şehir planı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehir planı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2018 Çarşamba

Ankara Nasıl Şehirleşiyor (2)

Yayın tarihi:25.01.2017  
Milliyet - Ankara Gazetesi

“BİR ŞEHİR PLANLA DA MAHVEDİLEBİLİR”

Ankara’nın Cumhuriyet döneminde yapılan ama hakkıyla uygulanamayan şehir planlarından sonrası nasıl devam etti acaba? 1950’lerden sonrasını, şehirleşme politikalarının  duayen hocası Prof.Dr. Ruşen Keleş değerlendirdi.

Roma İmparatorluğu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin yaklaşık 2 bin yıllık şehirleşme sürecini irdelemiştik geçen hafta. Ülke tarihinin kırılma dönemlerinden biri olan 1950’lere kadar getirmiştik. Yapılan ilk şehir planlarını hakkıyla uygulayamama hastalığımız, bu dönemde nasıl bir gelişme gösterdi acaba? Ankara iyileşiyor muydu, iyice arap saçına dönüşme sürecine mi giriyordu şehirleşmesi?

İmarı, çevresi, hukukuyla şehirleşme politikalarının duayen hocası Prof.Dr. Ruşen Keleş hocamıza sorduk. Hocaların hocası, 1950’lerde başlayan dönemi ve sonrasında bugüne etkisi olan süreci değerlendirdi. Röntgen filmi, pek iç açıcı değil!

Ali İnandım- Ruşen hocam, yeni devlete, güçlü lidere karşın sonrakilerde olduğu gibi Cumhuriyet’in ilk şehir planlarının uygulanamadığını görüyoruz. Neden?

Ruşen Keleş- Ankara başkent olunca nüfus çok artmış, 1980’lerde ulaşılacağı hesaplanan 300 bin nüfusa, daha 1950’lerin başında ulaşılmıştır. İktisadi faaliyetler ülke geneline dengeli dağıtılmayınca Ankara’ya yüklenilmiştir tabii. Vücut büyüyünce ceket dar gelmiş, sökükler oluşmuştur. Eskişehir, Samsun, Konya yollarına doğru genişler şehir. Bu genişleme de plan dışıdır. 1932’de yürürlüğe giren Prof.Dr. Hermann Jansen’in imar planında en önemli konu, arsa, arazi spekülasyonuna engel olacak önlemlerin alınmasıydı. Şehir plancılarının üzerinde durduğu nokta şudur; kamunun elindeki arazi ya da arsa ne kadar çok olursa şehir planlaması o kadar rahat olur. Mevcut arsa azsa planın başarılı olması zordur. Zaten Jansen, uygulamaya başlamadan, “Bir şehir planı tatbik edebilecek kadar kuvvetli bir idareniz var mıdır?” diye sormuştur Atatürk’e. Kamu, engel olamamıştır spekülasyona. Arazisini doğru kullananlar da bozmuştur.
Opera Meydanı’ndan Ulus’a doğru Atatürk Bulvarı
Sohbet ettiğimiz Atatürk Bulvarı,
yukarıdaki resimden bambaşka bir yerdi 
(Fotoğraf: Dilan Özdemir)











“Yücel-Uybadin de engel olamamış”

- 1950’de yeni bir kırılma dönemi yaşıyoruz.

- 1950’li yıllar, 1960’a kadar, ekonomi ve siyasette liberal ekonomiye geçiş yılları. İnşaat ve konut sektörüne ağırlık verildiği bir dönemdir. İlk İstanbul’da, bazı eski ev ve sokakların yıkılışıyla göstermiştir kendini. Ankara’da ise 1957’de uygulamaya geçen Nihat Yücel-Raşit Uybadin Ankara Nazım İmar Planı’yla kat nizamında yükseltme başlamıştır. Sıhhiye’den Çankaya yönüne doğru az katlı ev ya da apartmanlar varken Atatürk Bulvarı boyunca yüksek katlı binaların yolu açıldı. Gerçi bugün Çukurambar’daki gökdelenleri görünce ona da şükreder olduk.

