vali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2018 Cumartesi

DOĞAL MUHALEFET


23.06.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Seçim öncesi doğa, muhalefet ediyor adeta; işini yapmayanın yapmadığını yüzüne vuruyor. İki aydır yağışlar, görülmek istenmeyeni gözüne sokuyor görmezden gelenlerin. Her semt, bir kez tattı su baskınlarını, selleri. Bazıları birkaç kez tattı, bazıları her defasında tatmaya devam ediyor. Seçim öncesi zorda bırakıyor, kendisine ve şehirciliğe yapılanın öcünü alıyor sanki doğa.
Sıhhiye Yenişehir Pazarı çevresi

Önceki gün şehrin genelini vurdu yine şiddetli yağmur. Başkentin 4'te 3'ü, birbiriyle yarışırcasına birbirinden ilginç görüntülerle sular altındaydı. Bu kez fazladan Sıhhiye'ye deniz geldi. Pazarı süpürdü götürdü. Sandal gezileri bile düzenlenmeye başlamıştı. Boy vermeye gerek kalmıyor, sadece tavanı görünen arabalardan su seviyesini ölçebiliyorduk. Otobüste şemsiyeyle oturanlar, duraklardaki otobüs yanaşsa ıslanacak yanaşmasa ıslanacak oturaklara tırmanmış vatandaşları izliyordu.
Sıhhiye bot seferleri
10 milyon turist beklerken
Vazgeçilmezimiz alt geçit havuzları doldu, trafik, Meclis kavşağındakini merkez alarak, şehrin dört bir yanında kilitlendi. Son birkaç aydır zaten sorunlu, durmadan arıza veren metro, durdu. Metro duraklarını, sular kadar insan seli bastı. Yukarıdan da aşağıdan da gidilemeyen bir şehir olan ülkenin başkentinde, olduğu yerde mahsur kaldı Ankapark'ıyla 10 milyon turist ağırlamayı düşleyen şehirli.
Metrodaki insan seli
Doğa, Ankara'nın ilk ikiyi paylaşan toplu taşıma ve altyapı sorunlarını en çıplak haliyle önümüze koyuyor, gözüne sokuyordu iktidarı, muhalefeti, bürokratıyla yöneticilerin. Görmedikçe daha beteriyle geliyordu, anlaşılan daha da beteriyle gelecekti. Altından üstünden gidilemeyen şehirde hiçbir yaldızlı cümle, başkentliye parlak gelmiyordu ışıltısına kapılacağı.

Aynı akşam şehri bu halde bırakıp gidenler, seçmene ve ülkeyi yönetecek siyasilere, akıl veriyordu bir televizyon programından.
Sıhhiye'de sıhhi otopark

Hıdır abiyi kaybettik
Kahrımızı çok çekti, valiyle aramızda çok kaldı. 2010-2014 yılları arasında görev yapan Ankara Valisi Alaaddin Yüksel dönemiydi, bir konuyla ilgili aradık Ankara Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Hıdır Eraslan’ı. "Nasılsın abi?" diye açtık telefonu, "Nasıl olalım, verdiğin işleri yapıyoruz!" diye yolvermişti kahkahamıza. Vali Yüksel Ankara yerel basınının iyi takipçisiydi, Hıdır abi de üstesinden geliyordu üzerine düşenin. 9 valiyle çalışmış 35 yıllık tecrübeydi. Kırgınlığı olursa bir süre aramazdı sadece, o da kısa sürerdi.
Valilik'te her misafirin verdiği vazgeçilmez pozdayız
2 yıl önce geçirdiği kalp krizi, epey sarsmıştı kendisini. Sonrasında ara ara görüştük, 21 Haziran akşamüzeri hiç beklemediğimiz haber geldi. Dün de Karşıyaka'dan sonsuzluğa yolcu ettik. Üzüntülerini paylaşarak ailesi ve yakınlarına başsağlığı ve sabır dileklerimizle Allah rahmet eylesin, nur içinde yat gazetecilerin Hıdır abisi.
Hıdır Eraslan, 2011'de Valiliği gezdirmişti

12 Şubat 2012 Pazar

VEKİLLERİMİZDEN GÜNDE 1 SAAT



10.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ülke gündemi de Büyük Millet Meclisimiz’de çok hareketli. O kadar hareketli ki takip ederken başımız dönüyor. Bırakın haftayı, bazen günde ardı ardına 3 ciddi olayla sarsılıyor, sersemliyoruz. Artık baş dönmesi, mide bulandırmaya başlıyor. İnsanın ne zihni ne de ruhu, bu kadar yoğun ve hızlı akan bir gündemi kaldırmıyor.

