metin özaslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
metin özaslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2012 Cumartesi

MİRASA SAHİP ÇIKILMAZSA

06.04.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Panel, Türkçesi açıkoturum. Yer, Ankara Kulübü. Konusu ‘Ankara’nın Somut Olmayan Kültürel Miras Değerleri’. Yeterince elle tutulur somut değerler, ilgisizlikten kaybolmaya yüz tutunca masallaşıyor, yeni moda adıyla ‘Somut Olmayan Kültürel Miras Değeri’ne dönüşüyor. Elinizde tuttuğunuza, anlıyorsunuz ki yakın zamanda müze camekanları arkasında dokunamayacaksınız. O eseri yaratan kültür, son nesil ustasıyla beraber tarihe gömülecek. Dünya’da, sizi diğer kültürlerden ayıran özellikleriniz dokunulabilir olmaktan çıkacak, kendi kültürünüzü dışarıdan bir yabancı gibi izleyeceksiniz. Kültür, masal olacak yani!

Telkari
Ankara’nın Somut Olmayan Kültürel Miras Değerleri’ne aday değerlerden biri ‘Gümüş Telkari İşlemeciliği’. Beypazarı’nda telkari yapılıyor ama kolaya kaçılıyor artık. Örneğin zor olduğu için, balıkbaşı yüzükler ve kuş desenli telkariler yapılmıyormuş. Hiç anlamazdım ama Doçent Doktor Feriha Akpınarlı hanımefendi, anlatırken birkaç örnek gösterdi, bana bile “akla zarar işçilik” dedirtti.

Sofçuluk
Elle tutulamaz hale gelen Ankara’nın en özgün değerlerinden biri de ‘Sofçuluk’. Sof kumaşının şahı Ankara’dan çıkmış, başka yerden çıkan yanına yaklaşamamış. Ancak Ankara, numunelik, bir santimetre sof dokumuyor artık. Hayrettin İvgin beyefendi anlattı, masal gibi dinledik mazisini. Hastası olduğunuz dizinin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın, iç dış, sadece sof kumaş giydiğini biliyor muydunuz? Özellikle yeşil sof. Bugün üretilse hala marka olabilecek bir değer ama kolay kazanma hırsı, hammaddesi keçileri kaçırttı hepimize!

İğne oyaları
Ya ‘İğne Oyaları’? Uzmanı, Profesör Doktor Taciser Onuk hanımefendiden dinledik. Tez konusuymuş doktorası için. ‘Osmanlı’dan Günümüze Oyalar’ adıyla kitap olmuş araştırması. Japonya’ya davetle gitmiş. Bir beyefendi, bir toplantıda, elinde kitabıyla yanına gelmiş. Kitabını Japonya’da görünce şaşırmış Taciser hoca. Çalışmasını övdükten sonra eklemiş; “Dünya’da hiçbir kadın, iğne ve iplikle böyle bir şaheser yaratamadı. Sadece Türk kadını yarattı.” Övgülerin sahibi beyefendi, Japon İmparatoru’nun amcasıymış.

Anlatırken ekranda, kırmızı biber desenli oyalar belirdi. Açıkladı hoca; “Kocamla aramız biber gibi acı, aramızı düzelt” diyormuş kaynanasına. Gevezelik edip, yüz göz olmadan, oyalar üzerinden haberleşme. Kültür yaratan aklıyla göz nuru emeğini akıtan kadının elleri, yasayla öpülmeye mecbur edilsin!

Saz yapımı
Elinde bağlamasıyla Halk Ozanları Kültür Derneği Başkanı   Kenan Şahbudak, ‘Saz Yapımı’nı anlatacaktı. Konuşmasına türküyle girdi, bütün salon gitti arkasından. Ülkenin en iyi bağlamaları, Ankara dutu ve cevizine bir de o bağlamaları yapan Ankaralı ustalara borçlu şanını. Mahsuni, Arif Sağ, Neşet Ertaş gibi ustaların tezenesi, bu bağlamaların teknesinde gezinmezse kulakları doymazmış. Bunu da ben ekleyeyim: Ustalar, mesken tuttukları Hamamönü’nden, yeni düzenlemeler sonrası dağılmaya başladı. Sadece bağlama değil, her türlü  müzik aletini yapmaya maharetli ustalar, ‘Somut Olmayan Kültürel Miras Değeri’ olmak üzereler.

Seymenler
Ve ‘Seymen Geleneği’… Anakara Kulübü Başkanı Metin Özaslan anlattı. Seymenlik; esnaf, asker, edep, söz, saz, oyun, gelenek derken ‘Somut Olmayan Kültürel Miras Değerleri’ne sığdırılamamış, benzersiz bir marifet. Anlatılamayan, kavramayla sindirilen kültür ve ahlak mirası. O da aday.

Miras diye ne taşıyacağız?
Bu değerler, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu UNESCO’nun, ‘Somut Olmayan Kültürel Miras Değeri’ olmaya aday. Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, Bakanlık, UNESCO’ya önerecek tescillenmesi ve korunması için.

Kendi sahip çıkamadığına sahip çıkacak kapı aranması, içine dokunuyor insanın. Şaheserlerine bile sahip çıkamayan kültür, miras diye ne taşıyabilir geleceğe?

23 Kasım 2011 Çarşamba

AYAŞ’TA MUTLU SON (MU?)


22.11.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bir üniversite şehriydi. Eski tabiriyle darülfünun, medrese şehri. Osmanlı’nın en gelişmiş eğitim merkezlerindendi. ‘Ayaşi’ lakaplı, çok sayıda bilim ve devlet adamı yetiştirmişti. Zamanla bu niteliğini kaybetti. Dünya çapında bir kaplıca, içmece yöresi olmasına rağmen kendi yağıyla kavrulmaya terk edildi. Mart ayında, Ankara Kulübü Başkanı Metin Özaslan’la yaptığımız söyleşide hem bu bilgileri anımsatmış hem de Ayaşlılar’ın, fakülte yerleşkesinin, cezaevi ya da mülteci kampına dönüştürülmesine itirazına değinmiştik. Kimse duymamış, Belediye Başkanı Ali Başkaraağaç, 1 haftalık açlık greviyle seslerini bir kez daha duyurmaya çalışmıştı.



İptal kararı

Çok şükür ki 2004 yılından beri süren mücadele, ilk aşamada ilçe halkının istediği gibi sonuçlandı: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, imar planının iptal edildiğini bildiren yazıyı, belediyeye gönderdi. Şimdi gözler, Bakanlar Kurulu’nda. Bakanlar Kurulu’da bu yönde karar alırsa Ayaş, kendine yakışmayan bu projeden kurtulacak.