- Pek işe yaramamış o plan da.
- Bu plan, yerleşme alanını genişletmiştir. Kat yükseltmesine gidilmiş, Cumhuriyet’in özelliği olan az katlı bahçeli evler yıkılmaya, kamusal yeşil alanlar bozulmaya başlamıştır. Bu, plansız oldu bittilere yanıt verme amaçlıdır ancak Yücel-Uybadin Planı engel olamamış, bozulma devam etmiştir. 1959’da yapılan imar yönetmeliğindeki değişiklikle de kooperatif olarak yapılan konut alanlarındaki yapıların yerleşim planının değiştirilemeyeceği hükmü kaldırılmıştır.
“Plana inanmama göstergesidir”

- İşlemeyecek planı niye yaptırıyoruz?
- Mesela Ankara’nın bir sanayi bölgesi yoktur planlarda. Sanayi şehri olsun olmasın planda olmalıdır sanayi bölgeleri. Ankara Sanayi Odası, Macunköy için 1960’larda bir öneride bulunmuştur ama Prof. Kemal Ahmet Aruğ ve Prof. Fehmi Yavuz’un hazırladığı raporlarda olumsuz olarak değerlendirilmiştir bu öneri. Bu, yapılan plana inanmama göstergesidir. Bir başkent planlanırken sanayi bölgesi planlanmaz mı? 1960’ların sonunda çıkarılan Kat Mülkiyeti Yasası, kontrolsüz apartmanlaşmanın hukuki kılıfını hazırlamıştır. 1950’den beri okulum olan Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin bulunduğu Cebeci’de 2 katlı evlerden yüksele yüksele bugünkü hale geldi semt. Yani fiili duruma yasayı uydurduk, oysa tersi olmalıydı.
Ruşen Keleş


“Kent kimliğine saygı gösterilmedi”

- 1973 yılında Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu’nun, göç ve gecekondulaşmayı kontrol etmek ve yönlendirmek için hazırladığı Ankara Nazım Planı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Nüfus ve alan olarak değerlendirme dışında, ‘kentin kimliği’ olarak kabul edilecek değerlerine saygı gösterilmemiştir ve saygısızlık bugüne kadar devam etti.
- ‘Kent kimliğine’ örnek olarak neleri gösterebiliriz?
- Örneğin Kaleiçi ve çevresi kentin yapı denecek öğelerindendir. Jansen, “Ankara Kalesi, şehrin her yanından görülebilmelidir” demiş, yapılaşmanın bunu da gözeterek oluşmasını öngörmüştür. Mesela bağ evleri; Dikmen’de, Keçiören’de, Ayrancı’da güzelim bağ evlerine sahip çıkılmadı. En son Hipodrom, Ziraat Fakültesi Yerleşkesi, Atatürk Orman Çiftliği’ne (AOÇ) sahip çıkılamamıştır. Aynı şekilde çiftlik gibi içindeki yapılara da sahip çıkılamadı. Cumhuriyet’in eserlerine sahip çıkılmamıştır. Ya da mesela Söğütözü; Ankara’nın nefes alma alanıydı, AVM, otobüs garajı ve anlam veremediğimiz yükseklikte yapılan gökdelenlerle dolduruldu. Bunlara bir de anlamını bilmediğimiz yabancı isimler veriliyor. Siyasal iktidarlara suç atılır ama askeri darbe dönemlerinde de çok yanlışlar yapılmıştır; Devlet Mezarlığı’nda olduğu gibi. Asker yapınca sakınca olmuyor.

Kızılay Rant Tesisleri!

