parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2011 Salı

BİTTİ SEÇİM GÜNLERİ HOŞGELDİNİZ ANKARA VEKİLLERİ


14.06.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Yüzüne hasret kaldığımız vekillerimizi, seçim sayesinde, Ankara’nın sokaklarında, ilçelerinde, beldelerinde görme zevkine eriştik. Çok şükür!.. Vallahi Ankara’nın, vekilleri varmış meğer. Unutmuşuz görmeye görmeye. Vaadler, projeler, iyi niyetli dilekler uçuştu seçim gezileri boyunca. Ankara’nın mimli safı olarak, hepsiyle heyecanlandım bendeniz. “Ah keşke ah keşke!..” diye diye izledim hepsini. Ümitlendim. 29’a 2 daha eklendi, 31’e çıktı Ankara’nın vekil sayısı. “29’u ilgilenmese yeni gelen 2’si ilgilenir mutlaka” diye ümitlenecek kadar ileri bir saflık sınırını zorlar oldum.

Halka dokunmayan siyasetçiler
Bu arada yeni vekil adayı olmasına karşın siyaseti, parti merkezinin dışına taşıyamayan vekillerimiz de gözümüzden kaçmadı. Her şeyden önce değişmesi gereken Partiler Yasası ile Seçim Yasası’nın bir nimeti olarak, halka dokunmadan siyaset yapma, seçim kazanma alışkanlığını sürdürenler vardı. Her biri pire gibi kendi bölgelerinin tozunu atmak yerine, yükü genel başkanın sırtında, seçime parti merkezlerinde girenler vardı. Sahada, Ankara’da, göremedik onları. Gözden ırak, gönülden ırak… Halk ta sandıkta görmüyor gözüyle göremediğini.

Bizim için hepsi bir
Yeni vekillerimiz, partilere göre şöyle dağıldı.
AKP: 17
CHP: 10
MHP: 4

Ama biz Ankaralılar için, 31 vekil onlar. Hepsinin, ülke için olduğu kadar, Ankara için de çalışacağını varsayıyoruz. Ankara için yararlı amaçlar ve projeler için, tek vücut olarak görüyoruz. Çalışmayanın, adını bile anımsamıyoruz. Hafızamızın o kısmı, bir hayli zamandır çok tenha!

Cemil Çiçek ağabey
Yalnız efendim, mimli bir saf olduğum kadar, sinsi sansar bir gözlemciliğim de vardır benim. Örneğin; seçim öncesi son bir aylık Ankara gazetelerinde, en çok hangi adayın haberinin yapıldığı gözümden kaçmaz. O kadar da zeki, dikkatliyim! Bu seçimin, Ankara’daki 1 numarası, Cemil Çiçek’ti. Defalarca bakanlık yapmış, Meclis’in en tecrübeli vekillerindendir. Ankara’nın, içinden, ilçelerinden, neredeyse hergün, gazetelerimize haber oldu. Bu hali de bana ilham oldu.

Cemil Çiçek, artık Ankara vekillerinin ağabeyidir. Devlet tecrübesi ile iktidar olanaklarına yakınlığıyla Ankara’nın, sorunlarına ve yatırımlarına öncülük edebilecek kişidir. Ankara vekillerini bir araya toplayıp, Ankara’nın sorunları ve yatırımlarını, öncelik sırasına dizip, uygulanması için bütün Ankara vekillerini ve yerel idare kurumlarını zorlayacak tecrübedir. Yeni Meclis’te, Ankara masasının başına oturacak başka bir isim gelmiyor aklıma.

Duyun Ankara’nın çığlığını
Ankara, havası fazla gelen bir balon gibi patlamak üzeredir. Yeni projeler, yatırımlar alacak fazla havasını. Particilik ve kıskançlıklarla geçirecek bir saniyesi yok. ‘Bilişim Vadisi’ projesi başta olmak üzere, ‘Turizm Atılımı’ için Kale havzasının düzenlenmesi, Savunma ve Havacılık Sanayisi yatırımları ile üniversitelerinde, eğitim ve sağlık  için yapılacak destekleyici yatırımlar, Ankara’nın öncelikleridir. Tarım ve havyacılıkta yeni ufuklar açmak, yaşamsaldır.

Bu görev döneminde, bir kez yoğun olarak, Ankara’yla ilgilenmeye davet ediyoruz sizi sayın vekillerimiz. Başkentidir Türkiye’nin. İkinci büyük kentidir, 4 milyon 700 bin kişilik nüfusuyla. Eğer içinde ve ilçelerinde, uzun zamandır attığı bu çığlığı duymayacaksanız, Ankara gazetelerinin sayfalarında, göre göre sadece kendinizi görebilirsiniz!

