görme engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
görme engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2018 Cumartesi

KIZILAY’DA SAFARİ KEYFİ!


14.04.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Bu taraftan pek sık geçmiyor anlaşılan, görme engelli beyefendi, takıla takıla Kızılay’ın Güvenpark önüne düşen otobüs durakları arasından sıyrılmaya çalışıyor. Görenler yardımcı oluyor sıyrılmasına. Bazıları yeni engellerin yerini öğrenmiş, bizden bile iyi arşınlıyor arapsaçı kargaşa kaldırımını. Kaldırım değil askeri eğitim parkuru maşallah, safari arazisi; her türlü engel, zorluk mevcut.

Tabela tabela..
Ülkenin başkentinin merkezinde yayalara ayrılan kaldırımlar, yürüme yolu olmak dışında pek çok amaca hizmet ediyor. Atatürk Bulvarı’nın arabalar için daraltılan kaldırımlarında, düz bir hatta yürüyemezsiniz. Büfeler, seyyar satış kamyonetleri, etkinlik TIR’ları, bankamatikler, taksi durakları, saksılar, gözünüze iyice sokmak için tam yolun ortasına konan reklam tabelaları, yine reklam tabelası, yine... Kalan boşlukta simitçiler, seyyar satıcılar...
Geç geçebilirsen..

Kendisine biri yardımcı olduğu halde reklam tabelasına toslamaktan kurtulamadı görme engelli beyefendi. Yanındaki mahcup oldu, ne yapacağını şaşırdı sanki bilerek yapmış gibi. Halbuki bizim tükenmez kalem, yara bantı gibi şeyler satan görme engelli bir seyyar satıcımız var, ne kadar da ehil bu engelleri aşmakta. Söküle söküle birkaç numune kalmış görme engelli şeritlerinden hiçbir beklentisi olmadan engelleri aşıyor, görenlerden iyi bitiriyor safari güzergahını. Hayranız kendisine...

Kaldırım anarşisi
Bu kaldırım anarşisi birçok yazımızın içinde yer almış, çeki düzen verileceğine yeni engeller koymakla karşılık vermişti belediyemiz. Metrodan çıkana, Kızılay’a yürüyene de reklam tabelası zorunlu olacak diye ödümüz kopuyor, bu biçimde vatani görevimizin bir kısmını ülkenin başkentinin merkezinde tamamlamaya çalıyorduk.

Bir yandan da safari sevenler için bulunmaz nimet aslında. Üst geçitle ışıklar arasında, bugün nasıl bir macera bekliyor bizi acaba? Bilgisayar oyunu gibi nerelerden dolaşıp nerelere sekecek, omuz darbeleriyle kimleri bertaraf edecektik kimbilir. Kolluk güçleri için al sana gerçek bir eğitim alanı, parkuru tamamlayan diplomayı alsın.
Yolun ortasında reklam tabelaları.. Bir de kalabalık saatte görün..
Mimarlar Odası başvurdu
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, minibüs duraklarını da katarak, bu kargaşayla çevrelenmiş Güvenpark ve Saraçoğlu Mahallesi çevresini korumak için Büyükşehir Belediyesi, Ankara Valiliği ve Koruma Kurulu’na başvuruda bulundu. Tek tek yukarıda saydığımız o engelleri görüntülemiş, kanıt olarak koymuşlar. İhtiyaç olursa 2 Nisan’da gazetemizde çıkan ‘Kaldırımpark’ haberini de iliştirebiliriz kanıtlara; kaldırımı otopark olarak kullanan zabıta ve bir metro personelinin aracı, hiçbir rahatsızlık duymadan güzergahın ortasına parka devam ediyor nitekim.

Yani hizmet ayağınıza gelmiş, şehrin ortasında safari keyfi güzel de işte iş-güç, yaşlılık, engellilik olmasa. Yayaların yürüme yoludur kaldırım, bunu bilenler yöneticilik yapsa...

