büyükşehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyükşehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2014 Perşembe

TÜRKÖZÜ İSYANDA!



29.04.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Medeniyetin geciktiği semt” demiştik Türközü için. Ankara’nın ortasında ama uzak semtlerindendir. Nasıl oluyor öyle? Oluyor işte. Böyle şeyler Ankara’da çok oluyor. Göz alışmış, Ankaralılar da yöneticileri de yadırgamıyor artık. Kentin göbeğindeki sefaletten kimse rahatsız olmuyor.



Canlarına tak etmiş

Ancak Türközü sakinlerinin, artık canlarına tak etmiş. Uzun zamandır durumlarını görmemiz için bizi çağırıyorlardı, arkadaşımız Başak Ateş’le nihayet buluşmaya gittik. 6 muhtarı bir araya gelip, makineli gibi saydılar dertlerini. Aşıkpaşa Mahallesi Muhtarı Murat Özden, Aşağı İmrahor Mahallesi Muhtarı Mustafa Aytek, Orta İmrahor Mahallesi Muhtarı Osman Gençoğulları, Bademlidere Mahallesi Muhtarı Rıfat Yılmaz, Bağcılar Mahallesi Muhtarı Bektaş Bektaş, Boztepe Mahallesi Muhtarı Mustafa Söylemez’den oluşan 6 muhtar, öncelikle en temel 6 soruna çözüm bekliyorlardı.



İlginç 1 numaralı sorun

1-  Bu 6 mahallenin tam ortasına yapılan otopark, tartışmasız 1 numaraydı sorunlar içinde. DSİ’ye ait binalar yıkılmış, yerine çay bahçesi, park beklerken otopark bulmuşlar. “Hastane, iş merkezi de olur” diyorlar. Bu çevrede, oldum olası insanların zaman geçirebileceği, ailece oturup çay kahve içebilecekleri bir yer hiç olmamış biliyor musunuz? Bakın haritaya, Ankara’nın merkezinde bir semt Türközü!



Çöplüğe dönen mahalle

2-  Kentsel dönüşüm için boşaltılmış gecekondular, 2 numaralı sorun; çöp ve hurda toplama evi olmuşlar. İmrahor tarafına doğru yol kenarları çöp ve hafriyat atıklarıyla dolu. "Size hizmet vereceğiz dediler, Ankara'nın çöpünü, hurdasını yığdılar" diye hep bir ağızdan feveran ediyor muhtarlar. ‘Fareler ve İnsanlar’ın yeni baskısı, burada yazılacak böyle devam ederse.



Hırsızlık normal faaliyet

3-  Hırsızlık, günlük normal bir faaliyet; evinizden çalınanı iki ev yandaki hurdacılardan bulabilirmişsiniz? Yeni evine taşınmaya hazırlanan bir sakin, çalınan kombisini ertesi gün karşı sokaktaki bu evlerden birinde bulmuş. Ailelerin yoğun yaşadığı bir semt olduğu için uyuşturucu ticareti, kalkılamayan bir kabus gibi, her gün sokaklarını tehdit ediyor.



İşleyen ama işletilemeyen cadde

4-  Şemsettin Günaltay Caddesi’nin açılması, 4 numaralı sorunları. “İşleyen caddenin nesi açılacak?” derseniz “Kaldırımı olmayan, asfaltı bozuk iğreti bir yola cadde dememek lazım” deriz. Kırkkonaklar’a, Eymir’e kadar yaya yolu yok. Cadde boyunca herkes şikayetçi.



Otobüse hasret

5-  Otobüs, bu 6 mahalleyi neredeyse teğet geçiyor. Sabah 7 çeyrekle 8’e çeyrek kala 2 otobüs geçiyor, gün boyu başka yok. Otobüsü, yıllardır bekledikleri gibi minibüs seferleri de eksilmiş. Hem otobüsler hem minibüsler, bu mahallelere uğramadan Türközü merkezinden dönüp, gidiyor.



