kızılay binası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kızılay binası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2013 Cuma

UZAYLI TURİSTLERE TURİZM DANIŞMA BÜROSU


01.10.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Uzaydan İnen Kızılay Binası’ demiştik yenisine. Kızılay’da, eski Kızılay Binası’nın yerine yapılan alışveriş merkezi, ilk gördüğümüzde bu izlenimi vermişti. Güzelim eski binayı görmüş biri olarak Kızılay Alışveriş Merkezi, bizim için hep uzaylıydı, hep uzaylı kalacak. Vicdan azabı binalaşmış, her gördüğümüzde yürek sızlatacaktı.



Uzaylılar istila ediyor

Uzaylılar, Ankara’yı ele geçirmeye kararlı galiba, bina biçiminde istilalarına devam ediyorlar. Merkezi ele geçirdikten sonra şimdi de Kale’ye göz dikmişler. Arkadaşımız Şevket Yaman’ın haberinden öğrenip, toz duman, çakır çukur yollarından görmeye gittik, hakikaten bir tane de Ankara Kalesi’nde peydah olmuş bu binalardan. Kızılay’dakinden daha az ilgi çekecek biçimde konuşlanmış ama “Aynı mimari, aynı zihniyet” dedirtiyor. Aramızda uzaylılar var!



Bu sefer Kale’deler

Kale içindeki bu yeni bina, ‘Turizm Danışma Bürosu’ kisvesine bürünerek köşeyi kapmış ancak dikkat çekmemesi imkansız, kendini saklayamamış. İmkansız çünkü önünde eski Ankara evi, yanında eski Ankara evi, arkasında eski Ankara evi, bir yüzü de İçkale girişi ve duvarına bakıyor. Yani her yanı tarihi yapı, ortada, iyot gibi belli bizim uzaylı. Ankara’yı istila ediyor ama kendini gizlemeyi hiç beceremiyor bu uzaylılar. Kim görse “Hangi gezegenin kafasını taşıyorsunuz siz” diye saniyesinde sorar. Sabit fikirliler, mimarilerinde ısrar ediyorlar. Hadi Kızılay’da araya kaynıyor biraz ama Kale’de, bildiğiniz göktaşı üzerinde gelmiş, bu köşeye düşmüş havası var vallahi. Mimarinin, kişilikli eserleri kadar kişiliksizleri de ilgi çekici olabilir. Kişiliksizlerine, “Bu ne bu!” diye bakarız çünkü anlamak için.



50 metrekarede Kale bitirilir

Amma abarttım” mı acaba? Topu topu çatlasa 50 metrekare yer için değer miydi? Gözümü alamadığım gibi gördüğümü aklıma alamadım, o yüzden galiba. Koca tarihi Kale, 50 metrekarede nasıl bitirilir onu almadı kafam. Başkası binlerce yıl yaşatmak için gözüne bakarken bizim eski Kızılay binasını yıkmamızı alamadığı gibi. Tarihi dokuya uygun bir 50 metrekare yapsak maliyeti ne olurdu, kıyaslamaya utandım. “Bu, bildiğini okumanın, bilinçsizliğin eseridir” derseniz bu anlayışı, kafamı açıp içine koysanız inkar eder mantık; “Bilinçsiz adama niye yaptırıyorsun bu işi o zaman” diye.



Bu bilinçle zor gelir turizm

Bu durumda Kale’nin ortasına yapılan turizm danışma bürosu, uzaylı turistler için yapılmış olmalı. Dünyalı turistler, gördüğü zaman bizimle aynı şeyi düşüneceklerdir çünkü onlar, ‘eski Ankara’yı görmeye geliyorlar. Hem Kale girişinde niye şu eski evlerden birini değerlendirmediğimize hem de yarısını gezdikten sonra karşılarına çıkan bir danışma bürosuna anlam veremeyeceklerdir. “Kaleleri var, bilinçleri yok” diye düşüneceklerdir.


