yusuf usta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yusuf usta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2013 Cumartesi

MÜZİKÇİLER ÇARŞISI TOPARLANSIN


23.08.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Böyle bir marifet, nasıl olur da Ankara’nın özellikleri arasında sayılmaz?” demiş, çok güzel bir yanıt almıştık; Türkiye’nin tek yetki belgeli bağlama ustası Mehmet Ali Çetinkaya, “Sadece bağlama değil, her türlü müzik aleti yapabilen ustalarla doludur Ankara. Usta yapıyor, devleti, milleti bilecek kıymetini” demişti. Başta bağlama olmak üzere bütün müzik aleti üreten ve satanların Müzikçiler Çarşısı dağılmak üzereyken sormuş, bu yanıtı almıştık. Henüz dağılmadı ama teker teker kopuşlar başladı semtten. Bir markasıdır ama markalarının içinde sayılmaz Ankara’nın. Müzikçiler Çarşısı’nda, müzikçilerin ve devletin ortak ilgisizliği yüzünden, bir değer daha elimizden kaymak üzere.



Bir Ankara markası

Türkiye’nin en iyi bağlama yapım ustaları, Ankara’dadır ya da Ankara’dan gitmiştir. Bağlama, bugünküne en yakın haline Ankara’da evrilmiştir. Yusuf usta efsanesi, hiç terk etmez bağlama atölyelerini, ustaların tepesindedir. Bağlamaya bugünkü sesini, tınısını veren ustadır. Çok değil, 50-60 yıl  öncesi. Ustalık zor, ustaların usta saydıklarından da 5-6 tane kaldı Ankara’da. Yeni nesilden kendine usta diyen çok ama usta gibi ustalar, Mehmet Ali Çetinkaya’yı işaret etmişti sözbirliği etmişçesine. Daha çok kazanmak için İstanbul’a, İzmir’e giden bazı ustaların, sürümden kazanma işini sevmeyip, tekrar Ankara’ya döndüklerini anlatmışlardı. Markanın altı boş değil yani, bir geleneği, göreneği, kültürü var henüz ölmemiş. Ankara bağlamanın başkenti, Hamamönü, müzik aletlerinin başsemtidir. Başka ülkede olsa turistten geçilmez, biz dağılışını izliyor, adeta bekliyoruz.



Başkan patladı!

Evvelki gün Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki ile Altındağ’ı konuşmaya gitmiştik. Hamamönü’nde buluştuk. Gezerken sokaklarda, Müzikçiler Çarşısı’nı sordum; “Ne olacak halleri, dağılıp gidecekler mi?” diye. Aman bir söyledim bin işittim! “Ali bey, Müzikçiler Çarşısı ve ustalarının, Hamamönü için değerini biz de çok iyi biliyoruz. Biz de onları bir yerde toplama düşüncesindeyiz. Hamamönü’nün yeni düzenlemesi içinde, onları da bu dokunun içinde korumamız lazım. Kaç kez kapı önünde karşılaşıp, şikayetlerini ilettiler, ‘Ziyaretinize geleceğiz’ dediler, bir kişi bile kapıyı çalmadı daha!" diye ünledi Veysel Tiryaki. Başkan anlatırken göz kararı Hamamönü’yle Altındağ Belediyesi arasındaki mesafeyi ölçmeye çalıştım; dolanarak 100, kestirmeden 50 adım çıkardım.



Sahipsiz, gitti gidecek

Kültür Bakanlığı kendi haline bırakmış, Belediye muhatap bulamıyorum diyor, müzikçiler birlik olamamış. Bir dernek deneyimleri var, 3 yılda pes etmiş kuranlar. Ortada, ülke çapında ciddi bir değer, bir marka var ama kentin göbeğinde görünmez olmuş sanki. 50-60 civarında dükkanın dağıldığı çarşı, Ankara’nın pek çok değeri gibi, kaybolup gitti gidecek. Çarşının, iki yandan toparlanması gerekiyor; hem resmi kurumların hem de esnafın el atması gerekiyor.



Çok güzel toplantı, konferans salonları var Hamamönü’nün ortasında. Belediyeden daha yakın! Kanaatimce Kültür Bakanlığı, Valilik, Belediye ve esnaf baş başa, çok güzel toplantılar, bu salonlardan başlayabilir. Bir kere başlayınca kapıdan her çıkışta, bir sorun daha içeride bırakılmış, çözülmüş olabilir.

