anafartalar çarşısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anafartalar çarşısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2015 Cumartesi

FUHUŞ BİR YERE GİTMEMİŞ



01.05.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bir yere toplanınca ‘genelev’ diyoruz da sokaklara yayılmış haline ‘genelsokak’ mı denir acaba? Hatta ‘genelsemt’ daha kapsayıcı olabilir. Bentderesi’nde genelevler yıkıldıktan sonra Ulus’tan İskitler’e kadar daha geniş bir mekan sahibi oldu mesleğin erbapları. Evler yıkılmasın diye direndiklerine ne kadar pişmandırlar; hem hareket alanları genişledi hem kiradan, masraftan kurtuldular. 3-5 bina içine sıkıştırılmış genelev ahalisi, halka açıldı adeta!

En turistik genelsemt!
12 Aralık 2014’de, yani 5 ay önce, ‘Fuhuş Nereye Gitti?’ diye sormuş, şuh bakışlı kadınların cadde üstü, sokak arası, kalabalık, çoluk çocuk demeksizin Ulus’ta aleni arzı endamları üzerine bir köşe dolusu laf etmiştik. Bir köşe laf içinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün yazımızdan 2 ay önce Mücadele Eylem Planı başlatarak, resmi ve sivil ekiplerden oluşan 100'e yakın polisi, Ulus Meydanı ve yakın çevresinde görevlendirdiğine de yer vermiştik. Aynı zamanda mahallelerden gelen şikayetlerin artışını eklemiştik.

Şu ana kadar mücadelenin pek başarılı olduğunu söyleyemeyeceğimiz gibi, genelevlere yer göstermek için hiçbir adım da atılmadı. Belediye’de ve muhalefet partileriyle meclisinde, gündeme bile gelmedi konu. Ankara’nın en turistik ve kalabalık merkezi, en turistik ‘genelsemt’ olma yolunda hızından hiçbir şey kaybetmiyor. Daha çok sokaklara ittirilmiş  olsalar da Bulvar üzerinde, otobüs duraklarında, başımızın üzerinde açılmış iki göz deliğinden kendimiz de gördük aleni pazarlık keyfiyetini.

Vatandaşa canlı yayın!

Esnaf, geçtiğimiz hafta Anafartalar Çarşısı önünde bir otobüs durağında bekleyenlerin, durağın dibinde, çoluk çocuğun yanında pazarlık edenlerle tekme tokat birbirine girdiğini anlattı. Ulus Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nin Sanayi Caddesi tarafındaki duvarınaysa dizi dizi oturup, bekliyormuş şuh bakışlı kadınlar. Liseliler, ders bitince bu manzarayla karşılaşıyor.

İskitler tarafıysa ‘icraatın içinden’ bölgesi! Sanayinin yıkılan kısmı, gece de gündüz de uygulama alanıymış. “Güneş Sitesi ve İskitler Camisi’nden vatandaş, olan biteni güpegündüz camlardan izliyor” diyorlar. Bu amaçla kullanılan  evlerse maalesef ailelerin de oturduğu mahalle içlerine doğru yayılıyor.

Halkla ilişkiler gelişiyor!
Geçici önlemlerin, çözüm olmayacağını da söylemişiz Aralık 2014’te. 2 yılı aşkın süredir böyle devam ediyor ve çözmek için adım atılmadığına göre, yöneticilerimiz, pek rahatsız olmuyor demek gidişattan. Serbest piyasa böyle bir şey mi acaba? Ya da halka açılmak?

Fuhuş Nereye Gitti?’ diye sormuştuk, bir yere gitmemiş görüldüğü gibi. Her anlamda gelişerek ve alenileşerek, halkla ilişkileri geliştiriyor. Bu şehrin gizli bir düşmanı mı var da bilmiyoruz, vallahi çok merak ediyoruz.

29 Ocak 2015 Perşembe

GAR’LA KALE’NİN BULUŞMASI


27.01.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi

Kentsel dönüşüm’ün yıkım virüsü bizimde mi içimize kaçtı nedir, bir yıkıma taraftarlık edeceğiz. Aslında eskimeye başladığını ama bir türlü tarihilik kazanamadığını düşünüyoruz yıkılmasından yana olduğumuz yapıların. Aşıkların görüşmesine engel Erol Taş gibiler Gar’la Ankara Kalesi arasında. Tasarlanmış mekan devamlılığını bıçak gibi kesen, koparan, yıllar içinde de bir türlü yapıştıramayan yapılar.