Örneğin Kızılay binası vardı Kızılay’a adını veren. O binada toplantılara katılmıştım. Ne yazık ki rant değerini dikkate alarak Ankara Belediyesi’nden imar değişikliği yapılmasını istedi Kızılay ve hiç unutmam; Kızılay Parkı’nın içine ‘Kızılay Rant Tesisleri’ diye pankart asmıştı Kızılay. Mimar ve şehir plancı Prof. Dr. Gönül Tankut bu uygulama için dava açmış, Danıştay 6. Dairesi, uzun süre hocanın dava açma ehliyeti var mı yok mu diye incelemişti. Dava engelleyemedi, sonunda imar değişikliği kabul edildi. Bugün de aynı hastalığımız devam ediyor yargının kente bakışı açısından ama yine de yavaş yavaş bilinç düzeyinde bir gelişme var diyebiliriz.
Kızılay böyle planlanmıştı..
Bugün bu halde!..

“Rant, hak edilmemiş gelir demektir”

- Cumhuriyet’ten sonraki keskin dönüşüm 1950’ler midir?
- 1950’lerden sonraki gelişmelere tam bir dönüşüm diyemeyiz, asıl dönüşüm 1980’den sonra küreselleşme, liberalleşmeyle başladı. Sadece kentin fonksiyonları değil, insan yaşamını da bütün yönleriyle etkileyen bir dönüşüm olmuştur 1980’den sonra. Her adımda rant söz konusu edilir hale gelmiştir. Örneğin Dikmen Vadisi ve Portakal Çiçeği projelerinde gecekonducularla kamu, kamu rantını paylaşma konusunda oturup pazarlık etmiştir. O zaman sadece konut ihtiyacı varken bugün kentsel dönüşümle rant paylaşımı haline gelmiştir. 2011’de ‘kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı’ ilan edilen Atatürk Orman Çiftliği’ne (AOÇ) bilirkişi, “AOÇ, ne çiftlik ne de ormandır” biçiminde akıl vererek yapılaşmanın yolu açılmıştır. Kanuni olmak, meşru olmak anlamına gelmez her zaman. Anayasa’nın 35. Maddesi, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması, toplum yararına aykırı olamaz” der. ‘Ölüme bağlı tasarruf’ olarak tanımlanan vasiyet, Atatürk’ün vasiyeti çiğnenmiştir AOÇ’ta. Uluslararası hukuk ta çiğnenmiştir yani. Atatürk’e büyük bir saygısızlık olduğu gibi, kent kimliğinin çok önemli bir parçası tahrip edilmiştir Çiftlik’te. Rant, kazanılmamış, hak edilmemiş gelir demektir. Kentsel dönüşüm, konut ihtiyacından çok ekonominin itici gücü olarak kullanılmakta ve yapay olarak pompalanmaktadır.
Hermann Jansen’in AOÇ Planı, çoğunlukla uygulanmıştı

“Millete bir şey kalmayacak”

- Kamu yararı-rant dengesini kuramıyor muyuz bir türlü?
- 2011 yılına gelinmiş ama hala gecekondulaşma hakimiyetini kırma, ‘kentsel dönüşüm’ adı altında düzenli kentleşme çabaları devam ediyorsa kuramamışız demektir. Bakın 2000’li yılların başında ASO Medya Dergisi’nde bir bakanın sözlerini okumuştum; “Türkiye’de en büyük toprak ağası devletin kendisidir. Hazine, elindeki toprakları satıp hazineye kazandırmalıdır ki ekonomi ayakta kalsın” diyordu. Yani şehir plancılığı açısından önemli olan ‘arazi bolluğu’ konusunun tersine gidiyor bu düşünce. 2007 yılında bütçe sunuş konuşmasında Orman ve Çevre Bakanı, “Ormancılık politikamızın hedefi, devlet ormancılığından millet ormancılığına geçmektir” dedi, doğal değerlerin korunması açısından titizlenmemiz gerekirken. En son Başbakan geçen gittiği Rusya’da, “Korumacılık, gelişmenin önündeki en büyük engeldir” dedi. Bu biçimde kamu arazilerini dağıtmaya devam edersek millete bir şey kalmayacak o zaman.
Sıhhiye'nin bu halinden eser kalmadı