Neyse ki yüzlerce yıla uzayan, bitmez tükenmez bunalım tecrübemiz var, şerbetliyiz çok şükür! Siz boşverirseniz millet de sizi boşveriyor. Halinden anlamıyorsanız, kendi başının çaresine bakıyor. Yüzlerce siyasetçi, binlerce yönetici, milletin tarihinde ‘yok’ görünüyor. Oysa 8 yıllık görev süresinde yararlı işler yapan valisi Abidin Paşa’yı, 130 yıl sonra bile minnetle anımsıyor Ankara.

Bitmez bu bölgenin derdi
Bitmez, bitmiyor da zaten. Coğrafyanın doğası; sorunu, bunalımı bitmeyen, tarihteki büyük sıçramaların bölgesi. Bir Avrupalı, Rus, Çinli ya da Amerikalı gibi düşünemezsiniz burada. Hiçbiri, maddi ve manevi böyle bir kavşak üzerinde oturmuyor. Kendine has koşulları olan, sadece kendine has düşünce ve yöntemlerle yönetilebilir bir bölge. İşte biz, o  bölgenin, göbeğindeki ülkeyiz.

Yani efendim, hizmet için, memleket sorunlarının hafiflemesini bekleyerek yöneticilik yapamazsınız burada. Varolan koşullarda, hem yerel hem memleket sorunlarıyla aynı anda ilgilenmek zorundasınız. Koşullar bu, yüzlerce hatta binlerce yıldır da değişmemiş.

Kof büyüme, yeni süreç
Yeni devletin kuruluşuna ev sahipliği yapan Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olurken Romalılar'dan 1700 yıl sonra, tarihinin en büyük atılımını yapar. Kale ve eteklerinden uzaklaşamayan kent, bugün Gölbaşı’yla Sincan’la Ayaşla, Çubukla birleşecek büyüklüğe erişmiştir. Ancak bu, kof bir büyümedir. Nüfus ve binadan ibaret, ürettiğinin 4 katını tüketen, 5 milyona dayanmış bir kalabalık. 1940’larda İkinci Dünya Savaşı’nın nefesini kestiği gelişme süreci, 1980’lerden sonra yeni bir gerileme dönemine girmiş, halen de bu eğilim sürüyor.

Sürüyordu” diyebiliriz ama. Ankara ve Ankaralılar, artık kabına sığmadığı gibi dünya ve ülke koşulları, yeni bir atılım sürecini bastırıyor başkente. Tüm ekonomik ve kültürel becerilerinden, kendine yakışır yeni bir kent kıyafeti biçmek istiyor. Modası geçmiş fikirlerin, kar etmeyeceği bir dönem. Ankara vekilleri, böylesi bir dönemin gerisinde kalmış durumda, farkında değiller.

Bir tek siyasiler yok
Sanayicisi, tüccarı, çiftçisi, üniversitesi, yerel yönetimleri, kendince yolunu çizmeye, bulmaya çalışıyor. Ortada, bu hamlelerin yolunu açacak, destekleyecek, düzenleyecek siyasiler yok bir tek. Bir iki vekili görüyoruz sık sık, onların da ilgisi dar alanlarda. Oysa bu çapta bir atılım sürecinde, devleti ayağa kaldırmak lazım.

Seçim öncesi, sonrası defalarca yineledik çağrımızı; “Bu hamle sizinle güç bulacak ve hızlanacak” diye. 17'si AK Parti, 10'u CHP ve 4'ü MHP'den, 31 vekilimiz var. Toplu ilgilerini çekemedik ne desek.