Yeri hazır pazarı eksik

6-  Buraya kadarı Büyükşehir Belediyesi’yle ilgiliydi bu kısmı Çankaya Belediyesi’ni ilgilendiriyor; pazar yerinin açılması. Yıllar önce bu 6 mahallenin ortasında kalan pazaryeri, yeriyle asfaltıyla yapılmış ancak açılamamış. “Açtık” denirse ertesi gün işleyecek; yeri hazır çünkü. Özellikle otobüsü, minibüsü düzensiz semtte oturanlar için pazaryeri çok önemli bir sorundur, oldum olası bu derdi çekiyorlar.



60 bin kişi etkileniyor

Türközü’nde, 6 mahallenin sözbirliği ettiği dertleri böyle. Bir kısmı kurulduğundan beri, bir kısmı 15 yıldır çözülmeyen sorunlar. 6 muhtarın hararetine bakılırsa bölge ‘alarm’ veriyor. 6 mahallenin, 32 bin civarında nüfusu var, Kırkkonaklar’la beraber 60 bini buluyor. Bir ilçe nüfusu. Başkentin göbeğinde bir ilçe insan, sesini duyuramıyor. Edepli isyana kulak vermek lazım, illa bir musibet olmasını beklemeden.

4 Mart 2014 Salı

KAFAMIZDAKİ SORUYLA SEÇİME DOĞRU


28.02.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi


Bir ay kaldı yerel seçimlere ama meydanlar yeni şenleniyor. Bunda bazı belediye başkan adaylarının geç açıklanmasının büyük etkisi oldu tabii. Adaylar, sıkıştırılmış bir zaman içinde kampanyalarını yürütmek için apar topar meydanlara indi, koştura koştura seçim bölgelerini geziyorlar. Hepsi gecikmeden şikayetçi. “En az 5-6 ay önceden kendimizi anlatma fırsatımız olmalıydı” diyorlar.



Kafalar karıştı

Yalnız belki aynı nedenden dolayı seçmenler, adayların heyecanına karşılık olacak bir coşkuyla giremedi seçim havasına. Ülkenin gözü, kulağı, devletin ve siyasetin üst katlarındaki çekişmede. Kafalar, karıştı biraz. Kim kimin nesiymiş olay neymiş anlamaya çalışıyor herkes. Aslında biraz karışmadı, aşure oldu kafalar. Aşure kadar karışık ama aşure lezzeti vermeyen tadı tanımlamaya çalışıyoruz zihinlerimizde.



Yerel seçimleri çok etkilemesi beklenen ülke gündemindeki bu gelişmeler, aynı zamanda pek çoğumuzun son ana kadar kafalarımızdaki tereddütlerle sandık başına gideceğini gösteriyor. İlçe belediyeleri daha şanslı, seçmenlerin adayları konusunda görüşleri daha berrak. Büyükşehirse ortada şimdilik. Adaylar, ülkedeki gelişmelerin sonucuna takılıyor mutlaka. Öte yandan kesin konuşanlar bile geçen seçimdeki son gece elektrik kesintilerine atıfta bulunmadan geçemiyor. Şimdiden tavrını belli etmiş birkaç ilçemiz dışında, şu an kaba manzara böyle.



Yeni Büyükşehir Yasası

Ancak bu yerel seçimlerde çok seslendirilmeyen ama gördük ki adayların da kafasının arkasında taşıdığı bir soru işareti var; Yeni Büyükşehir Yasası. Yasanın tarif ettiği büyükşehir belediyesini, sağlayacağı kolaylıklarla kabul ettik ama uygulamada yaşanacak sorunların nasıl çözüleceğine ilişkin kimsenin bir fikri yok. Merkez ve yakın ilçeler dahil, yetki çatışmaları nasıl çözülecek ya da hizmet önceliği nasıl belirlenecek ve hizmetin kendisi, yerelde, fiilen kim tarafından uygulanacak ucu açık kalmış konular.



