roma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2018 Pazartesi

Ankara Nasıl Şehirleşiyor (8)


Yayın tarihi:08.03.2017

Milliyet - Ankara Gazetesi


“ÖZGÜN ESKi DOKUSU DEĞiŞTiRiLEREK, KENT KiMLiKSiZLEŞTiRiLDi

Şehrin dokusuna bakınca 1980’lerden sonra kurulmuş gibi Ankara. Arkeolog Prof.Dr. Aliye Öztan, başkentin 150 bin yıllık tarihi eser birikimini, tarihe bakış açısını ve şehrin son yıllarda tarihi eser bilincini kaybedişini anlattı.


Önce Hacıbayram Camisi’nin “Genişletiyoruz” diye özgünlüğünü bozduk, sonra bütün mahallenin. En az 2 bin 500 yıllık Ankara’nın en eski kutsal mekanı Hacıbayram Höyüğü’nün altına girdik, kocaman otopark yaptık. Höyük, tarih boyunca üst üste yerleşim katmanlarının olduğu yere denir, arkeolojik kazı yapmaya kıyılamayan yere yaptık yani otoparkı. Ayasofya ya da Mescid-i Aksa’nın altına otopark yapmak gibi bir şey. Ki burası, onlardan daha eski bir kutsal mekandır Ankara’nın düzenli şehirleşmesinden bu yana.

Müslüman gelmiş, Bizans’ın Roma eserlerine gösterdiği hoyratlığı göstermemiş, Agustus Tapınağı’nın yanına inşa etmiştir camisini. Duvar duvara 582 yıl yaşamışlar, son 6 yılda ne höyüğün ne de çevresinin özgünlüğünden eser kalmadı. En fazla 2 katlı Ankara evleri, nasıl oluyorsa 4-5 kata çıkıyor tadilat ve düzenlemelerden sonra.

Hamamönü’nde sıyırdı ama Hamamarkası’nda 100-200-250 yıllık evler, tamamen yıkılıp, cillop gibi yeniden yapılıyor. Kale’de başladı ufak ufak. 2 bin yıllık Kale’ye, yakında 2020 bayrağını dikeriz imalat tarihi olarak. Kepçelerin pervasızca daldığı tarihi doku, görgü tanıklarının anlattığı hafriyat kamyonları kasasında taşınan moloz içindeki eser parçaları... Daha neler neler, maydonozlu köfteler!..

Kuyumcu hassaslığıyla bir eseri sağlimen çıkarmak için yıllarca küçücük bir yeri kazmakla ömrü geçen arkeologları, kalp sektesiyle sınayacak manzaralar. Onlardan biri, hem de has Ankaralı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aliye Öztan hocamıza sorduk. 4-5 bin diye biliyorduk, 150 bin yıl çıkmaz mı başkentin mazisi?

Ali İnandım- Aliye hocam, Ankara’da yerleşim ne kadar geriye gidiyor?
Aliye Öztan- Paleolitik Dönem yani Taş Devri’nden beri yerleşim var Ankara’da. En az 150 bin yıldır yaşandığına dair kanıtlar mevcut. Örneğin Havagazı Fabrikası inşaatı sırasında Alt Paleolitik Dönem’e ait baltalar ele geçirildi. İncesu’yla Kavaklıdere’nin birleştiği yerin kıyısında oturuyorlardı büyükihtimal. Taş Devri’nde Orman Fidanlığı’nda (şimdiki Beştepe, Gazi Üniversitesi alanı), Uzağıl köyünde, Üreğil köyünde, İmrahor’da, Dikmen Deresi gibi dere yataklarında ve kıyılarında, bu devrin çeşitli dönemlerinden aletler bulunmuştur. Bu buluntular, Ankara merkeziyle çevresinde, Taş Devri’nden beri insanların yaşadığını kanıtlamaktadır. Neolitik Dönem’e (Milattan Önce 7-5 bin arası) ait henüz elimizde bilgi yok. Ancak Kalkolitik (M.Ö. 4 binli yıllar) ve Erken Tunç Çağı’nın başlarına ait tabakalar henüz kazılmamış olsa da büyük olasılıkla Çayyolu höyüğünde olmalı. Çayyolu Höyüğü’nde, daha aşağı tabakalara yani erken dönemlere inildikçe Kalkolitik belki de Neolitik dönemlere ilişkin bilgiler edinebileceğiz. Çünkü yüksek bir höyük ve kültürel dolgusu çok fazla. Çayyolu Höyüğü’nün üst katmanları, M.Ö. 3 bin-2 bin arasını, Erken Tunç Çağını kapsıyor. Erken Tunç Çağı ve Ankara deyince ilk akla Ahlatlıbel gelir. Ahlatlıbel kazısı, Cumhuriyet döneminde Türkler tarafından (1933 yılında) yapılan ilk kazı olması bakımından önemlidir. Ne yazık ki bugün tamamen yok edilmiş durumdadır. Aynı dönem Etiyokuşu, ODTÜ arazisinde Koçumbeli ve Yalıncak, Gölbaşı’nda Karaoğlan höyüklerinden bilinir. Bunu takip eden Hitit krallık ve imparatorluğunun farklı zamanlarına ait buluntular Kahramankazan’da Bitik Höyüğü’nde, Gölbaşı’nda Karaoğlan ve Külhöyük’de ve en önemlisi Haymana Gavurkale’de yer alır.