Bitti seçim günleri, ilginizi bekliyoruz değerli Ankara vekilleri.

27 Nisan 2011 Çarşamba

ANKARA GEMİSİ


26.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Çılgın Proje’siz Ankara. Alçakgönüllü projeleri bile bir türlü gerçekleşmeyen başkent. Bazı çılgın ötesi projelerinse gerçekleşmesinden korktuğumuz, şaşkınlıktan yılgınlığa savrulduğumuz muamma kent. Denizli İstanbul’a, nehirler vaat edilirken denizsiz bozkırda, toprağa sürtüne sürtüne lafla yürütülen gemi. Tıkandı, saplandı, durdu gemi. Laftan fazlası lazım artık yürümesi için.

Alarm veriyor kent
Siyasiler, sahalara indi ama partilerin seçim beyannamelerine bakarsak Ankara, yine üvey evlat. Bizim lafımızı bize söylemekten öteye geçmiyor demeçler. Vaatten sayarsak hepsi Ankara’nın gerisinde. Türkiye’nin ikinci büyük kenti, patlamış nükleer santral gibi alarm veriyor ancak çığlığı, bir dönem daha duymak istemiyor kulaklar. Tarımıyla hayvancılığıyla ticaretiyle sanayisiyle nüfusuyla toplumsal dokusuyla alarm veriyor, duya duya Ankara’dan, İstanbul duyuluyor yine. Ne şamatacıymış şu İstanbul!

Teşviksiz Ankara
İstanbul’da, yerin altından, tepelerin içinden, denizin dibinden tüneller açılıp, yollar, metrolar yapılırken Ankara’da, yüzde 70’i bitmiş Kızılay-Sincan hattını, kurbağalar bekledi yıllarca. Fuarcılığın kıymetini nihayet fark eden yetkililer, hala fuar alanı için yer bakınıyor. Bitmiyor toplantıları. İstanbul iş yapıyor, Ankara, toplantı! Ostim, Siteler, Ankara’da değil sanki. Eğitim, sağlık ve bilişim alanlarında 1 numara olmasına karşın, dilenmediği kaldı Ankara’nın. Bu alt yapı nasıl görmezden gelinir? Bu üç alanda, şimdiki haliyle bile uluslararası bir merkez olma kabiliyeti varken üstüne nasıl kafasını bastırırız kaldırmasın diye? Oysa bizzat devletin teşvikiyle önü açılması gereken üç ana sektör bunlar. ‘Bilişim Vadisi’, siyasi çekişme kurbanı olmak üzere, biz, teşvik bekliyoruz!

Açılamayan turizm kapısı
Vali Alaaddin Yüksel, bu gerileme sürecinde bir kapı araladı; turizm kapısı. Kendi kadrolarının bile bu ciddi açılımı kavradığından emin değilim. Kale ve çevresi için yapılan eylem planı, yerinde sayıyor. Devletin bir omuz atması, kartopunu çığa çevirir bu bölgede  ama kısıtlı çabalarla yetiniyoruz şimdilik. Kale ve müzelerimiz dolmadan, ilçelerimizin turizm olanaklarına sıra gelir mi? Beypazarı, Nallıhan gibi ilçelerimiz, kendi çabasıyla kendi yolunu çiziyor, siyasiler ve Ankara’dan bir ümidi olmadan. Polatlı’nın turizmi de tarımı da Allah’a emanet. Bala ve Haymana, hem Ankara’nın hem Türkiye’nin üvey evlatlarından!

Lafla yürümez artık
Aman sen de papağan gibi…” diyorsunuz. Daha ziyade ağaçkakan azmi bendeki. Seçim öncesi, Ankara’yı 20 yıl geriden izleyen adayları uyarmak için aynı doğruları gagalıyorum: 1 satıp, 4 alıyor Ankara. 100 bine yakın kişi okuma yazma bilmiyor başkentte. Niteliksiz işsizler havuzu… Ekonomisi küçülüyor, nüfusu büyüyor. Değil dibine, kendine bile ışık veremiyor.

Sokaklarda dolaşırken bizim bayat ve kokmuş laflarımızı, bize tekrarlamasın adaylarımız. Çözüm önerileri ve iddialarını duymak istiyoruz. Bir dönem sonra değil, bu dönem; yok öyle bir dermanı Ankara’nın. Akrebi, yelkovanı geri geri işleyen bir saat artık. Ankara’nın alarmını duymayan kulaklar, kendi için siyaset yapıyordur. 4 buçuk milyonluk kentin çığlığını  duymayan, sağır olsa gözü de mi görmez? Saplandı ‘Ankara Gemisi’, durdu. Lafla milim yürümez artık!