Okullar yayılmalı

Ayaş’taki yerleşke, Gazi Üniversitesi’nin bir fakültesi olarak tasarlanmıştı. Tesisleriyle lojmanlarıyla göletiyle bölgeyi canlandıracak bir okul düzeni kurulmuş. Tarihine bakınca Ayaş’a, okul yakıştırıyor insan. Merkezine yığılan aşırı yoğun okullaşmayı, çevre ilçelerine yaymaya ihtiyacı var Ankara’nın. Bu yayma, kentin sağlıklı büyümesi için de geri kalmış ilçelerin ayağa kalkması için de gerekli. İlçelerin yöresel özelliklerine göre okulları bölüştürmeliyiz. Okullar ilçelerimize, halk okullarına, ilçelerimiz, başkente sahip çıkar böylece. O yörenin sahiplenmeyeceği bir girişimi, isteseniz de yaşatamazsınız zaten.



Doğal laboratuvar

Dahası Ayaş’ın, üç önemli niteliği daha var değerlendirilecek; biri tarihi dokusu diğeri kaplıca ve içmece birikimi. Her türlü “Bir turizm merkeziyim ben” diyor Ayaş. Tarihi İpek Yolu üzerindedir. Görülesi cumbalı evleri, çeşmeleri ve camileri meşhur. Haymana’da, 2 ay öce açılan çok yıldızlı kaplıca oteller gibisi yakışır Ayaş’a. Yanı sıra üçüncü özelliği tarımsaldır; sadece domatesi ve dutuyla bile kendi uzmanlık alanı olan tarımsal bir merkeze dönüşebilir. Çok yönlü özellikleriyle fakülteler, yüksekokullar için doğal bir laboratuvar adeta.



Bir tane Ayaş var

Şimdi sorumuzu soralım: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın aldığı iptal kararı, ‘mutlu son’ mudur? Görüldüğü gibi Bakanlar Kurulu’da benzer bir karar almadan “Mutlu sona ulaştık” diyemiyoruz. Okul olarak tasarlanmış bir yeri, kim, niye cezaevi ya da mülteci kampına dönüştürmeyi düşünmüş onu da bilemiyoruz. Yörenin özelliklerini bilmeden, masa başında alınmış bir karar kokusu tütüyor burnumuza. Bu memleketin, çok çektiği bir karar yöntemi.



Bakınız efendim; cezaevi ya da mülteci kampı yapmak, devletimiz için hiç te zor bir şey değildir. Yer arıyorsanız  istemediğiniz kadar arazi Ankara çevresinde ganidir. Ancak bir tane Ayaş var. Kaybedince arasanız bir Ayaş daha, zor bulursunuz 60 kilometre dibinizde.



Ayaş yollarında kervanın mı var
Beni öldürmeye fermanın mı vara masabaşındaki adam?

30 Mart 2011 Çarşamba

SİNSİ KÜÇÜLME


29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ankara’da, plansız genişleme, kent ve tarihi dokusunda bozulma, kenti sahiplenme bilincinde vurdumduymazlık artıyor, ekonomik büyüme, kaynaklarını doğru değerlendirme oranı azalıyor. Plansızlık, bozulma ve vurdumduymazlığın arkasına ekonomik küçülmeyi ekleyince tas tamam oluyor içimizi sıkan tablo. Sokaktan bakınca gözümüzü alan ışıltı, yukarından bakınca soluklaşıyor. Hele daha yukarı çıkıp, il sınırları içine bakınca, uzaktan seçilen mum ışığına dönüyor ışıltı. Hep ışığa bakmaktan görme bozukluğu yaşıyoruz demek, arada gözü kaçırmak lazımmış.

Sıkıcı rakamlar
Ankara Kulübü Başkanı Metin Özaslan’la söyleşimizin, son bölümü yayınlanıyor bugün. Bir kent plancı, sosyolog ve Devlet Planlama Teşkilatı Planlama Uzmanı kimliğiyle değerlendirdi Ankara’yı. Yoğun olarak yaklaşık 25 yıllık dönemi değerlendirirken verdiği rakamlar, can sıkıcıydı. Tarımda sıkıcıydı, hayvancılıkta sıkıcıydı, bilişim, eğitim ve sağlık sektöründen esirgenen destek, kamu yatırımlarından alınan payın sürekli küçülmesi sıkıcıydı. “Güle güle, Allah yolunuzu açık etsin” diye el sallayarak yolladığı bankalar ve kamu kurumlarının, arkasında bırakacağı boşluk sıkıcıydı. El sallayan bilinçsizlik, sıkıcı olduğu kadar iç burkucuydu.

Acınacak durumda ilçeler
Ülkenin en iyi üniversitelerini barındıran Ankara, ürettiği nitelikli işgücünü elinde tutamıyor, üstelik sokakları, göçle gelen vasıfsız iş gücüyle doluyordu. Niteliksiz işgücü ve işsiz havuzuna dönüşmek sıkıcıydı. Sıkıcıların en sıkıcısı, Ankara ilçelerinin durumuydu; sesli patlayan Osmanlı tokadı gibi sıçratan. Türkiye’nin ikinci büyük ve gelişmiş kentinin ilçeleri, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimiz’in, gözden ırak, gönülden ırak ilçeleriyle aynı ilgisizliği paylaşıyordu. Bala ve Haymana, en kötü kaderi paylaşanlardı. 7 ilçesi orta, diğer 7 ilçesi daha iyiceydi ama birinci derece sınıfa giren yoktu. Başkent, ışık vermiyordu dibine.

1 satan 4 alan ticaret
Geçen hafta gazetemiz koordinatörü Ayhan Aydemir, 2 gün, Ankara’yla ilgili istatistikleri sıraladı. “Ankara’nın içtiği iki bardak dolusu iğneydi” desek yeridir. Öncesinde muhabir arkadaşımız Ayşegül Kahvecioğlu’nun, “Başkent’te Ticaret Yabancılara Emanet” başlıklı haberi vardı. Satmaktan çok aldığımız bin 736 firma, Ankara’yı sevmişti. 5 milyar dolarlık satan, 17 milyar dolarlık alan Ankara sevilmez mi? Dünyaca ünlü ‘sof kumaşı’nı yabancılara kaptırmasıyla ekonomisi çöken, nüfusu 100 binden 20 binlere gerileyen Ankara’yı anımsadım. Fark; bu kez ekonomi küçülüyor ama nasılsa nüfusu artıyordu Ankara’nın.