“Beştepe, 5 tümülüsten alır adını”

- Ankara içinde düzenli şehirleşme ne zaman başlıyor?
- Kentin altyapısı Frig Dönemi’yle başlamıştır. Milattan önce 8. Yüzyıl’la 6. Yüzyıl arasında Polatlı’daki Gordion şehri (Yassıhöyük), krallığın başkentidir. Ankara’nın içi de önemli bir Frig kentidir. Hacıbayram Camisi’nin olduğu yerle aşağıdaki Roma Hamamı arası, Çankırıkapı Höyüğü’dür (Hacıbayram Höyüğü). Kazılarda ele geçen en erken Frig tabakası, daha 1930 lu yılların sonlarında orada saptanmıştır. Ankara bölgesinin Frigler açısından önemli iskan alanlarından olduğu, tümülüslerden de (anıtsal yığma mezar) anlaşılıyor. Polatlı’ daki Gordion ve çevresinde tümülüsler çok yaygındır. 100 e yakını tespit edilmiş ancak 25 tanesi kazılabilmiştir. Bu tümülüslerin en fazla örneği Gordion’da, ikinci sırada Yozgat’ta Kerkenez Dağı’nda ve üçüncü olarak Ankara’nın içindedir. Ankara tümülüslerine ilişkin ilk bilgiye, 1910 yılında Campbell Thompson’ın yayınladığı bir araştırmada rastlıyoruz. Bu anlamda Ankara’yla ilgili bilimsel araştırmayı yapan ilk kişidir. Bir kroki hazırlamış ve Ankara içindeki 16 tümülüsü işaretlemiş orada. Daha sonraki araştırmalarda 4 tümülüs daha bulunur, 20’ye çıkar sayıları. Örneğin 1950’li yıllara kadar Ankaralılar’ın ‘Beştepe’ dedikleri mahalle, Atatürk Orman Çifliği ile Anıtkabir’in olduğu Rasattepe arasıdır. Adını oradaki 5 tümülüsten alır. Bu Beştepeler’deki büyük tümülüsleri İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde çalışmış, kazı gördüğü için bilen tek kişi olan Makridi bey 1925 de kazmaya başlamış ama kesit çökünce kazı bırakılmış. Çok sonra 1986-88 yıllarında bu ve bir diğer tümülüs kazılmıştır. Ayrıca Anıtkabir’in Aslanlı Yolu’na girmeden önceki yamaç üzerinde 2 tümülüs daha var. Anıtkabir inşa edilirken (1944-1953) benim de hocam olan Prof. Dr. Tahsin Özgüç’den kazı yapması istenir, her iki tümülüs de sistemli biçimde incelenip belgelenir ve o tümülüslerden çıkarılanlar, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne taşınır. 1934’de Gazi Orman Fidanlığı arazisinde iki ayrı tümülüsü, Ahlatlıbel’i de kazan Hamit Zübeyir Koşay kazar. Boğa ve grifon (aslan vücutlu, kartal başlı ve kanatlı mitolojik yaratık) ile metal kapları açığa çıkarır.
Hacı Bayram'a komşu Agustus Tapınağı

‘Tanrılaşmış Augustus’un eylemleri’