Ucu açık çünkü merkez ilçelerinde, mahallelerinde altyapı sorunları olan büyükşehir belediyesi, 26 bin kilometrekarelik Ankara’nın, il sınırları içine nasıl yetişecek merak ediliyor. “Yerel koordinasyon merkezleri oluşturmak zorunda kalınacak” diyenler var. E o zaman da “Belediyeyi niye kapattınız?” diye soracağız.



Yanıtı seçimden sonra!

Kaldı ki köyler artık mahalle oldu ve kendi ilçesine 40-50 kilometre ötede kalan köyler var. Bu kenarda ve uzakta kalan bölgelere hizmet, aynı hızla nasıl ulaşacak, o da yanıtı havada kalan bir soru. Diyelim kar yolu kapattı. Merkezden 200 kilometre ötedeki ilçenin, sokaklarındaki kar küreme işini kim düzenleyecek? Merkezden mi ayarlanacak? Ya köylerin durumu?


Soru sorulacak daha çok başlık var ama özünü anlamaya çalışıyoruz. Tanıdığımız, yeni tanıştığımız adaylara, Yeni Büyükşehir Yasası’nı soruyor, bizi aydınlatmalarını istiyor, konuya hakimiyetlerini anlamaya çalışıyoruz. Ancak görüyoruz ki onlar da “Şu seçimi bir halledelim, duruma bakarız” havasında seçime, kafalarında aynı soruyla gidiyorlar.

12 Nisan 2013 Cuma

ŞEHİRCİLİK DERSLERİ


09.04.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından bal damlıyor adeta. Erdoğan, "Bizim metropollerimiz (Büyükşehir) vardı ama o metropoller beceriksiz ve estetik dünyası olmayan, estetik ruhu olmayan ellerde adeta nekropole, yani ölü şehirlere dönüştü. Eskiden yeşilin içine, yeşille uyumlu yapılar inşa edilirken şimdi artık saksılarda çiçekler yetiştiriliyor" diyor.


"Bazen arkadaşlarımız diyor ki ‘derenin yatağını şöyle biraz kaydıralım, biraz değiştirelim'. Yapma! Er veya geç o dere, yatağını bulur. Derenin hakkı vardır. Hakkını alır, o zaman bedeli ağır olur. Canlar gider, cananlar gider. Buradan 3-5 kazanacağız diye bu yataklarla oynamayalım diyor.


Medeniyet tasavvuru olmayan, geçmişten beslenip geleceği inşa etmek yerine, köksüzlükten beslenip açlıkla, hırsla, tamahla betonlar dikenler yüzünden bizim neslimiz gerçekten viran bir miras devraldı diyor.

Denizlerimizi tehdit etmemeliyiz, sahillerimizi tehdit etmemeliyiz" diyor.

"Şuradan daha fazla rant elde edelim. Onun için emsali 1,5 değil, 3'e çıkaralım! Allah aşkına bu mantıktan vazgeçin. 3'e zorlayacağımız yer asla olmamalıdır. Plan notlarıyla oynamak suretiyle eğer siz bunu 7'ye, 6'ya çıkarıyorsanız tarih de millet de sizi affetmez. Şu anda emsallerle oynayan belediyeler var. Şehirlerimiz mahvoldu, gasp edildi. Adeta işgal altında" diyor.


“Biz kültürümüzün de derinliklerinden gelmek üzere estetiğe önem vermeliyiz. Fevkalade bir hal olmadıkça bu tür yapılanmalarda gökdelenler dikilmemeli. ..insanoğlu toprağa yakın yaşamalı. Biz, çocuklarımızın rahat rahat inip çıkabileceği konutlar inşa etmeliyiz" diyor. Derslerin devamını bekliyoruz.



Gelişigüzel şehirleşmenin sınırı

Başbakan Erdoğan’ın şikayet ettiği konulardan şikayetçi olanlara, enayi gözüyle bakılıyordu. Şimdi akıllıların bizi getirdiği noktayı tartışıyoruz. Bütün şehirleri ama öncelikle Büyükşehirleri vuran gelişigüzel, kafasına göre şehirleşmenin sınırına dayandık demek. Dayanmadan önce önlem alabilseydik keşke. Sadece yasaları, planları uygulasak yetecekti ama bir kez delinince herkes delmeye kalktı, yasa, plan, delik deşik oldu. Rant çarkı, koca koca şehirlere, hayatı zehir etti.