Sinsi sinsi küçülüyor
Sözün özü; hak ettiği yatırım ve desteklerden mahrum, elindekini tutamayıp, kaybedince haliyle küçülüyor Ankara ekonomisi. Nazikçesi eksi büyüyor, kabacası alenen yıldan yıla küçülüyor. Nüfusu artıyor, ekonomisi sinsi sinsi küçülüyor. Devlet, bilişim, eğitim ve sağlık gibi 1 numaralı sektörlerini, derhal desteklemeli. ‘Bilişim Vadisi’, koşulsuz Ankara’ya kurulmalı. Bazı yatırımlar, merkezden ilçelere yayılmalı. Ankara Kalesi ve çevresinden başlayıp, ilçelerine yayılacak biçimde yeni bir kanal olarak turizm sektörü, mutlaka kente kazandırılmalı.

Işıltıya bakmaktan gözü kamaşanlar, arada dönüp, bakın; arkanız ya loş ya da karanlık. Biz değil, çok sevilen rakamlar anlatıyor, karanlık manzarasını Ankara’nın. Sahip çıkıp, günü değil, biraz da Ankara’yı kurtarın!

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-4

29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ali İnandım- Ankara Valisi Alaaddin Yüksel’in başkanlığında, kentin üst düzey bürokratları, dernekleri, iş camiasının temsilcilerinin katıldığı bir ‘Kale Toplantısı’ yapıldı. “Kale için ne yapılabilir, nasıl kurtarılır ya da kurtarılabilir mi?” diye konuşuldu. Birincisi; Ankara Kulübü olarak sizin Kale’ye bakışınız nedir? İkincisi; Kale’nin yeniden düzenlenmesinin Ankara’ya katkısı sizce ne olur?

Metin Özaslan-  ‘Eski Ankara’ deyince Kale ve çevresi akla gelir, Ulus ve civarı  dahil olmak üzere. ‘Turizm’ deyince de önce burası akla gelir. Cumhuriyet’in kuruluşunda dikkat edilen bir konudur Kale ve civarı. Eski Ankara’nın üzerine bir yapılaşma yapılmak istenmemiştir. Orada bir haşmet, büyük bir tarih vardır. Kolay yol, eski Ankara’nın üzerine yapılaşmaktır. Bunu bildiği için Cumhuriyet’in başındaki kurucular, özellikle bakir, boş alanlara şehri taşımak istemişlerdir. Jansen Planı’yla, Yenişehir, Sıhhiye civarlarında yaratılmıştır yeni şehir. Kale çevresi, adeta bir fanus içinde korunmaya bırakılmıştır. Hazinenin, devletin  olanakları sınırlıdır. Olanaklara kavuşunca yeniden kazanmak üzere fanus içinde, korunmaya alınmıştır burası. Ama ne olmuştur? Atatürk öldükten sonra maalesef Ankara, sahipsiz kalmıştır. Şimdiki Kültür Bakanımız’da (Ertuğrul Günay) söyledi bunu. Zamanla 1950 sonrası, gecekondulaşmanın, çarpık kentleşmenin Türkiye’de ilk örneği, Ankara’da, Kale ve Altındağ civarında başladı. Çarpık kentleşmenin klasik örneklerinden biri durumuna geldi. Ankara, bir kaleşehirdir. Böylesine bir Kale, dünyada, çok az şehre nasip olmuştur. Dünyanın her yerinde bu tip kaleşehirler, gezmek, görmek için tek başına bir nedendir. Eteklerine doğru inince Cumhuriyet döneminin eserleri, binlerce yıllık tarihiyle büyük bir uygarlık merkezi karşınıza çıkar. Küçümsendiği gibi bir şehir değildir.
Kablolu kalede turistler!

1920’lerde 20 bin nüfuslu bir kasabaya dönüşmüştür ama bunun arkasında, açık pazar haline geldiği için ekonominin çökmesi, 19’uncu yüzyılda yaşanan yangınlar, çekirge saldırıları ve kıtlıklar vardır. ‘Sof endüstrisi’ çökünce Ankara, sürekli nüfus kaybetmiştir. 20 bin nüfusa düşen bir kasaba görüntüsü, birkaç yüzyıllık gerilemenin sonucudur. 17’nci, 18’inci yüzyıl Ankarası, ekonomik ve sosyal yaşamı çok zengin bir üretim ve ticaret merkezidir. Kale ve civarı o dönemlerin ürünüdür. 1920’lerdeki fanusun, eski hali ama yeni işleviyle ele alınması gerekiyor. Kale, Ankara’nın, altın bileziği, gerdanlığı, mücevheridir. Bu çerçevede sayın Valimiz’in, Ankara turizmi ve Ankara Kalesi’yle ilgili girişimlerini takdirle izliyoruz. Şevket Bülent Yahnici öncülüğünde Kale Derneğimiz’in, girişimlerini de tabii ki.

Ali İnandım- Yeni nesille aranız nasıl, gençlerin, haberi var mı kulübünüzden? Ya da yaş sınırlaması var mı kulübünüze katılmak için?

Metin Özaslan- Yerimiz tarihi Abidinpaşa Köşkü. Buraya gelebilir, internet üzerinden bize ulaşabilir, her zaman katılabilirler. Ankara’da, bir başkentlilik bilincinin geliştirilmesi ihtiyacı var. Yani şudur; bırakın bir kamu kurumunu söküp, götürmeyi, o şehirdeki bir taşı bile söktüğü zaman insanlar, sesini çıkarabiliyorsa orada kentlilik bilinci vardır. Şehrin gerçek sahipleri, o şehirde yaşayan insanlardır. Ankara’daki göçebelik, artık otursun istiyoruz.  Ankara’nın, köyleriyle ilçeleriyle beraber, 3 kişiden biri Ankara doğumludur. Sadece 3 kişiden biri düşünmesin, diğer ikisi de Ankara’yı düşünsün, sahip çıksın istiyoruz. Dolayısıyla gençlerimizden de beklentimiz, kendisini Ankaralı, başkentli hissetmeleri ve sahip ona çıkmalarıdır. Bunun da önemli mekanlarından birisi, Ankara Kulübü’dür. Başta Seymenlik olmak üzere Ankara gelenekleri ve göreneklerinin yaşatıldığı mekandır. Sadece tarihi ve gelenekleriyle değil, her türlü güncel sorunlarıyla da yakından ilgileniyoruz Ankara’nın.
Abidinpaşa Köşkü, Cumhuriyet'in kuruluşunda Harb Okulu olarak ta hizmet vermiştir.

Ali İnandım-  Ne gibi güncel sorunlar?