“Ankara, planla bu hale getirilmiştir”

- Şehir planlarıyla sorun çözemiyorsak niye yapılıyor?
- “Ankara’ya imar planları yapılır, bu planlara uyulursa iyi olur” yaklaşımı vardır ama plan, araç mıdır, amaç mıdır? Bir şehir, planla da mahvedilebilir; Ankara, planla bu hale getirilmiştir. “En kötü plan, plansızlıktan iyidir” görüşü doğru değildir. Yanlışlık, demek planla da yapılabiliyormuş. Üstelik belediye meclislerinde alınacak kararların, başkaları tarafından alınabildiğini de görüyoruz.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

PLANIN NE ANKARA? -2-

11.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

“1950’den sonra planlı gelişmesi giderek yavaşladı. 1980’den beri 32 yıldır, bir ‘yağ lekesi’ gibi kontrolsüz gelişiyor ve yayılıyor” demiştik önceki yazımızda. 85 yıl önce bile bir planı varken uzmanların değerlendirmesiyle gittikçe kötüleyen, plansız bir başkent görüntüsü çıkmıştı karşımıza. Kaldığı yerden devam edelim:

Haziran’a dikkat
Ankara Kulübü’nde gerçekleşen açıkoturuma, Eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Murat Karayalçın başkanlık etmişti. Aynı zamanda 1989-1993 yılları arasındaki Büyükşehir Belediye Başkanımız. Oturum boyunca araya girişleri, Ankara’yı ve belediyelerini, hala çok yakından izlediğini gösteriyordu. Oturum sonunda konuşmaları özetleyen bir toparlama yaparken  gündemde yer almayan çok önemli bir konuya değindi; “Haziran ayında yeni Belediyeler Yasası çıkacak. Bu yasada ‘Pergel Kuralı’ kalkıyor” dedi. Çuvaldız yemiş gibi hopladım.

Kent plancı değilim, imar müdürü değilim, bilmiyorum. Pergel Kuralı’da neymiş? Karayalçın, “Şu anda İstanbul ve Kocaeli’nde, deneme amaçlı uygulanıyor. İçişleri Bakanlığı, sonuçları derhal açıklamalı” sözünü 2 kez yineleyip, “Yasa çıkmadan önce, bu uygulamanın sonuçlarına mutlaka ulaşmalıyız” diye ısrarla vurgulayınca kıpırdandı salon. Bilmediğinden korkuyor insan; ben, adeta dalgalandım! Haberimiz olmadan yine mi bir şey oluyordu?

Pergel Kuralı
Hazırda uzmanları bulmuşken sordum. ‘Pergel Kuralı’na göre; bir merkez belirlenirmiş, diyelim Milli Kütüphane. Pergelin iğnesi oraya saplanır, pergel, haritada döndürülürmüş. Kent planlaması, işte bu pergelle çizilen alan içinde oluşturulurmuş. Bu alana, belediyelerin uygulama alanı da diyebiliriz. Büyükşehirseniz, büyükşehir belediyesinin görev alanı yani. ‘Pergel Kuralı’ kalkınca ne mi oluyormuş?

Kural kalkarsa
Büyükşehir belediyeleri, pergelle çizilen alan içinde kent planını uygulamak ve hizmet vermekle yükümlü ama bir de tüm ilin sorumluluğunu taşıyan valilikler var. Alışılmış yöntem, pergelle çizilen alan içine belediyeler, dışında kalan bölgeye, valilikler eliyle hizmet verilmesidir. Bir çeşit yazılı olmayan, nezaket anlaşması vardır aralarında. Kural kalkınca görev tanım ve alanları, iç içe girmiş oluyor. Büyükşehir belediyelerinin hizmet verme yetkisi, tüm il sınırlarını kapsayacak hale geliyor. Sordum, verileri görmeden, konu hakkında olumlu ya da olumsuz bir görüş belirtmek istemedi uzmanları. “Niyete göre iyi de olabilir, büyükşehir belediyelerini, il sınırları içinde tek hakim haline de getirebilir” dediler. Belki yetki çatışması artar, belki de büyükşehir belediyelerinin, ilçe belediyeleriyle didişmesi son bulur. İstanbul ve Kocaeli’ndeki uygulamanın sonuçlarını görmek şart demek.

