istimlak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istimlak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2014 Cumartesi

İSMETPAŞA NE KADAR BOZULUR?



12.09.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bir zamanlar ne mahalleymiş İsmetpaşa, hey yavrum hey! Ulus’ta, Anafartalar Caddesi’nde, Bentderesi’nde böyle esnaf yok; adım başı, cıvıl cıvıl. Bakkaları, manavları, ondan hariç Küçük Hal’i, lokantaları, plakçıları, otelleri, meşhur karakolu... Ve tabii birbirinden güzel evleri. Hala da çoğu duruyor. Hamamönü ve Hacı Bayram mimari bir dönemi yansıtıyorsa İsmetpaşa da Cumhuriyet döneminin mimari aynalarındandır.

Her yerden sesleniyorlar
Geçtiğimiz Çarşamba okuduğunuz, İsmetpaşa’yı anlatan söyleşimizi yapmaya gittiğimiz gün. Adım adım yürüyebiliyoruz. Elimizde fotoğraf makinesini, not defterini gören, durduruyor, söylenmeye başlıyor. Yolda çevirip söyleniyor, pencereden söyleniyor, ahşap merdivenin başından söyleniyor, parmaklıkların ardından söyleniyor, uzaktan sesleniyor. Genci, yaşlısı, esnafı, ninesi, yakalayan bombardımana tutuyor. “Evlerimizi yıkmasınlar, yaz bunu!”

Evlerin arasında yıkılmışların molozları duruyor. İçlerinde gecekondusu da var, Cumhuriyet’le yaşıt olanı da bağevi tarzı daha eskisi de. “Şurası, Şevroleci Fikret ustanın eviydi, konak gibi çok büyüktü” diyorlar, ev yok şimdi. 1957’de kurulan Yahya Galip Kargı İlköğretim Okulu’nun tozunu yeller süpürüyor, o da yok artık. Küçük Hal’de yok.

Okullara çok kızgınlar
En çok da okulun yıkılmasına kızmışlar. Orada okumuş, hala mahallede yaşayan çok mezunu var okulun. Hacı Bayram Camisi’nin hemen altında kalan Turgutreis İlkokulu ise tadilattan geçirilip, Bedensel Engelliler Derneği’ne verilmiş. Yani hiç kalmamış, şu anda semtin okulu yok, sadece geriye kalan anıları var.

Sonradan anladık ki bize feryat ile söylenenlerin hepsi, mahallenin eskileri ya da onların çocukları. Eski mahalleyi kaybetmişler, şimdi ellerinde kalanı da kaybedecekler. Zaten  İsmetpaşa yer yer izbeleşmiş, kalanı da yok pahasına fiyatlarla alınıyor ellerinden. Mahalle yaşamının tadını alan, izbeliğe katlanıyor ama elinden alınmasına dayanamıyor.

Sesler boşuna yüksek perdeden ünlemiyor; evini, mahallesini almayacak, aidiyetinden koparacak, tarihini sıfırlayacaksınız. Tabii böylece evler gibi, anılar da çok ucuza gitmiş oluyor.

Hangi evler yıkılacakmış!
Mahallelinin karamsarlığı bize de bulaşıyor. “Hangi evler yıkılacakmış?” O güzelim evlerin de yıkılacağı kaygısına kapılıyoruz. Onlara göre hepsi yıkılacak. Aman!..

Sorup soruşturuyoruz, 5 binlik imar planı bitmiş, iptal olmazsa bir iki haftaya çıkacakmış. Sonra binlik imar çalışmasına geçilecek. Bu çalışmada, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tek tek evleri inceleyecek, tarihi değer taşıyanları tespit edecek, o evler korumaya alınacak. Dokusu bozulmuş, yıkılmaya yüz tutanlar, insafa kalır herhalde. İnceleme başlamadan yapılan yıkımlar nedir, onu bilemiyoruz.

Koruyarak toparlanmalı
Halen kerpiç olanlar da dahil, pekçok gözü okşayan evleri ayakta İsmetpaşa’nın. Bazısı sadece rötuş istiyor. Ancak araya sıkışan gecekondular, mahalleyi izbeleştiren derme çatma yapılar, çirkin apartmanlar da çok. Artık toparlanması, kentin göbeğine, Hacı Bayram’ın 50 metre ötesine, tekrar yakışması lazım mahallenin.

Tarihi dokusu olan İsmetpaşa, Hacı Bayram Mahallesi’ne dahil artık. Kentsel dönüşüm kapsamına alındı. Bu yıl istimlaklar ve yıkımlar başladı. Önce okullarını kaybettiler. Bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyor, uzman gibi de izah ediyorlar. Dediğimiz gibi; biz de İsmetpaşa’nın toparlanması gerektiğine inanıyor ama yanlış uygulanan pek çok kentsel dönüşüm projesine benzemesini istemiyoruz.

Yaşayan mahalle geleneğini bozmadan, içindekileri koruyarak yapılmalı. Bizim değil, 95 yıldır onların anıları var çünkü sahip çıkmak için.