Metin Özaslan-  Ankara’nın, lobisi, savunucusu yok. İzmir’de var, İstanbul’da var. Bir büyük şehrin lobisi olmaması ciddi eksikliktir. Bir kültür yatırımı için Ankaralı sermaye bulamıyorsunuz. Örneğin Cer atölyeleri kaç zamandır gündemdeydi, sanat merkezi haline getirilmesi için. Kültür Bakanı, bir sermaye gurubu bulamadı orası için. Bu, bulunduğun şehri benimsememenin göstergesi. İstanbul’da çok sayıda sermaye gurubu, başta TÜSİAD olmak üzere; her üyesi o şehrin bir projesini üstlenmiş götürüyor. Ankara’da, bir Sevda-Cenap And Vakfı var bu tür proje üstlenen, Ankara Müzik Festivali’ni yapıyorlar. Ayrıca sivil toplum örgütleri, odalar, borsalar, birlikler gibi meslek gurupları çok zayıf. Seçilmişler çok zayıf, bir iki milletvekilimiz dışında, Ankara’yla ilgilenmezler.

Ali İnandım-  Yani ortak bir payda bulunamamış, bir kopukluk var.

Metin Özaslan-  Bir sahipsizlik var. 29 milletvekilimiz var ama bir ikisi dışında Ankara’yla ilgilenen yoktur. Çok sayıda vekilimiz ve bakanımız var, bir Isparta milletvekili, soru önergesi veriyor; “Bu kurumlar, bankalar, Ankara’dan niye gidiyor?” diye. Olacak iş midir bu? Bir şehrin temsilcisi, o şehirde yaşayan insanların vekili olmak, onların çıkarlarını korumak değil midir? Ya da bu, belediye başkanları için geçerlidir, sivil toplum  kuruluşları, meslek kuruluşları, odaları için geçerlidir. Bu şehrin ekonomik çıkarları aleyhine gelişen bir durum varken niye ses çıkarmaz, geniş kitlelere duyurmak için gündeme getirmezler? Ankara’nın üzerinde ölü toprağı var ve bunun derhal kaldırılması lazım. Artık Ankara’ya dönüşünü seven seçilmişler istiyoruz, atanmışlar, sivil toplum yöneticileri istiyoruz. Başkentklilik niteliklerini kaybediyor Ankara. Geri çevirmenin yolu; “Ankaralıyım”, “bu şehrin hemşehrisiyim” diyen insanlar, örgütler ya da kurumlardan geçer. Yoksa heykelinizi de yıkarlar, tarihi binalarınızı da yıkarlar, kamu kurumlarını da alır, götürürler, meydanlarınız da yıkılır, büyük önderin emaneti, Atatürk Orman Çiftliği’de amacının dışında kullanıma açılır. 1920’den bu yana 90 yıl geçmiş, hala ‘Kale’yi ne yapacağımızı konuşuyoruz. Bu işler, gençlikte, eğitimle okulda başlar. Çocuklarımızı, kentlilik bilinciyle yetiştirecek önlemler almalı, Ankara’yla ilgilenmeye, onu tanımaya yönlendirmeliyiz. Bu çerçevede, herkesi, hem Ankara sorunlarına eğilmeye hem de Ankara Kulübümüz'e, bu tarihi çatının altına bekliyoruz.

Ali İnandım-  Söyleşi ve verdiğiniz ilginç bilgiler için teşekkür ediyorum.
Her Çarşamba, sazlar, türküler ve Seymen oyunlarıyla sonlanıyor tartışılan sorunlar.

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-3


29.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Sorunlarla devam...

Metin Özaslan: Diğer bir sorun, merkez ile çevre arasındaki gelişmişlik farkı. Ankara’dan, çıkar çıkmaz görüyorsunuz zaten bu farkı. Doğu ve Güneydoğu’dan farksız bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Özel bir politikayla Ankara kırsalına eğilmek lazım. Buraya uzanan devlet yollarını, ilçe bağlantılarını, ilçelerle köylerin bağlantılarını çok iyi yapmak lazım. Sağlık yatırımlarını, üniversitelerin meslek yüksek okulları gibi okulları, buralara taşımamız lazım. Ayaş’ta yapılmış bir okul var, Ayaşlılar’ın istemediği bir amaçla kullanılmak isteniyor; cezaevi ya da mülteci kampı gibi. Halbuki Gazi Üniversitesi’nin fakültesidir orası. Bir gölet yapılmış, tesisler var, herşeyiyle hazır ama devlet, okul dışında kullanmak istiyor. Ayaşlılar’da buna direniyor. Uzun yıllardır sürüyor bu. Aksine Ankara’daki okulların fakültelerini, özellikle Beypazarı, Ayaş gibi ilçelere kaydırmalıyız. Ayaş, eskiden, Osmanlı’nın bir üniversite şehridir. Osmanlı’nın en gelişmiş eğitim merkezlerinden biridir. O yüzden çok sayıda ‘Ayaşi’ lakaplı devlet adamı vardır. Çok sayıda bilim insanı vardır. Üniversite düzeyinde eğitim kurumları çok yaygındır Ayaş’ta. Değerlendirilemediği için zamanla kaybolmuşlar. Oxford, Cambridge, bir köydür, kasabadır. Ayaş’ta niye yapamayalım bunu; tarihinde vardır. Bu, Ayaş’ın ayağa kalkması demektir. Ayrıca tarihi konakların, sokakların, çeşmelerin ayağa kaldırılmasıyla Ayaş, Beypazarı, Nallıhan hattı, 1-2 günlük bir turizm paketi olarak sunulabilir. Ankara’nın merkezindeki projeleri, çevresine taşıyacak sistemi bulmalıyız. Organize sanayi bölgelerini artık ilçelerde kurmamız lazım.

Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre bazı ilçelerimiz, Türkiye’nin en geri ilçelerinin arasında yer alıyor ve her yıl gerilemeye devam ediyor. Özellikle Bala, Türkiye’deki 872 ilçe içerisinde 601’inci sırada. Türkiye’de 5 gelişmişlik grubu var en az gelişmişlik 5’inci derece. 4 ve 5’inci derecede gelişmiş ilçeler, genelde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Bala, 4’üncü derece gelişmişlik gurubunda.

Ali İnandım-  Ankara’nın, 70 kilometre dibindeyken?