19 Ocak 2017 Perşembe

ENGELLİ ŞEHİR



17.01.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Bazı spor kulüpleri Ankara’dan gitmeye çalışıyor ama ne hata! Vefasızlıkları bir yana, bu şehirde ne madalyalık sporcu yetişir farkında değiller. Bu kadar engelle dolu bir şehirde, sporcu olunur ancak. Çocuk da olsan yaşlı da bu engelleri aşacaksın, değilse kafes kuşu gibi evden uzaklaşmayacaksın.


Şikayetler arttı
Son 3-4 aydır arttı, engelli vatandaşlarımız ve derneklerimizden imdat niteliğinde şikayetler alıyoruz. 2005 yılında yeniden düzenlenen Özürlüler Yasası, pek bir işe yaramamış görünüyor. Başka yerler nasıl bir gelişme kaydetti bilemiyoruz ama Ankara için kesin bir kanaat olarak işe yaramadığını söyleyebiliriz.

Bir yıldır şehrin genelinde görme engelli yolları paramparça, yol olma vasfını kaybetti, değneğinin ucuna kuvvet, eski usule döndü vatandaşlar. Son 2 aydır yürümeyen yürüyen merdivenler hepten durdu. Artık yoğun işe gidiş ya da işten çıkış saatlerinde de bir kudret onları durduruyor. Genelde çıkan çalışmıyor inen çalışıyor, bir bakıyorsunuz ikisi de çalışmıyor, bir daha bakıyorsunuz asansör de çalışmıyor.

Şehri bölen otoban kılıklı yollarımız, engellilere “Gelme buraya” diyor. Yasak savan kaldırım rampaları, yasağı savdı çok şükür. Çökmüş kaldırımlar, araçlar park etmesin diye konan mantarlar, hep engel.

“İyice yaşanmaz hale geldi”
En son katıldığımız bir panelde iki kolunda iki koltuk değneği vatandaşımız yanaştı yanımıza, “Şehir, iyice engelliler için yaşanmaz hale geldi, AŞTİ’ye gidemiyoruz artık biz” dedi. “Bizim de sizden çok farkımız yok, sizin gidemediğiniz yerlere eziyetle gidebiliyoruz sadece” dedim. “Tavuklar gibi araçların önünden kaçıyor, koşuşturuyoruz. Arabaların şehri burası” diye de ekledim.
Nasıl duyuracağız sesimizi Ali bey?” dedi, “Siz niye sesinizi duyurmak zorunda olasınız ki, yenilenmiş yasası çıkalı 12 yıl olmuş, zaten kamu kurumları bu yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda” dedim. Aman ne güzel laf ettim; “Yasa işlemiyor” diyor vatandaş, biz de ‘yükümlülük’ falan diyoruz, dersin ki Stockholm’de yaşıyoruz!
Bu aklın yolundan giden nereye varır acaba?

Engelin hası
Bu ülkenin 10’da 1’i engelli; 7-8 milyon kişiden bahsediyoruz. Engelsize bile engel bir şehrin engellilerine, Allah güç, kuvvet, sabır versin. Allah’a kalmış işimiz, kul dinlemiyor. 4 Aralık 2015’de ‘Anlayışı Engelliler’ demiştik, baksanıza daha engelin hasını kaldıramamışız.

15 Ağustos 2013 Perşembe

ACEMİLİK MİDİR BU?


13.08.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Otobüs durağını, duvarı, görme engelli yoluna koymuşlar. Görme engelli vatandaşların duraklardan, duvar içinden geçebilme yeteneği var demek. Üstüne park edenler bunu biliyormuş, yeni anladım.



İnmeye kalksa tutamazsın, çıkmaya kalksa çıkamaz. Bu da engellinin, adı gibi ‘engelli yolu’dur. Bize engellinin, bu eğimden çıkabileni lazım efendi, yoksa otur oturduğun yerde.



Engelsiz yolu bu sefer, böyle “Kablo döşeyeceğim” diye bir ayak sığacak kadar kazmışlar. İçinde bir adam. Engelli de değil, sapasağlam. Önüne baksana be adam!



Kaldırım var, yoldan yürüyorum. Kendine kaldırım süsü verenler var, araba park etmesin diye borulardan ibaret olanlar var. Eskiden işsiz adama “kaldırım mühendisi” derlerdi. Bu kaldırımlarda yürüyebilmek sözcüğün gerçek anlamıyla kaldırım mühendisliğidir.