Bitmeyen altyapısıyla tabelası, sur üzerine seyir terası ve asansörlü restore edilen Bursa Evi’yle Kale duvarında kapı açabilen yetkilileriyle başka da bir şey denemez Kale’de olanlar için. Bu zihniyet ve denetlenmeyen bilinçsiz işlerle turizm, zor gelir Ankara’ya.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

BİR İLERİ BİR GERİ


23.08.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

İlk günden beri kimse sevmedi bu binayı. Sevilmedikçe yerleşti o köşeye. ‘12 Eylül Gibi İşhanı’ demiştik 8 ay önce; “12 Eylül 1980 gibi, kültürsüzlük, kabalık ve kişiliksizlik anıtı!” Sevilmedikçe yerleşti. Ne kadar güçlü yapılmış ki yıkamıyoruz. Ankara’nın, iki vicdan azabından SSK İşhanı, Kızılay’a mıh gibi çakılmış, yıkılamıyor. Diğeri olan, uzaydan inme Kızılay binası da aynı eziyeti 20 yıl çektirdi bize. Belki de binalar, o kadar sağlam değil ama yıkacak iradelerin eklemlerinde, kireç yapmış olabilir 12 Eylül.

Paylaşılamayan yıkım
8 ay önce de aynı tartışma nedeniyle yazmak zorunda kalmıştık zaten. Çankaya Belediyesi, “Yıkıp, park yapacağım” demişti. Bir köşesine de belediye binasını kondurmak isteyince sahneye Büyükşehir Belediyesi çıktı, “Park yapabilirsin ama belediye binasına izin vermem” dedi. Veee neredeyse 1 yıla yaklaşan tartışma meyvasını verdi; işhanının kapısına kadar gelen balyozlar geri döndü. 12 Eylül ruhu ölmemiş, direniyor. “Yıkmayıp, bu haliyle düzenleyip, değerlendireceğim" demeye başladı Çankaya Belediyesi. Büyükşehir Belediyesi hemen yanıtladı; “Bana ver o zaman, ben yıkıp, düzenleyeyim, sana, başka yer vereyim” dedi. Sürdü gitti, neredeyse binanın yıkım tekniklerine kaydı tartışma. İş ki laf meydanı boş kalmasın.

Geleneksel bilek güreşi
- Geleneksel Büyükşehir Belediyesi ve Çankaya Belediyesi Bilek Güreşi Müsabakaları’na hoş geldiniz! SSK binası müsabakamız, yeni çekişmesiyle başlamıştır. Öyle izleyin Ankaralılar.

Bu müsabakada, müsabıklardan biri değil, hep Ankaralılar kaybetti. SSK İşhanı, 32 yıldır orada. Kızılay’da bir leke, Sakarya Caddesi’ni, karartan gölgedir. Eğlence ve alışveriş sokağının kapısını tıkamış bir takozdur, hem de çirkindir. Şimdi de parasını verdiği halde, sokağını geri alamıyor Ankaralılar. Böyle giderse sadece kendisinin zararlı çıkacağı bir bilek güreşi yüzünden.

Yıkın öyle tartışın
Yapılacak en büyük hata, bu binayı yıkmadan tartışmaya devam etmek olur. Ankaralılar, bu binanın yıkıldığını görmeli. Sonra tartışma devam etsin. Siz tartışırken belki Ankaralılar, Sakarya Caddesi’ne, hak ettiği canlılığı kendiliğinden getirmiş bile olabilir. Yok inatlaşma devam eder, zaten boşaltılmış bina bir de hepten mezbeleye dönüşürse tartışmanızdan, bizim kulağımıza ulaşacak hiçbir söz olamaz.

Yerinde sayma bedeli
Kızılay, Ankara’nın merkezi, SSK İşhanı’da bütün Ankara’nın sorunudur. Belediyelerimiz, tarihi bir fırsatı, günlük siyasetin ya da çekişmenin malzemesi yaparak büyük bir başarısızlığa imza atmak üzereler. İşte Ankaralı’nın, 60 yıldan fazla zaman alıştırıldığı şeydir bu; hizmetsizliği, başarısızlığı kanıksamıştır. Başarısızlığa atılacak imzanın, bizim duygu ve düşüncelerimizde fazla etkisi olmaz bu alışkanlık nedeniyle. Sizler de öncekiler gibi, Ankara hizmet tarihindeki sessiz yerinizi alırsınız. Bir ileri bir geri, günü doldurmuş oluruz.

Bir ileri adım atıldı, balyozların kapıdan dönmesiyle bir geri adım atıldı. Aynı yerdeyiz yani. Yerinde saymak için 50 milyon (trilyon) ödenebilen kent:

Ankara!