Bir anı ve bizdeki karşılığı
Dinleyici olarak katılan Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, nüktedan anlatımıyla bir anısını paylaştı: Çocuklarını ziyarete Amerika’ya gitmiş. Nereye gitse kent düzenine hayran kalmış. Bir yemekte Sen Fıransisko (San Francisco) Belediye Başkanı’na, imar planının nasıl değiştiğini sormuş. Şaşırmış adam, “Ne değişmesi, biz de plan bir kez yapılır, o uygulanır” demiş. “O şaşkın, ben şaşkın, sessizce bakıştık” diye gülüşmeler arasında bitirdi sözlerini.

Ben de Fethi Yaşar’dan yarım saat önce dinlediğimiz Yardımcı Doçent Doktor Savaş Zafer Şahin hocanın, sözlerini anımsatarak bitireyim; “Başkent Ankara 2023 Planı’nda, 2007’den bu yana, 500 kadar plan değişikliği saptadım” demişti.

Bizim bir türlü bilemediğimiz ama varsa eğer, söyle Ankara, medeni bir kent olmak için senin planın nedir?

9 Mayıs 2012 Çarşamba

PLANIN NE ANKARA?

08.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Medeni bir şehir olmak için planın ne? Var mı böyle bir niyetin? Nasıl yayılacağı belli olmayan bir ‘yağ lekesi’ gibi gelişiyorsun 32 yıldır. 85 yıl önce bile bir planın vardı, şimdiki planın ne, bilmiyoruz. Bilip bilmeden, yaşayıp, gidiyoruz içinde. Bildiğimizi sandığımız planları da değiştiriyormuşsun habersiz. Bir tül perdenin arkasında, belli belirsiz birşey bize planların!  

Perdenin arkasını seçebilmek için Ankara Kulübü’nün düzenlediği açıkoturuma katıldım. ‘Ankara’nın İmarı’ydı konu. Oturumu, Eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, 1989-1993 yılları arasındaki Büyükşehir Belediye Başkanımız Murat Karayalçın yönetti. Açık oturum bittiğinde, Ankara Kalesi’nin üzerinde yükseldiği kayalar kadar sert, oturumun düzenlendiği Abidinpaşa Konağı kadar büyük bir kafam vardı! Dertsizmiş gibi yenileri eklendi içine.

Plan tutmayan devlet merkezi
Kitap kalınlığında not tutmuşum. Yeri geldikçe ayrıntılarına değinmek üzere, şimdilik ilginizi çekecek başlıklarla giriş yapmış olalım.

Açılışı, Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden Yardımcı Doçent Doktor Savaş Zafer Şahin yaptı. Daha önce de küreselleşme dalgaları yaşayan dünyanın, yeni küreselleşme dalgasına değindi. Bu süreçte  Ankara’yı, 3 dalga halinde değerlendirdi:

-       1870’le 1914 arasındaki Birinci Dalga
-       1945’le 1980 arasındaki İkinci Dalga
-       1980’den günümüze kadar süren Üçüncü Dalga olarak.

İnanması zor ama 1800’lerin ortasında Ankara’nın çöküş direği, Yeni Zellanda’ya götürülen 50 çift tiftik keçisidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve 1923’te başkent oluşuyla yeniden ayağa kalksa da 1950’de, çok partili yaşama geçişle ibre yeniden İstanbul lehine döner.

