emniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2016 Cumartesi

“İCRA EDEN KARAR VERENDEN KUVVETLİDİR”



09.09.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi


Bilmiyordum bu lafını, Mustafa Kemal Atatürk’ten aktardı Başbakan Binali Yıldırım: "Tatbik eden, icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir." Başbakan Yıldırım, uygulanamazsa masa başında yapılan hesabın da değeri olmayacağını anlatmak için kullandı bu sözleri. Uygulayabilmeyi, yaparken de korkak, çekingen olunmaması, hata yapmaktan çekinilmemesini vurguluyordu. Korkarsan çekinirsen iş çıkmaz, icraat lazım diyordu yani Başbakan.

Dün Gölbaşı Vilayetler Evi’nde 81 ilin valisine seslenen Başbakan, özellikle bizim başkentin muzdarip olduğu bir yaraya parmak basıyordu. Kamu yararına işlerde tereddütten çok uygulama yavaşlığı ve sessizlik hakim oluyor genelde başkentte, biz de bıktık onlarca yıla yayılmış ataletten, bu vesileyle gecikmiş birçok icraatı talep edelim yeri gelmişken.

Başkentin manzarası
Rantı yüksek işler dışındaki işlerin de uygulanmasını, tıkanmış başkentte, ekonomik ve sosyal birçok ihtiyacın karşılanarak kent yaşamının hareketlendirilmesini bekliyoruz. Rantlı işler ses hızıyla yürüyor, maşallah ağızdan çıkmasıyla yapılması bir oluyor ama yıllardır başkentin altyapı, ulaşım,  toplu taşıma, istihdam, spor ve turizm gibi alanlardaki sorunları ile bunlara bağlı pek çok sanayi ve küçük esnafı da içeren ticaret atılımları, bekliyor da bekliyor. Neden? Bilmiyoruz...

Karar vereni de icra edeni de güçsüz görünüyor bu manzaraya bakınca.

“Nefesinden sorumlusunuz”
Başbakan Yıldırım valilere konuştu ama hepimiz de farkındayız ki yerel yöneticileri ile ileri gelenleri, ortak hareket etmeyi becerebilirse bir şeyler olabiliyor bir şehirde. Başbakan’ın konuşması, biraz da “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” kıvamındaydı. "Yönettiğiniz şehirdeki her şeyin nefes alıp vermesinden sorumlusunuz" diyerek valilerin, orkestra şefliğini üstlenmelerini salık veriyordu aslında.

Konuşmadan yerel yönetime ilişkin başlıklar özetle şöyleydi:
- Hatadan korkmayın, icraat yapın,
- Vatandaşın gelmesini beklemeyin, sahaya inin,
- Yerel ekonominin geliştirilmesinden sorumlusunuz, o projeleri destekleyin,
- Şehre heyecan verecek projeler geliştirin ve vatandaşı içine katarak heyecana ortak edin,
- Okulları yerinde denetleyin, gençleri bekleyen uyuşturucu tehlikesinin kaynaklarını kurutun,
- Üniversitelerle kaynaşın, şehrin geleceğini planlayın,
- Emniyet ve jandarma arasındaki uyumu sağlayın,
- Belediyelerle rekabete girmeyin, işbirliği yapın,
- Doğu ve Güneydoğu’yu, Batı’yla birbirine kaynaştırın, iletişimi sağlayın,
- Müdürleri toplayıp cümbür cemaat her törene götürmeyin, işler aksamasın,
- (Bir kez daha) Sahaya inin,
- İnsanı yaşatın ki devlet yaşasın..

İcraat isteriz nitekim!
Her maddeyi güzelce açarak, beklentileri sıraladı Başbakan Binali Yıldırım. Baykuş gibi bekliyoruz zaten, atladık konuşmanın üzerine, fırsat bu fırsat Ankara için, bir daha hatırlatalım dedik. “İcraat isteriz nitekim memleketin başkentine!” şeklinde ünledik yerimizden.

Var mı itiraz edilebilecek bir madde? Bizce yok. Valilere söylenenden herkes payını çıkarsın, icraata geçilsin.

Ha sonunda şakasını da yaptı Yıldırım: “Toplantıdan sonra fazla kalmayın, görevinizin başına dönün, boş kalmasın makam!
İcra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir” , iyi lafmış.