Çürütmeye çürütür
Kırmıyoruz hevesimizi. Şu zaman, başkentin önünde çareler bulunan bir zaman. Havacılılık, uzay ve savunma sanayisi, ulaşım yatırımları, bilişim vadisi, turizm, sağlık ve eğitim yatırımları, fitilin ateşlenmesini bekliyor. Tarım ve hayvancılık, çağı yakalama arzusunda. Bu ülkenin derdi bitmez, dalıp, Ankara’yı unutuyorsunuz.

Milletin arkasından gelen lider olmaz. Nalını toplamak istemiyorsanız bari günde sadece 1 saatinizi verin şu kente. Yatırımlarıyla meslek odalarıyla okullarıyla yerel yöneticileriyle yakından 1 saat ilgilenin. 80 yıl sonra gelen bu döngüyü, doğru değerlendirelim.

Hepimizin hayrı için günde 1 saat ‘Ankara’ yazıyorum vekillerimize. 1700 yıl beklemiş kent, çürütmeye çok idareci çürütür yoksa.

7 Haziran 2011 Salı

KALE’NİN GÖZKAPAĞI KIPIRDADI


07.06.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Uyanacak galiba. “15 Şubat 2011 tarihini, bir uyanışın kıpırdanma günü olarak kaydedebilirsiniz. Ankara, Ankara Kalesi’nden başını kaldırıp, uyanmaya hazırlanıyor” demiştim. Neşeli, heyecanlıydım. Aradan sessiz ve toplantısız bir dört ay geçince, “Kendi kendine sevindiğiyle kalan meczup muamelesi görürüm artık” diye hayıflanmaya başladım. Ümidimiz kırılmak üzereydi. 2 Haziran 2011’de yapılan üçüncü ‘Kale Toplantısı’, geç te olsa yeniden yeşertti ümitlerimizi.

İlk kazma vuruldu
Vali Alaaddin Yüksel, bizim karamsarlığımızın aksine heyecanla açtı toplantıyı. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, kısa bir sunum yaptı altyapı çalışmalarıyla ilgili. Konya Sokak’tan ilk kazmanın vurulduğunu müjdeledi. İşte kulaklarımın, duymak istediği! Hacı Bayram’da, yeniden düzenleme sürerken eksik  kamulaştırmalar bitmek üzereymiş. “Gelecek yıla bitmiş olur Hacı Bayram” dedi. Kale’nin tüm altyapı çalışmaları ise en geç 8 ayda bitermiş. Seçim çalışmaları nedeniyle erken ayrılmak zorunda kaldı Gökçek, yardımcısı ayrıntılı sunuma devam etti.
- Trafiği ve esnafı zora sokmadan, altyapı çalışmalarının aşamalarını, harita ve fotoğraflarla gördük.
- Kale envanter çalışması bitirilmiş.
- Kent içinde Kale’ye yönlendiren tabela yerleri saptanmış.
- Çıkrıkçılar Yokuşu’nda, Saraçlar Çarşısı’nın üzeri kapatılacakmış.

Ancak keşke Melih Gökçek, bütün toplantı boyunca konuşulanları kendi kulağıyla duyabilseydi; altyapı çalışmaları bitmeden Kale’de hiçbir düzenleme başlayamaz çünkü. Su kanalları, boruların yenilenmesi, aydınlatma ve kabloların yeraltına alınması bitmeden üst-yapı çalışmaları başlayamıyor. Bedaş ve Türk Telekom, Büyükşehir Belediyesi’nin ağzına bakıyor. Bu konuda bir uyumlu çalışma sorunu var belliki.

Güvenlik, eğitim, tanıtım
Ankara Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya, zaten suç oranı oldukça düşük Kale bölgesi için, yüreğimize su serpen rakamlar verdi. En önemlisi, ilk 5 aydaki toplam suç oranının düşmesiydi; 3 suçtan biri, işlenmez olmuştu. 2 Mobese kamerasıyla siftah yapmış, gözlemeye başlamışlardı. Kaleiçi ve çevresindeki tabela, ve yolların yeniden yönlendirilmesi çalışması bitmiş, uygulanmaya hazırdı. Korsan otoparkçılar, sıkı takipte. 13’ü, emniyetin misafiri olmuştu bile.

