voleybol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
voleybol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2014 Salı

“ANKARA TESİS FAKİRİ”




18.11.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi


Ama Ankara, tesis fakiri. Ona da bir el atmak lazım” dedi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Lafın başı da var; “Spora sadece futbol olarak bakmamak lazım voleybol, basketbol ve diğer spor dallarında da güzel sonuçlar alıyoruz. Gençlerimizi, çocuklarımızı bu tür spor dallarına küçük yaşlardan itibaren yönlendirip, alt yapıdan yetiştirmek lazım. Bunun için de tesisler kurmak lazım. Nitekim birçok ilimizde bu tesisler var; stadyumlardan atletizm tesislerine kadar. Örneğin Konya'daki stadyum, çok güzel oldu. İstanbul'da da yeni yapılan birkaç stadyumumuz var. Ama Ankara, tesis fakiri. Ona da bir el atmak gerekir.



1 milyon öğrenci var

Aslında son 3-4 yıldır Ankara’nın ilçe belediyeleri spor tesisleri açısından önemli atılımlar yaptı. Tabii merkez ilçelerinden bahsediyoruz. Tesis sefiliydik, fakiri durumuna yükseldik biraz. Örneğin Mamak Belediyesi, “Bu ilçenin ciddi bir sporcu altyapısı var. Bu kabiliyetimizi değerlendirip, sporun ilçesi olarak anılmak istiyoruz” demişti. Bu sözün arkasında da durup, tesisler yaptı, tıkabasa doluyor şimdi. Ufaklı büyüklü her ilçe bir şeyler yapmaya çalışıyor ancak başkente çok daha fazlası lazım.



Ankara 1 milyon öğrencisi olan bir kent. Yani nüfusunun 5’te 1’ine denk geliyor. 2013 rakamlarına göre 81 ilin 74’ünün nüfusu 1 milyonu bulmuyor. Hatta 32 tanesinin nüfusu, 200 bini bile bulmuyor. 5 milyonluk Ankara’da bir de öğrenci olmayıp, sporla ilgilenen kent sakinlerini düşünürsek tesis fakirliğimize diyecek yok yani.



Amatörlerin durumu içler acısı

Öncelikle ‘asrın oyunu’ denen futbolda Ankara, sanıldığının aksine ülkenin en fakirlerinden biri. Amatör futbol kulüpleri, antrenman yapacak sahayı bırakın maç yapacak saha bulamıyor. Amatör küme maçları sabah 9’da başlayıp, gece yarılarına kadar sürüyor. Sincan ya da Pursaklar’dan sabah 9’daki maça gelmek için saat 4-5 gibi kalkması gerekiyor gençlerin. Çankaya gibi ülkenin en büyük ilçesinde, futbol tesisi yok. Tesis olmayınca bahsedecek olanak da kalmıyor iyiliğini kötülüğünü tartışacak.  Amatör takımlarda, gerçekten ülkenin en fakirlerindeniz.



Kaçıncı başbakanlar, bakanlar geçti, sözler verildi ama 5 milyonluk başkentin, dünya çapında bir stadyumu yok hala. 400-500 bin nüfuslu şehirlerin var, başkentin yok. “Oraya mı, buraya mı yapalım” diye hala lafı dolanıyor sadece.

Okul salonlarından yararlanamıyorlar

Basketbolda ve voleybolda da öyleyiz; ciddi altyapı sorularıyla mücadele ediyor gençler. Takımlar da yapılan değişiklikle artık okulların salonlarından yararlanamıyor. Çankaya’dan Batıkent’e olduğu gibi, kendi mahallesinden başka bir ilçeye antrenmana gidiyor sporcu öğrencilerimiz. Salon bulamıyorlar çünkü. Atletizmde ki o da bazı branşlar neredeyse yok, 19 Mayıs’taki Ali Naili Moran Tesisleri’nde, yetersizlikler içinde, ellerinden tutulmayan gençler çabalıyor. Ayrıca 19 Mayıs, artık talebe yanıt veremeyen, üstelik 21’inci Yüzyıl’a yakışmayan ilkellikler içinde debelenen bir spor tesisi artık. Kurulduğu 1936’dan beri yorulmuş, üstü başı dökülüyor.



Hint fakiri gibiyiz!

Çevre ilçelerin spor tesisi yapmaya zaten gücü yetmiyordu ama merkez ilçelerde bile sorun yaşanırken bir de Büyükşehir Yasası çıktı, ilçelerin yettiremediği bütçelerinin büyük kısmı  Büyükşehir Belediyesi’ne geçti. Öyleyken olmazken merkezden nasıl yürüyecek bakalım projeler, göreceğiz. Bakanlık, büyüteç bile değil, dürbünü alıp bir Ankara’ya baksa merkezinin Ankara’da olmasından utanır.


Sayın Cumhurbaşkanım, Ankara, sporda Hint fakiri gibi; döşeği var ama sokakta yatıyor maalesef!