14 Nisan 2011 Perşembe

SAYIN VEKİL ADAYLARIMIZ


12.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Öncelikle adaylığınız hayırlı olsun. Bazılarınız Bakan olacak, bazılarınız Meclis komisyonlarında görevler alacak, kürsülerde konuşup, memleketin çıkarlarını kollamak için mücadeleler verecek, tartışmalara gireceksiniz. Şimdiden kameralara demeç verirken hayal ediyorsunuz kendinizi. Vekilliğin hakkını verdiğiniz sürece bütün hayallere layık olursunuz  ama Nasreddin Hoca misali, testi kırılmadan Ankara için bir parantez açmak istiyoruz biz Ankaralılar.

29 milletvekili çıkaran Ankara’ya, 2 vekil daha eklendi bu seçimlerde; oldu 31. Sizin vekillik hayalleri gibi biz de 29’undan bulamadığı ilgiyi, 31’le bulma hayalleri kuruyoruz Ankara’da. Aslında 550 milletvekili saymak lazım Ankara’yı ama maalesef; Ankaralısı bile Ankara’dan gayrı her şeye tuzlukla koşuyor. Efsunladılar mı bu şehri, büyü mü yaptılar bilemiyorum ama devletin eli, Ankara’ya dokunmakta pek tereddütlü, pek bir çekingen. Ancak hoyratlık, pek acar, pek atılgan!

Ankarasız vekiller
Geçmiş dönem milletvekillerimizle yapılan söyleşileri okuyor, okuduklarıma  bakakalıyordum. Ya Ankara’da büyümüş, ya Ankara’da okumuş ya da siyasetin taşlarını döşemek için yolu Ankara’ya sık düşmüş vekillerimizin, rahatsız edici bir tarzı vardı: İçinde yaşamış, yaşıyormuş gibi değil, Kars’tan, Van’dan, Hakkari’den bahsediyormuş gibi uzaktan bir söylemle bahsediyorlardı Ankara’dan. Kim ya da ne çıkarmıştı Ankara’yı bu vekillerin içinden? Üstelik hala içinde yaşarken!

Horozu bol
Geçen haftasonu, Ankara Sanayi Odası (ASO) başkanı Nurettin Özdebir’in, nefis bir özetlemesi vardı Ankara’yla ilgili; “Ankara’da, horoz fazla olduğu için sabah olmuyor” dedi.  Durmadan üretilen, konuşulan projelerin, bir türlü sonuca bağlanamayışından duyulan rahatsızlık, bu kadar güzel özetlenebilirdi. Önceki hafta Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek,Kişiye göre işleyişler yapıyoruz, ilerisini hesaplayın, bir ülkenin ne imkanı ne zamanı bu kadar kolay heba edilecek bir şey değil” diye cümleyi farklı kurmuştu. Benzetmemi hoşgörün ama devletin horozu ötmeyince meydan, kuru gürültüye inleten horozlar korosuna kalıyor demek.

Ne yapacaksınız?
Topu devlete at, rahat et” demeyin, Ankara’nın durumu, devletle ilişkilidir artık. İç içe dolanıp, düğümlenmiş yün yumağı gibi Kale havzası, ancak devletin dokunuşuyla çözülebilir. Uzantısı olan ‘Turizm Atılımı’, bu çözüme bağlıdır. ‘Bilişim Vadisi Projesi’nin Ankara’ya kurulması, kişilerin değil, devletin kanaatiyle ilgilidir. “Ne yapacağız?” diyen vekil adaylarımıza, kayıt düşüyorum; öncelikli bu iki maddeye ek olarak eğitim, sağlık alanlarında ciddi geliştirme ve destek bekliyor Ankara. Fuarcılık kapısını açmak istiyor. Yeni vekilleri, sıçramak üzere gerilmiş bir Ankara bekliyor, şakası olmayan bir Ankara.

Şakası yok
Şakası yok çünkü Doğu ve Güneydoğu ilçelerimizin ilgisizliğine denk ilçeleri var Ankara’nın; Bala, Haymana gibi. Yarı ilçeleri acınacak durumda. Nüfusu artarken ekonomisi küçülüyor, işsizler kenti oluyor. Üretmeyen, tüketen kente dönüşen Ankara’nın, ülkenin ikinci büyük ili olmasını, anlayana ithaf ediyoruz. Anlamayan, meclis koltukları ve parti koridorlarıyla yetinebilir. Ammaaa basınç, balonu patlattığında, merkezindeyken her şeyin uzağına düşebilirsiniz.

Oysa toparlanmış bir Ankara, Kars’a da Van’a da Hakkari’ye de uzanacak el demektir. Sayın adaylar, hem Türkiye hem Ankara, yeni bir atılım çağındadır. Ankara’yla ilgilenip, tıkalı damarları açınız. Sakın ha havanda su dövmekle eğleşmeyiniz; kendinizi kandırdığınızla kalırsınız!

