gazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2016 Cumartesi

CEZAMIZ BİTMEMİŞ



04.03.2016 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara’nın etrafında oturanın cezası bitmiyor. Hem merkeze hem etraftan diğer etraflara gitme cezalısı etrafın Ankaralısı. Metro denen icat, yıllarca bir tek bu kentin üzerine dert yükü oldu. Başka şehir ya da ülkelerde, derde deva diye kullanılıyor. Başka şehirlerde sinir sistemi gibi kılcalına kadar akışın sağlandığı damarlar bütünüyken metro, bizde topu topu 3 damarda akış sağlayamıyor. İngiltere’de adamın 150 yıldır tıkır tıkır işlettiği metro icadını, 150 yıl sonra hala işletmeyi beceremiyoruz. Bitmiyor metro eziyeti başkentin.

Resmi açıklama yok
Şimdi de Batıkent-Kızılay metro hattının, Akköprü’yle Kızılay kısmının kapatılması çıktı başımıza. 15 Nisan-15 Haziran arası 2 ay kapalı kalacakmış çünkü Keçiören metro hattının bağlantısı yapılacakmış. Resmi olarak değil, belediye başkanımızın tivitır hesabından yapıldı açıklama. Resmi açıklama içinse Büyükşehir Belediyesi Ulaştırma Bakanlığı’na, Ulaştırma Bakanlığı Büyükşehir Belediyesi’ne attı topu yetkili adres olarak.

Kötü tecrübelerimiz
2011’de “Başkentray Projesi yapacağız, Sincan-Kayaş banliyösü 3 ay kapanacak” dendi, 2 yıl sürdü, trenler değişti, ortada proje falan yok, 2 yıl beklediği, sefil olduğuyla kaldı vatandaş.

Bu arada İstanbul yoluna paralel Etimesgut’a doğru şehrin ortasına çekilen Ankara Bulvarı 1 yılı bulmadan bitti, Çiftlik arazisini bölen bir otobanımız oldu. Açılışta konuşan Belediye Başkanımız Melih Gökçek, geçen 2 yılda 690 kilometre yol yapıldığını açıkladı. Raylı ulaşım yolu, sıfır kilometre!

6 ay” denmişti, 21’inci aydayız, Mayıs’ta 2 yıl olacak; bitirilemeyen sinyalizasyon nedeniyle 21 aydır Ankara’nın etrafı Çayyolu ve Sincan, son metro seferiyle gece 10 buçukta, Batıkent 11’de eve gönderiliyor. 6 ayı düş, 15 aydır ne açıklama var, ne bir hareket. “Araban yoksa evde otur, ayrıca olsa da olmasa da toplu taşıma bu kadar” diye anlıyoruz muameleyi.

Açıldı da ne oldu?
Sanki Çayyolu, Sincan metroları açıldı da ne oldu? Şehirde ‘U’lar, ‘O’lar çizmeye, hem de daha fazla devam ediyoruz. Aktarma sayısıyla beraber başta öğrenciler, vatandaşın ulaşım maliyeti arttı. Ring seferleri de dert olmaya devam ediyor. Metro, bir tek Ankara’da çözüm olamıyordu ulaşıma.

Raf süsü ulaşım planı
Büyükşehir Belediyesi’nin Gazi Üniversitesi’ne hazırlattığı ‘Ankara Ulaşım Ana Planı’, 2014 sonunda bitti. 5 milyonu aşmış başkentin ulaşım ana planında bütün çözümler, raylı ulaşım hatları üzerineydi. 2038 yılına kadar ‘U’lar, ‘O’lar çizmeden yolculuk edebileceğimiz birbirine bağlantılı kestirme hatları, aktarma duraklarındaki yükü hafifletecek çözümleri içeriyordu plan. 14 ay da onun üzerinden geçti, ne proje var ortada, ne tartışma. Rafta tuğla gibi duruyor plan.

Korkumuz boşuna değil
Metronun herhangi bir yerinin kapatılması korkumuzun altı boş değil yani. Şimdiye kadar hiç iyi tecrübemiz olmadı. 2 ay kapatıp, Akköprü’den taşımayı düşündüğünüz bölgenin nüfusu, 1 buçuk milyonu aşıyor. Haydi taşıyacak araç sağlandı diyelim, Kızılay’a yüklenecek trafik yoğunluğunu nasıl çözeceğiz?

