belediyecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
belediyecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2013 Salı

KAYNAKSIZ PROJELER UYARISI


03.12.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Yerel seçimler için adaylar, aday adayları bir bir açıklanmaya başladı. Isınma turu kıvamında demeçlerle basın da seçim antrenmanlarına başladı yavaş yavaş. Ancak bütün adaylar açıklanmadığı için meydan soğuk henüz. Belli olan rakipler bile tedbirli, ağırdan alıyor, merdivenlerinden tek tek iniyor meydanın.



Meydan ısınmayınca rekabetin, siyasetin tadı olmuyor ama meydan ısınmadan söylenmesi gereken şeyler var, onları da gürültüye gitmeden zamanında söylemek gerek. Bunlardan biri de seçim heyecanına kapılıp, kaynağı olmayan projelere kalkışmak. Aday kazansa da kaybetse de maliyeti sonunda biz ödüyoruz çünkü.



Forumda uyarı

27 Kasım’da AK Parti Ankara İl Başkanlığı, ‘Marka Şehirler için Kent Ekonomileri Forumu’ düzenledi. Forumda, marka şehir olabilmenin koşulları konuşuldu, Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, hedeflerini, projelerini anlattığı bir de sunum yaptı. Ancak foruma katılan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın sözleri, forumla ilgili haberler içinde sanki biraz geri planda kaldı.



Ali Babacan’ın, uyarı niteliğindeki sözlerine bakalım önce:

Projelerin kaynak boyutu çok önemli. Sizden özel ricam, projeler yapılacak ama hangi kaynakla? Harcama değil kaynak üretme projeleri gündeme gelsin. Bizim ekonomimiz, vergi gelirleri ile ayakta. Yapılacak her bir harcama, vatandaşın vergisi.

Yerel yönetimler, harcama yaparken hesap kitaplarına dikkat etsin. Yapılacak projelerin, sonuç getirici olması önemli. Aksi halde projeler finansal olarak sürdürülemez.



Alışık değiliz

Kentlerin hızlı büyümesiyle çevresel tahribata uğradığına da değinen Babacan, su kaynakları ve ormanları koruyacak projelere dikkat çekerek sözlerini bitirmiş. Hiç seçime yaklaşan hükümet yetkililerinden duymaya alışık olmadığımız uyarılar bunlar. Ayrıca Ankara’nın tüm ilçelerini yeni dolaşmış biri olarak altını çizdiğim bir konuya da işaret ediyor.



Yeni bir belediyecilik ve belediye başkan modeli gelişiyor Türkiye’de. Bunun Ankara bölgesindeki örneklerini, tüm ilçelerini kapsayan yazı dizimizde ele almıştık. Uçuk projeler, makyaj işlerden çok ayakları yere basan, seçim kaybetme pahasına önce altyapıyı gözeten çalışmalar yapıyor yeni model başkanlar. Altyapı bittikten sonra projelerini, ilçelerinin kabiliyetine göre bir sıraya koyuyorlar.



Bu projelerden bazılarına güçleri yetiyor, bazılarına yetmiyor. Yetmeyenlere kaynak arıyor, olmayacak dualara  “Amin” demiyorlar. Gözü karartıp, her şeyi birden yapmaya çalışmıyor, projelerini, yorganlarına göre planlıyorlar.



30 Mart 2014 sınavı
Bu bilinç yerleştiğinde yani sonu olmayan işler için parayı toprağa gömmekten vazgeçtiğimizde hem Ankara’nın hem ülkenin nasıl fırlayıp gideceğini konuştuk hep. Seçime giderken iktidar partisinin Bakanı Ali Babacan, bu yolda devam edilmesi gerektiğine işaret ediyorsa eğer, 30 Mart 2014 seçimleri, bu sınavdan geçmek için iyi bir fırsat olur herkese.


Benle de benden sonra da tufan yöneticiliği’, bu yerel seçimlerde azalarak kaybolur inşallah. Kaynakları har vurup harman savuranlardan da “Hesap bilmiyorsan niye oturdun o koltuğa” diye hesap sorulur. Bu içimizi çürüten döngüye, bir  “Dur artık” denir.

18 Nisan 2012 Çarşamba

ŞEHİR NEDİR?