15 Aralık 2010 Çarşamba

‘TORBA’YA SIĞAN ANKARA

14.12.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

O kadar hafife alınmış ki ‘torba’ya atılıvermiş aradan çıksın gibisinden. Birçok yasa tasarısını içeren  ‘torba yasa’ya, yaklaşık 40 bin kişinin ve yüzlerce milyon (trilyon) liranın geleceği sığıvermiş. Ankara’dan, okkalı bir aslan payı koparılmak üzere. Başkent’in derdi gibi görünse de hiç öyle değil aslında.

İzmir’e, Kayseri’ye, Adana’ya, Malatya’ya, Gaziantep’e, Mersin’e, Diyarbakır’a olsa daha az tepki verirdik belki ama banka merkezlerinin, Ankara’dan İstanbul’a taşınmasını anlamakta zorluk çekiyoruz. Sermayenin ülkeye yayılması yerine sürekli aynı noktaya yığılmasını, ülkenin değil, bir bölgenin gelişmesi olarak tanımlıyor şehir ve bölge planlamacıları. Toplumbilimcilerin saptamalarını da eklersek ülke çapında bir dengesizliği körüklemeye devam ettiğimiz anlaşılıyor bu taşınmalarla.

2001 ekonomik krizinden bu yana İstanbul’un nüfusu, 4 milyon, Ankara’nın, 600 bin kişi artmış. Biri 12 milyon 800 bin, diğeri 4 milyon 600 bin olmuş. Oysa Cumhuriyet’in kuruluşu ve Ankara’nın başkent oluşundan sonra aynı İstanbul, göç vermiş. Ankara’da başlanan ve Anadolu’ya yayılan yatırımlar, 200 bin kişinin sadece İstanbul’dan göçmesine neden olmuş. O zamanki İstanbul’da, 5 kişiden biri göçmüş yani.

Sıra-Büyüklük Kuralı
Kentsel sistemin dengeli olup, olmadığını gösteren bir ölçüt var; ‘sıra-büyüklük kuralı’ diye. Bölge bilimcileri ve makro coğrafyacıların kullandığı bir formülle saptanıyor. Ülkede tek egemen kent bulunup, bulunmadığı, böylece dengeli bir dağılımın olup, olmadığını gösteren kıstaslar var. İkinci sıradaki kent büyüklüğü, birincinin yarısı kadar ise ülkede dengeli bir dağılım olduğunun işaretiymiş. İkinci kent birinci kentin yarısından küçüldükçe dengesiz bir dağılım var demekmiş.

Son 10 yıla ilişkin büyüklük kıyaslaması elimizde yok ancak Ankara ve İstanbul’daki nüfus artışını, denge bozukluğunun işaretlerinden biri sayabiliriz. Biri 4 milyon, diğeri 600 bin artmış. Ankara, İstanbul’un dörtte biri kadar bile göç alamamış. Ankara’nın ve Anadolu’nun kurumları, şirketleri, merkezlerini, fabrikalarını taşıdıkça bu oran bozulmaya, dengesizlik te artmaya devam edecek demektir.

Kent ve bölge planlamacıları açısından bakarsanız Ankara’nın çağdaş gelişimi, örnek olma niteliği, 1950 yılından sonra durmuş diyebiliriz. 1923’ten sonra her alanda başlattığı sıçrama, kesintiye uğramış ve herhangi bir Anadolu kentinden farkı kalmamıştır. Devletin merkezi olmuş, kendine faydası olmamıştır. Öncülüğü taşıyamayan yöneticiler, göz göre göre, bayrağı kaptırmıştır.

Torba Anadolu’yu taşıyor
İşte bugün başkent, öncülüğü kaptırmaya, olanaklarını, altın tepsiyle sessiz sedasız sunmaya devam ediyor. Partiler, vekiller, 60 yıl öncesine göre daha güçlenmiş dernekler, odalar, cılız itirazlarıyla kalıyor, topyekün, güçlü bir ses veremiyor. Ankara, ‘torba’ya sığıyor, ‘torba’ İstanbul’a açılıyor.

“Aldın cetveli eline, tahtaya vura vura, yine ne anlatıyorsun efendi?” diyenlere özet: Ülke, eskisi gibi gidip, İstanbul ve çevresine yığılıyor. Memlekette yer yokmuş gibi, yarı çapı 100 kilometreye ulaşmış bir kent, Anadolu’yu yutuyor. Anadolu’da doğan ‘kaplanlar’, Anadolu’yu, ‘torba’da taşıyor!

Oldu mu özet?