gençlik parkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gençlik parkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2011 Salı

GÜVEN DİNÇER SÖYLEŞİSİ-2


01.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi


‘Torba Yasa Taslağı’nda yer alan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu ve Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıfbank başta olmak üzere finans merkezlerinin, Ankara’dan İstanbul’a taşınmasıyla başlamıştık dün.


Ali İnandım- Şimdi taşınabilenler buradan gidiyor, bir de götürülmesi zor, burada olan değerleri var Ankara’nın. Ben, sizin o konudaki hassasiyetinizi de biliyorum; Çiftlik üzerinde.

Güven Dinçer - Tabii, o Çiftlik ayrı. Şimdi mesela 3 tane büyük yaşam alanı kurulmuş Ankara’da. Bir tanesi Çiftlik, bir tanesi Gençlik Parkı, bir tanesi baraj (Çubuk). Bu bizim, çocukluğumuzun, gençliğimizin, Ankara’nın mesire yerleri. Şöyle; başkent olduktan sonra, Ankara’nın ıssız semtleri, imara açılmaya başlamış. Mesela Yenişehir, Çankaya… Ankara’da, 10 bin mesken varken cumhuriyetin başında, 3 bin de bağ evi var. Aileler, aşağı yukarı bağ evine sahipler. Kendileri yaz dünyalarını orada geçiriyorlar. Yani eskiden yazlığa gitmek, efendim deniz kıyısına gitmek, böyle kavramlar çok sonraları, 60-70’lerden sonra gelen düşünceler. Ankara, şehirleştiği anda, cumhuriyetin ilk kurucu kadroları, Türkiye’nin dört bir tarafından Ankara’ya gelince bunlara, ortak mekanlar lazım. Cumhuriyet, onları da yarattı; Gençlik Parkı’nı yarattı, Atatürk Orman Çiftliği’ni ve barajı yarattı. Şimdi bunların hepsi halkın elinden koparıldı ve yozlaştı. Şimdi Çiftlik, işte bir takım davaların hazırlanmasına ben de karıştım. İki türlü ölüme sevk ediyorlar. Bir defa orayı korumak için hiçbir destek verilmiyor. İşin kötüsü, Çiftliğin karı olsa bile ne oluyor biliyor musunuz? Kurumlar vergisi mükellefidir, gelir vergisi değildir. Devlete ait olduğu için kurumlar vergisi mükellefidir, bir KİT (Kamu İktisadi Teşebbüsü) gibidir. Kazancı, hazineye aktarılır. Eğer yatırım yapmak istiyorsak müsaade ederlerse yıllık programlara girer, hazineden para ayrılır ayrılabilirse. Ve senelerdir çivi çakılmıyor. Üç kuruş gelirinden de hem KDV alınır hem de kurumlar vergisi alınır. Hepsi de toz olur, gider bunların. Planlamayla bile kötülükler yapılmak isteniyor.

Ali İnandım- Atatürk’ün, bağışladığı haliyle bir de yasal durum var…

Güven Dinçer- ‘Şartlı bağış’ deriz biz buna. Şimdi Atatürk, haklı olarak şöyle düşünüyor: Ben bunu, dedi herhalde Atatürk, hazineme bağışlayayım, ulusuma bağışlayayım. Ulus adına kim alır? Maliye hazinesidir. Devletime bağışlayayım, bu şekilde buraların ebediyen korunması mümkün olsun. Böyle düşündü ve hazineye bağışladı. Bağışlarken de üç tane şartı var; temel şartı: Ankara halkının dinlenmesi ve eğlenmesi ve de ucuz ve sağlıklı tarımsal kaynaklı gıdaları, burada üretilerek Ankara halkına satılması ucuz fiyatla. Atatürk, bu amaçla burayı verdi. Şimdi ne oldu? Üçte bire indi. Ve bunlar ilk önce idari tahsislerle yapıldı. Kanunsuz hiçbir şekilde idari tahsis yapılamaz, özetle. Hep böyle kutsal amaçlarla kemirilir. Dediler ki işçimize ev yapacağız. Gazi Mahallesi, işçi kooperatifi. Yahu kardeşim nerede yaparsan yap; git istimlak et, devletin malını ver değil mi? İşte oraya oradan girdiler. Ondan sonra Ankara Belediyesi girdi. Bir de şöyle bir kötülük oldu: Çiftlikteki kamu kuruluşlarına, Çiftlik arazisinden bazı yerler tahsis edildi. Atatürk’ün, kurduğu kuruluş direktifine, amacına uygun Tekel Bira Fabrikası, Zirai Donatım Kurumu; orada montaj atölyesi filan var zirai kombinalar adı altında. Ondan sonra Süt Fabrikası vesaire… Bu kurumların, ileride özelleştirileceği kimsenin aklına gelmiyordu. Özelleştirmeden evvel ben, yazılar yazdım; bunların dedim, dikkatli bir şekilde mülkiyeti korunsun. Onlara bir süre tanıyarak neyse korudular. Bir de tutmuşlar bunlar, Sakarya Üniversitesi’ne kadar yer tahsis etmişler. Kimin malını kime tahsis ediyorsun, niye tahsis ediyorsun?
Ali İnandım- Son duruma ilişkin bir bilginiz var mı?