Milli Eğitim Müdürlüğü ve Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi, bir anlaşma yapmış, Ankara ve Kale için eğitime başlamışlardı. Çalışmalarını, eğiticilerin eğitimi, esnafın eğitimi ile Ankara ve Kale sakinlerinin eğitimi olarak üçe ayırmışlardı. Şu an 900 çocuğumuza, bir yandan gezerek Ankara’yı tanıtıyorlar.

TÜRSAB’ın yurtdışında tanıtım için 3 dilde hazırladığı, AKA Kültür Akademisi’nin, Ankara’yı anlatan kapsamlı kitap çalışmaları, birkaç aya bitmek üzere. Yanı sıra Altındağ Kaymakamlığı ile TRT’nin tanıtım ve belgesel çalışmaları, 3-4 ay içinde bitmek üzere. Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki, ne görev verilirse hazır olduğunu yineledi. Yine bir görev verilmedi kendisine!

Karamsarlar dahil kıpırtı görüldü
Önceki toplantının en yorgun ve karamsar üyesi, Kale Derneği Başkanı Şevket Bülent Yahnici’ydi. Bu toplantıda, yüzü gülüyordu. 15 Şubat’tan beri bir yol alındığına, altyapı engeli aşılınca Kale’deki gelişmelerin hızlanacağına inanıyordu. “Herkesin bir hazırlık yaptığını, gözlerimle gördüm çünkü. Esnafta biraz sıkıntımız var, bilinçlendirmeye çalışıyoruz” diyordu. Sayın Yahnici benim ibrem; o gülüyorsa araba gidiyor demektir!

15 Şubat’tan bu yana yapılanları ele aldık. Öneriler, yapılmayanlar ve yapılamayanlar var ayrıca. Tuvalet sorunu gibi, turizm danışma bürosuna dil bilen birini bulamamak gibi, Ankara’nın simgesinin olmaması gibi… Köşemiz yetmedi şimdilik, sonra devam ederiz. Yalnız gözkapağının kıpırdadığını bilmenizi isterim; er ya da geç uyanacak Kale. Ancak Vali Alaaddin Yüksel ve Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, Kale’yi ayırıp, özel  ilgilerini yoğunlaştırmaları şart. Neyin en büyüğünü yapsanız, hiçbiri Kale’den daha büyük olamaz Ankara’da. ‘En Çılgın Proje’diyorum ben. Tarih sayfaları önünüzde, buyurun, doldurun sayfalarını!

27 Mayıs 2011 Cuma

ÇILGINLARIN ARASINDA EN ÇILGINI


27.05.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Başbakan Tayyip Erdoğan, Ankara’yla ilgili projelerini açıkladı ama bence en çılgını, diğerleri arasında kayboldu. Hatta bazı gazeteler, televizyonlar ve internet siteleri, atlamıştı projelerin içinde bu kısmı. Projeden bile saymamışlardı herhalde. Bir hayli zamandır Ankara’dan kopan basın-yayın kuruluşları, Başbakan’ın projelerine, Fransız kalmıştı. Ankara’nın önceliklerinden habersiz, ‘Güneykent’ projesine saplandı, ötesine geçemediler.  Gerçi uzun zamandır, İstanbul dışındaki her yere Fransız kalmaya başladılar ya!

Gecikmiş ihtiyaçlar
Birkaç tanesi tartışılacak ama genelde Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı projeler, Ankara’nın gecikmiş ihtiyaçlarıdır. Her çakılacak çiviye, acilen ihtiyacı var Ankara’nın. Havacılık ve Savunma Sanayi, sağlık, şehriçi raylı sistemler ve ülkeyi bir uçtan diğerine bağlayacak hızlı tren, önceliği olanlar yatırımlardır. Ek olarak ülkenin en iyi üniversitelerinin, desteklenmesi olabilir. Diğer projelerin hepsini, bu listenin arkasına aciliyet sırasına göre ekleyerek devam edebiliriz. Ankara’ya, yatırım yapmak bile çılgınlıktan sayılır oldu; en çılgınını söyleyeyim:

En çılgını
Birçok basın-yayın kuruluşunun atladığı projelerin en çılgını, Ulus Tarihi Kent Projesi kapsamında Ulus ve Kaleiçi’yle çevresinin, tarihi ve mimari dokuya uygun düzenlenmesidir. Yok öyle kaçmak, dinleyin, niye çılgınlıkmış fikriniz olsun. Bu Kale’de, bir şey var; elektrik verilmiş gibi dokunanı zıplatan, arkasına bakmadan kaçıran, kulaklarına pamuk tıkatan. En  Ankara uzmanlarına, en cevval girişimcilerine, “Kale…” dememle 5 metre öteye sıçramaları bir oluyor. Niye? Kördüğüm olmuş çünkü. Gordion’un ‘kördüğümü’, Ankara Kalesi’nde artık!