18 Eylül 2013 Çarşamba

KENARA DOĞRU


10.09.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Sert oluyor değişimlerimiz. Değişmeye karar verdikten sonraysa gelişigüzel değişiyoruz. Koşulları uyarlamayı ya da toplumun uyum sağlamasını beklemiyoruz. Cumhuriyet’e geçtikten sonra gerisinde kaldığımız milletleri yakalamak için sert bir değişim yaşamıştık. Bu sertliği anlamak mümkündü çünkü teknolojik ve toplumsal gelişmelerin yüzlerce yıl gerisinde kalmış bir ülkeydik. Matbaa 3 yüzyıl sonra gelebilmişti memlekete. Onların yüzlerce yıla yaydığını biz, neredeyse 10 yıla sığdırdık. Yeni bir devlet ve yönetim biçimi kurarken  değişim daha sert olur. Bizimki de sert oldu nitekim. Toplumun uyum sürecini birkaç nesilde çözebilmek için, tüm kesimlere eşit ilgi uzaklığında olmak gerekir. Bir kısmı değişip, bir kısmı kalırsa bir ayak frende bir ayak gazda, bu kadar yürüyebilir ülke. ‘Gaz-fren tezi’ mi desek acaba; toplumsal kopukluğun derinliğine göre etkisi artar azalır. Bu kez de nükleer ve uzay teknolojilerini kaçırmış, bilişim teknolojisini ucundan azıcık yakalayabilmiş ülke olmaktan kurtulamıyor, bir türlü birinci lige çıkamıyoruz.



Hacettepe’den kayış

Cumhuriyet’ten sonraki sert değişimi, 1950’lerde yaşamıştık. Dünyanın ekonomik ve toplumsal sistemine uyum sağlamaya çalışırken toplumun geleneksel değerleriyle çatışma başladı. Para ve sermaye kavramları daha öne çıkıyor, apartmanlar ve toplu konutlarıyla yeni yerleşim merkezleri, mahalle ilişkisi ve dokusunu zorluyordu. Ankara’da Hacettepe çevresi, Hacettepe Üniversitesi için yapılan istimlaklarla bu çatışmayı en sert yaşayan semt oldu. Ankara’nın eski yerleşiminin ortasına, bambaşka tarzda binalar oturdu. Önce koca konakların sahipleri, sonra orta sınıf, yeni mahallelere, apartmanlara kaydı.



Rantlı dönüşüm

1980’den sonra üçüncü sert değişim süreci başladı. Paranın yanına ‘rant’ kavramı geldi bu sefer. Eskiymiş, tarihiymiş, yeşilmiş, su havzasıymış demeden konut furyası başladı. Ülkenin ciddi bir konut açığı vardı aslında ama yerleşim birimi denen yerde de en azından bazı niteliklerin olması gerekir. O günden bugüne, bazılarında çocukların oynayabileceği 20 metrekare yeşil alanı bile olmayan beton yığını mahalleler kaldı yadigar. Devamında, halkın ihtiyacı olan toplu konutları bırakıp, lüks toplu konut üretimine geçtik. Dikine büyüyen evlerde, mahalle geleneği ve dokusu neredeyse kalmadı gitti. Karşı komşumla 1 buçuk yıl sonra tanışmıştım İstanbul’da. Esnaf, illerin ilçe merkezlerine, oradan da büyük alışveriş merkezlerine kayıyor şimdi.



Yeni dönüşüm

Geldik yeni bir sert dönüşüm dönemine; ‘Kentsel Dönüşüm’ yeni adı. 60 yıl ya da 30 yıl önceki Türkiye değiliz artık, elimiz para tutuyor, üretebiliyoruz pek çok şeyi. Gerçekten kentin ortasında kalmış, yağmurda sel basan, güneşte susuz kalan, elektriği iğreti, suyu çeşmeden, göstermelik alt yapısıyla gecekondu mahallelerini, bu ülkenin aşması gerekiyordu. Şehrin ortasında, kanayan bir sefalete daha fazla göz yumulamazdı. Herkesin kentin nimetlerinden yaralanma hakkı vardır, bu mahallelerde yaşayanlarında tabiî ki. 2 yıldır da Kentsel Dönüşüm’le hızla değişiyor bu mahalleler.



İçindekiler de değişiyor
Ancak soruyorum “Evler değişirken için de yaşayanlar da değişiyor mu?” diye, değişiyormuş çoğunlukla. İşte bu kadar lafı bunu demek için uzatıyordum; mahalleler, sahiplerinden alınıyorsa o kentsel değil, binasal dönüşüm oluyor. Mahallenin  sahipleri, kenara kayıyor. Yeni değişimlerle daha da kenara. Bu dönüşüm, toplumsal olarak sağlıklı bir dönüşüm değil. Binalarla beraber insanların da değişmesine fırsat tanımalı, değişime katkı sağlayacak olanakları yaratmalıyız. Karışık toplum iyidir, bizim geleneğimizde de bu var. Örneğin Ankara’nın ferfenesi var; aynı mahallede varlıklı varlıksız, yerli yabancı yan yana evleri, her hafta birinin evinde aynı sofraya oturulur. Mahalleden memlekete, her şeyi beraber değerlendirirler. Bunları kaybedip, gazlayacağız zannederken sert frenlerle takla atmayalım diyorum.