27 Temmuz 2012’de “Nasihat Dinlemeyenin İlacı Musibet” demiştik İstanbul’daki inşaat ve gökdelen çılgınlığı için. “4 ay önce yokken bir buğday tanesinin, başağa dönmesine denk sürede bir kasabayı barındıracak gökdelenler yükselmiş” demiştik. “İstanbul’a iyi bakıyoruz. İyi bakıyoruz ki Ankara, hangi hatalara düşmemeli, ders çıkarmaya çalışıyoruz” demiştik. Bu arada hiçbir ders alındığına falan şahit olmadık.


Plansızlığın başşehirleri

Aksine gökdelenleşmek, dar bir bölgeye onları sığdırmak için Hava Mania Hattı’nın kaldırılmasını bekliyorduk dört gözle.  Gökdelenden güneş değmeyen New York sokaklarına özenip, Manhattan semtini seçiyorduk örnek olarak. Bildiğimizi okumaya devam ediyorduk, bu kez Mart’ın sonunda, ‘Ankara’nın Ataşehir’i” diye Çukurambar ve Eskişehir yolundaki yoğun ve yüksek yapılaşmaya dikkat çekmeye çalıştık. Trafiğin “Gordion Düğümü”nü düğümlüyorduk bölgeye. Plansızlığın başşehirlerini yarıştırıyorduk sanki ülkede.


Şimdi dinlerlerse eğer Başbakan Recep Tayyip Erdoğan anlatmaya çalışıyor. Bu arada Başbakan uyarırken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü, emsal artışlarına onay vermeye devam ediyor. Rant, babasını tanımıyor gözü dönünce.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

PLANIN NE ANKARA? -2-

11.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

“1950’den sonra planlı gelişmesi giderek yavaşladı. 1980’den beri 32 yıldır, bir ‘yağ lekesi’ gibi kontrolsüz gelişiyor ve yayılıyor” demiştik önceki yazımızda. 85 yıl önce bile bir planı varken uzmanların değerlendirmesiyle gittikçe kötüleyen, plansız bir başkent görüntüsü çıkmıştı karşımıza. Kaldığı yerden devam edelim:

Haziran’a dikkat
Ankara Kulübü’nde gerçekleşen açıkoturuma, Eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Murat Karayalçın başkanlık etmişti. Aynı zamanda 1989-1993 yılları arasındaki Büyükşehir Belediye Başkanımız. Oturum boyunca araya girişleri, Ankara’yı ve belediyelerini, hala çok yakından izlediğini gösteriyordu. Oturum sonunda konuşmaları özetleyen bir toparlama yaparken  gündemde yer almayan çok önemli bir konuya değindi; “Haziran ayında yeni Belediyeler Yasası çıkacak. Bu yasada ‘Pergel Kuralı’ kalkıyor” dedi. Çuvaldız yemiş gibi hopladım.

Kent plancı değilim, imar müdürü değilim, bilmiyorum. Pergel Kuralı’da neymiş? Karayalçın, “Şu anda İstanbul ve Kocaeli’nde, deneme amaçlı uygulanıyor. İçişleri Bakanlığı, sonuçları derhal açıklamalı” sözünü 2 kez yineleyip, “Yasa çıkmadan önce, bu uygulamanın sonuçlarına mutlaka ulaşmalıyız” diye ısrarla vurgulayınca kıpırdandı salon. Bilmediğinden korkuyor insan; ben, adeta dalgalandım! Haberimiz olmadan yine mi bir şey oluyordu?

Pergel Kuralı
Hazırda uzmanları bulmuşken sordum. ‘Pergel Kuralı’na göre; bir merkez belirlenirmiş, diyelim Milli Kütüphane. Pergelin iğnesi oraya saplanır, pergel, haritada döndürülürmüş. Kent planlaması, işte bu pergelle çizilen alan içinde oluşturulurmuş. Bu alana, belediyelerin uygulama alanı da diyebiliriz. Büyükşehirseniz, büyükşehir belediyesinin görev alanı yani. ‘Pergel Kuralı’ kalkınca ne mi oluyormuş?