Kördüğüm
Kördüğümün, birinci ve en çetin nedeni, mülkiyet sorunları. Çözene kadar birkaç belediye başkanını yemiş, yutmuş oluyor davalar. Gözü korkan, sonrakine devretmiş yıllarca bu sorunu. İkincisi ise kördüğümün kördüğümü olmuş alt-yapı sorunları. El atmaya kalkan belediye başkanlarını, kabuslar basmış. Arapsaçı çünkü altyapı. “Bu kadar mıymış?” diyorsunuz. Bu kadar… Çözsün bakalım “Bu kadar mı?” diyen.

Bir cesaret Vali Alaaddin Yüksel, 15 Şubat 2011 günü, önemli bir adım sayılacak ‘Ankara Kalesi Toplantısı’ düzenledi. 4 ay olacak, etrafındaki sivil toplum örgütleri, girişimciler, bürokratlar arazi oldu. 15 katttan 60 dairelik bir bina diker, bir yıl sonra kazanmaya, milyon dolar döker, gelecek yıla fabrikasını çalıştırmaya başlar girişimci. Sonunu göremediği için, sivil toplum örgütü geride durur; “Azıcık gücümüz var, onu da Kale’de telef etmeyelim” diye. Bürokrat, başkasının yiyeceği kaymağın cefasını çekmeye gönüllü olmaz. Karışmaya başladı değil mi işler? “Karışık, kördüğüm” demiştim.

En uzun vadeli çılgınlık
Başbakan Erdoğan, bir cümlede, “Ankara için çılgın projemiz Kale’dir” deyip, kürsüden inse yeriydi. ‘Çılgın Proje’ diye buna denir çünkü Ankara’da. Hamamönü’nde, Bentderesi ve Hacı Bayram’da, düzenlemeler sürüyor ama olanaklar ve para çok sınırlı. Belediyeleri, Valiliği aşan bir çalışma Ulus Tarihi Kent Projesi; hükümetler ve siyasetlerüstü, bir devlet projesi. Bu kördüğüme kılıcını vuran yöneticiler, Augustus gibi, hem tarihe hem Ankara taşına kazınacaktır gelecekte.

Kale dışındaki bütün projeler, maliyetine karşın yapılabilir projelerdir. Ancak içlerinde sadece Kale, gelecek 3 yüz, 5 yüz belki bin yıla uzanacak yatırımdır. İhtiyaçlar, üretim biçimleri ve teknolojiler değişebilir ancak modası asla geçmeyecek olan tarih ve kültürdür. İncik cıncık çok  uğraşmak ister ama her nesilde, alıcısı eksilmeyecek en uzun vadeli yatırımdır. İstanbul’a hitap etmese de Ankara’nın çılgın projesi, basit olarak budur.

27 Nisan 2011 Çarşamba

ANKARA GEMİSİ


26.04.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Çılgın Proje’siz Ankara. Alçakgönüllü projeleri bile bir türlü gerçekleşmeyen başkent. Bazı çılgın ötesi projelerinse gerçekleşmesinden korktuğumuz, şaşkınlıktan yılgınlığa savrulduğumuz muamma kent. Denizli İstanbul’a, nehirler vaat edilirken denizsiz bozkırda, toprağa sürtüne sürtüne lafla yürütülen gemi. Tıkandı, saplandı, durdu gemi. Laftan fazlası lazım artık yürümesi için.