- Frigler’den sonra kimlerin hakimiyetine geçiyor Ankara?
- Frigler’den sonra Milattan Önce 3.Yüzyıl’da Galatların hakimiyetine giriyor. Milattan Önce 25 yılında Roma’nın bir eyaleti olan Galatya’nın merkezi oluyor ve Milattan Sonra 4. Yüzyıla kadar olan kalıntılarla temsil ediliyor. Roma devrinden bugün görülebilen üç önemli eser var 1) Agustus Tapınağı, 2) Roma Hamamı ve 3) Roma Tiyatrosu’dur. Hacıbayram Höyüğü’ndeki Augustus Tapınağı’yla ilgili ilk çalışmaya ise Hans Dernschwam’ın ‘İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü’nde rastlıyoruz. Agustus Tapınağı’yla ilgili en eski veriler onun günlüklerindedir (1555). Tapınağın içinde Hacıbayram Külliyesi’nin hocaları için yapılmış odalardan bahseder. O zaman bir süre ‘Ak Medrese’ olarak kullanılmış tapınak. Yapının en önemli özelliği, duvarlarındaki yazıtlardır. İçte Latince, dışta ise Eski Yunanca/Helence olarak ‘Resgestae Divi Augusti’ yani ‘Tanrılaşmış Augustus’un eylemleri’ anlatılır. İçte de kuzeybatı duvarında, imparator rahiplerinin adı ve her birinin yaptıkları işlerin listesi yer alır. Yani anıt sadece Ankara ve Türkiye için değil, dünyanın da en önemli tarihi yapılarından biridir.
Roma Hamamı, türünün dünya çapında örneklerinden

Ulus İşhanı altındaki saray

Ulus’ta ‘Roma Hamamı’ olarak bilinen yapı, Ankyra’nın büyük hamamıdır ve kısmen daha iyi korunmuş durumdadır. Ankara Kalesi’nin Bentderesi’ne bakan yamacındaki ‘Roma Tiyatrosu’nun bir kısmı, 1982-86 yılları arasında Anadolu Medeniyetleri Müzesi kazılmıştı, 2012’den sonra yeniden başladı kazılar. Tiyatrodan günümüze kısmen korunmuş olarak sadece alt oturma sırasının temeli ve sıralar arasındaki yatay geçite ait bloklar kalmıştır. Ayrıca eski Sümerbank binası arkasıyla Zincirli Cami arasında Vilayet binasına doğru, o dönemin ana caddesinin bir kısmı duruyor. Ulus İşhanı altında hamam veya palatinum (saray) kalıntıları çıkmıştır. Sarayın yanında, Ulus Hali’ne doğru bir yol kalıntısı daha vardı. Hal girişi ile Toygur Han arasına çıkar. O yolun tiyatroya doğru devam etmesi lazım diye düşünüyorum. 1998 yılında Balgat’ta bir temel kazısı sırasında da M.S. 3.Yüzyıla yani Geç Roma devrine tarihlenen mezar çıkmıştı.
Ankara Garı inşaatında
çıkan Bizans Mezarı -1931

Bahçelievler’de, Gar’da Bizans mezarı

- Bizanslılardan da günümüze kalan anıtsal pek eser yok galiba?
- Ankara merkezinde pek kalmadı. Bizans Dönemi’nde, Hacıbayram ve çevresindekiler hariç, yerleşim daha çok Kale’nin bir bölümüyle Hamamönü’ne doğru kaymış olmalı. Çünkü onlardan sonra gelen Selçuklu da onun üzerine kurmuş şehri daha çok. En bilinenlerden Gar inşaatı sırasında çıkan Bizans mezarı, Roma Hamamı’na taşınmıştır. Bahçelievler’de, Başkent Hastanesi’nin arkasında çıkarılan Bizans mezarında da kapak taşı olarak ikinci kez kullanılmış bir Frig kabartması açığa çıkmıştır. Yani aynı malzeme, farklı krallıklar döneminde kullanılmış.

- Selçuklu Dönemi’nden de az eser görüyoruz.
- Selçuklu hakimiyeti sırasında 1178’de yapılan Alaedddin Camisi’den başka Karacabey Hamamı, İmaret Camisi, Eynebey Hamamı, Akköprü gibi eserler var günümüze kalan. Sonrasında 1288’de Saraç Sinan, 1299 Kızılbey Camileri yapılmış. Bunların nasıl korunduklarıysa ayrı bir konu.

“Hacı Bayram kuzeye doğru geliştirdi”

- Osmanlı’dan neler kalmış?
- 1331’de Ahi Şerafettin, 1382’de Ahi Elvan, 1392’de Ahi Yakub, 1438’deYeğenbey Camileri yapılmış. 14. Yüzyıl’dan Kesikbaş, 1428’dan Hacı Bayram türbeleri, 15. Yüzyıl’dan Kızılbey Medresesi, Ahi Yeşil Medresesi, 16. Yüzyıl’dan Kurşunlu Cami gibi onlarca türbe, mescit ve cami vardır. Ticaretin hareketli olduğu zamanlardan 1471’de Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne çevirdiğimiz Mahmut Paşa Bedesteni (Fatih’ in sadrazamı Mahmut Paşa yaptırmış), hemen aynı yerde aynı yıl yapılan Mehmet Paşa Hanı (Kurşunlu Han) 1523’de Çengel Han, 16. Yüzyıl’dan Çukur Han, Pilavoğlu Hanı, Yeni Han, 17. Yüzyıl’dan Kıbrıs Han, Zafran Han, Sulu Han (Hasan Paşa Hanı) vardır. 14-15. Yüzyıllar’dan Kale ve çevresinde Hacettepe’ye kadar uzanan kısımda Karacabey Külliyesi, 1440’larda güneye doğru gelişmeyi sağlamış, İmaret, Buryacı, Hacı Seydi Mahalleleri kurulmuştur. Kuzeye doğru gelişme, Hacı Bayram Camisi’nin 1428’de inşası ile olmuştur. 1914’le 1924 arasında sadece Bentderesi’nde, Bent ile Çankırı Kapısı arasında Taşköprü, Tabakhane Köprüsü, Ördekli Köprü, Dağ Mahallesi Köprüsü, Çankırı Köprüsü olarak tanımlanan 5 köprü vardı.
“Ahlatlıbel, ilk Türk kazısıdır”
Mahmut Paşa Bedesteni ve Mehmet Paşa Hanı yanyana