Güven Dinçer - Vallahi bilmiyorum. Bu kadar gürültü çıktıktan sonra belki o işler biraz gevşedi, şimdi pek fazla dokunulmuyor. Ama son durumda boyuna yine kanunlarla tırtıklanmak isteniyor. Ankara Belediyesi’ne yetki verilmek isteniyor. Niye? Plan yapacakmış. Çiftliğin planı mı olur Allah aşkına? Dinlenme için geniş bir kültür parkı. Oranın planı mı yapılır? Şimdi en iyi rant, en yağlı yer de Çiftliktir. Her şeyin ortasında kaldı. Yani devlet, iki taraflı kötü niyetli: Bir; Çiftliği kemirmek için açık veya gizli bir takım tezgahlar kuruyor. Yasal tezgahlar ve kapanlar kuruyor. İkincisi; görevini yapmıyor, sömürüyor orayı. Ve biz yazdık, teklif ettik yani; dört tarafına dört tane kapı dikersin, trafiği de oradan kaldırabilirsin. Mesela Gazi Mahallesi’nin oradan, Toptancı Hali’ne doğru yol yaparsın bir tane kenardan, Çiftliğin içindeki trafiği kesersin. Başka yerlerde hep böyle yapılmış. Bu tarz yerler artık Türkiye’de değil ilk defa.

Atatürk Orman Çiftliği’nin Bağışlanması ve Hukuki Yapı(*)

Mustafa Kemal Atatürk, Tapu İdaresince hazırlanan bağış belgelerini, 11.05.1937 günü, Marmara Köşkü'nde imzalar. 11.06.1937’de Başbakanlık'a yazdığı  bir tezkere ile bütün tesis, hayvan varlığı ve demirbaşları ile beraber tasarrufu Orman Çiftliği ile birlikte diğer çiftliklerini hazineye bağışladığını bildirir. Atatürk’ün bağışında üç ana fikir ve şart yer almaktadır:

a- Çiftliğin toprakları ‘Kamu Mülkü’dür.
b- Çiftlik, hazinece, ‘Örnek Bir Tarım İşletmesi’ olarak işletilmelidir.
c- Çiftlik, ayrıca Ankara halkının ‘dinlenmesine’ tahsis edilmelidir.

Çiftliğin, tamamının ya da bir bölümünün, satış vs. yollar ile Kamu Mülkiyeti’nden çıkarılması ve bağışlayanın amaçları dışında kullanımı, bağışlayanın iradesine ve hukuka açıkça aykırılık oluşturur.

(*) Güven Dinçer’in, Ankara-Kent Yazıları kitabından…

YARIN: Ankara’nın kaymağını yiyen İstanbul…

Fotoğraflar; Atila Cangır’ın, 'Cumhuriyet’in Başkenti' albümünden.

3 Kasım 2010 Çarşamba

ANKARASIZ ANKARALILAR

02.11.2010 Milliyet-Ankara Gazetesi

“Başkentli’ye Vali Sitemi”, Milliyet Ankara’nın, 29 Ekim 2010 günkü manşetiydi. Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, “Ankaralı’nın, Ankara’yla bir ilgisi yok. Geldiğimden beri Ankara’yı, Ankaralı’yla tartışmak istiyorum. Bir kültür kenti olan Ankara’yı, kimse merak etmiyor. Ankara, Ankaralı’nın gündeminde değil” diyordu. Her cümlesinde acı bir vurdumduymazlığı işaret eden, iç burkucu bir demeçti.