17.04.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Sadece çok kalabalık insanların yaşadığı yer midir?  Şehircilik geleneği oturmamış, belediyeciliği taze bir ülke  bizimki. Belediyeciliğimizin mazisi, 160 yıl önceye, 1850’lerde İstanbul için yapılan ilk düzenli planlara dayanır. O zamana kadar başımız ağrımadıkça kent planlama, sorun çözme alışkanlığımız yok. Susuz kalmadan su kemerleri, sel basmadan kanalizasyon, savaş çıkmadan yol, köprü planlamasını önemsemiyormuşuz. Çoğunlukla musibetler bile önlem alma, plan yapma alışkanlığı yaratamamış bizde. Oysa  Avrupa müzelerinde, 1400’lü yıllara ait şehir planları, krokileri sergilenmektedir. Bizim İstanbul planıyla arası, yaklaşık 450 yıl yani!

Aradan geçen 160 yıl, 89 yıl önce kurulan yeni devletimizin planlama girişimleri de pek işe yaramış görünmüyor. Her gelen, kendine göre uygulamalar yapmaya devam ediyor. Ortak çıkar ve ortak akla göre değil. Halbuki bu tür planlar, siyasi ya da kişisel görüşlerin üzerindedir. Ortak çıkar gözetilir, devlet gibi devamlılığı sağlanır. Kent, geleceğe göre planlanır, bugüne göre değil.

Büyükerşen’in tarifi
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, geçen hafta Başkent Üniversitemiz’e misafir oldu. ‘Yerel Yönetimler ve Şehir Politikaları’ başlıklı bir konferans vermek için.  “Şehir nedir?” diye sorarak başladı konuşması. Sonra kendi sorusunu yanıtladı; “Medeniyettir, davetkardır, canlıdır, insanlar içindir, yetiştirir, gelecek vaat eder, sokağa çağırır, buluşturur” diye. Benim, “kalabalık insanların yaşadığı yer” tarifimden bambaşka bir tarif bu. Beton ve asfalt yığını her yere, şehir diyemeyebiliriz bu tanımla.

Bizim soru, sorunlarımız
Medeniyetse Ankara, 100 yıl önce metro ve tramvaylarla ulaşım sorununu çözmüş kentler ne olur? Toplu taşıma araçlarını dışlayan, karşı kaldırıma geçilemeyen medeniyete, ‘Araba Medeniyeti’ diyebiliriz!

Davetkar mıdır Ankara? İstanbul’a dönüşü hala sevildiğine, geleni Kale’de, yarım gün bile eyleyemediğine göre…

Canlı desek…  Arabası olmayana gece, 11’e kadar. Muhabbet masalarından, misafirliklerden metrolara, otobüslere koşuyor saat 11’i gören. 12 gibi bitiyor ucuz ulaşım, can diye bir avuç Ankaralı kalıyor ara sokaklarda.

İnsanlar için midir Ankara? Alt geçitte biriken yağmur suyunda dalgıçlar yüzdü de adam aradı. Bala’da, Akpınar’da, Mamak’ta  titreyenleri, bahar kurtardı. Dikmen meydan savaşları devam ediyor. Engelliler ve yaşlılar, gazetemizin en şikayetçi müşterileri. Karda, yağmurda, güneşte duraksız otobüs duraklarında beklemeye devam. 10 kişinin zor sığdığı durakların dışı, aynı otobüsü bekleyen onlarca kişiyle çevrili.

İnsanları yetiştiriyor mu? Çalışıyor. Ancak nüfus artış hızı ve kültürel etkinliklerindeki azalmaya yetişemiyor başkent. Duyarsızlığa, daha ağır bir duyarsızlıkla karşılık veriyor Ankaralı. Yetişenlerden ne çıkar kestiremiyoruz henüz.

Gelecek vaadi? İşsizler göçü sürüyor Ankara’ya. Çoğu, maalesef, niteliksiz işsiz vasfında. Tarımdan, hayvancılıktan başka bir şey bilmeyen adam, tarlasından, hayvanından koparılıyor, sokaklarda işportacı sayısı patlıyor. İşportacılar, Ankara’nın göbeğinde Karanfil Sokağa, isyanıyla  dayanıyor. Okumuşlarımız, kurumları, şirketleri gibi, beyni alıp, göçüyor.

Sokağa çağıran, insanları buluşturan bir kent mi? Hak aramadığınız sürece evet. Ancak duyarsızlığa tepkiden şehirle ilgiyi iyice kopardıkları için, etkinliklerin çoğundan hatta en güzellerinden haberi olmuyor birçoğunun. Hak aramaya sokağa inenler, biber gazı ve copla pembeleşinceye kadar kızartılıyor.

Nasıl bir başşehir?
Büyükerşen hocanın tarifine uyarsak daha sayamadığım birçok eksikli Ankara, şehir midir acaba? Hele göz bebeğindeki devlet kurumları ve yöneticilerinin gözü önünde bu şehir, şehirlerden nasıl bir başşehirdir acaba?