- Cumhuriyet’in tarihi eserlere yaklaşımı nasıl olmuş?
- Cumhuriyet Ankarası’nda ilk yapılan işlerden biri, arkeolojik eserlerine sahip çıkılması olmuştur. Kente ve ülkeye bir kimlik kazandırmak için her döneme ait tarihi eser incelenmiş, açığa çıkarılmış, müzelerde sergilenmiştir. “Bulunduğumuz toprakların tarihini ne kadar iyi bilirsek topraklara o kadar iyi sahip çıkılır” der Atatürk. “Ahlatlıbel, ilk Türk kazısıdır” demiştik ya başta, bir yerleşimin, başından sonuna kadar sistemli biçimde incelenmesi, kazılması nedeniyle özellikle tercih edilmiştir orası. Yani arkeolojiyi, bina temeli kazılırken altından çıkanlar olarak anlaşılmaması için yaptırılan özellikli bir kazıdır.
Aliye Öztan

“Torsoyu haber verdik”

- Devamını getirebildik mi?
- Cumhuriyet’in başkenti olması ile başlayan süreçten itibaren 1970’lere kadar arkeolojik çalışmalar, hem Türkiye’de hem Ankara’da altın dönemini yaşamıştır. Cumhuriyet’le her bina yapımında çıkan eser olursa belgelenir, eğer gerekiyorsa korunur, sonra inşaat başlardı. Bize de bu bilinç verilmişti. 1967’de, üniversitede ilk yılımız, bir hocamızın verdiği ödev olarak Agustus Tapınağı’na gidecek, gördüklerimizi yazacaktık. O sırada Hacıbayram’ın yolu genişletiliyordu. İki arkadaş tapınağa doğru çıkarken yol kenarına bırakılmış bir torso (kolsuz başsız heykel gövdesi) gördük. Kepçe bir yandan çalışmaya devam ediyordu. Koşa koşa Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne gittik, ısrarla müze müdürünü görmek istediğimizi söyledik. Müdür bey kabul etti bizi, durumu anlattık. Hemen müdahale ettiler, çalışma tamamen durduruldu. Heykeli kaldırıp devam edilmedi yani. Şimdi Müze’nin orta bahçesinde sergileniyor o torso.

“Cumhuriyet’in eserlerine de sahip çıkılmalı”

- 1970’lerde bitiyor mu altın dönem?
- 1970’lerden sonra pek dikkat edildiği söylenemez ama 1980’lerden sonra giderek iyice ilgi azaldı ve son 30 yılda, hele 2000’li yıllarda, Ankara’nın eski eserleri göz ardı edilir hale geldi. Kayabaşı’na doğru çıkarken pirinç çeşmeler vardı mesela, nereye gitti onlar? Yeni Hacıbayram, yeni Hamamönü yapıyoruz eskiymiş gibi. Bu özgün eski dokusu değiştirilerek kent, yapay bir biçimde kimliksizleştirildi. Cumhuriyet’in eserlerine de Cumhuriyet’in Ankara tarihine sahip çıktığı özenle sahip çıkmalıyız tabii ki.
Bentderesi’ndeki Roma Tiyatrosu

“Soğuyorsunuz mahalleden”

- Öncesinde Ankaralı eserlerine sahip çıkmış mıdır?
- Ankaralılar, her dönemde bir eski kentte yaşadıklarını biliyorlardı. Onun eski parçalarını yapılarında kullanır veyahut işlevini değiştirdi. Mesela bir lahiti su yalağı yapmış, musalla taşı altında sütun parçalarını destek olmuş görebilirsiniz, duvar örerken kullanmıştır... Onun dışında sunaklar, sütun başlıkları, kaideler, heykel gövdesini almış, Kale içindeki Alaeddin Camisi’nin bahçesine ve çevresine adeta sergiler gibi dizmişlerdir mesela. Çok tahrip etmemiş, bırakmışlardır. Bugünse bırakın o tarihi yaşamayı, tarih içinde yaşadığını bile hissetmiyor insan. O eserlerin üzerine ya da dibine, otopark yapabiliyoruz. O evin, o mahallenin orijinalliğini bozduğumuz için tarihi dokudan da mahalleden de soğuyorsunuz.