Yağmur yağar, Venedik romantizmi dolar içimize. Biz de mazgal, sırf bu keyfi yaşatmak için, ya hiç yoktur ya da tıkanan, su biriktikten sonra açılır. Birikintileri yüzme amacıyla kullanandan, havuz ücreti tahsil edilmez. Hizmetse hizmet!



Yön tabelası kavşağın tam dibindedir. Kararsız kalan arabanın yarısı sağa, diğer yarısı sola gider. İkisinden biri doğru yoldadır. Trafik uyarı tabelasıysa kent sakinlerine duyulan sonsuz güvene işaret eder; ya yoktur ya da yanlış uyarır. Sola virajı, sağa diye gösterebilir. Gelmişken tarlaya, mangal kurulur.



Yol yapılır, asfalt dökülür, ortasına da bir elektrik direğiyle süslenir. Kamu malına zarar vermekten zevk alırcasına bu direklere toslayanlar olur. Git, evinin duvarına tosla, niye kamu direğine tosluyorsun kardeşim. Zaten elektriği de kesik, sana ne zararı var?



“Kesik” demişken elektriği zayıftır bu şehrin. Bir elektrik alamazsınız, soğuktur geceye karşı. Dünyanın en karanlık şehirleri yarışmasına otomatikman kabul edilmiştir. “Elektrik” dediniz mi kızgın insanların ışımasıyla karşılaşırsınız. Bu ışımayla aydınlanır şehir.



Yaya yolları, kaldırım da diyoruz ya, reklam tabelalarıyla çeşitlendirilmiştir. Daha iyi görebilelim diye yolun tam ortasında oluyorlar. Şehrin ortasında yol kesiyorlar alenen. Hatta İçişleri Bakanlığı’nın köşesindeki, bir de Atatürk Heykeli’nin ağzını kapatıyor. Arabayla insanın farkı, sabrı olmalı. Bu arada hem çok gezenin hem çok görenin daha iyi bildiğini inkar edemiyoruz.



Asansörle yürüyen merdivenler, Ankara iklimini sevmez, o kadar masraf edip yap sen, çalışmazlar. Hizmeti gölgelemek amaçlı bir direniş içindedirler. Özellikle işe gidiş, işten çıkış saatlerinde, metro kuyusuna kendi ayağınızla iner, ciğer varsa  çıkarsınız. Asansörlerle işbirliği içindedirler. Niye yürümüyorsunuz oğlum, eyleminiz kime sizin!



Bir yere kazma vurulmayagörsün. İlk kazan define mi ne buluyorsa artık, daha bitmez kurcalanması. Duyan, kazmaya gelir. Her gelen bir şey buluyor ki arkası kesilmez define avcılarının. Bir bütün halinde son görüşünüzdür orayı, çürük kumaş gibi dikiş te tutmaz sonra. ‘Tadilat, tamirat’ın anlamı değiştirilmelidir sözlüklerimizde.



Dar geldi, sığmadı. Daha çok vardı sayacağımız. Özellikle şu kentin engellilere göre düzenlenmesiyle ilgili yasadan sonra yeniden gözümüze batar oldu. Alışmışız demek zamanla. Bir acemilik midir, nedir bilemedim. Düşünürken aklıma şöyle bir fikir geldi önlem olarak:

Diyelim engelli yolunu, kaldırımı yanlış yapanın, işçisinden müdürüne kadar, kafasına döşediği döşemeyle vuralım. Tabela, direği sökmek zor olacağı için bu durumda, kafayı direk ve tabelayla buluşturalım. Mazgala elini sıkıştıralım. İndirelim çıkartalım asansörsüz, yürümeyen merdivenlerden. Çukur terbiyesi için evinin, apartmanının önünü, her gün bizzat kendisine kazdıralım, uslanmayanı, çukura itip, çıkaralım.



Yukarıdaki acemilikler, 90 yaşındaki bir başkente yakışıyor mu? 90 yaşındaki bir başkentte, hala bu kadar acemilik olur mu?

