23 Eylül 2008 Salı

Erler Hamamı

Eskişehir’de, en az bin yaşında bir hamamdır Erler Hamamı. Bizans Dönemi’nde kurulduğu yönünde tarihi ipuçları olduğu söyleniyor. Tahmini tarihi biz uyduruyoruz. Hakkında az bilgi var.  Bildiğimiz kısmını yazalım da bin yıl sonraya kalsın.

Biz, hamam terbiyesini Erler Hamamı’nda aldık. Başka hamamlarda, sadece yıkanmışızdır. Türkiye’de, böylesini tecrübe etmedik henüz. Suyu da kendi de çok sıcak bir hamamdır. Sıcağı, nefsi terbiye etkisi olduğunu düşündürüyor. Madden manen insanı aklar, paklar.

Alçakgönüllülükten yıkılmaması için dua ederiz hep; öyle de gösterişsiz bir yapıdır. Her zaman büzülmüş bir kirpi gibi şehrin ortasında, dikkatlerden kendini sakınmıştır. Binalaşmış bilgelik gibidir.

Ancak mütevazı görünüşünün aksine müşterisi hiç bitmez. Eskişehirliler, soluğun kanıksanması gibi bir alışkanlıkla içgüdüsel gider Erler’e.

Bir çocuk hamamla tanışırken önce Erler Hamamı’na götürülmeli, bizim gibi. Can havliyle zihni açılır. Açık zihinle net iki sonuç çıkarmışızdır hamamlarla ilgili:

1- Yaşamın akışıyla hamamı karıştırmayacak, onun havasına, kurallarına uyacaksın.
2- Hamamdan çıkışta mutlaka yeterince ter atacaksın.

Kurala uymayanı, hamam çarpar. Zamanınız azsa hamama gitmeyin. Püri pak oldum derken dışınıza çıkmak isteyen içinizi zapt etmekle geçer geceniz! Zatürree olma tehlikesi de cabası.


İmrenilecek birlik kubbesidir
Suyu doğadan sıcak gelir, odunla kömürle ısıtılmaz. Isıtılma hamamları da var ama Eskişehir, sıcak suların üzerine kurulmuş, ikinci derece deprem bölgesi bir şehirdir. Depremi, hamamlarında şifa olur.

Suyu soğutulmuş, ılık hamamlardan farklıdır Erler Hamamı; okuldur. Akıllı olanın beden ve ruh sağlığına büyük katkıları olur.

2-3 ziyaret, akıllanmamıza yetmiştir. Hiç acele etmeden yıkanır, çıkar ve kazara yangın ortasında kalsak ter atmadan çıkmamakta tek başımıza ayak direriz. Deneyimi olmayanlara, ısrarlı uyarımızdır.

Okulun kapısından girince:

Gişeden, ‘umumi’ ya da ‘banyo’ olarak biletinizi alırsınız. Umumi, havuz çevresindeki kurnalarda yıkanmak anlamına gelir, banyo, özel odanızda. Banyoya eskiden ‘halvet’ derlermiş. Havuz, herkese açıktır(*). Banyo da alsak zamanın çoğunu umumide geçirmeyi severiz. Bin çeşit adamın aynı olduğu yerdir umumi; hepsinde aynı peştamal!

İmrenilecek bir birlik kubbesidir üstünüzdeki.

Bin çeşit adam, aynı havlular içinde
Gişeden arkanızı dönüp, ayakkabılarınızı giriş sofasına kutu gibi oturtulmuş emanete verir, takunyanızı, terliğinizi ayağınıza geçirirsiniz. Gişe, emanet, fıskiyeleri şıkırdayan, suyu içilebilen, genellikle hamam sonrası çevresinde ter atılan küçük havuz, bu giriş sofasındadır. En sevdiğimiz yeri hamamın. Bazen kendimizi hemen oraya atmak için çabuk çıktığımız olur. Üç kat havluya sarılı ter atarken soda-limon ya da çayla harareti bastırıp, fıskiyeli havuzu ve çevresindekileri izlemek, zihni ayıklar, sadeleştirir. Bin çeşit adam, aynı havlular içinde!