Platonik aşık

Mimar Şekip Akalın, yapıya ruh katan bir düşünceyle Ankara Garı’nın kapısını Ankara Kalesi’ne çevirmiş. Yıl 1937. Birinci ve İkinci Meclisler ile Ankara Palas önünden Ulus’u işaret eden yol, görkemli Ankara Kalesi’yle son buluyordu. Ancak Ankara’ya trenle gelen biri, daha kapıdan çıkar çıkmaz Kale’nin ihtişamıyla tanışacaktı. Ankara Kalesi’ni görmeyen biri, zaten Ankara’ya gelmiş sayılmazdı. Gar, güzelliğine hayran olduğu Kale’yi, herkesin görmesini istiyor, dünyanın nadir eserlerinden biri olan platonik aşkının görkemiyle gururlanıyordu.



Önce, 1954’den sonra yapımına başlanan Ulus İşhanı ve Çarşısı’nın, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü olarak bildiğimiz işhanı kısmı girdi aşıkların arasına. Arkasından Anafartalar Çarşısı, 100.Yıl Çarşısı ve bölgeyle hiç alakası olmayan Gümrük ve Tekel Bakanlığı binası devam etti aşıkları ayırmaya. Ulus İşhanı ve Çarşısı’ndan sonra yapılanlar, tarihi dokudan  koptu, eskiden Hal’e doğru kıvrılarak uzayan güzelim Alsancak Sokak, minibüslere ve otomobillere teslim edildi. Heykelin olduğu yeri meydandan sayacaksak eğer, Ulus Meydanı, binaların üzerine çöktüğü, ferahlık vermeyen bir meydana dönüşmüştür.



Sevinecek mi üzülecek miyiz?

Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Gökçek, "Ulus'ta Anafartalar Çarşısı, 100.Yıl Çarşısı, Gümrük Tekel Bakanlığı, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ile Ulus İş Hanı yıkılacak” dediğinde, bu düşüncelerle sevinmiştik. Aşıklar, uzun yıllar sonra tekrar göz göze gelebilecekti.



Söylendiği gibi meydan yapılacaksa ilk kez böyle geniş, ferah bir alana sahip olacaktı bölge. Yok eğer yeni yapılara yer açılıyorsa kullanandan başka kimseye hayrı dokunmayacak gereksiz bir masraf çıkıyor başımıza demektir. Hiçbir şey olmasa Ulus ve Anafartalar Çarşıları’ndaki, çocukluk anılarımıza yazık olacak demektir.



Mimarlar yıkmaya karşı

Mimarlar, genel olarak yıkılmaması yönünde telkinde bulunuyor, mimari bir hafıza olarak değerlendiriyor bu yapıları. Ancak bu yapılar, Gar’la Kale’yi birbirinden kopardığı gibi,  Anafartalar Çarşısı’nın tam karşısına yapılan ucube Ulus Şehir Çarşısı benzeri yapıların, tarihi doku arasına yapılmasına da cesaret veriyor.


Haddimizi çok aştığımızın farkındayız da düşüncemizi paylaşmadan edemediğimiz bir konu bu yıkım. İnşallah kentsel dönüşüm virüsü tüm bedene yayılmaz, her yıkıma taraftar hale gelmeyiz bu tecrübeden sonra. Mimarların, eskisinden kullanışlı bir kafa açısından, aklımızın yeniden inşasına yönelik projelerineyse her zaman açığız tabii ki.

7 Aralık 2011 Çarşamba

GAR KALE SAKLANBAÇI


06.12.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Şöyle elinde bavuluyla Haydarpaşa Garı’ndan çıkıp, denizi ilk kez gören taşra delikanlısı rolü oynamak geldi içimden. Basmakalıp bir sahnedir. İstanbul’a ilk gelen Gar’dan çıkar, merdivenlerde, müthiş manzaraya şöyle bir bakakalır. Haydarpaşa kapısından çıkmayanın, İstanbul’a ilk gelişi sayılmaz. Ama bu sahneyi, Ankara’da oynamak istiyorum ben. Ankara’nın Haydarpaşası, Ankara Garı’nda.