Metin Özaslan-  Evet. Haymana, 585’inci sırada, o da dördüncü gurupta. Kalecik, 435’inci sırada, üçüncü gurupta. Evren, Güdül, Çamlıdere, üçüncü gurupta. Yıllar itibariyle düşmeye devam ediyor bu ilçeler. 1996’da Haymana, 504’teyken, 2004 sıralamasında 585’e gerilemiş. Kalecik, 374’ten 435’e gerilemiş. Gerileme devam ediyor, devletin resmi verisidir bu; TÜİK ve DPT verileridir.
Geniş görmek için tabloya tıklayın
Ali İnandım- “Bir yandan merkezin bazı işlevlerini çevre ilçelere kaydırırken diğer yandan ‘Bilişim Vadisi’ gibi büyük ölçekli yatırımlara yoğunlaşmalı Ankara” mı diyorsunuz?

Metin Özaslan-  Evet. Ankara’nın önemli bir gücü de çevresindeki çok büyük arazilerdir. Bilişim Vadisi, büyük eğlence ya da fuar alanları gibi büyük alanlar için imkanları var Ankara’nın. Anadolu’nun, her tarafına ulaşma imkanı da var. Yetişmiş insan gücü sermayesini de düşündüğümüzde, tüm altyapı, kamu politikalarıyla desteklenmesi gerekir. Kentsel, hizmet sektörüne yönelik yatırımlar; bankacılıktır, danışmanlıktır, sağlıktır, eğitimdir, merkezde olmalı.

Ali İnandım-  Atatürk Orman Çiftliği, değerlendirilebiliyor mu sizce, çiftlik, mesire yeri ve turizm açısından?

Metin Özaslan-  Maalesef maalesef. Çiftlikte sahipsizlikten, talandan nasibini alan yerlerden birisidir. Atamız, orayı 2 koşulla emanet etmiş: Diyor ki “Burası örnek tarım işletmesidir.” Atatürk Orman Çiftliği, bir öncüdür. Ankara’da denenecek, ona göre Anadolu’ya taşınacaktır gelişmeler. Örnek işletmedir. İkincisi; Ankara’nın, mesire yeri ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Üçüncü madde yok. Atatürk’ün devrettiği dönemde 70 bin dönümlük bir araziden bahsediyoruz. İçine safari park bile kurabilirsiniz, değil hayvanat bahçesi. Vasiyet eden, bu ülkenin kurucusu. Sahip çıkmayarak O’nun vasiyetine, ihanet ediyoruz.

Ali İnandım- Bu kadar mı olumsuzluklar?

Metin Özaslan- Bu kadar olur mu? Ankara, bir de önemli bir işsizlik havuzu. Türkiye ortalaması ya da üzerinde bir işsizlik oranı var. Ankara, çok göç alıyor, ekonomik olarak daralmasına, küçülmesine rağmen nüfusu artıyor. Genelde çevresindeki illerden, ilçelerden geliyor bu nüfus. Nitelikli olmayan bir işgücü geliyor, diğer yandan yetişmiş elemanını da kaybediyor. Doldur, boşalt yapıyor. Günümüzdeki ekonomi, “yetişmiş iş gücü” diyor. Biz, yetişmiş adama iş veremiyoruz, diğer yandan nitelikli olmayan bir iş gücü geliyor kırsal tabanlı. Onlara da iş bulamıyoruz, işporta gibi alanlara yöneliyorlar. Bırakın bir başkenti, bir şehirde bu kadar işporta olmamalı. Ankara olarak iş yaratmamız lazım. Ankara’daki genişleme sadece perakende sektöründe; büyük alışveriş merkezleri üzerinden bir gelişme var. Bu da Ankara’nın, kapasitesinin çok üzerinde gidiyor. Tüketici üzerinden nereye kadar gidecek bu iş? Kamu yatırımlarından az pay alıyor, Büyükşehir Belediyesi borçlu, yatırım yapamıyor. Kim yatırım yapacak? Yatırım yapılmayan ortamda bir şehir nasıl büyüyecek? Bu ne zamana kadar sürdürülebilir bir durumdur? Halbuki tersine, Türkiye’nin başkenti, özel olarak desteklenmelidir.

Özetle;
1-Ankara, bilişim merkezidir. Bilişime dayalı alanlarda mutlaka gelişmelidir.
2- Ankara, bir eğitim merkezidir. Ulusal ve uluslararası ölçekte, özellikle yüksek eğitim alanında,  dünyanın her yanından öğrenci çekmeye uygundur. Buna yönelik politikalar gözetilmeli ve üniversitelerin alt yapıları güçlendirilmelidir.
3- Ankara, sağlık merkezidir. Sağlık altyapısına ilişkin tüm sorunlar giderilmeli, araştırma merkezleri desteklenmeli, üniversiteleri, güçlendirilmelidir.

Bu 3 alan, Ankara’nın, 1 numara olduğu alanlar. Bunun dışında turizm gibi alanlar, ikinci derecede önemli. Ankara, inşaatta iyi bir noktada, bunun farkında olmalı, sahip çıkmalıyız. Bu alanda, müşavirlik, mimarlık, müteahhitlik hizmetleri açısından, iyi bir yerdeyiz. Devamını sağlamalıyız. Ankara çevresinde, değerlendiremediğimiz önemli bir tarımsal birikim var. Çiftçiyi de özendirerek çeşitli projelerle el atmalıyız tarım alanlarımıza. 1990’lı yıllarda, 2000’li yıllarda, sanayide bir hareketlilik başladı. Organize sanayi bölgelerinde, sanayi yatırımları ivme kazandı fakat şu anda olması gerektiği noktanın çok çok altında.

Ali İnandım-  Devam ediyor mu ivme?

Metin Özaslan-  Buna ivme diyebilmek için bir plan halinde, bütünlüklü bir program halinde takip edilmesi lazım. Yoksa kendiliğinden, bir takım sanayicilerin bir araya gelip, kendi başlarına çabalamasıyla olmaz. Belediyeler de dahil olmak üzere, kamu kurumlarıyla işbirliği içinde, Ankara’nın bir sanayi kalkınma planı olmak zorunda. Bilişim de dahil olmak üzere içerisine. Nerelere yerleştireceğiz, hangi sektörlere öncelik vereceğiz belli olacak, alt yapısı tam olacak. 1980’lerde, 1990’larda bu gelişme oldu, ihracat rakamlarına da yansıdı. Bugün sevinemiyoruz çünkü ithalat rakamları ihracatın çok üstünde. Örneğin 2009’da Ankara, 4.9 milyar dolarlık ihracat yapmış, buna karşılık 16 buçuk milyar dolarlık ithalat yapmış. Yaklaşık 3 buçuk katı. Ankara’nın, Türkiye ihracatı içindeki oranı, 6.9, ithalatının oranı 11.7. Bunun içerisinde Botaş’ta var; petrol ürünleri, doğal gaz alıyor. Botaş’ı çıkarsak bile hala Ankara’nın ithalatı, ihracatının 2-3 kat üzerinde. Ankara’nın ithalat şehri olmasını istemiyoruz. Ankara, neden havacılık sektöründe dünyanın önemli noktalarından biri olmasın da dünyaya, ürünler satmayalım? Aselsan gibi, TAI gibi firmalar, neden dünya ölçeğinde firmalar haline gelmesin? Bunlar olmayacak şeyler değil ki.


