hemşerilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hemşerilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2011 Cuma

BAŞKENT OLMAYI HAKETTİ Mİ ANKARA?


14.10.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi


Bazısı ülkesini, acısıyla tatlısıyla sever. İyi, kötü demeden millet oluşun mührü, ortak değerlerini sever. İnsanları, kökenine göre değil, aynı ananın rahminden doğma kardeşliği için sever. Toprak anadır, olmasa da kucağında büyüyen herkes, artık çocuğudur. Ülkesini sevmek anasını, kardeşini sevmektir. Onlara gelecek tehdit ve tehlikeleri önce sevenleri sezer,  sonra gereğini yaparlar.



Bazısı da ülkesinden çok kendini sever. Hatta başka annelere kardeşlere özenir, onlarla doğmuş olmayı yeğler. Ülkesini sevmez ama ne kendi bağlarını reddederek kurtulabilir ne de başkasının has çocuğu olabilirler. Kendi anasına, kardeşine tutunamayan insan, her rüzgarla savrulup, bir yere konar ancak  başka bir rüzgarla yine savrulur. Kök tutmaz yani!



Başkent olmanın sırrı

Girişe bakıp, “Birazdan hayatın sırrını verecek herhalde adam” diye ümitlenmeyin. Ankara’nın, başkent oluşunun sırrını çözmeye çalışıyoruz. Göreceksiniz; yukarıdaki her şeyin bu sırla ilgisi var.



Başkent olmayı haketmiş midir Ankara? Hem de nasıl. Olmanın gereklerini de fazlasıyla yerine getirmiştir.



Ankara Telgrafhanesi’nden

Mustafa Kemal ve arkadaşları Ankara’ya ayak basmadan 3 ay öncesine, 11 Eylül 1919’a gidelim. Ankara Telgrafhanesi’ndeyiz. Müftü Hoca Atıf, Defterdar Yahya Galip ve Hoca Hatip Ahmet Efendi, Ankaralılar adına padişahla görüşmeye çalışıyorlar. Sadrazam Damat Ferit Paşa çıkıyor hattın öbür ucuna. Israrla padişahı istiyorlar. “Millet, padişahla görüşemez!” diye paylıyor Damat Ferit. Ankara Telgrafhanesi’nden, postayı koyuyorlar: “Öyleyse Ankaralılar’da, ne senin gibi Sadrazamı  ne de senin Padişahını tanımıyor!


Dikkat edin; daha Mustafa Kemal ve arkadaşları ortada yok. Birinci perde çok acayip bir sonla kapanıyor.



27 Aralık

Gelelim 27 Aralık 1919’a. Ankaralıların, ‘Kızılca Gün dediği tarih. Köylerinden kasabalarından akıp gelen binlerce atlı ve yaya Seymen’le Ankara halkı, Büyük Önder'i, Dikmen sırtlarında karşılıyor. Yolboyu dizilmişler. At sırtındakilerin fotoğrafı var; çok görkemli. O gün Ankara, taze devleti doğuracak sıcak yumurtayı, korumaya, kuluçkaya alıyor.



Seymenlerin dizleri yerleri döverken ikinci perde kapanıyor.



Hemşehrilik

Geçiyor zaman, Ekim 1922’ye geliyoruz. Kendinisever ya da başkalarına özenir bir milletvekili gurubu, kanun teklifinde bulunuyor: “Misak-ı Milli sınırları içerisinde doğmamış olan veya Misak-ı Milli sınırları içerisinde en az 5 yıl süreyle görev yapmamış olanlar milletvekili seçilemezler.” Selanik’te doğmuş, ömrünün çoğunu Misak-ı Milli sınırları dışında savaşarak geçirmiş, o gün itibariyle ülkeyi düze çıkarmış Mustafa Kemal’i, kurduğu devletten dışlamaya çalışıyorlar. Köksüz insanlara yakışacak bir tavır. Teklif, derhal yanıtını buluyor; Ankaralılar, Gazi’ye, “Ankara Hemşehriliği”ni teklif ediyor. 5 Ekim 1922’de kabul edip, Ankaralı oluyor Büyük Önder. Hacı Bayram’ın dibinde, bugün yıkıldığı söylenen bir adreste kaydoluyor.



Son perdeyle oyun, sonlanıyor.



Hakedilmiş başkent

Daha da başkentliği hak etmemiş olabilir mi Ankara? Atatürk saymış: Birincisi; doğal ve coğrafi konumu. İkincisi, bağımsızlık  ruhuna sahip olması. Üçüncüsü; Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra Ahiler tarafından kurulan ‘Ankara Cumhuriyeti’yle bağımsızlık düşüncesi, demokrasi tecrübe ve kabiliyetine sahip oluşu.



