van etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
van etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2016 Cumartesi

ELİ AÇIK ANKARA



21.10.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi


Göz yaşartır el açıklığımız. Kendi sokakları, caddeleri, mahalleleri, ilçelerini bekletiyor, Türkiye’nin dört bir yanına hizmet götürüyor Belediyemiz. Bizim adımıza iyilik yapıyor, e iyilik işte, “Niye yaptın?” denmez, tutulur dil organı. Bakın da ibret alın, işte Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin aldığı kararlar ve o iyiliklerden bazıları:

9 Temmuz 2015
- Bayburt ili Zahit Mahallesi Çilçil mevkisine 30 bin metrekare yeşil alan ve çevre düzenleme çalışması..
- Şanlıurfa Ceylanpınar ilçesine 20 bin metrekare park ve muhtelif mahallelere 3 taziye evi yapımı..

9 Kasım 2015
- Sivas ili Güneykaya ve Güldede beldelerine çocuk parkı ve oyun bahçesi yapımı..

15 Ocak 2016
- Bolu ili Göynük ilçesi Akşemseddin Türbesi’nin bakım ve onarımı ile çevre düzenleme çalışması..
- Muş ili Altınova Belediyesi makam aracının tamiratı..
- Kırıkkale Karakeçili Belediyesi’nin yağmur suyu bertarafı için 3 bin metre 800-1000 milimetre çaplı boru ihtiyacının giderilmesi..

11 Nisan 2016
- Urfa ili Ceylanpınar ilçesine yol ve kaldırım için 400 bin metrekare kilitli parke taşı, 27 bin metre su oluğu, 25 bin metre kaldırım bordürü, 75 bin metrekare kaldırım taşı..
Ayrıca ilçe girişinde vadinin park ve mesire yeri yapılması, Küçük Kepez’in seyir tepesi olarak düzenlenmesi, her bir yerleşim birimine çocuk parkı, yürüyüş yolu, spor alanı, yeşil alan yapımı..
Mevcut belediye binasının onarımı, büyütmek mümkün olmadığı için yenisinin yapımı..
1 aşevi, soğuk hava depoları, 2 küçük ölçekli mahalle gençlik merkezi yapımları ve yoksul halka ve sığınmacılara sürekli yardım..
4 büyük, 2 küçük damperli kamyon, 1 greyder, 1 vibrasyonlu silindir, 1 bom, 1 otobüs, 3 yarım otobüs..

- Doğu ve Güneydoğu’da, gıda maddesi, giyim, ev eşyası sağlanması, valilikler ile kaymakamlıkların ihtiyacı olan araç gereç ihtiyacının sağlanması gerekirse ASKİ ve EGO’dan tahsis edilesi, kiralanması ya da devredilmesi..

9 Mayıs 2016
- Düzce ili Akçakoca ilçesine çevre düzenlemesi ve saat kulesi, süs havuzu, çocuk oyun grubu, elektrik direği gibi kent mobilyaları sağlanması..

12 Mayıs 2016
- Bolu ili Göynük ilçesi Ömer Sıkkini ve Debbağ Dede Türbeleri’nin bağlantı yollarının asfaltlanması, ilçe girişlerine tak yapılması, park ve yeşil alanlara peyzaj ve bitkilendirme çalışması yapılması..

8 Haziran 2016
- Şanlıurfa ili Ceylanpınar ilçesine mülteciler, ihtiyaç sahibi vatandaşlar için gıda, giyim, temizlik, barınma, sağlık, ulaşım, araç-gereç, bakım onarım gibi ihtiyaçların giderilmesinde kullanılmak için 300 bin lira nakit aktarılması..

- Hakkari iline, gıda yardımı, bayramlık hediye ya da hediye çeki (asker-polis çocukları dahil), buzdolabı, mutfak araç gereçleri verilmesi..

10 Haziran 2016
- Hakkari ili Şemdinli Derecik Beldesi’nde terörden etkilenen vatandaşlara gıda yardımı, buzdolabı, mutfak araç gereç yardımı yapılması, asker polis çocukları dahil bayramlık hediyeler verilmesi..