5 Kasım 2018 Pazartesi

ANKARA NASIL ŞEHİRLEŞİYOR? (1)


Yayın tarihi:18.01.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

“YAŞAMASI ZOR ŞEHİRLER KURUYORUZ”


Ankara, Cumhuriyet’ten bu yana sakinleriyle arasındaki gerilimi bitmeyen bir şehir. Bu yazı dizimizde, nedenlerini araştıracağız. 1950’lere kadar olan yaklaşık 2 bin yıllık şehirleşme sürecini, Prof. Dr. Mehmet Tunçer’e sorduk.



Bazı yerler hemen şehirleşir, köylük kasabalıktan hızlı geçer şehirleşmeye. Coğrafi durumu ya üretime ya alışverişe uygundur ya da yolların kavşağındadır. Ankara, coğrafi konumu nedeniyle öncelikle mecburi bir kavşaktır diyebiliriz. O yüzden en az 2 bin 500 yıl önce burada ilk düzenli şehirleşmeyi başlatan Frigler’in Hacıbayram Camisi’nin üzerinde olduğu höyüğe kutsal mekanlarını kondurmaları, uzun sürmemiştir. 2 bin yıl önce ise Roma İmparatorluğu’nun kimine göre 100 kimine göre 200 bin nüfuslu şehri oluşmuştur. 2 bin 600 yıl önce dünyanın en gözde şehri Babil’in 350 bin nüfusu olduğu düşünülürse “Romalılar Ankara’nın kıymetini bilmiştir” demek yalan olmaz. Bizans olanı korumaya çalışmış ancak sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar Selçuklu ve Osmanlı’nın Ankara’yı doğru değerlendirdiğini söyleyemeyiz. Bunu eserleri söylüyor biz değil; Konya, Bursa, Edirne ve İstanbul’a yapılanla kıyaslanamayacak kadar azdır Ankara’ya yapılan. Stratejik kavşak özelliği yaklaşık 900 yıl kavranamamış olsa da insan niteliğiyle adeta yeni devletin doğal başkenti olmayı başarmıştır Ankara.

Rant baskısına dayanamadı

İşte bu 2 bin yıl sonra Roma İmparatorluğu’nun bile gerisinde ‘30 bin nüfuslu kasaba’ haline getirilen Ankara’nın, bugün de süren en önemli derdi şehirleşmesidir. Selçuklu ve Osmanlı’da görmemiş, Cumhuriyet’ten sonra da yüzüne gözüne bulaştırmıştır şehirleşme girişimlerini. Devlet kendi evini toparlayamamış, rant baskısına 94 yıldır layıkıyla karşı koyamamıştır. O zaman “Nasıl bir şehir çıkıyor karşımıza, ne durumda, nasıl şehirleşmiş ve şehirleşiyor acaba Ankara?” soruları kemiriyor aklımızı. Konunun uzmanı hocalarımızla şöyle bir tepeden bakacağız Ankara’ya, tarihi süreci dahil, pek çok yönüyle ele alacağız şehirleşmesini.

Ankara’ya çok kafa yoran, onunla yatıp kalkan hocalarımızdan Gazi ve Ankara Üniversiteleri’nde Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Doktor Mehmet Tunçer hocamızla başlayacağız. Çok söyleyeceği var, uzatmıyor, sözü kendisine bırakıyoruz.