Dönelim başa: İnsan, ülkesini severse yanlışlarını düzeltmeye çalışır. Gerekirse doğrusundan yeni bir devlet kurar.  Sevmiyorsa eğer, işte sorun da burada; düzelmiş devleti de bozar.


Ankara, başkent olmayı misliyle hak etmiştir ama anlaşılamayan; öncü kişiliğine karşın, sevilmeden yönetilmeyi cezalandırmaktan geri kalmayacak derin tecrübeye de sahiptir!

30 Mart 2011 Çarşamba

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-4

29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ali İnandım- Ankara Valisi Alaaddin Yüksel’in başkanlığında, kentin üst düzey bürokratları, dernekleri, iş camiasının temsilcilerinin katıldığı bir ‘Kale Toplantısı’ yapıldı. “Kale için ne yapılabilir, nasıl kurtarılır ya da kurtarılabilir mi?” diye konuşuldu. Birincisi; Ankara Kulübü olarak sizin Kale’ye bakışınız nedir? İkincisi; Kale’nin yeniden düzenlenmesinin Ankara’ya katkısı sizce ne olur?

Metin Özaslan-  ‘Eski Ankara’ deyince Kale ve çevresi akla gelir, Ulus ve civarı  dahil olmak üzere. ‘Turizm’ deyince de önce burası akla gelir. Cumhuriyet’in kuruluşunda dikkat edilen bir konudur Kale ve civarı. Eski Ankara’nın üzerine bir yapılaşma yapılmak istenmemiştir. Orada bir haşmet, büyük bir tarih vardır. Kolay yol, eski Ankara’nın üzerine yapılaşmaktır. Bunu bildiği için Cumhuriyet’in başındaki kurucular, özellikle bakir, boş alanlara şehri taşımak istemişlerdir. Jansen Planı’yla, Yenişehir, Sıhhiye civarlarında yaratılmıştır yeni şehir. Kale çevresi, adeta bir fanus içinde korunmaya bırakılmıştır. Hazinenin, devletin  olanakları sınırlıdır. Olanaklara kavuşunca yeniden kazanmak üzere fanus içinde, korunmaya alınmıştır burası. Ama ne olmuştur? Atatürk öldükten sonra maalesef Ankara, sahipsiz kalmıştır. Şimdiki Kültür Bakanımız’da (Ertuğrul Günay) söyledi bunu. Zamanla 1950 sonrası, gecekondulaşmanın, çarpık kentleşmenin Türkiye’de ilk örneği, Ankara’da, Kale ve Altındağ civarında başladı. Çarpık kentleşmenin klasik örneklerinden biri durumuna geldi. Ankara, bir kaleşehirdir. Böylesine bir Kale, dünyada, çok az şehre nasip olmuştur. Dünyanın her yerinde bu tip kaleşehirler, gezmek, görmek için tek başına bir nedendir. Eteklerine doğru inince Cumhuriyet döneminin eserleri, binlerce yıllık tarihiyle büyük bir uygarlık merkezi karşınıza çıkar. Küçümsendiği gibi bir şehir değildir.
Kablolu kalede turistler!

1920’lerde 20 bin nüfuslu bir kasabaya dönüşmüştür ama bunun arkasında, açık pazar haline geldiği için ekonominin çökmesi, 19’uncu yüzyılda yaşanan yangınlar, çekirge saldırıları ve kıtlıklar vardır. ‘Sof endüstrisi’ çökünce Ankara, sürekli nüfus kaybetmiştir. 20 bin nüfusa düşen bir kasaba görüntüsü, birkaç yüzyıllık gerilemenin sonucudur. 17’nci, 18’inci yüzyıl Ankarası, ekonomik ve sosyal yaşamı çok zengin bir üretim ve ticaret merkezidir. Kale ve civarı o dönemlerin ürünüdür. 1920’lerdeki fanusun, eski hali ama yeni işleviyle ele alınması gerekiyor. Kale, Ankara’nın, altın bileziği, gerdanlığı, mücevheridir. Bu çerçevede sayın Valimiz’in, Ankara turizmi ve Ankara Kalesi’yle ilgili girişimlerini takdirle izliyoruz. Şevket Bülent Yahnici öncülüğünde Kale Derneğimiz’in, girişimlerini de tabii ki.

Ali İnandım- Yeni nesille aranız nasıl, gençlerin, haberi var mı kulübünüzden? Ya da yaş sınırlaması var mı kulübünüze katılmak için?