25 Temmuz 2016 Pazartesi

HER DARBEDE EN ÇOK ANKARA KAYBEDER



22.07.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi


Yeni devletin rahmi, taze Cumhuriyet’in başkenti, tarihsizleşiyor, kişiliksizleşiyor, sanki herkes hırsını ondan çıkarırcasına hırpalanıyor. En çok da darbeler bozuyor, solduruyor, en çok darbeler kirletiyor Ankara’yı. Ülkenin Kurtuluş Savaşı’nı veren Gazi Meclis’i, göz nuru da vuruldu, milletin en dokunulmazına da bulaştırdılar kirlerini.

Emniyet gibi, adalet terazisi devrilen yargı gibi, çocuklarımıza gençlerimize kıyan eğitim sistemi, utanması kalmamış iş ahlakı ve kendi haricindeki tüm toplumsal dayanışmayı yıkan toplumsal yaşamı gibi elini neye dokunduysa çürütenlerin başarısız darbe girişimi, aslında silahlı kuvvetleri düşürdüğü durum ve milletin dokunulmazı Meclis’ine gösterdiği anlayış ile belki de başarıya ulaşmıştır.

Dokunulmaza dokundular
Onlara bu ateşi yaktıranlar ve sonra kendilerini de içine atanlar, amacına ulaşmıştır belki. Belki milletin kafasında yıkılamayan son dokunulmazlara dokundurarak, fitne ve şüpheyi halkının içine düşürmeyi başarmışlardır. 45 yıldır önüne çıkanı tüketen güveleriyle son dayanakların nasıl çürütüldüğünü, göstermek istemişlerdir belki.

Halkına acımasızca ateş ettirmiş, tank altında ezmiş, dokunulmaz kurumlarını bombalatmış, en yüksek kademe yöneticilerinin canına kast etmiş, mahremini ortaya dökmüş, peygamber ocağını birbirine düşürmüşlerdir. Darbe, belki de başarısız olan için değil ama yaptıran için amacına ulaşmıştır.

Bu yüzden gri başkent
Neredeyse 70 yıldır her askeri darbede kan kaybettiği için ‘gri’dir belki başkent. Önce ona vurur çünkü her darbe. Kimse yine önce onun iyileşmesi gerektiğine dikkat etmeden, ülkeyi iyileştirmeye kalkar. Halsiz başkenti, devletin merkezini ayağa kaldırmadan, ülkenin ayağa kalkacağı sanılır. Halkının gözünde ‘gri’ydi başkenti Ankara, benzi soluk, hastalıklıydı hep. Hep onu iyileştirmeden, ülke iyileşecek sanılıyordu.

Belki de meğer, iyileşmesi istenmiyormuş. Cumhuriyet’in, o koca koca ülkelerin karşısında canıyla malıyla dikildiği için başkentliği hak eden Ankarası, yavaş yavaş zehirleniyor, sonu yavaş yavaş hazırlanıyordu belki. 15 Temmuz akşamı, 16 Temmuz sabahı başkente yaşatılan dehşet, Genel Kurmay Başkanlığı, Emniyet, MİT ve en son Meclis’in vurulması, 70 yıldır hatta Cumhuriyet kurulduğundan beri söylenmek istenen son sözdü belki.
Ankara'da demokrasi nöbeti
İade edildi
Türk milleti ve devleti, bir kez daha iade etti o sözü. Birileri üzerinde etki yaratabildi mi bilmiyoruz ancak nihayetinde “Güvelerinle çürüttün, virüslerinle zayıf düşürdün ama o kadar da değil” dediler.
İstanbul Taksim Meydanı
En kızdıkları
En kızdıkları şeydir; dize getirememek. Kalleşlikten kalleşlik beğenirler o zaman. Hatta “müttefikimiz” bile der, önce sizi yıkmaya uğraşmakla başlarlar. Sözü iade ettik ama rehavete düşmemek lazım. En korktukları da Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, birliği ve dayanışması güçlü halktır. Siyasi partileriyle sivil toplum örgütleriyle farklı görüşten vatandaşıyla bir arada durabilen milletten çok korkarlar.
Ankara Kızılay Meydanı'nda demokrasi nöbeti
15-16 Temmuz darbe girişimini, yeni bir milada çevirmeli. Canları yitirdik, yaralılarımız, öksüz, yetimlerimiz var. Hepsine sahip çıkmalıyız. Başkenti yıkmaya kalktılar. Bu kez doğru yerden, önce Ankara’dan başlamalı, grilikten kurtarmalı, o elleri de bir daha bu kadar içine girecek cesareti bulamayacak şekilde, mutlaka kırmalıyız.

20 Nisan 2016 Çarşamba

ASAYİŞ BERKEMAL (Mİ?)