Kural kalkarsa
Büyükşehir belediyeleri, pergelle çizilen alan içinde kent planını uygulamak ve hizmet vermekle yükümlü ama bir de tüm ilin sorumluluğunu taşıyan valilikler var. Alışılmış yöntem, pergelle çizilen alan içine belediyeler, dışında kalan bölgeye, valilikler eliyle hizmet verilmesidir. Bir çeşit yazılı olmayan, nezaket anlaşması vardır aralarında. Kural kalkınca görev tanım ve alanları, iç içe girmiş oluyor. Büyükşehir belediyelerinin hizmet verme yetkisi, tüm il sınırlarını kapsayacak hale geliyor. Sordum, verileri görmeden, konu hakkında olumlu ya da olumsuz bir görüş belirtmek istemedi uzmanları. “Niyete göre iyi de olabilir, büyükşehir belediyelerini, il sınırları içinde tek hakim haline de getirebilir” dediler. Belki yetki çatışması artar, belki de büyükşehir belediyelerinin, ilçe belediyeleriyle didişmesi son bulur. İstanbul ve Kocaeli’ndeki uygulamanın sonuçlarını görmek şart demek.

Bir anı ve bizdeki karşılığı
Dinleyici olarak katılan Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, nüktedan anlatımıyla bir anısını paylaştı: Çocuklarını ziyarete Amerika’ya gitmiş. Nereye gitse kent düzenine hayran kalmış. Bir yemekte Sen Fıransisko (San Francisco) Belediye Başkanı’na, imar planının nasıl değiştiğini sormuş. Şaşırmış adam, “Ne değişmesi, biz de plan bir kez yapılır, o uygulanır” demiş. “O şaşkın, ben şaşkın, sessizce bakıştık” diye gülüşmeler arasında bitirdi sözlerini.

Ben de Fethi Yaşar’dan yarım saat önce dinlediğimiz Yardımcı Doçent Doktor Savaş Zafer Şahin hocanın, sözlerini anımsatarak bitireyim; “Başkent Ankara 2023 Planı’nda, 2007’den bu yana, 500 kadar plan değişikliği saptadım” demişti.

Bizim bir türlü bilemediğimiz ama varsa eğer, söyle Ankara, medeni bir kent olmak için senin planın nedir?

5 Mayıs 2012 Cumartesi

HİÇ HİZMETLER İDARESİ

04.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bazen “Belediyeler, siyasetten bağımsız olsa daha mı iyi olur acaba?” diyorum. Her zaman demiyorum, bazen diyorum. “Valilik gibi, kaymakamlık gibi, herkese eşit mesafede dursalar daha mı iyi olur?” diye düşünüyorum. Çekişmekten hizmet veremez hale gelen hangi kurum olsa varoluş nedeninden uzaklaşmış demektir.  Gerekçesi ne olursa olsun zarar, olduğu gibi hizmet bekleyene dokunur. Hele ki tepeden tırnağa hizmet vermekle yükümlü belediyeler, hizmet vermez hale gelecek duruma düşerse çaresiz kalırız. Çünkü hiç kimsenin, yasal olarak, kafasına göre hizmetini görme hakkı yoktur. Görev, yasal düzenlemelerle ilgili kurumlara verilmiştir millet adına.

Eski dostlar!
14 yıl İstanbul’da yaşadım. 2 yıl önce, sözde geçici olarak Ankara’ya geldiğimde büyük şaşkınlık yaşamıştım; Bakanlıklar’da, Meclis Kavşağı’yla Olgunlar Sokak arasındaki kaldırım şaşırtmıştı ilk. 14 yıl önce bozuk bıraktığım kaldırımların, aşağı yukarı aynı yerindeki oynak, kırık taşlar, yine aynı yerde kırık, döküktü adeta. Eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibi de sevinmiştim hatta içimden! Kızılay’a, oradan Sıhhiye, oradan da Ulus’a doğru bütün tanıdık kaldırım taşlarıyla selamlaştım. Kızılay’dan Kolej’e ya da Demirtepe’ye, hep tanıdıklar yerli yerindeydi.