Emanetten numaralı fişlerinizi aldıktan sonra umumiyse umumi dolaplarına soyunursunuz, banyo ise odanıza. Peştemalinizi dolanır, sabun, şampuanınızı alır, takunyalarınızla küçük adım geyşa yürüyüşü, havuza yollanırsınız. Eskiden ‘tak tok’ takunya sesleri, hamamın müziğiydi. İki kez aynı melodiyi duyamazdınız çünkü genellikle ikisi birbirini tutmaz, farklı olurdu takunyalar. Şimdi ‘şapıldak şupıldak’ lastik terlikler peyda oldu. Müzik yapay, melodi tekdüze!

Girişten, ‘soğukluk’ denen, ara bölüme geçilir. Soğukluk kısmına dikkat; hamamın can simididir. İçeride sıkıştıkça nefeslenmek için soğukluğa çıkınız; vücudunuzun, hamam sıcağına uyumunu kolaylaştırır.

Gözlerle konuşulmalıdır
Soğukluktan kapıyı açar, büyük havuzlu bölüme girersiniz. “İşte sağlık, temizlik ocağı!” derken “Köhhhh!” diye, ciğerlerinizden tahliye etmeyi düşündüğünüz havayı, gerisin geri yutarsınız. “Hamamdasın.. ayarla kendini” uyarısıdır. Yukarıda belirttiğimiz birinci kuralın, ilk uyarısı. “Dünyanın en cevval adamı, atletik cinfikirlisi ol, tanımam, kendini ayarlacaksın” der.

O “köhhh”le beraber, davranışlarına bir olgunluk gelir insanın, “Zaman da ne ki.. kendimi buldum.. hamamdayım, ne hesabı verecem..” gibi yapmacık isyankar bir ruhhali oluşur. En fazla havuza bacakları sokana kadardır isyan, soktuğun gibi ışık hızıyla akıl ihsan olur, sağlıklı düşünme başlar. Sanki beyninize basınç yapan hava, gam, kasavetle beraber boşalır. Dünyanın sırrına ermiş bir hal çöker üzerinize. Eşraftan bir zengin, “Dağıtın malımı, mülkümü, bir ben var benden içreee!” diye ünlemiyorsa boşuna değildir: Hamamda mümkün olduğu kadar ekonomik nefes tüketmek lazımdır. Değil ünlemek, gözlerle konuşulmalıdır.

Havuz kısmından çıkana kadardır tevazu, mal-mülk tekrar değerini bulur!

Yeniyetmeler, fıldır fıldır hareketli, çevreye sular saçarak havuza atlama talimleri yapsalar da oradan oraya koşturup, 40-45 derecelik suda deve güreşleriyle ortalığı velveleye verseler de hamam ahalisinden ses çıkmaz. (Neden derseniz, bir önceki paragrafı tekrar okuyunuz.) Buna karşın hamam, sonunda, mutlaka dize getirir hepsini. Hamamdan çıkarken suratlarından saflık, temizlik ve terbiye edilmiş Arap atı sakinliği süzülür. Girerken alev fışkıran gözler, çıkarken kıpır kıpır yansıyan yakamoz olur. En izlenesi andır bu katıksız saf bakışlar.

İster kurnada kendiniz keselenir, yıkanırsınız ister tellak eline teslim edersiniz kendinizi. Şu sırayla yıkanmak gerekir: Önce kurnada su dökünülür (ya da duş alınır). Sonra bacaklarınızı havuza sokarak terlemeyi beklersiniz. Girer girmez lambur lumbur havuza dalmak yanlış bir davranıştır; vücudun ortama alışmasına zaman tanımalı. Hiçbir şey için acele etmemelisiniz.

Yeterince terledikten sonra yine su dökünüp, keselenme aşamasına geçilir. Keseden sonra sabunlanıp, şampuanlanırsınız. Bu aşamadan sonra artık havuza girebilirsiniz. O cayır cayır suda, balık gibi dalıp çıkan insanlara özendiğimize hep pişman olmuşuzdur; neresinden soluyacağını şaşırır kendini dışarı atmayan!

Havuz sefasından sonra tekrar su dökünüp ya da duş alıp, çıkılır. Duş müessesesi, hamam tarihinde çok yeni sayılır ama iyice yorgunluğun ardından, tas tas su taşımaktan kurtarır adamı. Onayladığımız bir yeniliktir.

