT alanı sınırlarıyla oynanmaya başlanmış ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 15 Mart 2013 tarih ve 490 Sayılı Kararı ile yeni ‘Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı (KANİP)’ kabul edilmiş. Bu planda, sadece Roma Tiyatrosu ve Roma Hamamı ilan edilmiş, Hacı Bayram ve Agustus Tapınağı’nın olduğu bölge Birinci Derece Sit Alanı olmaktan çıkarılmış. O bölgede kepçe, o yüzden kolay giriyor işte istediği yere.

Oysa diyor uzmanı, “Bir arkeolojik SİT alanı, kazısı tamamlanmış olsa bile tarihsel verilerin sürekliliği açısından bu niteliğini devam ettirir.
Fotoğraflar: ODATV
Aman unutmayalım
Bizans Suru’nun yıkılışı, basit bir çökme değil o zaman; Hacı Bayram nasıl yepis yenilenip özgünlüğünden eser kalmadıysa Hacı Bayram Höyüğü’nün de ne altında ne üstünde eski bir şey bırakılmayacak demektir.

Şehirle beraber tarihi de yenileniyor ne güzel. Yalnız Hacı Bayram Camisi duracaksa eğer, üzerine 1428’de yapıldığını yazmak lazım. Yüzyıl sonra türbeyle camiyi gören, hazretin 2015’lerde hakka yürüdüğünü sanabilir çünkü.
Ekim 2014'de Sur'un önündeki yol yapımı sırasında da kanalizasyon çalışması yapılırken sıra sıra sütunlar çıkmış, üstü kapatılıp yola devam edilmişti.