Bazı semtler dün gibi dururken bazıları, bambaşka bir çehreye kavuşmuştu. Gelişme, neye göre uğruyordu acaba mahalleden mahalleye? Sıhhiye, Zafer Meydanı, eskisinden de kötüydü. En kötü kaldırım adayım Kızılay-Kolej arasındadır. Batıkent’te  her şey, 14 yıl önce bıraktığımız gibiydi. Dün gitmiş, ertesi gün gelmiş gibiydim. Betonu tuzla buz olmuş kaldırımı, aynı yerde duran çukuru selamladım, “Naber kaldırım? Yıllar seni hiç çökertmemiş çukur!” Kaldırımdaki ağaçlar, budanmamıştı. Eski dostlar, eski dostlar!..

Atılan toplar dolanan ayaklar
‘12 Eylül Gibi İşhanı’ diye yazdığım SSK İşhanı, Çankaya Belediyesi’yle Büyükşehir Belediyesi’nin çekişmesi nedeniyle yıkılamıyordu. Bir sokakta altyapı çalışması yapılıyor ama kapatıldıktan sonra yol, asfaltlanmadan bekliyor, belediyeler topu birbirine atıyordu. Ergazi, aylarca şikayet etti, hala ediyor. Karanfil Sokak başta, Çankaya sokakları bir yaz boyunca toz soludu. İçişleri Bakanlığı yanındaki Emniyet Parkı’na Atatürk Anıtı yapılıyor, birkaç gün önce önünde  reklam tabelası yükseliyor, hop kavga çıkıyordu. Bir belediye,  esnafın şikayeti üzerine bozuk kaldırımı tamir ediyor, diğeri “yetkisini aştı” diye dava açıyordu. ‘12 metre’ kuralıyla  belediyeler, birbirinin ayağına dolanıyordu; 12 metrenin altındaki sokak ve caddeler yerel belediyeye, 12 metre üstündeki sokak ve cadde düzenleme yetkisi ise Büyükşehir Belediyesi’ne aitti. Akpınar ve Mamak’ta evler kayıyor,  voleybol oynayan belediyeler, sorumluluğu birbirine atıyordu. Saymakla bitmeyecek yüzlerce çekişme konusu var. Ortak bir kent bilincinden uzak, kısır çekişme konuları.

6 metrekareye düştü
En son Meşrutiyet Caddesi’yle Karanfil Sokağı birbirine bağlayan üst geçitin altındaki didişme “Pes” dedirtti: Yasa dışı olduğunu iddia ettiği geçidin, önce altındaki büfeyi yıkmış, yerine çiçeklik yapmıştı Çankaya Belediyesi. Büyükşehir Belediyesi’de gelip, çiçekliği yıkmıştı. 6 metrekarelik bir alana kadar düşmüştü çekişmenin boyutu.

6 metrekareye düşen çekişme, bütün Ankara’yı kapsayan resmin özeti gibiydi. İster siyasi ister kişisel olsun, hizmetin önüne geçmiş bir çekişmenin resmiydi bu. Hizmet yarışına dönmüyor, millete fayda sağlamıyorsa çekişme, elde var sıfır, karşılığı ‘hiç’tir yani. Bazı başkent sokaklarına yıllarca hiç uğramayan idareler, ‘hiç hizmetler idaresi’ dir bize. İnsan, 14 yıl sonra aynı yerde, aynı kırık kaldırıma basıyorsa zamandan başka ne ilerlemiştirki?

18 Şubat 2012 Cumartesi

BAŞLIK HANGİSİ OLSUN?


17.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Kim İlgilenecek 2’ mi olsun ‘Kaygan Zemin 2’ mi? Birincilerini yazmıştık, bu yazıya yakışacak başlıkta kararsızlık baş gösterdi. Yeni başlık üretmek dert değil de olaylar ve şikayetler, düzenli bir devamlılık arzedince birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü.. diye yazmak daha mantıklı olabilir.