11 Temmuz 2016
- Siirt ili Tillo Belediyesi için Kale yolu ve Hassa yolu ile taş duvarların yapımı, yolun asfaltlanması, Hassa Hatun Türbesi’nin bakım onarımı ve çevre düzenlemesinin yapılması..

11 Ekim 2016
- Muş ili Bulanık ilçesi, Van ili Özalp-Erciş-İpekyolu-Edremit ilçeleri, Ağrı ili Diyadin ilçesi ile Iğdır ili Hoşhaber ve Tuzluca ilçelerine yol, altyapı ve asfaltlama..
Park alanı, camilere tuvalet ve şadırvan, cami onarımı, cami halısı, taziye evi, su deposu, prefabrik yapı imalatı, taziye çadırı..
Greyder, ekskavatör, loder, kamyon, kar bıçaklı yol süpürge aracı, kazıcı, yükleyici, su tankeri, çöp kamyonu, itfaiye aracı, vidanjör, kanal açma aracı, çift kabinli arazi aracı, binek araç,
Çöp konteynırı, çöp kovası, oturma bankları, ahşap piknik masası, su ve kanal onarım malzemeleri, kar ve buzla mücadele için tuz, GPS cihazı, kilit taşı, bank (tekrar etmiş), tabut, kamelya, oyun grubu, tahteravalliler, zıp zıplar, basketbol potası..
Gıda, kırtasiye, çanta, temizlik malzemesi, kışlık bot, kaban, bilgisayar, yazıcı, tarayıcı, faks..
Taziye evleri için ses sistemleri, masa-sandalyeler.. Bu ve buna benzer iş ve işlemlerin Belediyemiz imkanları dahilinde karşılanması..

- 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde simge haline gelen Şehit Ömer Halisdemir’in memleketi Niğde’nin Bor ilçesinde alt-üst yapıların düzenlenmesi, meydan düzenlenmesi ve meydan saati, müze, mescit, taziye evi gibi ihtiyaçların, Ankara Büyükşehir Belediyesi imkanları doğrultusunda karşılanması..

Devlet nerede?
Bu tür kararların, yaklaşık bir yıllık dökümü işte böyle. Öncesi de var, bu kadarı fikir versin. Yasal dayanağı olan yardımlar bunlar. Yalnız çoğunun ucu açık, miktar ve maliyetleri belli değil. Doğu ve Güneydoğu’yla da ihtiyacı olanla da dayanışacağız tabii ki ama ne aldığımızı ne verdiğimizi de bilerek. Şöyle arka arkaya okuyunca dersiniz ki “Devlet nerede? Yok mu bakanlığı, valiliği, kaymakamlıkları, Ankara Büyükşehir Belediyesi hangi birine yetişsin?”

Ankara’nın da şehirde ve çevre ilçelerinde hala çok acil ihtiyaçları var, demek bu yüzden onlara yetişemiyor. Kendini unutmuş, Türkiye’yi kurtarmaya adamış kendini. Ankara Kalesi altyapısı 6 yıldır bitemezken, her yağmurda Kızılay’da bile karşıdan karşıya geçemez, alt geçitlere, çukur semtlere biriken yağmur suları bizi Türkiye’ye reklam ederken niye bütün işi Ankara Belediyesi’ne bırakıyorsun a devlet? Allah dedirtiyor; devlet gibi belediye vallahi!

4 Şubat 2012 Cumartesi

KARALTI


03.02.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Vah zavallı İstanbullular!.. Vah Cennet Mahallesi’nin yokuşunu tırmanamayan metrobüslere! Vah lunaparkın çarpışan oto sahasında, birbirinin üzerine binerek haber bültenlerinde eğlencemiz olan arabalara! Toplu taşıma araçları bile işlemeyince işe gitmek için saatlerce yol yürümekte tereddüt etmeyen çalışanlara, vah ki vah! Türkiye’ye kış gelmiş!

