çay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2013 Salı

ANKARA’YA İKİ YENİ KİTAP


22.02.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Bu köşede, ‘Kitapsız Ankara’ diye yazmıştım 5 Kasım 2010’da. Kitapçı rafları, sahaflar, resmi ya da özel kurum yayınevleri  arasında dolaşmaktan telef olmuştum. Çok güzel Ankara kitapları vardı, bulamıyordum. Ankara’yla ilgili pek çok kitap yayımlanmış, yeni baskılarla devam etmediği için hepi topu 3, çatlasa 4 kitap duruyordu raflarda. 5 milyonluk bir kent, kendini, kendi sakinlerine anlatamıyordu. Kütüphanelere gitmek zorundaydınız. Her zaman her an gidilmiyor kütüphaneye, elinizin altında olması gerekiyor bazı kitapların. Çoğu danışmak için defalarca başvuracağınız kitaplar. Az da olsa belli aralarla yeni basımlarının mutlaka yapılması hem arşiv hem kültürü taze tutmak açısından gerekli kitaplar. Üstelik 2004 yılından itibaren Ankara’yla ilgili kitap sayısında artış olduğu söylenen bir dönemde. Bulamadığıma kızınca “Kitapsız Ankara” demişim!



Geçtiğimiz hafta kızgınlığı hafifletecek, 2 yeni Ankara kitabı geçti elime. Biri ‘Suda Suretimiz Çıkıyor- Ankara Dereleri Üzerine Tarihi ve Güncel Bilgiler’ diğeri ‘Gezgin Gözüyle Ankara’. Ankara’ya yakışır iki kitap. Tesadüfen arka arkaya, raflara şenlik getirdiler.

Suda Suretimiz Çıkıyor

Suda Suretimiz Çıkıyor, Bala doğumlu, Ankara’da okumuş, Ankara’yla ilgili araştırmalarıyla tanınan ve etkinliklerinden  geri kalmayan Erman Tamur tarafından kaleme alınmış. Bir Ankara aşığı Tamur. Sabırla el atılması zor bir yarasına el atmış Ankara’nın; yolaltı edilip, gözden kaybedilen dereleri ve çaylarını araştırmış. Çubuk Çayı, Hatip Çayı ve İncesu Deresi’nden başlamış, Bentderesi’nin bendinden, değirmenlerine, Çakırlar, Tabakhane, Ördekli, Uluçınar, Çankırıkapı ve Toygar Köprüleri’nden geçip, Bülbülderesi, Kavaklıdere, Hoşdere, Dikmen Deresi, Kirazlıdere, Cevizlidere Kutuğun, Hacıkadın ve Macun Dereleri’ne uğramış. En sona Ankara Çayı’nı bırakmış. Ancak öyle pek sudan bir araştırma değil bu kitap; derelerin yaşamı, arkasındaki tarihi ve günlük yaşamıyla insanları ve Ankara’yı da anlatıyor. Yani adında söylediği gibi; ‘sudaki suretimiz’i de göstermiş. Her zaman kaynak olarak kullanılabilecek titiz bir çalışmanın ürünü. Kebikeç Yayınları-Sanat Kitapevi tarafından ilk basımı, 2012 yılında yapılmış.



Gezgin Gözüyle Ankara

Diğer kitabımız ‘Gezgin Gözüyle’ serisinin ‘Ankara’ kitabı. Ankara sevgisini, Ankara’ya ilişkin düşüncelerini iyi bildiğim ve Ankara’nın turizmine, kültürüne katkısı olacak projelerin içinde olmasıyla tanınan Timur Özkan’ın editörlüğünde çıkmış bir kitap. Birbirinden Ankaralı, Ankara’yı çok iyi bilen 55 yazarın makalesinden oluşuyor. Tarihinden ilçelerine, edebiyatından doğal dokusuna kadar bir nefeste okunan güzel makaleler. Alter Yayıncılık tarafından Ocak 2013’te basılmış.
Hani “Ankara’yla ilgili hızlı bir fikir sahibi olmak istiyorum” derseniz bu açıdan güzel derlenmiş bir kitap. Belki bu hızlı başlangıçla merak eder, Ankara okumaya başlayabilirsiniz. Derin bir medeniyet ve siyasi tarih geçmişi olan bir kentin içinde gezindiğinizi fark edersiniz belki. O zaman belki, kentinize ve başkentinize, sahip çıkmaya başlayabilirsiniz!