2 bin yıl önce planlı bir şehir

Ali İnandım- Mehmet hocam, ilk düzenli şehirleşmeye başladığı yıllarında, nasıl bir şehirleşmesi var Ankara’nın?
Mehmet Tunçer- Frig ve Galat dönemi çok iyi bilinmiyor. Kazılarda çıkanlar, Hacı Bayram Höyüğü’nde bulunanlar. Milattan Önce 25’inci yılda Ankara’yı yönetmeye başlayan Roma İmparatorluğu’nun İmparatoru Agustus’un, Ankara’ya çok önem verdiğini ve imar ettiğini biliyoruz. Milattan Sonra 395’den itibaren Doğu Roma olarak ayrılınca da Ankara’ya olan ilgi devam ediyor. O dönemde akropolü (en önemli yapıların ve tapınakların bulunduğu iç kale), tapınakları, tiyatrosu, odeonu (konser verilen basamaklı tiyatro ), agorası (devlet sorunlarının tartışıldığı halk meydanı), hamamıyla 100 bin kişilik bir şehir oluyor Ankara. Günümüze kalıntıları taşınmıştır bu eserlerin. Roma ve Bizans döneminden bulunan eserler ve yapılardan, aslında Ankara’nın müthiş bir mimari ve sanat şehri olduğunu görüyoruz. Mesela Roma Hamamı, Roma hamamları içinde dünyanın en büyüklerindendir, Roma’daki Caracalla Hamamı’yla yarışır. Roma Sarayı (Palatium), şimdiki Ulus Çarşısı’nın yerindedir. Hacı Bayram’a doğru giden Kral Yolu’nun kenarındaki su kuyusu ve hamam kalıntısı hala duruyor. Geçenlerde Hacı Bayram’da yıkılan Bizans duvarı, belki de Agust Tapınağı’nı koruyan Temesos Duvarı’dır. Bizans, Hristiyan olduğu için, Pagan (puta tapıcılık) Roma’nın tapınak ya da eserlerini put olarak görüyor, 7-8’inci yüzyıllarda Arap akınlarına karşı surlarda kullanmak üzere tahrip etmekte mahsur görmemiş. Birçok Roma eseri, yapıları, can havliyle Kale surlarını güçlendirmek için kullanılmıştır.
- Roma döneminde bir şehirleşme planı var mı?
- Roma dönemi şehir planlarını bir miktar biliyoruz. ‘Izgara plan’ dediğimiz planlı, her şeyiyle ihtiyacı karşılayan gelişmiş bir şehir görüyoruz. Izgara plan diye birbirini dik açıyla kesen yollar arasında kalan dikdörtgen ya da kare biçimli yapı adalarından oluşan kent planına diyoruz. Yapı adaları hep aynı büyüklükte, yollar, aynı genişliktedir.
 Fotoğraflar: Alp Eren Kaya

Merkez Suluhan’a kayıyor

- Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’nde nasıl şehirleşme?
- Selçuklu dönemine ilişkin pek şehirleşme çalışması görmüyoruz. Kale’deki Alaeddin Camisi ve Akköprü dışında neredeyse Selçuklu eseri yoktur Ankara’da. Osmanlı geldiğinde her şey Kale içinde, dışı yıkılmış durumda. Selçuklu’nun çöküşüyle Osmanlı’nın kuruluş dönemleri arasında bir Ahi Cumhuriyeti kurulmuştur Ankara’da. Ahilik kurumlarıyla ekonomisi oturmuş bir şehirdir Ankara. Her zanaatkar kesiminin çarşısı var. Sof ticareti birinci üretim ve ihraç ürünü. Avrupa’da ve Osmanlı’da, saraylarda meviçli ve hareli denen kaftanları, softan kıyafetleri giyiyor krallar, padişahlar. İngiliz Kralı 8.Henry, Kanuni Sultan Süleyman’ı örnek verebiliriz bunlara. Kilim, halı, demir, bakır işleri çok gelişmiş bir zanaat merkezidir. 15’inci yüzyıldan sonra Koyunpazarı, Atpazarı, Samanpazarı gelişiyor. Osmanlı döneminde sur dışına çıkıyor yani şehir. Kale, konut alanı oluyor. Mahmutpaşa ve Kurşunlu Han’ın yapılışı(1459-60), ticaretin gelişme göstergesidir. 16’ıncı yüzyılda 102 odalı Suluhan yapılıyor. Çıkrıkçılar Yokuşu’dan Kale dışına yayılış başlıyor. Yokuş, Suluhan’a kadar Uzunçarşı olarak adlandırılıyor. Yukarıyüz’den Aşağıyüz’e inilen şehirde, 16’ncı yüzyıldan sonra Ahilik loncalaşıyor. Bedesten’de (şimdiki Anadolu Medeniyetleri Müzesi) ipek, değerli dokumalar, altın, gümüş satılıyor. Yukarıçarşı’da çanakçılar, çerçiler, Uzunçarşı’da kalaycılar, demirciler, tenekeciler, terziler, yorgancılar, eskiciler, külahçılar, saraçlar, semerciler gibi bazıları bugün de devam eden meslekler yayılmış. Suluhan çevresinde 2 hamam; Haseki ve Hasanpaşa Hamamları var. Hemen yanında İbadullah Camisi, Hallaç Mahmut Camisi, Tahtakale Hanı var. Sebze ve balık hali de etrafında. Kamusal bir yapı yok o dönemde çünkü şehirler kadılıkla yönetiliyor belli resmi merkezler dışında. 1511’de yapılan Suluhan’la ikinci merkez oluşturulur yani.