İstanbul’un kar manzarası
O kar, memleketin iç bölgelerinde, Karadeniz’de ve Doğu’da yağmadı sanki 10 gündür. 2 dakikaya bütün memleket, kalanı İstanbul. Bir bülten süresince cadde cadde, sokak sokak  İstanbul izledik. Zevk alırcasına ağızlarını doldura doldura, felaketin kendisi yetmiyormuş gibi, habere ilginçlik katma yarışına girmiş muhabirlerin sunumlarıyla izledik. Bir felaket bu kadar zevkli hale getirilebilir. Van’a da gönderseler ya muvaffak olanları?

13 milyon 624 bin kişilik yeni nüfusuyla neredeyse ülkenin 5’te birinin yaşadığı kent olmuş İstanbul. Ancak tampon tampona giden köprü trafiğinde, yürüyerek geçen yayaların karaltıları kıpırdıyor. Kar tipi demeden azimle yürüyenler, bir de “Çıkayım da arabayı çarpıp, geleyim” diye felakete kafa tutanlar dışında koca kent, kasaba kadar sakin. Aman “Ya deprem olsa?” demeyin. Bir felakettir, geçtiği ülkeyi dize getirdi, gider de dönmez inşallah.

Üstü var altı yok
Bir hafta önce TOBB Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Güven Sak’ın, İstanbul’a yığılmayı eleştiren ‘İstanbul Yağması Anadolu'yu Kurutuyor’ başlıklı makalesi yayınlanmıştı. O satırlarda, “Kent rantının köpürtülmesi, kışkırtılması, sanayi karından daha cazip hale getirilmektedir” demiş “Plansızlık, kar uğruna kısa görüşlülük, geleceğimizi tüketmektedir” diye eklemişti.

Bir hafta sonra süper, şahane, uzay teknolojisi zehir zekalı gökdelenler, alışveriş merkezleri, siteler ve ülkenin 5’te birini barındıran nüfus, kendini kaldırmayan bir altyapı üzerinde yaşadığını, acı bir tecrübeyle tekrar gördü: Toplu ulaşım,  yeterli değilmiş henüz. Elektrik kesintileriyle doğalgaz işlemiyor, işlese basıncı düşüyormuş. Odun, kömür, katalitik sobası olmayan, üşürmüş. Ya sular da akmasaydı? Aman “Ya şey olsaydı” demeyin, olmasın!

Gelişme gelmemiş
2001 ekonomik krizinden sonra, her televizyon kanalında Profesör Doktor Mehmet Altan’ı görüyordum. Şu iki cümlesi kazındı aklıma; “Ülkenin tarımsal nüfusu çok yüksek, yüzde 45’ler civarında. Gelişmiş ülke olacaksak bu oranı yüzde 15’ler noktasına çekmeliyiz.” Yani “şehirlere dolduralım milleti” diyordu. Son nüfus sayımında, kırsal kesimin ülke çapında, yüzde 23’lere gerilediğini gördük. Şehre geldik, ‘gelişme’ gelmemiş!

Elim varmadı
Ayakları seke seke, kolları yanda, aklı havada romantik bir ‘Ankara’da Kar’ yazısı olacaktı. Kale’deki düzenlemeler bitince Hacı Bayram’ı gören bir otel ya da pansiyon odasında kalacak, sabah kahvaltısında, kar manzaralı eski Ankara’ya uyanacaktım. Ne alakasız bir şey çıktı.

Çıkar. Soğuk bu; üşütür de dondurur da canlıyı. Van’ımız üşürken bu yanımda kar şikayetleri sıralamaya, soğuktan yakınmaya elim varmadı. İllaki ilgi lazımsa “Köy ve beldelerde yaşayanların nüfusu yüzde 3’lere düşmüş ama Polatlı kadar nüfus eklenmiş Ankara’ya” diyeyim. Ötesini arif olan anlasın, değil mi Ankaralılar? Anlasınlar ama artık değil mi?

1 Şubat 2012 Çarşamba

KİM İLGİLENECEK?


