kirlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kirlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2013 Perşembe

ANKARA’DA BİR HALİÇ


28.05.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Gölbaşı’nın gölü Mogan. “Karda, yağmurda, sabahında, akşamında, her mevsimde, günün her saatinde verecek ayrı bir pozu vardır Mogan Gölü’nün” derim anlatırken. Yakışıklı mı desem alımlı mı desem, göz alır. Hele karda ya da yağmurda,  hafif bir tepe üzerinden izlemeye doyulmaz. Ne kadar yakından bakarsanız o kadar az görürsünüz sanki Mogan’ı. Çevresi yemyeşil ve ferah olmalıdır ama şehir ve yapılar geldi, betonla sarıyor çevresini. Bir de can düşmanı taş ocakları var, tozu talaşıyla dibini doldurdu bu doğal güzelliğin. Böyle devam ederse Mogan’ın, “İmdat” çığlıkları da kalmayacak. Yapay park göletine çevirir, kuru su birikintisinde, otururuz manzara diye.



201 kuş türü yaşıyor

Mogan Gölü, ‘A’ sınıfı bir sulak alandır. Yani bir defada 25 binden fazla sukuşu barındırıyor demektir. Göl sadece insanların değildir, Türkiye’deki 456 kuş türünden 201’i, Mogan sakinidir. Balıkçıllar, sukuşları, kıyı kuşları, ötücüler ve yırtıcılarıyla 201 kuş türü… Ancak bundan daha fazlasıdır Mogan; 20 yılı aşkın süredir kış aylarında gerçekleştirilen su kuşu sayımlarında, bir defada 40 binden fazla kuş sayıldığı dönemler olmuş. Dünya Kuşları Koruma Kurumu’nun bilimsel ölçülerine göre Türkiye’deki 184 ‘Önemli Kuş Alanı’ndan biridir. Kuşun sevdiği yer güzeldir.



Cennet köşesinde ölen balıklar

Mogan Gölü’nü, 11 dere besler; Sukesen, Başpınar, Gölova, Yavrucak, Çolakpınar, Tatlım, Kaldırım ve Gölcük dereleri, başlıcalarıdır. Mogan da az ilerisindeki Eymir Gölü’nü besler. İnsanoğlu bıraksa tam bir cennet köşesi olacak yerler. Yine bıraksak Sazan, Kadife, Turna, Gümüş balıkları ve kerevit yuvası olacak ama her yıl özellikle yazın, suyun kirliliği ve oksijensizlikten toplu balık ölümleri gerçekleşir. Hemen “Konuyla ilgili inceleme başlatıldı” açıklamaları yapılır, gelin görün ki yıllarca incele incele bitmez, balıklar ölmeye devam eder. Bir zamanlar İstanbul’da, kokusuyla bile insanları öldürecek hale gelen Haliç gibi.



Eylem planı acil!

Ankara’nın Haliç’i olmaya aday Mogan Gölü için 23 Mayıs’ta bir açıkoturum düzenlendi. Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sedat V. Yerli, Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ahmet Altındağ, Prof. Dr. Nilsun Demir ve Doç. Dr. Akasya Topçu ile Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü uzmanlarından Sücaattin Baran konuşmacı olarak katıldı. Kısaca şu başlıklara dikkat çektiler:

- Elmadağ’dan inen derelerin sürüklediği kum, çakıl ve taşlar, Mogan’ı tehdit ediyor.

- Kirlilik nedeni Sukesen deresi için acil önlem gerekiyor. (Bu kirliliğin baş nedeni, andezit taşı ocakları)

- Koruma, kullanma esaslarının belirlenmesini sağlayacak bir eylem planının ivedilikle hazırlanması gerekiyor.

- Mogan Gölü de Haliç gibi temizlenerek kurtarılmalıdır.


Göl yoksa turizm de yok
Gölün su seviyesi 2-2 buçuk metrelere düşmüş durumda. En az 4-4 buçuk metreye çıkarmak gerekiyor. Bunun maliyeti de aşağı yukarı 90 milyon (trilyon) lira civarında. Tek başına Belediye’nin altından kalkabileceği bir iş değil. İstanbul’a,   nimetler sunmakta bonkör devletimiz, önce bu kirliliğin kaynağını kurutarak, sonra da ülkenin doğa harikalarından birini yeniden canlandırarak Mogan’ı geri kazanmamızı sağlayabilir. Sağlamazsa sağlayacak adam yok çünkü. Kenarında yemeyi içmeyi biliyor herkes. Mogan yoksa turizm de olmaz Gölbaşı’nda. Ankara Kalesi gibi, Atatürk Orman Çiftliği gibi, dünya güzeli Mogan Gölüne de sahip çıkamayan Ankaralılar ve içindeki devlet kurumları, utanır da sonra sahip çıkarız belki.