1935’te projesi hazırlanmış, 1937’de hizmete açılmış Ankara Garı. Örneğin 10 yıl sonra 1947’de taşradan şimendifere binsem, Ankara Gar’ında inseydim. Saçımı boyasalar 25 olurum, bir de inek yalamış tarz taransam 4 yaş daha gider, olurum 21. Elimde tahta bavul. Bir inerim Ankara’ya, püü çok görkemli, haşmetli bir bina, o kadar büyük bir salon. Karınca kadar geçerim içinden, çıkarım Gar kapsından. Vay vay vay! Böyle sağında Ankara ve Belvü Palaslar, solunda Meclis Binası, ileride Taşhan. Göz alan binalardan geniş cadde, ayağa dikilmiş bir kaleyle sonlanıyor. Ağaçlarla süslü kalem çizgisi cadde Ankara Kalesi’ni, heybetli kaya kaidesiyle kafa tutan Ankara Kalesi, devletin büyüklüğünü vurguluyor. Göğsüm kabarıyor, başkentimle devletimle gurur duyuyorum. Haydarpaşa şaşkınlığıyla bakakalıyor, hilal gibi bükülüyor dudaklar, gülümsüyorum. Sahne bitiyor.



Yıl 2011. Aman istemem, başkası oynasın bu sahneyi! Delikanlı ilk kez trenle başkentine geliyor. İniyor, beşbenzemez eklerden ibaret Gar binasına. Sanayideki lokantalar sokağı gibi dokusuna uymayan plastikten abartılı tabelalar, bezemeler, yakışmayan afişler, duyurular sarkıyor her yerden. Yerine uydurulamamış ışıklı panolardan salonda, böcek kadar.  Geçip, Gar binasından çıkıyor. Gurbet te ağır, bavulu da. Bakıyor, Ankara’nın Haydarpaşası’ndan. Bakıyor, karşıdaki dev binaya şaşırıyor. 21’inci yüzyıl, Arena Spor Salonu’yla Gar’ın üzerine yürüyor.
- Hemşerim, Kale varmış, Gar’dan çıkınca karşında dedilerdi.
- Kim dedi?
- Dedem.

- Deden nerede?

- Rahmetlik.

- Buradan da Kale rahmetlik. Bak, o yüksek binaların arkasında.

Yakınmış, paraya kıyılmaz” diyor yürüyor. Daha yolun ötesinde, karşı takımların taraftarları arasına karışıyor. İtiş kakış, bavulun yarısını yollara serperek kendini dışarı zor atıyor. Sürüye sürüye bavulunu, Kale’yi soruyor. Hep yüksek binaların ardında. Görünmüyor ki hizasını kestirip, kendi başına bulsun. Soruyor sürüyor, sormaktan usanıyor, kafasına göre dönüyor dolaşıyor. Yılıyor artık bir kez daha soracak.

- Hemşerim, Kale’yi soracaktım?

- Yanlış gelmişsin kardeş, burası Dışkapı.

- E Dışkapı'ysa gelmişken çıkayım o zaman ben!



Nereden esti şimdi bu kabartma tozlu hikaye?” diyeceksiniz. Geçen hafta Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Gökçek, bir televizyon kanalında projelerini anlatıyordu. Bir tanesine kulaklarım büyüdü: Ulus esnafı, AŞTİ’nin Mamak’taki yeni yerine taşınacakmış. 100.Yıl Çarşısı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Anafartalar Çarşısı ve Gümrük Bakanlığı binaları da yıkılacakmış. Bu binalar, Gar’la Kale’nin saklambaç oynamasına neden olan binalar. O yüksek binalar bunlar işte! Çılgın proje diye buna derim.



Kale yerinden oynatılamayacağına göre mimarı Şekip Sabri Akalın, Gar binasını yanlış yere koymuş olabilir mi? Kentin gelişmesini gözardı ederek kentin göbeğine, atıl kalmaya müsait bir Gar binası tasarlamış olabilir mi? “Olabilir” diyene sormazlar mı daha beterini; “Peki 60 yıl sonra siz, dünyada, gar binasına uğramayan ilk metroyu yapmayı nasıl becerdiniz acaba?” diye. O binaların yapılması hataydı. Tarihi, mimari hatayı, yıkarak düzeltilebileceğiz ancak.


Bizim delikanlı, Allahtan Kale’yi bulamadı. Görse “Bu kendini koruyamamış, bizi mi koruyacakmış hemşerim?” diye dakikasında dersimizi verirdi maazallah!