31.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bala’da, deprem konutlarına giremediği için Sibirya soğuklarında, derme çatma barakalarda barınmaya çalışan Ankaralılar. Dikmen’de, yılan hikayesine dönen kentsel dönüşüm, Sibirya soğuklarında yıkım kavgası. Yine Dikmen’in Akpınar Mahallesi’nde, heyelan nedeniyle bu soğuklarda evlerini terk etmeye zorlanan ev sahipleri. Birbirini suçlamakla ya da muhatap bulamamakla gözümüzün önünde, sürüyor da sürüyor tartışmalar. Kim “Dur” diyecek?

Bala villaları
2007 yılı Aralık ayında, 5.7 büyüklüğünde bir deprem olmuştu Bala’da. Yıkılan ya da zarar gören evlerin yerine yeni konutlar yapıldı. Ancak 4 yıldır çoğu hak sahibi, TOKİ’nin yaptığı bu evlere girmedi. Bir televizyon haberinde, detaylı görüntülerini gördüm; köylük yere, Çayyolu’ymuş gibi, çiftkat villa tipi evler yapılmış. Elektriği, suyu, gazı bağlanmamış. Çok güzel, çıplak evler. Oysa evlerde ahır düşünülmediği, hayvanlarını da bırakamadığı için evlere giremiyor köylüler. Bir de tabii tandır, köylük yerde ciddi bir ihtiyaç. Çayyolu sokağı sanki, villaları koymuş gitmişler.

Milliyet Ankara Gazetesi’de, manşet oldu derme çatma barakalarda yaşayan Balalılar. Ama tam derme çatma. Bu soğuklarda, Van depremzedelerinden farkları yok. Biri ülkenin bir ucunda, diğeri Ankara’nın dibinde. Gerçeklerden uzak bu planı yapanları, ‘köysel dönüşüm’deki devrimleri için kutlamak lazım!

Dikmen kördüğümü
Gelelim Dikmen Vadisi’ndeki yer kavgasına. Kentsel dönüşüm planı çerçevesinde, gecekonduları yıkıp, modern binalar, siteler yapmak istiyor Büyükşehir Belediyesi. Gecekondu sahipleri, haklarını alamadığına inanıyor ve direniyor. Tartışma kavgaya dönüşüyor, aylardır Ankara gündeminden düşmüyor. Sibirya soğuklarında, sinirler ısınıyor. Hatta Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, gazetemize verdiği söyleşide “Gireceğiz, yıkacağız ve kendi işimize bakacağız. Hiçbir direniş, devletin gücünü aşamaz” diyor ısınmış sinirleriyle. “Devlet’le gecekonducular, karşı karşıya” gibi yanlış bir anlam çıkıyor. Gecekonduya izin veren, yol, elektrik, su, gaz bağlayan, tapu veren kendisi değilmiş gibi.

Akpınar heyelanı
Akpınar Mahallesi’ne de bakalım: Koca koca, hem de yeni yapılmış binalar, inşa edildikleri yamaçtan kayıyor. Belki de daha borcu bitmemiş ev sahiplerine, “Çıkın” deniyor. Çıkamıyorlar. Soğukların azdığı günlerde, Büyükşehir Belediyesi’yle Çankaya Belediyesi’nin, voleybol maçı gibi, topu birbirine atmasını izliyoruz. Sorun acil, daha sorumlusu belli değil.

İlgisizliğin başkenti
Detaylarına girmeden anımsattığımız, gündemden düşmeyen üç sorun bunlar. Ankara’ya ilgisizliğin tescili gibi sündükçe sünen, sünmesinden rahatsızlık duyulmayan sorunlar. Hatta Atatürk Orman Çiftliği, Ankaragücü gibi ekledikçe ekleyebiliriz arkalarına. Devletin merkezinde, devletin ve Ankaralılar’ın, maç izler gibi izlediği çözüm bekleyen sorunlar. Başkent sınırları içindeki ilgisizliğin, ürkütücü sessizliği. Ankara’ya gareziniz yoksa uzaktakilerin halini düşündürüyor insana.