23 Aralık 2012 Pazar

GÖZDE AKBAYIR’IN HAYALİNİ YIKMAYIN


21.12.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

2 ay önceydi. Ulus metrosunun uzun merdivenlerinden indik, metroya ulaşmak için diğer uzun merdivenleri çıkmaya hazırlanıyorduk. Çıkacağımız merdivenlerden, elinde görme engellilerin kullandığı bastonla eşofmanlı genç bir kız, seke seke, adeta koşarak iniyordu. Dikkat kesildim. Görüyorsa niye baston kullanıyordu, görmüyorsa nasıl böyle görür gibi çabuk, çevik iniyordu merdivenleri? Arkadaşımla konuşuyorduk, sesimize yöneldi ve “Metroya nereden inebilirim?” diye sordu. Görme engelliler için yapılan kaldırımlar onu metroya yönlendirememiş, çok alakasız bir yere gidiyordu. “Biz de ineceğiz, beraber inelim” dedim, girdim koluna.


Günüm şenlik oldu
Eşofmanında bir okul arması vardı. “Yahu” dedim “ben görürken inemiyorum, sen nasıl koşa koşa indin o merdivenleri?” Güldü. 14-15 yaşlarında. “Yürüyüşten falan mı geliyorsun?” dedim, “Yok, bugün yarışlar vardı, oradan geliyorum” dedi. Okul atletizm takımındaymış. Yenimahalle’ye gidiyormuş, benimle aynı yön, kolkola indik. Nerede okuyor, ne zamandır spor yapıyor, okul nasıl gidiyor derken “Nasıl geçti yarışlar?” diyemeden, “Bugünkü yarışlarda hep bizim okul kazandı” dedi. 3 yarış koşmuş o gün, madalyasını gösterdi. “Ver elini, önce ben kutluyorum o zaman” dedim. Öpemedim ama içimden bin kere öptüm alnından. Bin kere de ailesinin, hocalarının alnından; daha çok gençken böyle olgun, kendine güvenli birini yaratmayı başardıkları için. Günüme şenlik oldu hem kendisi hem başarısı. Sık adımları, biran önce eve gidip, başarısını paylaşmak içindi galiba ama piyango vurdu, paylaşmak ailesinden önce bana nasip oldu. Kendini bulmuş, sokağa karışmıştı.

Duyulmayan çığlık
Salı günü duyulmayan bir çığlığın haberi vardı: 40 günlükken annesinin terk ettiği, sonrasında tatsızlıklarla devam eden hikayesine “Dur” demek isteyen kızımız Gözde Akbayır, elinden tutulması için sesleniyordu. Tekvandoda Türkiye Şampiyonu olmuş, Kickboks’ta Türkiye ikincisi. 50’den fazla madalyası var. Annesiz, babası hapisteyken zor durumdaki babaanne ve dedesiyle, Altındağ’da bir gecekonduda yaşıyor. Kızımız  başarılı ama başarının kıymetini, hocası Özcan Ağırdaş dışında bilen yok. Tek dileği, bir kurum takımı ya da kulüpte, lisanslı sporcu olabilmek. “Biz sizi ararız” deyip, aramıyorlarmış. Biz de orada insanlığı arıyor, bulamıyoruz.

Yıkılmasın bu hayal
Gözde Akbayır, “Bir kulüp çatısı altında çalışmak, öğrenim hayatıma devam etmek, ileride ne olacağımı bilmek istiyorum” diyor. Bir işte başarılı olarak gereğini yerine getirmiş Gözde. Sahip çıkmak, başarısının karşılığını vermek için ne bekliyoruz? “Hayallerimin yıkılmasını istemiyorum” diyor, daha ne desin? Kim bize örnek olacak efendim? Bu gençler mi yoksa eski parayla trilyonlar yeni parayla milyonlar alan, vitrinleri şımarıklığıyla dolduran sözde sporcular mı?

Hayallerini yıkmayın, bir daldan hayata tutunmuş, o dalını kırmayın Gözdeler’in. Çünkü onlar tutununca yaşam şenlik oluyor.