10 Nisan 2012 Salı

BU PARKLAR VADİ OLUR


10.04.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Toplantıya katılan yöneticiler düşünceli. Vekaletname veren tedirgin adam durgunluğu var. Ya da hergün bu imzalardan atıyormuş heyecansızlığı mı demeli? Oysa 6 Nisan 2012, Ankara için çok önemli, tarihi bir imza günü. Kendi alanında bir ilk. Teknokentler, işbirliği yapacaklarına ilişkin anlaşma tutanağını imzalayacaklar. Bu imzalar, Ankara tarihinde yeni bir dönemin ilk adımı olacak. Nerede heyecan, niye coşku yok? Hatta niye çoğu yerel yöneticiler ve sivil toplum örgütlerinin başkanlarını göremedik? ‘Teknokent’ nedir ona bakalım sonra dedikoduya devam ederiz.

Teknokent nedir?
Teknopark’ da deniyor. Kısaca teknoloji üretme ya da geliştirme için çalışan firmaların, bir arada kümelendiği yerler diyebiliriz. Örneğin çamaşır makinesini ele alalım. İlk 1906’da üretilmiştir. Otomatik olanı, 1950’lerden beri aşağı yukarı aynı teknolojiyle günümüze gelmiştir. Sonra biri çıkmış, “Az elektrik harcayanı üreteceğim” demiş. Diğeri, buna ek olarak “Çamaşırın kilosuna göre deterjan harcatacağım” demiş. Yarın başka biri, “Bir metal kaplama yöntemi buldum, sahibinin ömrü, makinenin çürüdüğünü görmeye yetmeyecek” diyebilir. Hepsi bir sürü karmaşık işlemler gerektiriyor ama değişik kişilerin geliştirdiği teknolojiler, aynı makinede toplanıyor.

Şimdi otomatik çamaşır makinesi yerine uçak, elektrikli araba, rüzgar enerjisi üreten değirmenler, denizaltı ya da uzaya gönderilecek bir uydu koyalım. Üstüne baş döndürücü hızla gelişen bilgisayar teknolojisini ekleyelim. Her ürünün her parçasını geliştiren yüzlerce, binlerce değişik firmanın, harıl harıl, bu ürünleri geliştirmek için çalıştığını düşünelim. İşte bu araştırmacıların, geliştirmecilerin bir arada kümelendiği yerlere, teknopark ya da teknokent diyoruz.

Ankara’daki teknokentleri bir araya getiren, Vali Alaaddin Yüksel. Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptığı Ankara Kalkınma Ajansı, uzun isimli bir proje geliştirdi ve teknokentleri, imza masasına oturttular. Projenin adı, Ankara Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Potansiyelinin Tespit Edilmesi, Tanıtılması ve Harekete Geçirilmesi Projesi. Nefeslenin, devam edeyim!

Türkiye’de bir ilk
Ankara Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi, Ankara Sanayi Odası Teknoparkı, Bilkent Üniversitesi Cyberparkı, Gazi Üniversitesi Teknoparkı, Hacettepe Üniversitesi Teknokenti ve ODTÜ Teknokenti, güç birliği yapmak üzere bir araya gelip, imzaları attı, Ankara Teknokentleri Platformu’nu oluşturdular. Türkiye’de, ilk kez böyle bir işbirliği yapılıyor. Bu işbirliğiyle ülkeye örnek bir yönetim modeli de oluşturmak istiyorlar.

Toplantının sonunda, düşünceli yöneticilerden eser kalmadı. Yüzler güldü. Ankara soğukluğuymuş demek. Tabii o imzaların da vaat edilen sözlerin de hem destekçisi hem takipçisiyiz.

Uydu fotoğraflarında, teknoparkların yeri işaretlenmişti. Ülkenin en iyi ilk 3 üniversitesini içeren 6 teknoparkın. Yukarıdan bakınca ‘Bilişim Vadisi’ni gördük biz!

Vakıfbank’tan iyi haber
Telekom, Tarımspor, SGK ve Emlak Toki’nin, Ankara’daki voleybol alt yapısını feshetmesinden sonra Vakıfbank Ankara 3’üncü Lig Bayan Voleybol Takımı’nın kapanma haberi gelmişti. Altyapıyla beraber, 120 çocuğumuzun, diğerleri gibi ortada kalmasından korkuyorduk.

VakıfBank Genel Müdürü Süleyman Kalkan beyefendinin, gazetecilerle sohbet toplantısına davet edildik. Sorularımın yanıtları özetle şöyle: 
Birincisi; voleybolcu çocuklarımız  için, desteklerini devredecekleri şirketle anlaşmışlar. Şirketin adını, Haziran’dan önce, devretmeye yakın açıklamayı uygun gördüler. 
İkincisi; bankanın Halk Müziği Korosu, banka sergi salonu ve sergisi, lokali ve bir miktar çalışanı İstanbul’a gitmekten kurtardık! Ciddiyet ve ilgilerine teşekkür ediyoruz.