O halde soralım; Ankara’da, çözülemeyen sorunlar varsa lastik gibi uzayan sonuçsuzluğu izleyeceğine, kim ilgilenecek?

2 Kasım 2011 Çarşamba

ATEŞE BİR DAMLA


01.11.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi


Pazar günü deprem oldu, Pazartesi günündeyiz. Akşam gazeteden dönüyorum. Batıkent’te, metrodan indim, otobüse bindim. Arkaya yanaştık, önümde bir hanımefendi. En arkada merdiven boşluğuna indi, telefonu çevirdi. “Gönderebileceğiniz ne varsa toparlayın, yarın öğlene kadar şurada olması lazım” dedi. “Siz toplayın, gerisini ben hallederim” diye ekledi. Kararlı ve ikna edici ifadesiyle kendi telefonundan, tanıdıklarını harekete geçiriyordu. Yani Salı günü, yardım yola çıkacaktı. “Ne çabuk?” dedim. Ne çabuk, resmi kurumların dışında, bazı insanlar, hızla sorumluluklarını almıştı.



İnsanlık fırtınasıydı

İnmek için biri kalktı, yer boşaldı. “Siz buyurun” dedim. Benden biraz genç olduğu için duraksadı, “Lütfen” deyince teşekkür etti ve oturdu. Oturdu ve aynı telefondan iki tane daha etti. Hararetle yardım toplamaya çalışıyordu. Pastırma sıcakları, soğuğa dönmüş, serindi. Üzeri inceydi, telefonu eski model. Affetsin beni ama “Kendini unutmuş, nasıl başkası için çırpınıyor” dedim bir an. Bize çelişkili haberler geliyor ama o, bin 200 kilometre ötedeki felaketzede kardeşlerinin, bütün aciliyetinden tek tek haberdardı sanki. İyi niyetli, safiyane cümleleriyle gönülleri fethediyor,  aramızda, bir insanlık fırtınası gibi esiyordu. Bütün hayranlığımla dinledim ve izledim kendisini. İnsanlığımı, fırtınasıyla besledim.



Van yıkılırken

Okullar, parti şubeleri, küçüklü büyüklü dernekler, resmi kurumlar… Hepsinin avlusunda, bahçesinde, deposunda, biriktirilmiş kutular dolusu yardımlar. Yollardan, semtlerden geçerken gözlerimle gördüklerim bunlar. Bir kısmını da gazete sayfalarında, televizyon ekranlarından gördüm. Van-Erciş depremine, çok hızlı tepki vermişti milletimiz. 1999 yılındaki Gölcük ve Kaynaşlı Depremleri’nden, ders alındığı  belliydi. Duraksamadan, anında harekete geçtiler. 23 Ekim Pazar günü öğleden sonra Van ve çevresi yıkılmış, insanlığı ayağa kalkmıştı adeta Türkiye’nin.



Dar gün damarı

İddia edilenin aksine milletin, gelişmeleri, yöneticilerinden hızlı algıladığına inanan biriyim ben. Bütün yozlaşmalara, paranın robotu olmuş bir kitlenin varlığına rağmen, çağı yakalayan, çağa insanlık damarıyla uyan bir yanı var bu milletin. Dar günde tanıyabiliyoruz o damarı.



Bir damla hanım

Bir ateş parladı, onu söndürecek damlalardan biriyle tanışmak nasip oldu bana. Söndürülmüş olsa çelişkili değil, iyi haberler alıyor olurduk deprem bölgesinden. Haber çelişkiliyse eğer, yöneticiler, suyu doğru yere damlatamamış demektir. Daha da laf kalabalığı kaldırmaz, burada biter konu.


Ancak soğukta incecik, başkasının derdine düşmüş o bir ‘damla’ hanımefendiye sormak istiyorum: “Yahu hanım, hakkını, ellerini mi yoksa alnını öperek mi ödeyebilirim ben sana?