Göreve başladığından beri dikkatimi çekecek icraat ve açıklamaları dolayısıyla sıkı takipçisi oldum valimizin. İşte dikkatimi çekmekle kalmayıp, altını imzalayacağım yeni bir açıklamasıydı bu. İtiraf gibi, Ankaralılığa ilişkin, vurucu saptamalardı. Ancak korkmadım da değil; “Aman, 6 ayda bezmiş olmasın sayın Vali?” diye. Kendi kenti gündeminde olmayan kentlilerle nasıl bir kent tasarlanabilir, bilmemki!

Örtüşme Zamanı Mı?
38 kütüphanesi, 44 müzesi, 2 opera binası, 10 tiyatrosu ve tarihi birikimini değerlendiremeyen bir Ankara mı varmış acaba? Kentin, dokusunda, eğitiminde, ruhundaki kopukluklar, açığa mı çıkmıştı yoksa? Ankara’ya gönül verenler, yazanlar, anlatanlar, bunları dile getirmeye çalışıyor ama bir de bu saptamaların, günlük yaşamla örtüşmesi gerekir. Örtüşme zamanı gelmiş te o yüzden mi Valimiz’le aynı kaygılarda birleşmeye başlıyor olabiliriz?

En son Eylül ayında, 20-22 yaşlarına gelip, Ulus, Kale ve Gençlik Parkı’nı görmemiş gençlerle tanıştığımı anlatmıştım. 17 yıl önce de yaşadığım gibi. Bu gençler, Ankara’da doğmuş, büyümüş ve yüksek öğrenimini bu şehirde bitirmişlerdi. Geçtim Frigler, Persler, Helenler, Galatlar, Romalı, Bizans, Selçuklu, Osmanlı’dan; o kentte yaşayıp, Devleti’nin ve Cumhuriyeti’nin kurulduğu yeri de mi merak etmez insan? Sen etmedin, annen, baban, öğretmenin de mi uyarmadı evladım? O müzelere götürüp, gezdirmediler mi sizi? Bir tanesi, “Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin, adını çok duydum ama hiç gitmedim” dedi. “Ankara’da olduğunu bilmene sevineceğim neredeyse” diye şaka vurdum. Nasıl suçlayabiliriz bu gençliği?

Büyük alışveriş merkezleri, tıklım tepiş dolup, taşarken müzeleri, Cumhuriyet’in ve binlerce yıllık bir tarihin merkezi Ulus’u, Kale’yi Ankaralı’ya gezdiremiyorsak mutlaka bir aksaklık vardır. Ankaralı’yı gezdiremediğimiz yerde, turist gezdirirsek komik olacak!

Ruhunu İstiyor Ankara
Haklısınız sayın Vali, kültür kenti Ankara, ürkütücü bir duyarsızlıkla tarihine de günlük yaşamına da sahip çıkmakta zayıf kalıyor. Kent planlamasında, dokusunda, eğitiminde bir kopukluk olduğu kesin. Belki tepkilerine karşılık alamamak köreltmiştir aidiyet duygularını. Bunları birleştirecek ve uyaracak ruhu yokolmuştur belki kentin. Ankarasız Ankaralılar olmuşlardır.

Sayın Alaaddin Yüksel, Ankaralı’ya kızmayın. Bize, kentin bedeninden koparılan ruhunu, yeniden kazandırmayı müjdeleyin. Müjdeleyin ki Ankara, bir bina yığını, insan kalabalığı olmaktan kurtulsun. İşaret fişeğini ateşleyenin, arkasında olacaktır Ankaralı. Tarih boyunca iyi niyeti, emek vereni, hiçbir zaman arkasız bırakmadığı gibi. Çabalarınızı, başından beri ilgiyle izleyen biri olarak ben de sizinle tahminimi paylaşayım: O ruh, Ulus’tadır ve kente yine oradan katılacaktır!