4.Bölüm: Kale'nin durumu, lobisiz ve sahipsiz Ankara

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-2


28.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Ali İnandım-  Türkiye’de, nitelik olarak en iyi üniversitelerin, Ankara’da olduğu saptandı. Sermayenin tıkandığı yeri açacak akıl var, Ankara niye bunu değerlendiremiyor?

Metin Özaslan-  Ankara’daki üniversiteler, gerçektende Türkiye’nin en saygın üniversiteleri; ODTÜ, Ankara, Hacettepe, Bilkent ve Gazi üniversiteleri başta olmak üzere. Eğitim sektöründe Ankara, açık ara birinci sırada. Eğitim ve sağlık sektörü, gelişmişlik sıralamasında birinci sıradadır. İnsan sermayesine ilişkin tüm göstergelerde ve bileşik endekslerde Ankara, tartışmasız şekilde birinci sırada. Bunun temel nedeni, üniversitelerin, eğitim alt yapısının gelişmişliği. Birçoğu Cumhuriyet Dönemi’nin başlarından itibaren kurulan çok köklü, bilim yapma geleneği oturmuş, kurumsallaşmış üniversiteler. Bundan dolayı yüksek teknolojiye dayalı bilişim sektörü gelişmekteydi. TAI gibi, Havelsan gibi, Aselsan gibi devlet kurumları da vardı burada. Bunlar, gerçekten yüksek teknolojiye dayalı alanlarda dünyaya da üretim yapabilen ve bu üniversitelerden mezun olan teknik elemanların çalıştığı yerlerdi. Bunların etrafında fason ya da yan sanayi olarak üretim yapan çok sayıda yüksek teknolojili özel firmalar da kümelenmişti. Zaten bu haliyle doğal bir gelişme merkeziydi.

Bilişim Vadisi gibi bir proje önemlidir, çok önemlidir. Yıllarca söyledik bunu; “Ankara’da bir Teknopolis kurulması gerekir” diye. Japonya’da Teknopolis, Fransa’da Teknopol, Amerika’da Silikon Vadisi denir; yaklaşık benzer işlevi gören, yüksek teknoloji merkezleridir buralar. Çevreye duyarlı, sosyal sermayesi çok gelişmiş dolayısıyla sosyal ortamı gelişmiş  firmalardan oluşur. Bizde de Bilişim Vadisi projesi gündeme geldi fakat altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum; Ankara’nın birikimini duyuracak kesimin zayıf olması, siyasi çekişmeler, ticari, sosyal ya da siyasi kurumların temsil ve lobi eksikliği, sivil toplumun, sivil toplum örgütlerinin  gelişmemiş olması, medyanın tavrı, başkentlilik bilincinin yeterince oluşmaması, sessizliğin hakim olduğu bir ortam yaratıyor. Ülkemiz açısından son derece yararlı, ufkunu açacak bu proje, mevcut donanım itibariyle tartışmasız Ankara’ya kurulmalıdır. Ankara, bunu hak ediyor çünkü. Mevcut alt yapısıyla, yetişmiş insan sermayesiyle teknoparklarıyla üniversiteleriyle Ar-Ge sayısıyla akademik yayınlarıyla tartışmasız bir şekilde hak ediyor. Zaten hazır bir alt yapıyı geliştirmeniz gerekirken yanlış yere kurduğunuz bir yapı, burayı da ülkeyi de olumsuz etkileyecektir. 1980’den sonra bu dalgalar, sürekli şoklar halinde geliyor. Birinci şok, ikinci şok, üçüncü şok belki Merkez Bankası ve kamu bankaları, dördüncü şok ta belki bu, Bilişim Vadisi’nin Kocaeli’ne götürülmesi olacaktır. Tekrar ediyorum; Ankara’da kümelenmiş olan mevcut bilişim, ileri teknoloji sektörüne, büyük bir darbe olur bu.

Ali İnandım-  Bu şoklar nasıl başladı?

Metin Özaslan- 1980’lerden sonra özellikle kamu politikalarındaki değişimler, içe kapalı bir ekonomiden dışa açık, ithal ikameciden ihracata dayalı bir ekonomiye geçiş oldu. Yani kamunun ağırlıklı olduğu bir ekonomik yönetimden, özel sektörün ağırlıklı olduğu bir ekonomiye geçiş yaşandı ve haliyle memur şehri olan Ankara, bundan en çok etkilenen şehirlerden biri oldu.

Ali İnandım-  Rakamsal olarak karşılıkları var mıdır  1980 sonrası dönemin?

Metin Özaslan- Tabii var. 1980 sonrasına baktığımızda en temel gösterge Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’dır (GSYH). İster toplam büyüklük ister fert başına düşen boyutuyla bakalım, Ankara’nın, son 20 yılda özellikle, yani 1990’lı yıllardan beri, hızla gerilediğini görmekteyiz. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya baktığımızda, 1987 yılında Ankara’nın ülke pastası içindeki payı 8.7 civarında. 2001’e geldiğimizde 7.7’ye düşmüş. 
Geniş görmek için tabloya tıklayın

Bu çok önemli bir orandır 14 yıllık dönemde. 1987’de fert başına gelir, Türkiye ortalaması 100 alındığında Ankara’da, 134 iken 2001’de bu oran, 128’e gerilemiş. Türkiye’deki değişim hızı 31.8 iken  Ankara, 26.1 oranında büyümüş. Yine aynı dönem, 1987-2001 dönemi, krizler dönemi; 1990 Körfez Krizi var, 1994 ekonomik krizi, 1998 Rusya krizi ve 2001 krizi. Türkiye performansının çok altında büyüdüğünü görüyoruz. Türkiye’nin, 1987-2001 arasındaki dönemde yıllık ortalama büyüklüğü 2.8, Ankara’ya baktığımızda bunun çok altında; 1.9. 
Geniş görmek için tabloya tıklayın

Yani Türkiye, tüm krizlere rağmen büyürken Ankara, hep düşük kalmış. Bu da göreceli olarak şehrin sürekli Türkiye pastasındaki payının küçüldüğünü gösterir. Aynı dönemde İstanbul’un, Türkiye ortalamasının üzerinde, İzmir’in, Türkiye ortalamasında büyüdüğünü görüyoruz. 2001’den itibaren Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Gayri Safi Katma Değer diye bir gösterge kullanmaya başladı. Bunu da 26 adet Düzey 2 bölgesi üzerinden, 3 yıllık dönemlerde yapıyor. Ankara’da Düzey 2 bölgesi. 2004, 2005 ve 2006 yıllarındaki durum şöyle: 2004 yılında Ankara, üçüncü sırada. 2005’te dördüncü sıraya geliyor. Bu ne demektir? 1 yıllık sürede başka şehirlerin daha hızlı büyümesi demektir. Ankara’da büyüyor ama diğerleri daha hızlı büyüdüğü için geride kalıyor.