Yeni merkez de düzensiz
Mehmet Tunçer
- Ne zamana kadar sürüyor Suluhan’ın merkezliği?
- 1881’de, Bedesten çevresindeki hanlar yanıyor, terk ediliyor bölge. Ticaret, binalar gibi çöküyor, bitiyor o bölgede. Bu yangın, Tahtakale’nin (Taht al Kal’a= Kale dibi, Suluhan çevresi) gelişmesini hızlandırmıştır. 1892’de trenin gelişiyle Ege ve İstanbul’la ilişki sağlanıyor. Hızlı nakliye fırsatı doğunca buğday, üzüm gibi doğal ürünlerinin hem üretimi hem satışı artıyor. Kuvayı Milliye’nin Ankara’yı merkez seçmesi, bu açıdan da değerlendirilmiştir. Trenle beraber İstasyon Caddesi açılıyor ve bugünkü Ulus Meydanı yani Taşhan merkez olmaya başlıyor. 1890’larda Taşhan’ın yapımıyla çarşı, Karaoğlan Çarşısı’na yani Taşhan’ın bulunduğu bugünkü Ulus Meydanı’na doğru gelişmeye başlıyor. Hükümet Konağı yapılıyor, çevresine telgrafhane, İttihat Terakki Merkezi (Birinci Meclis), posta binası, Osmanlı Bankası kurularak yeni yönetim merkezi oluşturuluyor. Yeni merkezin oluşması da düzensiz gelişmedir. Bu şehir yapısı, 20’inci yüzyıl başına kadar geliyor Ankara’da.
- Bir şehir planı oluyor mu Osmanlı’da?
- Osmanlı’da, ‘organik doku’ dediğimiz kendiliğinden gelişen sokak dokusu vardır. Bu, dağınık bir şehirleşme biçimidir ama aslında mülkiyet dokusunu, eski dokuyu korur, sonrasına taşır dokuyu. Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Ankara’da da camiler çevresinde gelişir mahalle. Ahi camileri mesela... Yani merkez, ‘Cuma camisi’ denilen camilerdir. Osmanlı şehirlerinde meydan yoktur ama cami avlusundaki çınar çevresi, meydan işlevi görür. Çarşılar, camiye açılan sokaklarda kurulur. Konutlar, çeperlerde, dışta kalır.


Lörcher Planı

- Cumhuriyet’in kuruluşuyla nasıl bir değişim oluyor?
Lörcher Planı
- İlk şehir imar planı, Alman kökenli Carl Christoph Lörcher’in ‘Lörcher Planı’dır. 1924-1929 yılları arasında Yenişehir dediğimiz İtfaiye Meydanı’ndan Meclis Kavşağı’na kadar uygulanmış plandır. Eski şehre dokunmadan yeni bir şehir planlıyor Lörcher. 24 Mart 1925’de çıkarılan 583 Sayılı Yasa ile 4 milyon metrekarelik alan kamulaştırılır. En adil ve sosyal içerikli yasalardan biri olarak tanımlanır ama yeni şehrin yapılacağı yer, eski şehirdeki Ankaralılar’ın itirazıyla karşılaşır. Canıyla malıyla Kuvayı Milliye ve Cumhuriyet’e destek veren Ankaralılar’ın arazileri ve arsaları yerine boş araziler değerlenecektir ki bunun bir kısmı da bataklıktır. 583 Sayılı Yasa, bataklık alanların kontrol altına alınması, su çıkarılması, temiz hava sağlamak için yeşil alanların arttırılmasını hedefliyordu. İtirazlara rağmen bu yeni şehir planı, ‘Yönetim Şehri Çankaya’ (Yenişehir Planı) başlığıyla uygulamaya konur.
- İyi bir başlangıç mıdır bu yasa ve plan?
- Şehirleşme açısından, iyi bir başlangıç diyebiliriz. Eski şehri de korumuştur çünkü. Ancak arazi spekülasyonuna engel olamamıştır. Osmanlı’da arazi, kamunundur. Kişilere geçince spekülasyona da geçilmiş oluyor. Falih Rıfkı Atay ‘Çankaya’ kitabında, bunun şehre kötülük demek olduğunun farkında olmadıklarını söyler. Bu planla meydanlar korunur, Anafartalar Caddesi, Kazım Karabekir Caddesi, Denizciler Caddesi, Çankırı Caddesi, Egemenlik Caddesi, İstasyon Caddesi, Bankalar Caddesi (Atatürk Bulvarı Ulus kısmı) yeniden planlanmış ya da geliştirilmiştir. Kaleönü Mahallesi, istasyon nedeniyle İstasyon Caddesi iş bölgesi olarak planlanmıştır. Rüzgarlı Caddesi ve çevresi, Hamamönü, Hacı Bayram, Yenişehir, Kızılay ve Atatürk Bulvarı’ndan Meclis Kavşağı’na kadar uygulanmıştır plan. Bugün bu bölgelerdeki birçok resmi yapı, cadde ve sokak, o planın eseridir.