Alarm veriyor kent
Siyasiler, sahalara indi ama partilerin seçim beyannamelerine bakarsak Ankara, yine üvey evlat. Bizim lafımızı bize söylemekten öteye geçmiyor demeçler. Vaatten sayarsak hepsi Ankara’nın gerisinde. Türkiye’nin ikinci büyük kenti, patlamış nükleer santral gibi alarm veriyor ancak çığlığı, bir dönem daha duymak istemiyor kulaklar. Tarımıyla hayvancılığıyla ticaretiyle sanayisiyle nüfusuyla toplumsal dokusuyla alarm veriyor, duya duya Ankara’dan, İstanbul duyuluyor yine. Ne şamatacıymış şu İstanbul!

Teşviksiz Ankara
İstanbul’da, yerin altından, tepelerin içinden, denizin dibinden tüneller açılıp, yollar, metrolar yapılırken Ankara’da, yüzde 70’i bitmiş Kızılay-Sincan hattını, kurbağalar bekledi yıllarca. Fuarcılığın kıymetini nihayet fark eden yetkililer, hala fuar alanı için yer bakınıyor. Bitmiyor toplantıları. İstanbul iş yapıyor, Ankara, toplantı! Ostim, Siteler, Ankara’da değil sanki. Eğitim, sağlık ve bilişim alanlarında 1 numara olmasına karşın, dilenmediği kaldı Ankara’nın. Bu alt yapı nasıl görmezden gelinir? Bu üç alanda, şimdiki haliyle bile uluslararası bir merkez olma kabiliyeti varken üstüne nasıl kafasını bastırırız kaldırmasın diye? Oysa bizzat devletin teşvikiyle önü açılması gereken üç ana sektör bunlar. ‘Bilişim Vadisi’, siyasi çekişme kurbanı olmak üzere, biz, teşvik bekliyoruz!

Açılamayan turizm kapısı
Vali Alaaddin Yüksel, bu gerileme sürecinde bir kapı araladı; turizm kapısı. Kendi kadrolarının bile bu ciddi açılımı kavradığından emin değilim. Kale ve çevresi için yapılan eylem planı, yerinde sayıyor. Devletin bir omuz atması, kartopunu çığa çevirir bu bölgede  ama kısıtlı çabalarla yetiniyoruz şimdilik. Kale ve müzelerimiz dolmadan, ilçelerimizin turizm olanaklarına sıra gelir mi? Beypazarı, Nallıhan gibi ilçelerimiz, kendi çabasıyla kendi yolunu çiziyor, siyasiler ve Ankara’dan bir ümidi olmadan. Polatlı’nın turizmi de tarımı da Allah’a emanet. Bala ve Haymana, hem Ankara’nın hem Türkiye’nin üvey evlatlarından!

Lafla yürümez artık
Aman sen de papağan gibi…” diyorsunuz. Daha ziyade ağaçkakan azmi bendeki. Seçim öncesi, Ankara’yı 20 yıl geriden izleyen adayları uyarmak için aynı doğruları gagalıyorum: 1 satıp, 4 alıyor Ankara. 100 bine yakın kişi okuma yazma bilmiyor başkentte. Niteliksiz işsizler havuzu… Ekonomisi küçülüyor, nüfusu büyüyor. Değil dibine, kendine bile ışık veremiyor.

Sokaklarda dolaşırken bizim bayat ve kokmuş laflarımızı, bize tekrarlamasın adaylarımız. Çözüm önerileri ve iddialarını duymak istiyoruz. Bir dönem sonra değil, bu dönem; yok öyle bir dermanı Ankara’nın. Akrebi, yelkovanı geri geri işleyen bir saat artık. Ankara’nın alarmını duymayan kulaklar, kendi için siyaset yapıyordur. 4 buçuk milyonluk kentin çığlığını  duymayan, sağır olsa gözü de mi görmez? Saplandı ‘Ankara Gemisi’, durdu. Lafla milim yürümez artık!

2 Şubat 2011 Çarşamba

MEDENİYETİN SOKAKLARI


01.02.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Çok soğuktu. Gazeteye 50 metre yürüdüm, soğuktan gözlerim yaşardı. Böyle soğuklarda dedelerimizin, ninelerimizin ağzından eksik olmayan “Allah, olmayanın yardımcısı olsun” sözleriyle büyüdük. Bu temenni cümleleriyle yetinilmezdi tabii, mahallenin, sokağın mağduruna sahip çıkılırdı. Resmi kurumlar, yardım kurumları ilgilenmiyorsa ortalığa reklam edilmeden mahalleli sahip çıkardı. Kalacak yer, yemek, yakacak, giyecek ihtiyacı sessizce paylaşılır, yardım edilirdi. Mahallenin ‘vicdan ölçer’i, delisi dahil, gözetilirdi zorda kalan.