Tellağın iyisi
Tellağın iyisi şansınıza kalmıştır. Eli hafif olur, sizi de kuş gibi hafifletir. Güzel yanı, siz uzanırsınız, o yorulur. Yıkamakla kalmaz, Uzakdoğu masajlarına benzer incelikleri de vardır.  Gıdıklanmışızdır hep, abartmaması için peşinen pazarlık ederiz her zaman. Kürek kemiklerinizin arasına “ŞAAPPP!” diye son tokadın oturtulması gelenektendir, vurulmayanı "Tellakta yıkandım" demesin. Yağlı güreşlerden farkı, bir tarafın mukavemet göstermemesidir.

Tellakta yıkananlar, daha enerjik çıkarlar hamamdan. O enerjiyle tanıdıklara laf atıp, şakalaşma güçlerini korudukları görülmüştür. Tanıdık ta ses yok ama!..

İyi tellak şans işidir çünkü kazara bir ilçemizde kötüsüne denk gelmiştik de zatı muhterem, kilim gibi silkelemişti bizi. Bir de havlularla bahçeye assa tamam olacak. O yorulacağına biz yorulmuştuk. Nefret besledik adama. Erler’in tellaklarına fazla bahşiş verir olduk sonra.

Büyük havuza girdiğiniz zaman vücudunuzun sudaki kısmı, doğal olarak, kıpkırmızı olur. Bazıları, hem havuza beline kadar girip hem de kendilerini sıcağa dayanmak için kasarlar. Altı kırmızı, üstü siyaha çalan mor bir adam, Eskişehirspor bayrağı gibi, kırmızı-siyah olur. Sağlıklı olacağı inancıyla suda dalgalanır. Eskişehir değil de başka bir yerde olsa aşırı dikkat çekicidir görüntü.

Bulunmaz laboratuvar
Yıkanma faslı bitince, son bir çabayla soğukluğa çıkış kapısına ulaşmaya çalışırsınız. Bu çıkış sürecinde, takunyaları bile kontrol etmek zorlaşır. Halsizlikten, ayağımızdan çıkan takunyayı bırakıp, yolda ilk gördüğümüz 3 numara büyük takunyayı giyip, gitmişliğimiz çoktur. Ancak çıkış kapısına kadar, hiçbir zaman hamam metanetinizi yitirmezsiniz. Olgunluk, oturmuşluk kapıya kadardır. Kapı açılıp ta serin ve bol havayla karşılaşana kadardır her şey. İki adım sonra eski karakterinizi giyer, hamama girdiğiniz adam oluverirsiniz.

Hamam psikolojisi’ diye bir bilim dalı varsa biz bilmiyoruz, yoksa akademik camia elini çabuk tutmalı; Erler Hamamı, bulunmaz bir laboratuvardır.

Havuzlu bölümden soğukluğa çıkarsınız. Aynı zamanda peştemali soyunup, “sıhhatler olsun” karşılamasıyla ilk havlularınızı sarındıracak görevlinin bulunduğu yerdir burası. O dakikadan sonra 10 kişiden dayak yeseniz umurunuzda olmayacak bir bitkinlik çöker üzerinize. “Sağol” demenizi duymayabilir görevli. Bir tane belinize, bir tane sırtınıza, bir tane de başınıza olmak üzere üç kat havluya sarınarak, firavun edasıyla fıskiyeli havuzlu giriş kısmına geçersiniz.

Kimi soyunma dolabının başına kimi özel ‘banyo’ odasına kimi de –bizim gibi- doğru fıskiyeli havuz başında manzaralı bir yere çöker, kalır. Siz daha soda-limon siparişinizi vermeden ikinci görevli gelir. O da “sıhhatler olsun” dileğiyle belinize, sırtınıza ve başınıza dolayıverir yeni havluları. Başınıza havluyu bağlayış biçimiyle şimdi tam firavun olursunuz. Bilmeyen, Mısır Hanedanlığı Yüksek Strateji Kurulu Toplantısı’ var sanır. Ne var ki konuşmaya mecali olan yoktur. Boş bakan pancar gibi adamlar, “sıhhatler olsun” nidalı, fıskiye şıkırtılı, takunya takırtılı ve terlik şapırtılı bir toplantı gerçekleştirir.