Jansen Planı

Hermann Jansen

- Arkasından 1932’de uygulanmaya başlayan Hermann Jansen’in planı nasıl bir plan?
- Jansen, Yenişehir’e dokunmuyor, onun dışında farklı bir planla geliyor; bahçe kent. Yeşil kuşaklar, parklar, mesire yerleri ile bahçe kent tasarlıyor. “Ben size, şehirciliğin en ileri ve seçkin örneklerini getiriyorum” der. İş bölgeleri, resmi kurumlar, cadde ve sokaklar arasını, boylu boyunca uzunlamasına parklar, yeşil kuşaklarla ayırır.
- Örneğin?
- Örneğin Bentderesi’nde Hatip Çayı üzerindeki bendin üst kısmını mesire yeri ve yüzme havuzu, dinlenme alanı olarak planlamış ama uygulayamamıştır. Gençlik Parkı’nda İncesu’yu park içinden akıtarak göllenme yapıp, çevresini doğal bir park olarak tasarlamış ama onu da uygulayamamıştır. İncesu ile Çubuk Çayı boyunca hep yeşil kalmasını düşünmüş ama uygulayamamıştır. Atatürk Orman Çiftliği’nde, Bahçelievler’de, Altındağ Esenpark’ta, 19 Mayıs Stadı çevresinde, Ziraat Mektebi Yerleşkesi’ndeki planlarını ise gerçekleştirebilmiştir.
Jansen ne planlamış..
Biz ne yapmışız!..
“Trafik yaya önceliklidir”


- Neyi uygulayabilmiş neyi uygulayamamış başka?
- Öncelikle Kale’yi, bir şehir tacı olarak görür ve bir müdahaleden koruyacak yasal düzenleme ister önce. Bütün şehir planında Kale, ana yollardan görülecek biçimde ve yapılarla kapatılamayacak biçimde tasarlanır. Bugün bir tepeye çıkmadan Kale’yi göremiyoruz değil mi? Hisarpark, Anafartalar Caddesi ve Bentderesi arasında 1917 yangınında tamamen yanan bölgeyi de planlamıştır ve o yapılaşma ve sokaklar, kısmen bozulsa da duruyor bugün. En az 8-10 caminin çevre düzenlemesini orijinaline uygun planlamıştır. Hacı Bayram ve İsmetpaşa Mahallesi’ni planlamış ama uygulayamamıştır. Hacıbayram açısından uygulanmaması iyi olmuştur diyebiliriz çünkü tarihi dokuyu bozacak yapılaşmalar vardır planında. Hanlar Bölgesi’ni (Anadolu Medeniyetleri Müzesi çevresi) planlanmış ama uygulayamamıştır. Kanalizasyonları, dereye atık su bulaşmayacak biçimde planlamış ama uygulayamamıştır. Trafiği çok öngöremez ya da belki bilinçli olarak yaya önceliklidir planı. Ana hatlarda yollar geniş, diğerleri trafiği yavaşlatacak biçimde dar tasarlanmıştır. Yaya trafiği, yürüyüş yolu önceliklidir planı.


Ekolojik-teknolojik şehir olacakken


- İyi bir plan mıdır Jansen Planı?
- Şu anda ekolojik-teknolojik mimari ya da kent planlamasının temeli aslında Ankara’da uygulanmak istenmiş ama rantçılarla baş edememiş ve nüfus artışına yetişememiştir Jansen Planı. Görevden çekildiği 1939’dan sonra 1957’ye kadar planı yürürlükte kalsa da bambaşka uygulamalarla çarpık kentleşme hakimiyeti ele geçirmiş, bugüne kadar da gelmiştir maalesef.
Jansen’in yeşil alan ve çocuk oyun alanı olarak tasarladığı
Arslanhane Camisi’nin avlusunu, bugün otopark olarak kullanıyoruz.
- Bugünkü düzensiz kentleşme tarzımız, eski bir alışkanlık diyebilir miyiz?
- Cumhuriyet’le rantı keşfediyoruz, plan değişikliğini de keşfetmiş oluyoruz. O zaman da plan falan işlemez oluyor. Bunu bir alışkanlık haline getirdik ve o yüzden yaşaması zor şehirler kuruyoruz diyebiliriz.
Yunus Yıldız'ın arkeolojik verilere göre oluşturduğu Ankara Gravürü