19.04.2016 Milliyet-Ankara Gazetesi

Birincisinde aklımız başımıza gelmedi, ikincisi patladı gelmedi, üçüncüsü patladı. Başkentin asayiş zaafını gözümüzün içine sokuyordu ardı ardına patlayan bombalar. Yüzlerce kilo bombayla şehir turu bile atıyordu teröristler. 10 Ekim 2015’de Ankara Garı’nda, 17 Şubat 2016’da Merasim Sokak’ta ve 13 Mart 2016’da Kızılay’da patladılar. 3 patlamada çocuğu, genci, yaşlısıyla 169 vatandaşımızı kaybettik.

Üçüncüsü, 5 milyonluk başkentin sokaklarını terk edilmiş kente çevirdi. Kentin sokaklarına, hatta uzak semtlerin sokak aralarına kadar yansıdı terk edilmişlik görüntüsü.

Vatandaşın önlemi
Kızılay patlamasından tam bir hafta sonra Kızılay boştu, kıpır kıpır olan Yüksel Caddesi ve Karanfil Sokak’ta akşam saat 8’de dükkanlar kapanmıştı. O sokağı bilen ve müdavimleri anlar o saatte bu sokaklarda dükkan kapanmasını. Batıkent’te,  merkezinden uzak sokak arasında bile berber, market, kasap iş yapamaz olmuştu. Hatta site içi marketlerin cirosu, artacağına yarıya kadar düşmüştü.

Önlem alınmayınca vatandaş kendi önlemini almıştı.

Boşluk ikinci hafta da sürdü, üçüncü dördüncü derken bir ayı buldu insanların yeniden sokaklara dönmesi. Alınan önlemleri bekledi, güven duydu ve çıktı sokaklara.

Başbakan’a kaldı iş
Ankara Garı’ndaki patlamayla ilgili emniyete yönelik tartışmalı konular vardı, müfettişler araştırdı, raporu 25 Şubat 2016’da sundu. Ankara Valiliği’nden soruşturma izni istediler, izin talebi reddedildi.

Ayrıca devlet içinde kendi devleti ve milletine karşı eylemlere göz yuman ya da fırsat veren bir grubun varlığından da söz ediliyordu. Asayiş zafiyetinin katlanmasında etkileri var mıdır, araştırma, incelemeler bittikçe göreceğiz onu da. Yoksa devletin merkezinde, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bulunduğu kentte bu kadar kolay ve üst üste olmamalıydı bu çapta eylemler diye biliyoruz biz.

Çünkü Merasim Sokak’taki patlamadan sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun talimatıyla ‘Başkent Güvelik Eylem Planı’ hazırlanmıştı ki Başbakan’a niye kalmıştı o iş? Gazetemiz yazarı Tolga Şardan, 18 Nisan Pazartesi günkü ‘10 Ekim Raporu’nun Ardından’ başlıklı yazısında konunun ayrıntılarını incelemişti, meraklısına hatırlatmakla yetiniyoruz.

İstenince oluyormuş
İçişleri Bakanlığı, son patlamadan 1 gün sonra 14 Mart’ta nihayet 5 aydır vekaleten yürütülen Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne, istihbarat ve terörle mücadele tecrübesi olan Mahmut Karaaslan’ı atadı. Koltuğa oturduğu sabah, alınan önlemlerle sokaklarda varlığını hissettik. Gölbaşı’nda, Bolu’da, daha kente girmeden eylem hazırlığı yapan teröristler yakalanmaya başladı. İstenince oluyormuştu demek.

Olay olmayacak” diyemiyoruz çünkü sağolsun ne çok ülkenin desteği olduğunu gördük terör örgütlerine. Temmuz’dan bu yana hızla artan terörist eylemlerde de komutadan eğitime, istihbarattan silah yardımına kadar katkılarını öğreniyoruz her gün. O destekler olmasa kimse ülkenin başkentinde, bu eylemlere yeltenme cesaretini gösteremezdi zaten.

Teşekkürü de bilmeliyiz
Yani efendim, gerek Doğu ve Güneydoğu’da gerek kent merkezlerinde, devlet isterse kimse istediği gibi at oynatamıyormuş. İçlerinde basiret gösteren yetkili ve etkililer olsun yeterki.

Ülkenin her yanında devletine ve milletine bağlı kamu görevlileri olduğunu, asayişimizi onların basireti ve kararlılığıyla koruduğumuzu biliyoruz. Bu bilinçle çalışan, iç hesaplaşmalarına kamuyu alet etmeyen, izinleri kaldırılıp yoğun mesaiye geçen başta tüm asker ve polisimiz, en yukarıdan aşağıya kamu görevlilerine, teşekkür etmeyi de bilmemiz gerekiyor.