Daha çekeceğimiz varmış; metroyla sınavımız, toplu ulaşımda cezamız bitmemiş demek başkentte. “Başkentte” demeye, bunların başkentte yaşandığını söylemeye dili varmıyor insanın.

2 Ocak 2013 Çarşamba

BAŞBAKAN SIRRIMIZI AÇIKLADI!


01.01.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi


Ankara, yaklaşık 3 yıldır, kendine yakışan ağırbaşlılıkla çok ciddi atılımlar içinde. Hem ülkenin hem işsiz kalabalıklara dönüşen gençlerin, geleceğini etkileyecek hayati atılımlar bunlar. Sanayicilerin başını çektiği, üniversiteleri de yanına almaya başladığı 70 yıl gecikmiş bir atılım döneminin giriş kapısındayız. Paçamızdan çekecek ellere, bu kez izin vermezsek 10 yıl sonraki Ankara’yı da Türkiye’yi de kimse tanıyamayacak. Ankara, Türkiye’ye örnek başkent, Türkiye, dünya sahnesinde, ekonomisiyle siyasetiyle söz sahibi bir ülke olacak. Dünyadaki ve Türkiye’deki gidişatı kavrayanlar, bir de eski tas eski hamamcı, kavrayamayanlar var. Belki eski halinden memnun, o yüzden kavramak istemiyorlar ama onlarla alabileceğimiz yol, hep geri vitesli bir seyahat bundan sonra bizim için.



Ankara'nın adımları

Atılımın birinci adımı, bilgiyle uygulamanın buluşmasıydı. Üniversitede üretilen bilimin, okul duvarlarını aşıp, fabrikalarda, dükkanlarda uygulamaya konması gerekiyordu.  Denemeli, hata yapmalı, doğrusunu kendi başımıza bulabilmeliydik artık. Ankara Sanayi Odası’nın (ASO)Sincan’daki 1’inci Organize Sanayi Bölgesi ve OSTİM Organize Sanayi Bölgesi, Ortadoğu, Gazi, Hacettepe ve Atılım Üniversiteleri’yle ufaktan işbirliğine başladı önce. Sonra ülkenin, sanayinin, sızlayan yarası meslek liseleri ve meslek yüksekokullarına geldi sıra. Bu okullardan yetişen gençleri, işe başlasa bile sıfırdan, yeniden yetiştirmek gerekiyordu. Aldıkları eğitim, yeterli ve güncel değil, sanayicinin, tüccarın ihtiyacına yanıt veremiyordu. Kendi okullarını açmaya, iş garantili kurslar vermeye başladılar. Gazi Üniversitesi OSTİM Meslek Yüksekokulu’ndan sonra Eylül ayında ASO, Teknik Koleji’ni açtı. İhtiyaca uygun, mezun olmasıyla işi hazır gençler yetiştiriyorlar. Üniversitelerin teknoparklarıyla dirsek temasına geçtiler. Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, teknokentleri bir araya getirerek ‘Ankara Teknokentleri Platformu’ oluşturulmasına ön ayak oldu. Çok zor bir iş ama bu platformun işbirliğini, nefesimizi tuttuk, bekliyoruz. Bir yandan da kümelenme başarılarını sürdürüyor hatta geliştirmeye devam ediyor sanayiciler.

Yüzde 100 yerli
Bir de efendim üzerine, ASO’nun girişimleriyle Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'na çıkıp, Ankara'daki metro araçları ihale şartnamesine yüzde 51 yerli katkı oranı şartı koydurmazlar mı? ASO Başkanı Nurettin Özdebir, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da dinlediği Ankara Sanayi Odası 49. Yıl Başarı Ödül Töreni’ndeki konuşmasında, "Biz bu raylı ve toplu taşıma sistemlerini, yüzde 100 yerli yapmaya talibiz" dedi. Yüzde 100 yapana kadar yerli katkı oranı şartını, Sağlık Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı’nın ihalelerinde de istediler. Bu üç Bakanlık konuya sıcak yaklaşırken yayınlanan 3 genelgeye rağmen bazı kamu kuruluşları, hala direnmekten, ithal ürünleri tercih etmekten vazgeçmediler.