- Ali bey, ‘Kim İlgilenecek 3’te tavırlıydınız. ‘Kim İlgilenecek 14’teki küçümsermiş gibi yaklaşımız üzdü bizi.


- Efendim, dikkat buyurunuz; ‘Kim İlgilenecek 35’te acımasızca yönelttiğim eleştiri okları, bu yanlış anlamaya yanıt mahiyetindedir. Ayrıca ‘Kim İlgilenecek 42’de, bakış açımdaki yeniliği fark edeceksiniz.

Yerinde sayma günlüğü
Bazen aynı başlığın arkasına numaralar ekleyerek yerinde saymanın günlüğü yazılabilir gibi geliyor Ankara’da. Yürür gibi görünüyor ama yerinde sayıyor. Yürünen ama ilerlenemeyen bir yürüme bandındaymış gibi. İlerlemeye bakar toplum. İlerlemeyen hareketin sonu, ilgisizlik ve yılgınlık. Kıpraşacak olsan bu sefer de bakacak adam bulamazsın.

Kayıyor Ankara
Bir önceki yazımızın başlığı ‘Kaygan Zemin’di. Kar yağınca Ankara sokaklarında, kaymaktan nasıl hareket edilemediğini  tasvir etmeye çalışmıştık. Zaten kaygan olan siyaset zeminine, katkısından bahsetmiştik. Başka türlü de kaymaya başladı Ankara. Akpınar Mahallesi’nden sonra şimdi de Cengiz Topel, 50.Yıl ve Dilekler Mahalleleri kayıyor. Bir kısmı Mamak, bir kısmı da Çankaya Belediyesi sınırları içinde. Koca koca mahallelerin altındaki toprak kayıyor. Bildiğiniz heyelan. Çatlaklar, kırıklar, patlayan su ve kanalizasyon borularıyla deprem manzarası adeta. Afet koşulları oluşmuş başkentin göbeğinde.

Bayat siyaset
Bu koşullarda gazete manşetlerine ne yansıyor? Belediye başkanlarının atışması: Çankaya Belediye Başkanı, yardım isteyen halka, “Kime oy verdiyseniz o yardım etsin” demiş. Mamak Belediye Başkanı, kendi kulaklarıyla duymadığı bu ifadeyi Büyükşehir Belediye Meclisi’ne taşımış. Büyükşehir Belediye Başkanımız’da, ara bulmaya “Herkes gelsin, yüzleşin o zaman” demiş. Kışın ortasında, bu soğuklarda, 200 gecekondu boşaltıldı. Neresinden baksanız 800-1000 kişi çare bekliyor, konuşulanlara, manşetlere bakın.

Akpınar’ın sorumlusu ve çözümünü bekliyorduk, demeye kalmadan  bir başka felaketle karşı karşıyayız şimdi. Ve bu, belediye başkanlarımızın gölgesinde kalmak üzere olan bir felaket. Modası geçmiş siyaset dediğim budur işte. Aziz Nesin, tam 50 yıl önce kitabını yazmıştı. İlerleyememiş, hala aynı yerdeyiz. Bu yürüme bandında, 21’inci yüzyılı idrak edemiyorum ben. Sokağa inip, yürümek, sokaktaki çağı hissetmek gerekiyor belki.

Yakına uzak başkent
Zor günlerinde, kötü sınavlar veriyor Ankara. Bir başkent için çok üzücü. Pakistan’a, Somali’ye, Gazze’ye uzanan kudretli elin başkenti değil sanki. Birkaç kilometre ötesi, bir anda binlerce kilometre uzaklaşıyor başkentinden. Nasıl düştüğünü değil ama uzak düştüğünü anlıyor içinden.

Yerinde saymanın günlüğü bitsin, aynı başlığın arkasına yeni rakamlar eklenmeden. Yazımız, başlığını bekliyor, merakla öpüyor okuyucusunun ellerinden!