Şımarık medeniyet
Zamanla annelerimizin, babalarımızın ağzında, “Allah sokakta kalanın yardımcısı olsun” sözlerine dönüştü. Olmayan, sokağa düşmüştü artık. Zenginleşme, ilerlemenin, medeniyetin göstergesi sayılıyor, ‘Bilgi, Teknoloji Çağı’nı yaşıyorduk. Yalnız bir şey, insanlığımızı, vicdanımızı törpülüyordu bu çağda. Zenginlik mi, teknoloji mi, gereksiz, yanıltıcı bilgi mi, kestirmek zor. Çocukluk terbiye ve görgümüze ters bir medeniyetin kucağına itiliyorduk; bireyselliği yücelten, ‘kendini kurtar arkana bakma’ medeniyeti. Hepimiz bu çarpıklığı ve şımarıklığı yaşıyoruz, o yüzden uzatmıyorum.

Evsiz ve kimsesizler nereye?
Gözlerimi yaşartan soğukta, gazetenin önüne geldiğimde birini ikna etmeye çalışanları gördüm. O soğukta, sokakları aşağı yukarı arşınlayan bir vatandaşımız, Evsiz ve Kimsesizlere Hizmet Aracı’nın başında görevlilerle pazarlık ediyordu. Alışık olmadığı için başına gelecekleri öğrenmek istiyordu. 23 Kasım’da, Vali Alaaddin Yüksel’in emriyle evsiz ve kimsesizlere yönelik başlatılan çalışmaya canlı şahitlik ediyorduk. Haber, gazetemizin kapısına gelmişti. Saçı başı dağınık, kıyafeti dökülen, rahatsızlık derecesinde kuruntulu vatandaşımız, sonunda ikna edildi ve arabaya bindi. Sonra?

Sonra Valiliğin anlaştığı otellere götürülecek, önce banyosunu alacak, tıraş olacak, temiz elbiselerini giyecek, sıcak yemeğini yiyecek, muayene edilecek, bir rahatsızlığı varsa hastaneye sevk edilecek, yoksa televizyonun karşısında kurulup, sıcak odanın rehavetiyle derin bir uykuya dalacak. Bir iş sahibi olana ya da yakınları gelip, sahip çıkana kadar Valiliğin misafiri olacak. Üç öğün yemek verilecek, çamaşırları yıkanacak, bakımı yapılacak, insanlığına kavuşup, insafla buluşacak. Erkekler Maltepe Köprüsü’nün altında, kadınlar AŞTİ’de sürünmekten kurtulacak.

İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürlüğü, şu ana kadar bu çalışmayı başarıyla götürdü. Şimdiye kadar 376 kişi misafir edildi. Henüz 11’i kadın, 112 kişi yararlanmaya devam ediyor. 10 kişi, iş sahibi olmuş, bazıları ailelerine kavuşmuş. Değişik illerden telefonlar geliyormuş Valiliğe; “Bu kışı orada geçirebilir miyiz?” diye.

Kanıksamayın, görün
Her sokakta soğuktan, açlıktan ve pislikten ölüm haberi, soğuk bir bıçak gibi saplanır yüreğime; “Milyonluk kente, bir sen fazlaymışsın!” derim. Büyüklerimizin terbiyesiyle yoğrulan vicdanım, o soğuk bıçakları tek tek taşır unutmadan. Dünyanın en fakir ülkesi olsanız bile, tok komşunuza düşer yardım etmek. Tok ülkede böyle ölüm, basiretsizliğe, beceriksizliğe işarettir. Vicdan yoksa insanlık ölür.

Alaaddin Yüksel’e ve emeği geçen yetkililere, yüreğimi soğuk bıçaklardan, medeniyet sokaklarını, vicdansızlıktan korudukları için teşekkür ediyorum. Bu yazıyı güzelleme olsun diye değil, soğuktan, açlıktan ve pislikten ölen çaresizleri, kanıksamayın aksine artık görün diye yazıyorum.