Bu devrim sürmeli
Aynı ödül töreninde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğansa sırrımızı ele verdi: Sincan Organize Sanayi Bölgesi'nde, hiç kimsenin haberi olmadan sessiz sedasız devrimler  gerçekleştiriliyor. Aynı devrimler, OSTİM'de, İvedik'te, Ankara'nın 12 ayrı organize sanayi bölgesinde de sessiz sedasız yapılıyordedi. İyi takip edilmediği için sanki sırmış gibi ilerliyordu çalışmalar. Sessiz sedasız, ağırbaşlı yürüyen bu çalışmaların ‘devrim’ niteliği, Başbakan’ın sözleriyle tescillenmiş oldu. Sonra ekledi Başbakan;  "Ankara'ya kazandıracağımız büyük projelerle, bu süreci daha da hızlandıracağız. Ankara'yı havacılık sektöründe, savunma sanayinde, lojistikte, ileri teknoloji ürünlerin üretiminde, ulaştırmada, eğitim ve sağlıkta, Ar-Ge'de bir dünya merkezi, dünya başkenti yaparak 2023'ü buradan en güçlü şekilde destekleyeceğiz."

Devrimin süreceği, bütün vaatlerin gerçekleşeceği mutlu bir yıl dilerim.

14 Nisan 2012 Cumartesi

TEKNO ANKARA

13.04.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Müzik grubu adı gibi başlık oldu! Gençler, “Kim bu grup?” diye okusalar bari. İşbirliği ahengi tutturulursa ilgilisine müzik gibi gelecek çünkü önümüzdeki gelişmeler. İşsizlikle boğuşan gençler, bu vesileyle önlerindeki fırsatlardan haberdar olsun,  yapacaklarını bilsinler.

Geçtiğimiz hafta Türkiye’de bir ilk gerçekleştirildi ve ‘Ankara Teknokentleri Platformu’ oluşturuldu. ODTÜ, Ankara, Hacettepe, Gazi, Bilkent Üniversiteleri’nin teknokentleri ve Ankara Sanayi Odası Teknoparkı, işbirliği yapmak üzere bir araya geldiler. Önceki yazımızın konusuydu, sığdıramadığım bilgileri tamamlamak istiyorum.

Dünya ve teknokentlerin durumu
Ülkelerin rekabet gücü, sanayisinin rekabetçiliğiyle ölçülür. Fasulyeden sanayiyle anca kendinizi eğlersiniz. Dışarıdan gelen parçaları birleştirme sanayisi, dönemini tamamladı. Araştıracak, buluşlar yapacaksınız. Buluşları, bulduğunuzla kalmayacak, üreteceksiniz. Başkasının üretmiş olması, sizin üretmenize engel değil. Dünya’nın gidişatı, beklenen gelişmeler, üretmeyenin, istediğini parasıyla bile alamayacağı günleri işaret ediyor.

Dünya çapında 4 bin kadar teknokent ya da teknopark bölgesi var. Bunların yarısı, son 12 yıl içinde kuruldu. Amerika, Çin, Hindistan gibi ülkelerde, ağzı açık bırakacak örnekleri var. Bizde, 2001 yılındaki yasal düzenlemeyle teknokentlerin yolu açıldı. Şu an itibariyle ülke çapında 45 teknokent bölgemiz var, bunların 32’si faal durumda. Burada Ankara’ya, bir parantez açmamız gerek.

Ankara’nın kabiliyeti
20’ye varan üniversitesinin, sayısından çok etkinliğiyle öne çıkıyor Ankara. Bunların 3’ü, 125 üniversite arasında ilk 5 içinde. İlk 10 içinde 5 üniversitemiz var. ODTÜ, Ankara, Hacettepe, Gazi, Bilkent Üniversiteleri’nin, teknokentleri var. Ankara Sanayi Odası Teknoparkı’yla beraber 6 teknoparka sahibiz. Türkiye’de iş yapan 57 yabancı ortaklı firmanın, 33’ü Ankara’da, bunların da 18’i teknoparklarımızın içinde. Yine Türkiye genelinde, 64 araştırma geliştirme merkezinin 14’ü Ankara'da. OSTİM başta, kaliteli işleriyle 11 organize sanayi bölgemiz var. Türkiye çapında araştırma geliştirme alanında çalışanların yarısından çoğu Ankara’da; yüzde 57’si. Gerek eğitim gerek uygulama alanında, çok nitelikli bir akıl ve işgücüne sahibiz. Daha ne olsun?

