bahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2015 Perşembe

İÇİNDEN EN KİRLİ ÇAY AKAN BAŞKENT



17.02.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi

“Ankara Çayı’ndan gelen suyu solumak bile tehlikeli’ dediler bize. Bu çayın temizliği çiftçi için çok önemli. Bu yüzden kavunun, karpuzun, kabağın çoğunu kaybettik” demişti Polatlılı çiftçiler. Polatlı’yı tam sayfa kapsamlı olarak incelediğimiz yazıda, az bile yazmıştık. Tarlaları, meyve bahçelerini, çaresizce sulamak zorunda kaldıklarını söylemiş, yalvarırcasına konuya çare bulunmasını istemişlerdi. Ankara Çayı’nın suyu, toprağı da bitiriyordu çünkü. Tarih 2 Mart 2013, 2 yıl geçmiş aradan.



“Türkiye’nin en kirlisi”

Onlarca yıldır hiçbir önlem alınmıyordu, neler yedik kim bilir o tarlalardan, bahçelerden çıkan. Türkiye’nin başkentinin içinde, sanayi atıkları ve lağımdan, Türkiye’nin en kirli çayı akıyormuş meğer. Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, arkadaşımız Ömür Ünver’le yaptığı söyleşide, kaynar sular boşaltıyordu ensemizden; yaptırılan laboratuar analizinde kirlilik, 4’üncü seviyede çıkmış. Bozoğlu, “Bu ne demektir; (Ankara Çayı) Türkiye’nin en kirli deresidir diyebiliriz” sözleriyle tamamlıyordu cümlesini.



Bitti bitecek bitemiyor

Bu arada 6 yıldır Ankara Çayı’nın ıslah çalışmaları sürüyor, “bitti bitecek” diye haberler çıkıyor basında. 2012 yılında çayın ıslahı ile ilgili çalışmaların Ramazan ayı sonuna kadar tamamlanacağı açıklamasını yapmıştı yetkililer. Oldu 2015, çalışmalar hala sürüyor. Dibine yapılan Ankapark’a, 800 milyon(trilyon) harcandığını söylemişti Belediye Başkanımız Melih Gökçek, ama o bitmek üzere.



Bozoğlu, Eskişehir’deki Porsuk Çayı’nı da örnek göstermiş. Çocukluğumdan hatırlıyorum, pis kokusuyla şehrin ortasından leş gibi akar, Sümerbank Basma Fabrikası’nda ne renk kumaş üretiliyorsa o gün o renge bürünürdü Porsuk. Yılmaz Büyükerşen Belediye Başkanı olduğunda ilk el attığı yer Porsuk Çayı’ydı. Önce altyapı, sonra üstyapıydı öncelik sırası. Onun da Ankara gibi denizi yok ama şimdi bildiğiniz plajı var Eskişehir’in. Porsuk üzerinde tekne gezintileri yapılıyor, Ankara’dan da  binlerce turist gezmeye gidiyor.



Sorun öncelikler sıralaması
Hep söyledik bir kez daha yineleyelim; bu Ankara’nın en önemli sorunu, yatırımlarında öncelikler sıralaması yapmamasıdır. Her  konuda böyle. Bazen ortasından bazen sonundan işlere girişiyoruz ama kimse başından başlamayı göze alacak cesareti ve sabrı göstermiyor başkentte. O zaman da altı kaval üstü şeşhane bir şehir çıkıyor önümüze. Sebzesini, meyvesini, toprağını kirleten, içinden Türkiye’nin en kirli çaylarından birinin aktığı başşehir bir şehir.

5 Mayıs 2013 Pazar

BİR HÜZÜNLÜ BAŞMİMAR


03.05.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Bir hüzünlü heykel olmuş. Heykel değil de üzüntüsünden taş kesilmiş gibi. Bizim memlekette heykelsen üzülürsün. Unutmamak için, saygı için, örnek olasın diye dikilirsin ama yüreği senin kadar katı olabilir seni kollamakla yükümlü olanların ve önünden gelip, geçenlerin. Ne senin eserlerini ne de eser olarak seni tanırlar. Bir sanat eserine duyulacak ilgiyi,  saygı da göremezsin. Taşsındır. Birisi getirip, koymuştur oraya.



Hüznünü paylaşayım

3 yıldır her önünden geçişte içim burkuluyor, “Yazayım da hüznünü paylaşayım” diyorum. Oysa uzun yıllar oldu, yalnız, sanki hergün daha da düşünceli görünüyor bu bahçenin köşesinde. Önünden cayır cayır trafik, insan akıyor ancak o kalabalığın içinde, koyu bir ıssızlık basmış bahçenin bu köşesini. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin, sadece bu köşesi bakımsız bahçesinde, kenara itilmiş bir heykel.



Kimin heykeli o?

Fakültenin hocalarından Profesör Doktor Aliye Öztan’la konuşuyorduk, kendisiyle paylaştım konuyu. Okula ilk başlayan öğrencilere, biraz zaman tanıyor ve bir gün “Pencereden aşağı bakın” diyor, soruyormuş “Kimin heykeli o?” Piri Reis mi diyen, Fatih Sultan Mehmet mi diyen, nasıl yakıştırdıysa Mithat Paşa diyen mi istersiniz, sayıyorlarmış. “Kim olduğunu  hiç merak etmemişler” diye yakındı Aliye hoca. İyi ki Nasreddin Hoca diyen çıkmamış. Eşeğin olmadığını fark etmişler hiç olmazsa!



O heykel, tarihte övündüğümüz birkaç dehadan biri, mimarbaşı Mimar Sinan’ın heykeli. 92 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra (medresenin, kuran okuma yöntemleri öğretilen bölümü), 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 hamamla bir insan ömrüne, bizim de aklımıza sığması zor 375 eserin sahibi. Edirne’de, “Ustalık eserim” dediği Selimiye Camisi, ‘Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alındı. Ancak dünya çapında ustalığının aksine İstanbul’da, ‘kalfalık eseri’ Süleymaniye Camisi’nin arkasında, iki yolun ortasına sıkışmış,  göze batmayan, mütevazı bir türbede yatıyor.



Sadelik değil ilgisizlik

Ankara’da, fakülte bahçesindeki heykelinin haliyse çok  düşündürücü. Türbesi gibi mütevazılıktan çok ilgisizlikten kaynaklanıyor heykelinin çevresindeki aşırı sadelik. Heykeli de düşünceli zaten. Ya memleketin durumunu, ya başkentin sorunlarını ya da bu bahçede düştüğü durumu düşünüyor. Düşündükçe o köşede daha içine kapanıyor. Düşünmeyi bırakmış, artık üzülüyor sanki. Ben uzaktan görünce üzülüyorum, o yüzlerce öğrencinin, öğretmenin ve caddedeki kalabalığın arasında, yalnızlığına nasıl üzülmesin.



Yakışıyor mu?
Yakışmıyor. Hele bir üniversitenin bahçesine, hiç mi hiç yakışmıyor. Çevresi düzenli, çiçekli bir bahçe ve gençlerle sohbet edebilmesi için birkaç bank gerekiyor sadece. Ne kadar zormuş ki yıllardır bu köşe, ıssız bakımsız, ihmal ediliyor. Hektarlarca park yapan Ankara, 1 dönüm bahçeyi düzenleyemiyor. Belki de bahçeyle düzenle ilgisi yok da kendi kültürüne ve başarıya saygı duyulmasını sevmiyor bizim memleket.