Dışarıdan aldığını içeride satan İstanbul’da birikir sermaye. Sanayileşme ve kültürel yaşamın merkezi olmaya başlar. 1980’lere kadar ağır ağır çöken Ankara’nın, 1980’den sonra yeni gerileyiş dönemi başlar. Ekonomik gelişmesi ve imarı kesintiye uğrayan başkentin, yüzde 60’ı gecekondularla doludur. 1990’dan 2007’ye kadar 17 yılı, plansız geçirir. ‘Yağ lekesi’ gibi kontrolsüz gelişir. ‘Başkent Ankara 2023 Planı’nda, 2007’den bu yana, 500 kadar plan değişikliği saptar Savaş hoca. Plan tutturamayan bir devlet merkezidir Ankara!

50 kilometre çapına 5 kilometre hizmeti
Ardından Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’den Doçent Doktor Metin Şenbil hoca söz aldı. 10 yıl Japonya’da bilgisini terbiye edip, Ankara’ya dönünce bütün bildikleri alt üst olan hocamız. Günlük 6 buçuk milyon yolcu taşınan başkentte, toplu taşıma bilgilerini içeren döküm aramış, bulamamış. Kendi çabasıyla bulmaya çalışıyor. 2 bin 400 kadar minibüs, 500 halk otobüsü ve 2 bin kadar belediye otobüsüyle 50 kilometre yarı çapındaki kente, 5 kilometre yarıçapındaki kent ulaşım hizmeti verdiğimizi söyledi. Kendi de hep toplu taşıma aracı kullanıyor. Bazı hatlardan kaldırılan otobüs seferlerinin, maliyetini ve toplumsal sonuçlarını anlattı. 163 numaralı otobüs seferi gibi. Ruhum daraldı.

Kentsel dönüşüm karmaşası
Bilkent Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden Yardımcı Doçent Doktor Bülent Batuman’a geldi söz. “2004 yılından sonra plansızlık, kamu yönetim biçimine dönüştü” diye başladı. Kentsel Dönüşüm Projeleri’ne değindi. “Dikmen’de çatışmalı, Kuzey Ankara’da uzlaşmalı dönüşüm başlatıldı ama iki mahalle de şu an Büyükşehir Belediyesi’yle mahkemelik. Buralarda toplumsal dokunun parçalanması tehlikesi, çok ciddidir” dedi. Uzun uzun ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın barındırdığı tehlikeleri anlattı.

Yetmedi yerimiz, Murat Karayalçın’ın çok önemli uyarısını Cuma günkü yazımızda işleyeceğiz. Kimsenin belirgin hatlarla çizemediği Ankara’nın planı, şimdilik, “İnşallah ‘plansızlık’ değildir” demekle yetineceğiz.

18 Nisan 2012 Çarşamba

ŞEHİR NEDİR?

17.04.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Sadece çok kalabalık insanların yaşadığı yer midir?  Şehircilik geleneği oturmamış, belediyeciliği taze bir ülke  bizimki. Belediyeciliğimizin mazisi, 160 yıl önceye, 1850’lerde İstanbul için yapılan ilk düzenli planlara dayanır. O zamana kadar başımız ağrımadıkça kent planlama, sorun çözme alışkanlığımız yok. Susuz kalmadan su kemerleri, sel basmadan kanalizasyon, savaş çıkmadan yol, köprü planlamasını önemsemiyormuşuz. Çoğunlukla musibetler bile önlem alma, plan yapma alışkanlığı yaratamamış bizde. Oysa  Avrupa müzelerinde, 1400’lü yıllara ait şehir planları, krokileri sergilenmektedir. Bizim İstanbul planıyla arası, yaklaşık 450 yıl yani!