Anadolu’ya açılma kapısı
En azından son 50 yılda gördük ki Kocaeli-İstanbul-Çorlu arasına yığılan üretim hattının nimetlerinden, ülkenin geri kalanı yararlanamıyor. Eskişehir’den başlayıp, Ankara, Konya, Kayseri, Malatya, Gaziantep, Adana ve Mersin’e yayılan yeni bir üretim hattı oluşturmalıyız belki. Ülke nüfusunun 5’te 1’i İstanbul’da, yarın 5’te 2’si olur. Yarattığı değerin, Doğu’ya doğru, Anadolu’ya faydası olmuyor.

Anadolu’da oluşturulacak yeni cazibe ve üretim merkezleri, yukarıda saydığımız özellikleri nedeniyle Ankara’dan  güncellenmeye başlamalıdır. Sadece sanayi değil, ulaşım, tarım, hayvancılık, bilişim, turizm gibi alanlar, taze yatırım ve desteklerle Ankara üzerinden diriltilmelidir. Siyasi çekişme konusu olamayacak kadar ciddi bir dönemeçteyiz, Ankara, öncelikle ayağa kaldırılmalıdır.

Önüne durmayın
Sahip olduğu nitelikler, araştırma-geliştirme ve yenilikçilik kabiliyeti, ‘Bilişim Vadisi’ olarak Ankara’yı tartışılmaz merkez yapıyor. Tartışılmaz ama dilimizde tüy bitti, 1 yıldır tartışıyoruz. Uzmanları, "Bilişimin Kalbi Ankara" diyor. Tekno Ankara hazır ama ne uzmanı ne bizi dinliyorlar.

Gençler, girişimciler, Ankara Kalkınma Ajansı, Ankara Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası ya da KOSGEB gibi kurumların kapısını çalın. İsteyene bilgi veriyor, isteyeni yönlendiriyor, isteyeni kurslarla eğitiyorlar.

Sayın siyasiler, siz de siyasi ihtiraslarınızı yutkunup, Anadolu’ya yayılacak bu gelişmenin önüne durmayın. Dursanız da bendi yıkıp, kaderine sahip çıkacak kadar sabırsızdır Ankara, iyi biliniz.

31 Aralık 2011 Cumartesi

ANKARA’DA BİR İLK PAZAR


30.12.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Her türlüsü var ama böyle bir pazar yoktu Türkiye’de. İlk kuran Ankara oldu. Adı, yeniliklere açık Ankara’ya yakışan bir pazar; ‘Yenilikçi Ankara Proje Pazarı’. Dünya, zor günlere hazırlanıyor, zor günlerin kenti de bir süredir boş durmuyor. Ağır sanayi ve bilişim alanında, olduğu zaman tüm ülkeye yararı dokunacak atılımların arifesindeyiz. Uzun yıllar büyük  yatırımlardan nasibini alamayan Ankara, sadece toprak altındaki yapısını değil, üstündeki zihinsel altyapısını da hazırlamaya çalışıyor.



Ankara Proje Pazarı

Yenilikçi Ankara Proje Pazarı, Ankara Valisi Alaaddin Yüksel’in, heyecanla anlattığı projelerden biriydi. Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Ankara Kalkınma Ajansı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’yle (TOBB) işbirliğine gitti ve pazar, 17 Aralık 2011’de açıldı. Akıl evrenin her yerinde aynı akıl, değerlendirmesini bilmek gerekiyor. Açılan pazar, akla yapılmış bir yatırımdır.



Ne işe yarayacak bu pazar? Kendi atölyesinde icadıyla baş başa kalmış küçük esnaf, geliştirdiği projelere uygulama sermayesi bulamayan üniversite ve teknoparklar, hatta proje üretme kapasitesi yüksek belli başlı kurum ve şirketler, bu pazarda, girişimcilerle buluşacak. Girişimciler, çeşitli büyüklükteki şirketler olabileceği gibi, yatırım kabiliyeti yüksek birçok bakanlığımız, devlet kurumlarımız ve belediyelerimiz de olabilir. “Şu proje aklıma yattı, param bankada küflenmesin” diyorsanız siz de bu pazardan yararlanabilirsiniz. Dağınık iş enerjisinin, ortak buluşma noktası diyebiliriz.