24 Mart 2012 Cumartesi

HAZIRI GÖTÜRMENİN BEDELİ


23.03.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Unutmaya çalışıyorduk, keyfimiz kaçtı. Soran olmadı kimseye. Bir ‘torba yasa’ içine atıldılar, şimdi yola çıkmaya hazırlanıyorlar. Sorulmadığı halde söyledik ama bilemediğimiz yüksek siyasetler, memleketin çıkarları sözkonusuydu herhalde. Hala bilemediğimiz için gördüğümüzü, kıt bilgimizle değerlendirebiliyoruz ancak. Hazırlıkları ilerleyip, basit bir taşınma işi olmadığı anlaşıldıkça acısını daha sızılı hissedecekmişiz gibime geliyor.

Haber içinde haber
Haber şu; “Vakıfbank, Ankara 3’üncü Lig takımını kapattı.” Çok ilgileniyormuşum da haberi alınca yerinden hopladım  zannediyorsunuz. Hem futbol değil voleybol hem de voleybolun 3’üncü Ligi. “Altyapıdan adam takip eden kafa avcısı” diyorsunuz benim için. Oyuncuların aileleri, gizlemeye çalıştığım müthiş takipçiliğimi öğrendi, haberi benimle paylaşma ihtiyacı duydu sanıyorsunuz. Değilim efendim, hiç öyle biri değilim. Kumsalda oynarken bile topu manşetine oturtamayan, smaçı, ellerine varmadan, yüzünde karşılayacak beceriksizlikte bir voleybol yeteneğiyim. Şampiyonluk maçlarını yakalarsam ilgiyle izlerim, tüm marifetim bu.

Adam yokmuş gibi niye beni bulmuşlar o zaman? Haberin içindeki haber, ilgi alanıma girdiği için. Önce fark etmedim, spor sayfamızı adres gösterdim. Fark edince iğneler dürttü, kıpır kıpır rahatsız oldum. Kirpi gibi haberdi; iğneleri açıldıkça batan bir haber. Hatta zamanında konuyu işlerken gözümüzden kaçmış ciddi bir ayrıntıya dikkatimizi çekiyordu. Ankara’dan İstanbul’a taşınacak kurumların vereceği sızı, tahminimizin aksine, işin parasal boyutundan önce başka bir yerde daha erken hissedilmişti.

Bankalarla taşınan voleybolcular
Yaklaşık 1 yıl önce Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Ziraat Bankası, Halk Bankası, Emlak Bank gibi kurumların, İstanbul’a taşınması yasalaşmak üzereydi. Günlerce niye taşındığını, taşınırsa Ankara’nın neler kaybedeceğini tartıştık. Destekleyenler, karşı çıkanlar oldu. İşte Vakıfbank ta o gidecek kurumların arasındaydı. Herkese birer cüzdan muamelesi yapıp, sadece kaç yüz milyon(trilyon) kaybımız olacağını hesaplıyorduk. “Yeni yatırımlarla yerine konur” diye teselli ettiler. Toplumsal maliyeti hesaplayan olmadı.

Geçen yıldan bu yana Türk Telekom, Tarımspor, SGK, Emlak Toki voleybol takımları kapanmıştı. Altyapısı güçlüyse takım başı, 120’ye yakın sporcu demek oluyor. İşte bu yüzlerce genç sporcu, bir anda boşluğa bırakılmıştı. Onca yıllık emekleri boşa gitmesin diye ya Anadolu’ya dağıldılar ya da İstanbul’a gitmek zorunda kaldı çoğu. Şimdi de Vakıfbank Ankara 3’üncü Lig Voleybol Takımı kapanıyor, sıra altyapısında deniyor. 3’üncü Lig’den altyapıya doğru, boşluğa bırakılan bir 120 genç daha demektir bu.

Hazırın maliyeti
Görüldüğü gibi; sadece banka çalışanları ve ailelerinden ibaret değilmiş maliyet hesabı. O kurumların etkinliklerinden yararlanan aileleri de katmak gerekirmiş maliyet hesabına. Toplumsal maliyet, para hesabı gibi kolay yapılmaz; kısada tutsa uzun vadede tutmayabilir. Daha hesaplamadığımız ne maliyetler çıkacak bakalım taşınmalar ve kapanmalar devam ettikçe.

Hazırı alıp, götürmek kolay. Kime verseniz gönüllü taşır. İş Bankası ve Şekerbank ta böyle gitmiş, sonra arkasına bakmamışlardı. Boşlukları dolmadı. Kendi çabası ve onlarca yılın emeğiyle yaptığını, nasıl bu kadar kolay veriyor Ankara anlamak zor. En önemlisi; her gidenin ardından toplumsal dokusu biraz daha zedeleniyor, tedavi için yine kendi başına bırakılıyor başkent. Yalnız böyle giderse içten içe sızlayan bu yaranın acısı şiddetlendiğinde, feryadından sadece Ankaralılar rahatsız olmayacak, orası kesin.