ssk işhanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ssk işhanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2012 Çarşamba

ŞAPKA ÇIKTI İÇİNDEKİNİ BEKLİYORUZ

22.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Şapka çıktı, dikkat kesildik; merakla içindekini bekliyoruz. Tavşan mı çıkacak, üflediğini yakan ejderha mı, belli değil.  Bilmediği için niyet okumaya, tahmin yürütmeye çalışıyor bazılarımız. Açık açık gösterilmeyince en kötüsü geliyor herkesin aklına. Kamuoyu, işte bu yüzden bilgilendirilir; aklına kötü şeyler getirmesin diye!

Bir yasa bir kararname
Şapka, ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun’. Geçen hafta çıkarıldı. Daha çıkmadan tarihi ve doğal alanları, yeniden tartışmaya açtı. Öncesinde, 17 Ağustos 2011’de yürürlüğe giren ‘Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname' var. 10 günde Atatürk Orman Çiftliği kıyısındaki Gazi Yerleşkesi’ni, 1’nci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı’yken 3’üncü Derece’ye düşürüp, TOKİ’ye devrini söz konusu etmişti.

Gazi Yerleşkesi gibi mi olacak?
1998 yılında 1’nci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı ilan edilen Yerleşke, 60 yıllık geçmişiyle en eski bitki koruma ve saklama müzemizdir. Bitkiler üzerine araştırmalar yapılan laboratuarlarıyla ciddi bir kütüphanesi ve bahçesi vardır. 10 günde  koruma alanı olmaktan çıkarılmıştı. Sonra ülke çapında benzer haberler gelmeye başlayınca kamuoyunun aklına da kötü şeyler düşmeye başladı. Yeni çıkan yasayla kararnameye, başka gözle bakmaya başladılar. 'Ben Ankara' diye bir hareket oluştu, sokaklara döküldüler.

Nasıl uygulanırsa itiraz olmaz?
Şapkanın içini görmeden önyargılı olmak istemiyorum ama tabii ki şapkadan tavşan çıkmasını tercih ediyorum. Ankara Tavşanı!.. Örneğin; artık bu yasa kapsamına giren Ulus’ta, 100.Yıl Çarşısı’nı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nü, Anafartalar Çarşısı ve Gümrük Bakanlığı binalarını yıkacaksanız itirazım olmaz. Tarihi bölgeyi, Gar’dan Kale’ye kadar, çirkin ve tarihi dokuyu birbirinden koparan yapılardan temizlemiş olursunuz.

Örneğin; 150 hektarlık Atatürk Kültür Merkezi arazisine, geniş yeşil alanı ve parklarıyla, kendi dokusuna uygun Ankara Taşı ağırlıklı, uluslararası güzellikte bir ‘Uygarlıklar Müzesi’ yapacaksanız itirazım olmaz.

Örneğin; Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın güzelim binası arkasına sığdırılan ama tarihi yapıyla ilgisi olmayan sergi salonunu ya da Ankara Valiliği’yle Hacı Bayram arasındaki tarihi bölen Valilik Ek Hizmet Binası’nı yıkacak, Valilik Meydanı’nı açıp, çevredeki tarihi binaların arasını temizleyecekseniz hiç itirazım olmaz. Bu işlemi Gar’dan Kale’ye, Kale’den Hamamönü’ne kadar gerçekleştirirseniz hiç mi hiç ses çıkmaz. Bütün tarihi binalarının çevresini temizler,  aslına uygun düzenlerseniz minnettar olur Ankara.

Atatürk Orman Çiftliği içindeki tarihi binaları ve havuzları yeniden canlandırır, Çiftliği, amacına ve Ata’nın vasiyetine uygun düzenler, dünyanın en yeşil gözlü kentini kurmaya niyetlenirseniz itiraz olamaz.

Çirkin SSK İşhanı’nı yıkıp, Sakarya’nın ufkunu açsanız, Keçiören bağevlerini yaşatsa Akköprü’yü ortaya çıkarsanız  itiraz olmaz, yasaya dua edilir. En hızlı kaybettiği, doğal ve tarihi dokusudur Ankara’nın.