29 Eylül 2012 Cumartesi

NEŞET ERTAŞ’IN ANKARALI BAĞLAMASI


28.09.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi



Eskiden “Oldum” demekle usta olunmuyordu. Önce o işin ustaları kabullenecekti yeteneğinizi. Ankara, bu ustalarla doluydu; özellikle bağlama yapımıyla ünlü olmakla beraber pek çok çalgıyı yapabilen ustalarla. Ulus Meydanı’ndaki Taşhan’dan başlayarak Bentderesi, Çıkrıkçılar Yokuşu, Samanpazarı, Ulucanlar Caddesi ve Hamamönü’ne doğru yayılmışlardı. Keramet, Ankara’nın dutunda mı, cevizinde mi yoksa ustalarında mıydı acaba? Bağlamayı konuşturan söz ustaları, aradığı sesi bu  sokaklarda buluyordu.



Tatsız haber
Bir süredir, bu yanı pek öne çıkmayan Ankara’nın, çalgı yapan ustalarına ve Hamamönü’ndeki düzenlemelerden sonra dağılışlarına değinmek istiyordum. Mahsuni, Neşet Ertaş, Arif Sağ, Musa Eroğlu gibi ustaların, Ankara bağlamasındaki ısrarlarına. Kitaplar, makaleler arasında gezinirken tatsız haber geldi.

Değdiği gönüllerin telini titretmeden, burun direğini sızlatmadan geçmeyen, eğlencelisi de sanki ortak marşımıza  dönmüş türkülerin babası Neşet Ertaş, aramızdan ayrılmıştı. Hastalığını lütfen gören basın, vefatından sonra yeri göğü Neşet Ertaş’la kapladı. Kendi kültürüyle kendi sanatını ya da düşüncelerini üreten, herkese seslenebilen aydınlar, yaşarken sevilmez bizim memlekette. Ölünce de unutulmaya terk edilir. Ancak milletin bağrından hiçbir zaman silinemez, unutulmazlar.

Hoş anılarla yolcu etsek
Rahatsız olduğu günlerde, ‘Sazadair’ isimli bir internet  sitesinde, Özay Önal’ın, ‘Ankira’nın Ustaları’ makalesini okumuştum. Ankara’nın bağlama yapımında meşhur ustaları, geçmişin kokusunu taşıyan keyifli anılarla süslenerek anlatılmıştı. İki tanesi Neşet Ertaş’lıydı. Ankara’dan da  bu anılarla yolcu etsek diye düşündüm Ankaralılar olarak.

Gelelim Halil ve Yusuf Yeniay kardeşlere. Küçük kardeş Yusuf Usta, Türkiye'nin en tanınmış ve efsaneleşmiş ustasıdır desek yanlış olmaz. Usta'nın atölyesi her akşam bir muhabbete sahne olurdu. Değerli bağlama yapımcılarından İsmail Görer'in naklettiği bir anı şöyledir:

Bir akşam Yusuf'un atölyesine gittim. Duvarda, kendisinin Neşet Ertaş'a yaptığı bir saz asılı idi. Yusuf, bana sazı işaret etti. Saza baktığımda teknenin sapa yakın kısmında, göğüs ile teknenin birleştiği köşede birtakım diş izleri gördüm. Yusuf söylenerek, Neşet Ertaş'ın sazı çok beğendiğini ve çalarken zevke gelip, ısırdığını söyledi.

Gonüm çekmedi
Bir diğeri de şöyle:

Neşet Ertaş'ın, özellikle Yusuf Usta'ya saz yaptırmasının sebebi uzun ve geniş tınlayan, ‘düz göğüslü' bir saz aramasıdır. Ertaş, sadece Yusuf Usta'ya değil, ağabeyi Halil Usta'ya da düz göğüslü sazlar yaptırmıştır. Ertaş, Halil Usta'ya bir saz yaptırır fakat henüz haftası dolmadan sazı, telleri sökülmüş bir biçimde geri getirir. Halil Usta, saza bakar ve sazın göğsünün dümdüz olduğunu görür. Ertaş, sazın göğsüne ütü basmak suretiyle göğsünü iyice düzlemiştir. Ertaş, şöyle der; Usta, benim bunu gonüm çekmedi.

Bizim gonümüz de senin gitmeni çekmedi Neşet Ertaş. Nur içinde yat, bozlakların, sonsuza kadar dillerden düşmesin.