17 Şubat 2013 Pazar

ULUS ESNAFININ HAKLI ŞİKAYETİ


15.02.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Ulus’ta, çok uzun zamandır kendi haline bırakılmış bir kargaşa var. Aslında Ulus’un kalabalığını, kargaşasını severim ama sözünü ettiğim, o halinden uzaklaşan bir kargaşa. Caddeleri, sokakları, çirkinleşmesinden korktuğum bir gidişat içinde. Güzelim eski yapıları, mağazaları ya bozularak ya yıkılarak çirkinleşmişti, bir de sokaklarında, kaldırımlarındaki yaşam çirkinleşmesin. Kalabalık ve kargaşa, sokakta bir düzen varsa yaşam, kent açısından sağlık göstergesidir. Ulus, tam da böyledir işte. Ancak bıçak sırtındaki bu dengeyi, koruyabilirseniz tabii.



Esnafın şikayeti

2 gün önce Milliyet Ankara Gazetesi’nin manşetinde Şenay Güner arkadaşımızın ‘Duyun Bu Feryadı’ başlıklı haberi vardı. Feryat, Ulus esnafından yükseliyordu. Adım atacak yer bırakmayan işportacılardan, bozuk kaldırımlardan, heykelin çevresindeki kirlilikten, Emniyet Müdürlüğü'ne verilen yüzlerce şikayet dilekçesine karşılık alamamaktan, Altındağ ve Büyükşehir Belediyesi arasında kalmaktan şikayetçiydiler. Kızılay'a nasıl bakıyorlarsa, buraya da öyle baksınlar. Bizim tek amacımız, yeniden güzelleşmesi" diyorlardı.



Yürüyüşün niteliği

Ulus’a, işim olmasa da zorlama bahaneyle yolumu düşürürüm arada bir. Ankara, hala Kale’dir, Ulus’tur benim zihnimde. Uğramadığım zaman Ankara’yı unutacakmışım gibi gelir. Orada olduğunu görmeye giderim. Ulus metrosundan Ankara Palas’ı geçip heykele, oradan Hacı Bayram’a, Anafartalar Caddesi’ne ve eğer gücüm kalırsa Çıkrıkçılar’dan Kale’ye doğru bir teftiş yürüyüşü olur. Tersine yürürken mutlaka Hal’e, Ulus Çarşısı’na, orada (kapanmadan önce) Akman’a ve Heykel’e uğrarım. Genellikle dönüşte hava karardığı için, Heykel’in karanlığı bir kez daha içime dokunur. Aydınlatması, belki yılı geçti çalışmıyor. Meydana konan büyük ışıklandırma direğinden gelen ışık neyse o. İşte bu yürüyüşün niteliği, Ulus’taki değişimin ibresidir.



Hangi cadde ya da sokak olursa olsun yürüyüşün hoşça geçen ve geçmeyen kısımları olur. Bazı yerlerden kaçarcasına geçersiniz, bazılarında mıy mıy oyalanırsınız. Heykel’le Anafartalar Caddesi’nin Eski Adliye binasına kadar olan kısmı bazen çok yorucu olur. Kaldırımda yürümek hem kaldırımın bozukluğundan hem işportacılar yüzünden yorucudur. Bentderesi ve Hisar Yolu’na, arabalardan ara kalırsa ulaşabilirsiniz. Ulus’un tarihiliğini hissettirecek çok az mağaza ve bina kaldığı için ilgi azalır, kargaşası, yorucu olur eğlendirici değil.



Harareti soğutmalı

Yer yer ritmi bozuluyor yaşamın ve bozuldukça cezasını esnaf çekiyor tabii. Ulus, yaşayan bir kalabalık ve kargaşadan,  çirkinleşen bir keşmekeşe kaymak üzere. Esnaf doğru söylüyor; düzenli kargaşa, Kızılay’da nasıl sağlanıyorsa Ulus’ta da sağlanabilir. Daha önce öyleydi çünkü. Ulus esnafının  göstergelerine dikkatle bakmak, şikayetlerine can kulağı  vermek lazım. Motor yüksek hararet yapmış, patlamadan sokağı biraz soğutmak lazım.