Aklın kirleri de temizlenir
Sıhhatler olsun” dileği, hamamın raconundan, çok güzel bir gelenektir. Hamam sonrası herkes herkesi bu dilekle selamlar. Tanıdığınız, tanımadığınız her türden insanla bir arada, sağlıklı olmayı kutsarsınız. Çoğunlukla arkasından, hoş sohbetlere kapı aralanır. Seyitgazili bir çiftçi ya da eşrafın ileri gelenlerinden bir tüccarla konuşur bulabilirsiniz kendinizi. Sohbete nereden girdiğinizi anlamazsınız.

Teknede karılan çimento gibi, sohbetle karıştıkça ayrımlar kalkar. Hamam, sadece vücudun değil, aklın kirlerini de temizler.

Hamam sonrası ter atma evresinde, bazı anılar tazelenebilir. Hamamda yaşanan maceraları anımsar, kendi kendinize gülümsersiniz: O zaman 12-13 yaşlarındaydık. Rahmetli amcamla Erler’deyiz. Yıkarken şaka olsun diye, hamam tasını ya kafamıza ya da başka bir yerimize kazara çarpıyormuş gibi vuruyor. Kasten yaptığını biliyoruz. O zaman plastik tas yok, hepsi alüminyum. Son tas suyla sabunlardan arınır arınmaz kaptığımız gibi elinden tası, fırlattık. Hiç kendisinden beklemediğimiz bir çeviklikle kenara çekildi. Tas, arkada sabunlamış bir beyefendinin kafasında “PANNN!” diye patladı, hamam kubbesinde yankılandı ses. Nişan alsan tutturamazsın. Adam istifini bozamadı çünkü yüzü gözü sabun içinde. Kıs kıs gülüşüyoruz. Neyse adam, suyu başından aşağı boca etti, yüzü gözü açıldı, biz de “pardon, çok özür dileriz” falan diyebildik. Hiç ses etmedi. Tepkisizliğe çok şaşırmıştık çocuk aklımızla. Biz tepinmeye devam ederken aynı adamın kafasına bir tas daha isabet ettirdik. “Ammannn pardon, çok özür…” Yine ses etmedi adam. O gün ‘hamam psikolojisi’ savımızın ilk önermelerini kurmaya başladık işte.

Çıkarken de dikkat
Anılar zihninizi, soda-limon bedeninizi ferahlatırken tellak, hakkını almaya gelir. Memnun kaldıysanız fazlasını verirsiniz. Kalmadıysanız tarife ücretini takdim etmeniz, anlamasına yetecektir. Şunu da unutmamak gerekir; sizin bir saat dayanamadığınız yerde o, yaşamını geçirmektedir.

Ter atılır, ocaktan içilenler ödenir, fıskiyeli havuzun suyundan bir bardak içilir, numaralı fişle ayakkabılar emanetten alınır ve hamam terk edilir. Yazın sokağa çıktığınızda 35 derece sıcaklık size, yayla meltemleri gibi vurur. Kışınsa eksi 5 derecede, don-gömlek gezilebilirmiş gibi gelir. Aman sakın!.. Mevsimin gerektirdiği giysilerden şaşmayın.

Hamam, madden, manen insanı akladığı gibi şakası olmayan, bedeni ve zihni terbiye eden, aynı zamanda gelenekleri ısrarla korunması gereken bir ‘arınma’ çatısıdır. Yaşamın hızıyla değil, doğanın kurallarıyla uyumludur. Anlamsız telaşa frendir. Suyuna gidip, terbiyesinden çıkmayınız.


NOT:
Görünüşü modernleştireyim derken özgünlüğünden çok uzaklaştırıldı Erler Hamamı. Dış kapı, iç görünüş ve renkler, soyunma dolapları vs… Bunların hiçbiri Erler müşterisini etkileyebilecek yenilikler değil, olduğu gibi kabul etmiştik biz hamamımızı. Şifasıyla makbuldü bizim için, her gün aynı hırkayı giymesinden rahatsız değildik. Bir tadilat yapılacaksa özgünlüğü korunarak yapılmalıydı.


(*) Her hamam havuzlu değildir. Çoğunda ‘göbek taşı’ vardır; ateşle alttan hem su hem göbek taşı ısıtılır.

Yazı, Kasım 2023’te elden geçirilmiştir.

ALİ İNANDIM


aliinandim@gmail.com