Ejderha çıkarsa
Yok eğer bu yasa ve kararnameyle iyice beton ve asfalta boğulacaksa şehir, şapkada ejderha var demektir. Hem kentleşmesini tamamlamamış Ankara’yı hem de ümitleri yakar. Canavar çıkarmamak lazım şapkadan. Üfleyince ateş nefesiyle, Allah muhafaza, kendisini tutan eli bile kömür eder!

5 Mayıs 2012 Cumartesi

HİÇ HİZMETLER İDARESİ

04.05.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bazen “Belediyeler, siyasetten bağımsız olsa daha mı iyi olur acaba?” diyorum. Her zaman demiyorum, bazen diyorum. “Valilik gibi, kaymakamlık gibi, herkese eşit mesafede dursalar daha mı iyi olur?” diye düşünüyorum. Çekişmekten hizmet veremez hale gelen hangi kurum olsa varoluş nedeninden uzaklaşmış demektir.  Gerekçesi ne olursa olsun zarar, olduğu gibi hizmet bekleyene dokunur. Hele ki tepeden tırnağa hizmet vermekle yükümlü belediyeler, hizmet vermez hale gelecek duruma düşerse çaresiz kalırız. Çünkü hiç kimsenin, yasal olarak, kafasına göre hizmetini görme hakkı yoktur. Görev, yasal düzenlemelerle ilgili kurumlara verilmiştir millet adına.

Eski dostlar!
14 yıl İstanbul’da yaşadım. 2 yıl önce, sözde geçici olarak Ankara’ya geldiğimde büyük şaşkınlık yaşamıştım; Bakanlıklar’da, Meclis Kavşağı’yla Olgunlar Sokak arasındaki kaldırım şaşırtmıştı ilk. 14 yıl önce bozuk bıraktığım kaldırımların, aşağı yukarı aynı yerindeki oynak, kırık taşlar, yine aynı yerde kırık, döküktü adeta. Eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibi de sevinmiştim hatta içimden! Kızılay’a, oradan Sıhhiye, oradan da Ulus’a doğru bütün tanıdık kaldırım taşlarıyla selamlaştım. Kızılay’dan Kolej’e ya da Demirtepe’ye, hep tanıdıklar yerli yerindeydi.

Bazı semtler dün gibi dururken bazıları, bambaşka bir çehreye kavuşmuştu. Gelişme, neye göre uğruyordu acaba mahalleden mahalleye? Sıhhiye, Zafer Meydanı, eskisinden de kötüydü. En kötü kaldırım adayım Kızılay-Kolej arasındadır. Batıkent’te  her şey, 14 yıl önce bıraktığımız gibiydi. Dün gitmiş, ertesi gün gelmiş gibiydim. Betonu tuzla buz olmuş kaldırımı, aynı yerde duran çukuru selamladım, “Naber kaldırım? Yıllar seni hiç çökertmemiş çukur!” Kaldırımdaki ağaçlar, budanmamıştı. Eski dostlar, eski dostlar!..

Atılan toplar dolanan ayaklar
‘12 Eylül Gibi İşhanı’ diye yazdığım SSK İşhanı, Çankaya Belediyesi’yle Büyükşehir Belediyesi’nin çekişmesi nedeniyle yıkılamıyordu. Bir sokakta altyapı çalışması yapılıyor ama kapatıldıktan sonra yol, asfaltlanmadan bekliyor, belediyeler topu birbirine atıyordu. Ergazi, aylarca şikayet etti, hala ediyor. Karanfil Sokak başta, Çankaya sokakları bir yaz boyunca toz soludu. İçişleri Bakanlığı yanındaki Emniyet Parkı’na Atatürk Anıtı yapılıyor, birkaç gün önce önünde  reklam tabelası yükseliyor, hop kavga çıkıyordu. Bir belediye,  esnafın şikayeti üzerine bozuk kaldırımı tamir ediyor, diğeri “yetkisini aştı” diye dava açıyordu. ‘12 metre’ kuralıyla  belediyeler, birbirinin ayağına dolanıyordu; 12 metrenin altındaki sokak ve caddeler yerel belediyeye, 12 metre üstündeki sokak ve cadde düzenleme yetkisi ise Büyükşehir Belediyesi’ne aitti. Akpınar ve Mamak’ta evler kayıyor,  voleybol oynayan belediyeler, sorumluluğu birbirine atıyordu. Saymakla bitmeyecek yüzlerce çekişme konusu var. Ortak bir kent bilincinden uzak, kısır çekişme konuları.