15 Ocak 2011 Cumartesi

EXPO’DAN KALE’YE DE SIRA GELECEK


14.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara gazetelerinin sayfaları, her geçen gün daha da şiddetli savruluyor EXPO 2020 rüzgarıyla. Hiçbir somut adım atılmadan içimiz, dışımız EXPO 2020 oldu. Çoğu Ankaralı, ne olduğunu bile bilmiyor ama 'hem EXPO hem de 2020’yse iyi bir şey mutlaka' edasında, kısık gözlerle izledikleri etkisi yaratıyor bende. Araştırıp, bildiğim halde aynı ruh halini taşıyınca kendimden şüphe ediyorum; EXPO 2020 işte, nesini düşünüyorsun yani?

Kısaca kentlerin ya da ülkenin, gelişmişliğini gösterebilmesi için, her alanda  teknolojik gelişmelerin ve yeniliklerin kullanıldığı bir sergi olanağı diyebiliriz EXPO için. Dünyanın gözü üzerinizde oluyor. Uzun yıllar iz bırakacak eserler ve yapılar damgasını vuruyor bu sergilere; Eyfel Kulesi gibi. Turist de geliyor. Örneğin, Şangay’da yapılan 2010 EXPO’sunu 73 milyon kişi ziyaret etmiş. Ancak yeni öğrendim; bunun 5 buçuk milyonu yabancı turistmiş, kalanı Çinli yerli turist!

Sabit fikir
Sabit fikirli adam, tarih, tokat gibi seni yanıtlayacak” diyebilirsiniz ama ben EXPO’ya karşı biri de değilim. Mazeretim var, asabi değilim. Ankara’yı canlandıracak her şeyle heyecanlanırım. Oysa EXPO’yu alacak kent, alt yapıyla ilgili sorunlarını çözmüş, bitirmiş bir kent olmalı. Havadar bir otobüs durağında, yağmur altında beklerken su basmış bir alt geçitte arabamla yüzerken yürüyen merdiveni olmayan bir metro durağında dimdik merdivenleri soluk soluğa tırmanırken ‘EXPO’ yabancı bir sözcükten öte fazla bir şey ifade edemiyor insana. Ankara, elden geçirilmeye başlanırsa ikna olmak an meselesidir.

Kale toplantısı
Bunun yanında çok yakında gerçekleşecek bir toplantı, hemen heyecanlandırdı beni: Vali Alaaddin Yüksel’in, konunun uzmanları, sivil toplum örgütleri, odalar ve ilgili herkesi davet edeceği bir toplantıya hazırlandığını öğrendim. Kale ve çevresi, kapsamlı biçimde ele alınacakmış. Daha elle tutulur bir projedir Ankara için. Kale, Hamamönü, Gar, Hacı Bayram ve Hıdırlıktepe dairesi içinde atılacak her adım, Ankara’nın kazancıdır. Bu çemberle beraber altyapı sorunları da azaltılırsa her türlü hayali kurmak serbesttir. Ne kadar kısa zamanda bir eylem planı oluşturulur ve harekete geçilirse ‘EXPO’ da o kadar anlamlı olur.

Kulağımız Kale’de
Bu bölgeyle bitiyor mu iş? Bitmiyor tabii. Saptanmış ve çözüm için hazırlık yapılan başka konular da var; tarımda, hayvancılıkta ve ürünlerin yurt dışına pazarlanmasındaki zayıflıklar gibi. Bilişim Vadisi’nin, Kocaeli’ne gitmesi gibi. Ankara’yı, Anadolu’nun derinlikleriyle birleştirecek ulaşım hatları gibi. Ancak yeni bir kapı açıp, turizmden yararlanmayı düşünen Ankara için en önemli adım, çizdiğimiz çemberin içine odaklanmasıdır. 6 aylık bir EXPO etkinliğinden daha uzun ömürlü, yüzlerce yıl sürecek kalıcı bir adım olacaktır. Kalbi onarılmış Ankara, her türlü hayali kurabilir.

Mazeretim, sabit fikrimi hoşgösterse bari. Kale’ye, kulak verelim; hoş sesler hepimizi yumuşatabilir belki.