Bunun arkasında birçok faktör var. Bunlardan biri de Ankara’nın yeterli kamu yatırımı almaması, kalkınma öngörüsünün olmamasıdır. 2000 yılında Ankara’nın, toplam kamu yatırımları içindeki payı yüzde 5.2. 2010’a geldiğimizde 3.3’e düşmüş durumda. Sürekli düşüyor. Bunlar devletin resmi rakamlarıdır.
Geniş görmek için tabloya tıklayın
Ali İnandım-  Bütün rakamlar inişte mi?

Metin Özaslan-  Evet. Yani 2000’li yıllar boyunca, devletin Ankara’ya bakış açısını gösteriyor. Yani Ankara, başının çaresine bakmaya terkedilmiş, sahipsizliğin göstergesidir bu rakamlar. Başka şehirlerde olsa bu işin peşinde milletvekilleri olur “Siz, neden şehrin yatırımlarını kesiyorsunuz?” diye. Ankara’nın yatırım ihtiyacı var. 4 milyon 700 bin kişilik bir şehir. Organize sanayisinde, sağlıkta, ulaşımda pek çok alanda yatırıma ihtiyacı var. Gazetelerde halen bitmeyen çok sayıda yol olduğunu, vatandaşın şikayet ettiğini görüyoruz. Bunlar, kamu ödenekleriyle yatırım ödenekleriyle olur. Oysa bunun sürekli azaldığını görüyoruz. Örneğin köylerin altyapısının desteklenmesi projesi KÖYDES, kırsal kesimi destekleyen önemli bir projeydi. 2005-2010 döneminde Ankara’nın toplam KÖYDES ödeneği içerisindeki payı 1.4.

Ali İnandım- Yeri gelmişken Ankara’nın çevresi, tarımı, hayvancılığı ne durumda?

Metin Özaslan-  Çok geniş bir iç bölgesi var Ankara’nın. Uzun yıllardan beri kırsal kesiminde ciddi sıkıntılar vardır. Başkent olmasına rağmen köy yolları ve içme suyu sıkıntıları var. KÖYDES yatırımlarında Ankara, en az payı alan illerden birisi. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yı oluşturan 3 ana sektörümüz var: Sanayi, Hizmetler ve Tarım. Ankara tarımının bu dönemde, 1987-2001 döneminde, tamamen eksi yönde büyüdüğünü görmekteyiz; eksi 2.8. Küçülüyor yani. Bunun yanında sanayi 1.9, hizmetler 2.2 büyümüştür. Türkiye’deyse tarım 0.8 oranında büyümüş, Ankara tarımı eksi 2.8 ile küçülmüştür. 
Geniş görmek için tabloya tıklayın

Bu çiftçinin yoksullaştığını, çiftin, çubuğun bozulduğunu gösteriyor.

Ali İnandım-  Bu rakamları açarsak?

Metin Özaslan- Örneğin geçen yıl Ankara’da 100 ton buğday üretilmişken 2.8 düşüşle ertesi yıl 97 ton oluyor. Her yıl üçer dörder ton üretimin düşmesi demektir. Her yıl düşme sürüyor.

Ali İnandım-  Hayvancılık?

Metin Özaslan-  Hayvansal ürünlere baktığımızda kırsal kesimde kişi başına düşen katma değer 135 TL, Türkiye ortalamasıysa 333 TL. Yarı yarıya. Ankara tarımı ve hayvancılığı ciddi bir sorunla karşı karşıya, bu sıkıntıların görülmesi lazım.
Geniş görmek için tabloya tıklayın

3.Bölüm: İlçelerin acınacak durumu ve 'işsizlik havuzu' Ankara.

ANKARA KULÜBÜ BAŞKANI Dr. METİN ÖZASLAN SÖYLEŞİSİ-1


28.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bu söyleşi gazetede 2 gün, tam sayfa yayımlandı. Burada bölüyorum, kolay okunabilmesi için.

Dr. Metin Özaslan kimdir?

1967 yılında Ankara, Kayaş’da doğdu. 1992 yılında ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi Halkbilimi Bölümünde, “Kentleşme, Kentlileşme ve Kent Kültürü” alanında Yüksek Lisansını, İngiltere’de, Nottingham Üniversitesi Kent Planlama Bölümü’nde, “Kentsel ve Bölgesel Gelişme-Yeni Sanayi Odakları” alanında doktora kariyerini tamamladı. Ankara  Üniversitesi’nde, Ekonomiye Giriş, Bölgesel Gelişme Politikaları, Maliyenin Sosyal Teorisi gibi dersler veriyor.  Halen DPT Uzmanlığı, 2009’dan beri Ankara Kulübü Derneği Genel Başkanlığı, A.Ü. Ankara Araştırmaları Merkezi’ne danışmanlık, Ankara Kalkınma Kurulu ve Ankara Turizm ve Tanıtma Kurulu üyeliğini sürdürüyor. Seymen Kostüm ve Aksesuarları, Ankara Fotoğrafları, Fotokartları, Gravürleri, Belgeleri, Kitapları ve Ankara Resimleri koleksiyonları var.

Son zamanlarda bir arayış ve çaba içinde olan Ankara’da, olan biteni anlamak ve gelişmeleri, Ankara konusunda her açıdan faal bir uzmanla değerlendirmek istedik. Ankara Kulübü Başkanı Metin Özaslan, çarpıcı rakamlar ve saptamalarla kapsamlı bir fikir edinmemize yardımcı oldu.

Ali İnandım- Metin bey, kaç yaşında Ankara Kulübü?