Bir başka hayırlı çalışma

Bu arada Ankara Kalkınma Ajansı, bir çalışma daha başlattı; ‘Ankara Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin Potansiyelinin Tespit Edilmesi, Tanıtılması ve Harekete Geçirilmesi Projesi’. Yapılacak iş, projenin adında yeterince açık; Ankara’nın, teknolojik kapasitesi nedir, bu kapasite nasıl tanıtılabilir ve nasıl harekete geçirilir? Bütünüyle varolan aklı değerlendirmeye yönelik bir çalışma. Ankara, ODTÜ, Gazi, Hacettepe ve Bilkent Üniversiteleri’nin teknoparklarıyla Ankara Sanayi Odası, işbirliği yapacak. Önümüzdeki günlere, doğru bir hazırlanma yöntemi.



Herkes kendi başına dönemi

Dünya liderleri ya da ‘guru’ tabir edilen bilmiş ekonomistleri, dili varıp, “Bu ekonomik sistem ömrünü tamamladı” diyemiyor. Günden güne yalpalayan düşüncelerle oyalıyorlar dünyayı. Ankara Proje Pazarı’nın açılışında konuşan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, “Yerin altında fazla bir zenginliğimiz yok. Bütün zenginlik yerin üstünde. O zaman burayı iyi çalıştırmamız lazım” demiş. İşte bu kadar basit. Başkalarının ağzına bakmayı bırakıp, kendi aklımızla değerlendirmek zorundayız. Geleceği gören ülkeler,  başının çaresine bakacak önlemler alıyor. Kimse kimseyi kollamıyor. O dündü. Şimdi başının çaresine bakma zamanı. Bu dönem, aklını kullanma, önce kendine yetebilme, beceriyorsa ürünleriyle küreselleşme zamanı. En azından, dünyada üretilen birçok şeyi, üretebilme kudretine sahip olmanız gerekiyor.



Eğitim ve somut adımlar

Burada girişimcilik kadar önemli diğer unsur, güncellenmiş ve uygulamayla eşgüdümlü eğitimdir. Girişimleri gerçekleştirecek nitelikli işgücü, sadece üniversitelerde değil, meslek okullarında da yetişmeli. Okullar, girişimciyle uygulamayla gecikmeden buluşmalı.


Unutmayın; yıllarca masallarla oyalanmış, yılgın bir Ankara var karşınızda. Ancak somut ve gerçekleşmiş adımlar kötü gün dostu başkenti, yeniden gayrete getirecektir.

30 Mart 2011 Çarşamba

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-2


28.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ali İnandım-  Türkiye’de, nitelik olarak en iyi üniversitelerin, Ankara’da olduğu saptandı. Sermayenin tıkandığı yeri açacak akıl var, Ankara niye bunu değerlendiremiyor?

Metin Özaslan-  Ankara’daki üniversiteler, gerçektende Türkiye’nin en saygın üniversiteleri; ODTÜ, Ankara, Hacettepe, Bilkent ve Gazi üniversiteleri başta olmak üzere. Eğitim sektöründe Ankara, açık ara birinci sırada. Eğitim ve sağlık sektörü, gelişmişlik sıralamasında birinci sıradadır. İnsan sermayesine ilişkin tüm göstergelerde ve bileşik endekslerde Ankara, tartışmasız şekilde birinci sırada. Bunun temel nedeni, üniversitelerin, eğitim alt yapısının gelişmişliği. Birçoğu Cumhuriyet Dönemi’nin başlarından itibaren kurulan çok köklü, bilim yapma geleneği oturmuş, kurumsallaşmış üniversiteler. Bundan dolayı yüksek teknolojiye dayalı bilişim sektörü gelişmekteydi. TAI gibi, Havelsan gibi, Aselsan gibi devlet kurumları da vardı burada. Bunlar, gerçekten yüksek teknolojiye dayalı alanlarda dünyaya da üretim yapabilen ve bu üniversitelerden mezun olan teknik elemanların çalıştığı yerlerdi. Bunların etrafında fason ya da yan sanayi olarak üretim yapan çok sayıda yüksek teknolojili özel firmalar da kümelenmişti. Zaten bu haliyle doğal bir gelişme merkeziydi.