26 Mayıs 2012 Cumartesi

KÜSKÜN DOST AKKÖPRÜ

25.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Anadolu Selçuklu Sultanı Birinci Alaeddin Keykubat, bir arabulucu gibi, Çubuk Çayı, İncesu Deresi ve Hatip Çayı’nın birleştiği noktaya yaptırmış Akköprü’yü. Bu yıl 790 oldu yaşı. Ne yaşına ne de hizmetlerine saygısız, önünü, berisini doldurduk; haşmetini gizleyip, gözlerden uzak, sessizce ölmesini bekliyoruz şimdi. Taşı kırmızı, yakıştırması ak, bahtı kara Akköprü!

Yalnız komşu
Bahtı kara Eski Kızılay Binası gibi. Onu, çocukken öldürdük. 1929 yılında kurulan Eski Kızılay Binası, 1979 yılında, daha 50 yaşındayken yıkıldı. Taşları, toz oldu. Akköprü dedesi, çok ağladı arkasından. Taşhanlar’a, Belvü Palaslar’a, Karpiçler’e, ne hanlara hamamlara, mescitlere, konaklara ağladı yüzyıllarca. Birkaç akranı mescitle cami, birkaç çeşme, bedestenle han kaldı yarenlik. Eskiden görüşürlerdi, şimdi bir benzinlik, bir yüksek yol, bir de alışveriş merkeziyle komşuluk ediyor. Artık arkadaşları görünmüyor uzun boylu binaların arkasında. 3 soğuk komşu arasında, hiçbiri yüzüne bakmayan.

6 ton 2 gün 60 metre
Evvelki gün çıkan bir haber yüzünden, hepsi gözümün önünden geçti. “Avrupa tarihindeki en büyük yer değiştirme projesi” diye sunuldu haber. İsviçre'nin Zürih kentinde, 122 yaşındaki bir bina, olduğu gibi yeni yerine taşınmıştı. Demiryolunu genişletirken kıymamış, 6 bin 200 tonluk binayı, 2 günde, 60 metre ileriye taşıyıvermişti adamlar. Bina da bina olsa Taşhanlar’ın, Belvü Palaslar’ın, Karpiçler’in yanında. Öyle dememiş, tarihlerine sahip çıkmıştı İsviçreliler. Görünce Akköprü dedenin hüngür hüngür yaşları, derelere, çaylara süzüldü kemerlerinden.

Sanki
Kervanlar, Bağdat’a selam salsın diye yapılmamıştı sanki.  Yüzyıllarca damatlar gelin almaya, genç kızlar gelin olmaya onun bağrından geçerek gitmemişti sanki. Davul zurnalı sünnet alayları, neşesini onun başucunda dönmemiş, hacılar, onun bağrından uğurlanmamıştı sanki. O bağra, Seymenler diz vurmamıştı sanki. Kınalı kuzular, peygamber ocağına, kucağından yolculanmamış, Ankara’ya vali olan, ilk onunla tanışmamıştı sanki. Çaylar, dereler gibi, insanların da arasını bulan Akköprü, sen olmamıştın sanki.

Acına da yaşlarına da ortağım
Hergün metroyla önünden geçiyorum. Ortasından sırt vermiş, kenarları çökük kaşlarınla hüzünlü insan gözlerine benziyorsun. Kıymetbilmez bir bacaksızın oyuncağı olmuş, başedemiyorsun. Bütün olgunluğun, bilgeliğin ve engin sabrınla acımasızlığa katlanıyorsun. İçin için inlemelerini, ne sağır Ankaralılar ne de devlet duyuyor. Vefasızlığımızı yüzümüze vurmadan, 7 kemerli gözlerinden akan yaşları, Ankara Çayı’na karıştırıyorsun.

Taşı kırmızı, yakıştırması ak, bahtı kara Akköprü! Bir gün acına da yaşlarına da ortak olduğumu sana söylemek istiyordum.  2500 yaşındaki Ankara Kalesi’nin omzunda kolum, derdiyle ağlaşırken yine seni gördük. Aç kemerlerini biraz çünkü Hatip Çayı’ndan doğru küskün Ankara Kapısı, yaşlarımız, sana da akıyor artık!