Metin Özaslan- Ankara Kulübü, 1932 tarihli, 79 yaşında. Ankara’nın en köklü sivil temsilcisi, Türkiye’nin de en eski derneklerinden birisi. Bugün, ‘Kamu Yararına Çalışan Dernek’ statüsünde ve bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla kurulan bir dernek. 79 yıldır faaliyetlerini aralıksız sürdüren nadir derneklerden birisi.
Ankara Kulübü merkezi Abidinpaşa Köşkü

Ali İnandım-  "79 yaşın olgunluğu, bilgeliği ama aynı zamanda yorgunluğunu hissediyorum derneğinizde" desem katılır mısınız bana?

Metin Özaslan- Yorgunluk yanında tabii üzüntüyü de ekleyebiliriz, doğru. Ankaralılar olarak birçok konuda sıkıntılarımız var. Bunları, Ankara’nın en köklü sivil temsilcisi olarak, Ankaralılar’ın bir sözcüsü olarak, olabildiğince yaptığımız etkinliklerle kamuoyuyla paylaşmaya çalışıyoruz. Tabii ne derece etkili oluyor bilemiyoruz, tespitiniz o bakımdan doğru.

Ali İnandım-  Sizi, biraz daha yoracak bir soruyla başlayalım: Ankara’dan taşınan bankalar, kurumlar, Ankara’da gelişip, büyüyüp, merkezini İstanbul’a taşıyan şirketleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Metin Özaslan-  Bu gerçekten de çok talihsiz bir karar. Ankara’dan bankaların ve kamu kurumlarının taşınıyor olması, siyasi olarak ta ekonomik olarak ta talihsiz bir karar. Siyasi boyutuyla baktığınızda sanki Ankara’nın içinin boşaltıldığı, başkentlik halinin edilgenleştirildiği bir süreç gibi algılamakta ve Ankaralılar’ın, bu süreçte tereddütleri var; “Acaba başkent te bir gün taşınacak mı?” gibisinden.

Kamuya ait bir takım kurumların merkezleri başkentlerde olur. Dünyanın birçok yerinde böyledir. Çok çok istisnalar dışında, Merkez Bankaları’da böyledir, bir takım düzenleyici kuruluşlar da böyledir. Finansçıların ve analizcilerin yaptığı çalışmalarda, bu kararın çok ekonomik bir karar olmadığı, toplam katma değer olarak, ekonomik büyüklük olarak önemli bir şey olmadığı, bunun daha çok siyasi bir karar olduğu görüşü hakim.

Diğer taraftan ekonomik boyutuyla baktığımızda, Ankara ekonomisi açısından büyük bir kayıp. Ankara’nın, ekonomik kalbine indirilen en büyük darbelerden birisidir. Çok sayıda banka, finans sektörü çalışanı gidecek. Arkasından zincirleme bir etki yapabilir bu. Boşalan alan, bu kez ters çarpan etkisiyle birçok sektörü olumsuz etkileyecek; konut sektörü başta olmak üzere. İnsanlar çocuklarını okullardan alacak, eğitim sektörünü etkileyecek. Ticaretin tüm alanları etkilenecek. Bu alanda çalışan insanlar orta sınıf dediğimiz, harcama yapabilen insanlar. Dolayısıyla buradan gidecek onbinlerce kişinin yerini doldurmak çok zor olacak. Genel olarak son 20-30 yıldır Ankara ekonomisi bir gerileme sürecindeyken bu sürecin durdurulması, yenilikçi projelerin Ankara’ya yapılması beklenirken Ankara’da kurulu olanın da sökülüp, götürülmesi, bu olumsuz sürece eklenen büyük bir moral bozukluğu da yaratır. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, bu durum, bir yorgunluk, üzüntü ve burukluk yaratmakta hepimizde.

Ali İnandım- Sadece kamu kurumları mı giden?

Metin Özaslan-  Belli bir noktaya gelen özel şirketlerin de taşındığını görüyoruz. Son 20-30 yıllık dönemde, medyanın önemli ölçüde İstanbul’a taşındığını ya da orada kurulduğunu görüyoruz. Popüler kültürün orada, müzik endüstrisinin orada yoğunlaştığını görüyoruz. Sanatçıların, edebiyatçıların, şairlerin zamanla İstanbul’a gitmesiyle o bakımdan da maalesef Ankara’nın, göç edilen, yoksullaşan, taşralaşan bir şehre dönüştüğünü görüyoruz. Özel şirketler de ölçek genişletmek için gidiyor.

Ali İnandım- Bu atılımı ya da sıçramayı Ankara’da yapamıyor mu sermaye?

Metin Özaslan-  Muhtemelen öyle. Burada özellikle büyük inşaat firmalarının olduğunu görüyoruz. Ülke çapında belli bir ölçek büyüklüğüne sahip firmaları görüyoruz ama İstanbul, sanki bir ekonomi merkeziymiş gibi algılanıyor. Bunu geriye çevirecek, Anadolu’da, diğer şehirlerin de aslında farklı alanlarda önemli merkezler olduğunu ama onları güçlendirecek politikaların olmadığını görüyoruz. O yüzden firmalar, belki de dünyaya açılmak, küresel ölçekli bir büyüklüğe erişmek için basamak olarak görüyorlar İstanbul’u.

Ankara’da pek ala finans merkezi ilan edilebilirdi çünkü tüm kurumlar Ankara’daydı. İnternet çağında, artık mekanın çok ta bir önemi kalmadı. Amerika’daki firmaların, yazılımla ilgili işlerini ya da mesela muhasebe gibi işlerini, Hindistan’da yaptığını görüyoruz. Amerika yattığında, Hindistan’daki firmalar, Amerika’nın muhasebe işlerini yapmaya devam ediyor günboyu. Hindistan yattığında Amerika uyanıyor, işlemleri onlar devam ettiriyor. Buna benzer birçok işlevi, bilgisayar ve internet üzerinden, küreselleştirmiş vaziyette firmalar. İnternetin dünyayı bir köy haline getirdiği bir ortamda, fiziki olarak Merkez Bankası’nın, Ziraat Bankası’nın, Emlak Bankası’nın, BDDK’nın İstanbul’a taşınmasının ne anlamı var algılayabilmiş değiliz. İllaki bir yer olacaksa Ankara tercih edilmeliydi. Olumsuz nedenlerden dolayı, küçülen Ankara ekonomisinden dolayı, Ankara için önemli bir sektör olabilirdi bankacılık sektörü, finans sektörü. Hizmetlerdeki danışmanlık açısından, Anadolu’nun birçok yerine ulaşımın daha kolay olması nedeniyle olabilirdi.


2. Bölüm: Rakamlarla Ankara'nın sinsi küçülmesi...