Bilişim Vadisi gibi bir proje önemlidir, çok önemlidir. Yıllarca söyledik bunu; “Ankara’da bir Teknopolis kurulması gerekir” diye. Japonya’da Teknopolis, Fransa’da Teknopol, Amerika’da Silikon Vadisi denir; yaklaşık benzer işlevi gören, yüksek teknoloji merkezleridir buralar. Çevreye duyarlı, sosyal sermayesi çok gelişmiş dolayısıyla sosyal ortamı gelişmiş  firmalardan oluşur. Bizde de Bilişim Vadisi projesi gündeme geldi fakat altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum; Ankara’nın birikimini duyuracak kesimin zayıf olması, siyasi çekişmeler, ticari, sosyal ya da siyasi kurumların temsil ve lobi eksikliği, sivil toplumun, sivil toplum örgütlerinin  gelişmemiş olması, medyanın tavrı, başkentlilik bilincinin yeterince oluşmaması, sessizliğin hakim olduğu bir ortam yaratıyor. Ülkemiz açısından son derece yararlı, ufkunu açacak bu proje, mevcut donanım itibariyle tartışmasız Ankara’ya kurulmalıdır. Ankara, bunu hak ediyor çünkü. Mevcut alt yapısıyla, yetişmiş insan sermayesiyle teknoparklarıyla üniversiteleriyle Ar-Ge sayısıyla akademik yayınlarıyla tartışmasız bir şekilde hak ediyor. Zaten hazır bir alt yapıyı geliştirmeniz gerekirken yanlış yere kurduğunuz bir yapı, burayı da ülkeyi de olumsuz etkileyecektir. 1980’den sonra bu dalgalar, sürekli şoklar halinde geliyor. Birinci şok, ikinci şok, üçüncü şok belki Merkez Bankası ve kamu bankaları, dördüncü şok ta belki bu, Bilişim Vadisi’nin Kocaeli’ne götürülmesi olacaktır. Tekrar ediyorum; Ankara’da kümelenmiş olan mevcut bilişim, ileri teknoloji sektörüne, büyük bir darbe olur bu.

Ali İnandım-  Bu şoklar nasıl başladı?

Metin Özaslan- 1980’lerden sonra özellikle kamu politikalarındaki değişimler, içe kapalı bir ekonomiden dışa açık, ithal ikameciden ihracata dayalı bir ekonomiye geçiş oldu. Yani kamunun ağırlıklı olduğu bir ekonomik yönetimden, özel sektörün ağırlıklı olduğu bir ekonomiye geçiş yaşandı ve haliyle memur şehri olan Ankara, bundan en çok etkilenen şehirlerden biri oldu.

Ali İnandım-  Rakamsal olarak karşılıkları var mıdır  1980 sonrası dönemin?

Metin Özaslan- Tabii var. 1980 sonrasına baktığımızda en temel gösterge Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’dır (GSYH). İster toplam büyüklük ister fert başına düşen boyutuyla bakalım, Ankara’nın, son 20 yılda özellikle, yani 1990’lı yıllardan beri, hızla gerilediğini görmekteyiz. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya baktığımızda, 1987 yılında Ankara’nın ülke pastası içindeki payı 8.7 civarında. 2001’e geldiğimizde 7.7’ye düşmüş. 
Geniş görmek için tabloya tıklayın

Bu çok önemli bir orandır 14 yıllık dönemde. 1987’de fert başına gelir, Türkiye ortalaması 100 alındığında Ankara’da, 134 iken 2001’de bu oran, 128’e gerilemiş. Türkiye’deki değişim hızı 31.8 iken  Ankara, 26.1 oranında büyümüş. Yine aynı dönem, 1987-2001 dönemi, krizler dönemi; 1990 Körfez Krizi var, 1994 ekonomik krizi, 1998 Rusya krizi ve 2001 krizi. Türkiye performansının çok altında büyüdüğünü görüyoruz. Türkiye’nin, 1987-2001 arasındaki dönemde yıllık ortalama büyüklüğü 2.8, Ankara’ya baktığımızda bunun çok altında; 1.9. 
Geniş görmek için tabloya tıklayın