Metin Özaslan- Yerimiz tarihi Abidinpaşa Köşkü. Buraya gelebilir, internet üzerinden bize ulaşabilir, her zaman katılabilirler. Ankara’da, bir başkentlilik bilincinin geliştirilmesi ihtiyacı var. Yani şudur; bırakın bir kamu kurumunu söküp, götürmeyi, o şehirdeki bir taşı bile söktüğü zaman insanlar, sesini çıkarabiliyorsa orada kentlilik bilinci vardır. Şehrin gerçek sahipleri, o şehirde yaşayan insanlardır. Ankara’daki göçebelik, artık otursun istiyoruz.  Ankara’nın, köyleriyle ilçeleriyle beraber, 3 kişiden biri Ankara doğumludur. Sadece 3 kişiden biri düşünmesin, diğer ikisi de Ankara’yı düşünsün, sahip çıksın istiyoruz. Dolayısıyla gençlerimizden de beklentimiz, kendisini Ankaralı, başkentli hissetmeleri ve sahip ona çıkmalarıdır. Bunun da önemli mekanlarından birisi, Ankara Kulübü’dür. Başta Seymenlik olmak üzere Ankara gelenekleri ve göreneklerinin yaşatıldığı mekandır. Sadece tarihi ve gelenekleriyle değil, her türlü güncel sorunlarıyla da yakından ilgileniyoruz Ankara’nın.
Abidinpaşa Köşkü, Cumhuriyet'in kuruluşunda Harb Okulu olarak ta hizmet vermiştir.

Ali İnandım-  Ne gibi güncel sorunlar?

Metin Özaslan-  Ankara’nın, lobisi, savunucusu yok. İzmir’de var, İstanbul’da var. Bir büyük şehrin lobisi olmaması ciddi eksikliktir. Bir kültür yatırımı için Ankaralı sermaye bulamıyorsunuz. Örneğin Cer atölyeleri kaç zamandır gündemdeydi, sanat merkezi haline getirilmesi için. Kültür Bakanı, bir sermaye gurubu bulamadı orası için. Bu, bulunduğun şehri benimsememenin göstergesi. İstanbul’da çok sayıda sermaye gurubu, başta TÜSİAD olmak üzere; her üyesi o şehrin bir projesini üstlenmiş götürüyor. Ankara’da, bir Sevda-Cenap And Vakfı var bu tür proje üstlenen, Ankara Müzik Festivali’ni yapıyorlar. Ayrıca sivil toplum örgütleri, odalar, borsalar, birlikler gibi meslek gurupları çok zayıf. Seçilmişler çok zayıf, bir iki milletvekilimiz dışında, Ankara’yla ilgilenmezler.

Ali İnandım-  Yani ortak bir payda bulunamamış, bir kopukluk var.

Metin Özaslan-  Bir sahipsizlik var. 29 milletvekilimiz var ama bir ikisi dışında Ankara’yla ilgilenen yoktur. Çok sayıda vekilimiz ve bakanımız var, bir Isparta milletvekili, soru önergesi veriyor; “Bu kurumlar, bankalar, Ankara’dan niye gidiyor?” diye. Olacak iş midir bu? Bir şehrin temsilcisi, o şehirde yaşayan insanların vekili olmak, onların çıkarlarını korumak değil midir? Ya da bu, belediye başkanları için geçerlidir, sivil toplum  kuruluşları, meslek kuruluşları, odaları için geçerlidir. Bu şehrin ekonomik çıkarları aleyhine gelişen bir durum varken niye ses çıkarmaz, geniş kitlelere duyurmak için gündeme getirmezler? Ankara’nın üzerinde ölü toprağı var ve bunun derhal kaldırılması lazım. Artık Ankara’ya dönüşünü seven seçilmişler istiyoruz, atanmışlar, sivil toplum yöneticileri istiyoruz. Başkentklilik niteliklerini kaybediyor Ankara. Geri çevirmenin yolu; “Ankaralıyım”, “bu şehrin hemşehrisiyim” diyen insanlar, örgütler ya da kurumlardan geçer. Yoksa heykelinizi de yıkarlar, tarihi binalarınızı da yıkarlar, kamu kurumlarını da alır, götürürler, meydanlarınız da yıkılır, büyük önderin emaneti, Atatürk Orman Çiftliği’de amacının dışında kullanıma açılır. 1920’den bu yana 90 yıl geçmiş, hala ‘Kale’yi ne yapacağımızı konuşuyoruz. Bu işler, gençlikte, eğitimle okulda başlar. Çocuklarımızı, kentlilik bilinciyle yetiştirecek önlemler almalı, Ankara’yla ilgilenmeye, onu tanımaya yönlendirmeliyiz. Bu çerçevede, herkesi, hem Ankara sorunlarına eğilmeye hem de Ankara Kulübümüz'e, bu tarihi çatının altına bekliyoruz.

Ali İnandım-  Söyleşi ve verdiğiniz ilginç bilgiler için teşekkür ediyorum.
Her Çarşamba, sazlar, türküler ve Seymen oyunlarıyla sonlanıyor tartışılan sorunlar.