7 Haziran 2010 Pazartesi

UZAYDAN İNEN KIZILAY BİNASI

05.06.2010 Milliyet-Ankara Eki

Ankara’nın merkezine adını veren Kızılay’ın, eski binasının yerinde bina görünümlü bir uzay aracı duruyor. Ankara’nın merkezine adını veren bu araç dışında bütün binalar dolu Kızılay binası, yıllardır boş. Bize boş görünüyor ama boş durmayıp, uzay boşluğuna bilgi yaydığına inanıyorum. İşlevi olmasa adını verdiği semtin asli binası, niye boş dursun?

Vicdan azabını bina yapsanız, bu araca benzerdi herhalde. Yıllardır o köşeye bakmaya korkuyor, gözlerimi kaçırıyorum. Hiçbir zaman baştan aşağı, alıcı gözle bakamadım bu binaya. Eski Kızılay binasını, benim gibi, çıplak gözle görmüş kimse de bakamaz gibi geliyor hala.


1980’den sonra ‘rant’ sözcüğüyle tanıştı Türk
iye. Şimdi ekmek, su gibi kullanılan bir sözcük. Bu tarihin bir yıl öncesi, eski Kızılay Binası’nın bize el sallayıp, “allahaısmarladık” dediği yıla denk gelir. Sonrası ise ‘yeni’ ve ‘modern’ kavramları arkasına gizlenen yeni bir projenin ilk adımlarına.

Kendi gözüyle görmeyenle
re öneriyorum; güzelim parkı ve bahçesiyle eski Kızılay Binası’nın bir fotoğrafına baksınlar. Değer miymiş, görsünler. Resimlerde büyük gibi görünür ama etrafı boş olduğu için kıyaslayamazsınız. Benim anımsadığım, kutu gibi bir binaydı. Bugünkü binanın, lobisine sığacak kadar sanki. Bina girişindeki Kızılay ambleminin maketi, sorumluluğunuzu anımsatırcasına kocamandı.

Birkaç kez yeni binanın dışarı sarkan kolonları arasına gidip, durdum. Uzay aracıysa ışınlama teçhizatı vardır belki, fezaya yolculuk ederim diye. Bina bekçisi gibi, durduğumla kaldım!

Nedense semtin adını aldığı binayı, yıkacak kadar acımasızlığımız tutmuş. Ulvi bir simgeyi, gözlerden uzaklaştırmışız. En kötü ihtimalle taş taş sökülüp, başka bir yere kurulurdu bu tarih. Bizim Kızılay tarihimiz, uzay aracının altında kaldı. Taşını, kiremitlerini, kaldırımlarda çiğniyoruzdur belki. Bahçesinde oturup, seyyar ocakların, ince belli bardaklarında çayını, sodasını içmek varken…


Gelişmeleri erken sezen Kızılay, 30 yıldır işini bilememiş, boş durmakla görevli bir bina inşa etmiş. Yer tamam, kar etmek kalmış sadece. O da olur inşallah. Eğer eski binanın ya da Ankaralılar’ın ahı tutmadıysa…

“Ne olacak yeni bina?” diyen tartışmalar sürüyor. Benim önerim şu biçimde: Ülkenin uzay üssünü Kızılay’a kursak; binası hazır nasılsa. Füzeleri de Güven Park’ı kaldırıp, oradan ateşlesek? Gelmiş geçmiş en teknolojik merkeze sahip kent olarak tarihe geçmiş oluruz. Nasıl?


Benden bu kadar. Fırsat varken ve rant canavarı yutmadan gidip, tarihi binaları, sokakları, parkları gezeyim. İyi bakın gezerken; tipsiz yeni binaların arasına sıkıştırılıp, burnunun dibine kadar sokulup, nasıl tehdit ediliyorlar. Bakılmadan, onarılmadan nasıl gözden düşürülüyorlar. Gözden düşürülüp, nasıl yıkılmaya, yıkılmasa bozulmaya mecbur bırakılıyorlar.

Ah Kızılay ah, 30 yıl, bir köşesi boş kent merkezinde yaşattın bizi. Soğukkanlılığını yitirip, bir hata ettin. O yüzden arafta kalmış hayaletin huzursuzluğu gibi, birilerinin bu satırları, çevirip çevirip yazması bitmez.

Niyeti olanları uyaralım bari: Hatayı bir kez yaparsınız ama vicdan defalarca tekrarlar yaptığınızı; pişman edene kadar!


Fotoğraflar: Cumhuriyet’in Başkenti Albümü Cilt II. A.Ü. Kültür Sanat Yayınları