Yani Türkiye, tüm krizlere rağmen büyürken Ankara, hep düşük kalmış. Bu da göreceli olarak şehrin sürekli Türkiye pastasındaki payının küçüldüğünü gösterir. Aynı dönemde İstanbul’un, Türkiye ortalamasının üzerinde, İzmir’in, Türkiye ortalamasında büyüdüğünü görüyoruz. 2001’den itibaren Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Gayri Safi Katma Değer diye bir gösterge kullanmaya başladı. Bunu da 26 adet Düzey 2 bölgesi üzerinden, 3 yıllık dönemlerde yapıyor. Ankara’da Düzey 2 bölgesi. 2004, 2005 ve 2006 yıllarındaki durum şöyle: 2004 yılında Ankara, üçüncü sırada. 2005’te dördüncü sıraya geliyor. Bu ne demektir? 1 yıllık sürede başka şehirlerin daha hızlı büyümesi demektir. Ankara’da büyüyor ama diğerleri daha hızlı büyüdüğü için geride kalıyor.

Bunun arkasında birçok faktör var. Bunlardan biri de Ankara’nın yeterli kamu yatırımı almaması, kalkınma öngörüsünün olmamasıdır. 2000 yılında Ankara’nın, toplam kamu yatırımları içindeki payı yüzde 5.2. 2010’a geldiğimizde 3.3’e düşmüş durumda. Sürekli düşüyor. Bunlar devletin resmi rakamlarıdır.
Geniş görmek için tabloya tıklayın
Ali İnandım-  Bütün rakamlar inişte mi?

Metin Özaslan-  Evet. Yani 2000’li yıllar boyunca, devletin Ankara’ya bakış açısını gösteriyor. Yani Ankara, başının çaresine bakmaya terkedilmiş, sahipsizliğin göstergesidir bu rakamlar. Başka şehirlerde olsa bu işin peşinde milletvekilleri olur “Siz, neden şehrin yatırımlarını kesiyorsunuz?” diye. Ankara’nın yatırım ihtiyacı var. 4 milyon 700 bin kişilik bir şehir. Organize sanayisinde, sağlıkta, ulaşımda pek çok alanda yatırıma ihtiyacı var. Gazetelerde halen bitmeyen çok sayıda yol olduğunu, vatandaşın şikayet ettiğini görüyoruz. Bunlar, kamu ödenekleriyle yatırım ödenekleriyle olur. Oysa bunun sürekli azaldığını görüyoruz. Örneğin köylerin altyapısının desteklenmesi projesi KÖYDES, kırsal kesimi destekleyen önemli bir projeydi. 2005-2010 döneminde Ankara’nın toplam KÖYDES ödeneği içerisindeki payı 1.4.

Ali İnandım- Yeri gelmişken Ankara’nın çevresi, tarımı, hayvancılığı ne durumda?

Metin Özaslan-  Çok geniş bir iç bölgesi var Ankara’nın. Uzun yıllardan beri kırsal kesiminde ciddi sıkıntılar vardır. Başkent olmasına rağmen köy yolları ve içme suyu sıkıntıları var. KÖYDES yatırımlarında Ankara, en az payı alan illerden birisi. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yı oluşturan 3 ana sektörümüz var: Sanayi, Hizmetler ve Tarım. Ankara tarımının bu dönemde, 1987-2001 döneminde, tamamen eksi yönde büyüdüğünü görmekteyiz; eksi 2.8. Küçülüyor yani. Bunun yanında sanayi 1.9, hizmetler 2.2 büyümüştür. Türkiye’deyse tarım 0.8 oranında büyümüş, Ankara tarımı eksi 2.8 ile küçülmüştür. 
Geniş görmek için tabloya tıklayın

Bu çiftçinin yoksullaştığını, çiftin, çubuğun bozulduğunu gösteriyor.

Ali İnandım-  Bu rakamları açarsak?

Metin Özaslan- Örneğin geçen yıl Ankara’da 100 ton buğday üretilmişken 2.8 düşüşle ertesi yıl 97 ton oluyor. Her yıl üçer dörder ton üretimin düşmesi demektir. Her yıl düşme sürüyor.

Ali İnandım-  Hayvancılık?

Metin Özaslan-  Hayvansal ürünlere baktığımızda kırsal kesimde kişi başına düşen katma değer 135 TL, Türkiye ortalamasıysa 333 TL. Yarı yarıya. Ankara tarımı ve hayvancılığı ciddi bir sorunla karşı karşıya, bu sıkıntıların görülmesi lazım.
Geniş görmek için tabloya tıklayın

3.Bölüm: İlçelerin acınacak durumu ve 'işsizlik havuzu' Ankara.