Aradan geçen 160 yıl, 89 yıl önce kurulan yeni devletimizin planlama girişimleri de pek işe yaramış görünmüyor. Her gelen, kendine göre uygulamalar yapmaya devam ediyor. Ortak çıkar ve ortak akla göre değil. Halbuki bu tür planlar, siyasi ya da kişisel görüşlerin üzerindedir. Ortak çıkar gözetilir, devlet gibi devamlılığı sağlanır. Kent, geleceğe göre planlanır, bugüne göre değil.

Büyükerşen’in tarifi
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, geçen hafta Başkent Üniversitemiz’e misafir oldu. ‘Yerel Yönetimler ve Şehir Politikaları’ başlıklı bir konferans vermek için.  “Şehir nedir?” diye sorarak başladı konuşması. Sonra kendi sorusunu yanıtladı; “Medeniyettir, davetkardır, canlıdır, insanlar içindir, yetiştirir, gelecek vaat eder, sokağa çağırır, buluşturur” diye. Benim, “kalabalık insanların yaşadığı yer” tarifimden bambaşka bir tarif bu. Beton ve asfalt yığını her yere, şehir diyemeyebiliriz bu tanımla.

Bizim soru, sorunlarımız
Medeniyetse Ankara, 100 yıl önce metro ve tramvaylarla ulaşım sorununu çözmüş kentler ne olur? Toplu taşıma araçlarını dışlayan, karşı kaldırıma geçilemeyen medeniyete, ‘Araba Medeniyeti’ diyebiliriz!

Davetkar mıdır Ankara? İstanbul’a dönüşü hala sevildiğine, geleni Kale’de, yarım gün bile eyleyemediğine göre…

Canlı desek…  Arabası olmayana gece, 11’e kadar. Muhabbet masalarından, misafirliklerden metrolara, otobüslere koşuyor saat 11’i gören. 12 gibi bitiyor ucuz ulaşım, can diye bir avuç Ankaralı kalıyor ara sokaklarda.

İnsanlar için midir Ankara? Alt geçitte biriken yağmur suyunda dalgıçlar yüzdü de adam aradı. Bala’da, Akpınar’da, Mamak’ta  titreyenleri, bahar kurtardı. Dikmen meydan savaşları devam ediyor. Engelliler ve yaşlılar, gazetemizin en şikayetçi müşterileri. Karda, yağmurda, güneşte duraksız otobüs duraklarında beklemeye devam. 10 kişinin zor sığdığı durakların dışı, aynı otobüsü bekleyen onlarca kişiyle çevrili.

İnsanları yetiştiriyor mu? Çalışıyor. Ancak nüfus artış hızı ve kültürel etkinliklerindeki azalmaya yetişemiyor başkent. Duyarsızlığa, daha ağır bir duyarsızlıkla karşılık veriyor Ankaralı. Yetişenlerden ne çıkar kestiremiyoruz henüz.

Gelecek vaadi? İşsizler göçü sürüyor Ankara’ya. Çoğu, maalesef, niteliksiz işsiz vasfında. Tarımdan, hayvancılıktan başka bir şey bilmeyen adam, tarlasından, hayvanından koparılıyor, sokaklarda işportacı sayısı patlıyor. İşportacılar, Ankara’nın göbeğinde Karanfil Sokağa, isyanıyla  dayanıyor. Okumuşlarımız, kurumları, şirketleri gibi, beyni alıp, göçüyor.

Sokağa çağıran, insanları buluşturan bir kent mi? Hak aramadığınız sürece evet. Ancak duyarsızlığa tepkiden şehirle ilgiyi iyice kopardıkları için, etkinliklerin çoğundan hatta en güzellerinden haberi olmuyor birçoğunun. Hak aramaya sokağa inenler, biber gazı ve copla pembeleşinceye kadar kızartılıyor.

Nasıl bir başşehir?
Büyükerşen hocanın tarifine uyarsak daha sayamadığım birçok eksikli Ankara, şehir midir acaba? Hele göz bebeğindeki devlet kurumları ve yöneticilerinin gözü önünde bu şehir, şehirlerden nasıl bir başşehirdir acaba?