6 metrekareye düştü
En son Meşrutiyet Caddesi’yle Karanfil Sokağı birbirine bağlayan üst geçitin altındaki didişme “Pes” dedirtti: Yasa dışı olduğunu iddia ettiği geçidin, önce altındaki büfeyi yıkmış, yerine çiçeklik yapmıştı Çankaya Belediyesi. Büyükşehir Belediyesi’de gelip, çiçekliği yıkmıştı. 6 metrekarelik bir alana kadar düşmüştü çekişmenin boyutu.

6 metrekareye düşen çekişme, bütün Ankara’yı kapsayan resmin özeti gibiydi. İster siyasi ister kişisel olsun, hizmetin önüne geçmiş bir çekişmenin resmiydi bu. Hizmet yarışına dönmüyor, millete fayda sağlamıyorsa çekişme, elde var sıfır, karşılığı ‘hiç’tir yani. Bazı başkent sokaklarına yıllarca hiç uğramayan idareler, ‘hiç hizmetler idaresi’ dir bize. İnsan, 14 yıl sonra aynı yerde, aynı kırık kaldırıma basıyorsa zamandan başka ne ilerlemiştirki?

7 Ocak 2012 Cumartesi

KIZILAY FEZA VASITASINI GEZDİM


06.01.2012 Milliyet-Ankara Gazetesi

Niyetini açık eden bir yazı başlığı oldu. “Hatayı bir kez yaparsınız ama vicdan defalarca tekrarlar; pişman edene kadar!” demiştim ama. Üzerine iniş yaptığı Eski Kızılay Binası’nı tarihten silen Kızılay Alışveriş Merkezi’ni, gezdim nihayet. 32 yıl önce, 1980’in bir bahar günü, 51 yaşındaki Eski Kızılay Binası’nı yıkıp, yerine yapılan. 1992 yılından beri sürekli paravanlar arkasında, bizi meraktan çatlatan köşe. 22 Aralık 2011’de açıldı, feza vasıtası merakımızı giderdik çok şükür.



Mayıs 2010’da, ‘Uzaydan İnen Kızılay Binası’ diye yazmıştım.  Başka yerde hazırlanıp, Kızılay’ın göbeğine sonradan oturtulmuş gibidir. O kadar çevresiyle ilgisiz gelir görüntüsü. 20 yıla yakın, hayalet gibi sessiz sedasız işgal etti o köşeyi. Kızılay’ın gürültüsünü kaldırmaz hayalet, olsa olsa iyi yalıtılmış, ses geçirmez bir uzay aracı olduğuna kanaat getirmiştim. Yakıtı bitmiş, tepeden Kızılay’a düşmüş!



Soğuk karşılama

Kapının önünde durdum, binaya, çevreye hem de uzun yıllar kapattığı alana baktım. Kış ayazında bir esinti bir esinti, kendimizi içeri zor attık. Bindik araca yani. Girişin dışarıdan farkı yoktu. Soğuk bir karşılaması vardı. Diğer köşeleri, böyle esmiyordu çünkü Kızılay’ın. Kendi rüzgarını üreten bu girişin, yazın çok müşterisi olur.



Büyük merakla giriş katından yukarı, kat kat dolaştık. Mimari bir aksaklık seziyor ama tarif edemiyordum. Yeni alışveriş merkezlerinden sonra haksız bir kıyaslama mı yapıyordum acaba? 20 yıl önce büyük alışveriş merkezi taktikleri, henüz bu kadar gelişmediğinden olabilir miydi? İşinin ehli bir mimarın, dolaşıp, bize anlatması lazım.



İnilemeyen çarşı

Kat kat, dön dolaş 8’inci kata kadar çıktık. Yüksekmiş. O kadar kat yorulduk, asansörle inelim bari dedik. O da merak ediyordu, annemi de götürmüştüm. Uzun beklemeden sonra 3 asansörden biri geldi. Karlı bir günde, iş çıkış saatinde, tıka basa dolu asansör biçimli belediye otobüsü geldi sandık. Kapı açıldı, bir asansör adam bize, biz onlara baktık, kapı kapandı, indiler. Diğerini bekledik. Aynı kalabalık, bakışma ve ayrılış. Her katta aynı bakışmaları yaşayarak şanslı azınlık bir kalabalıktı inenler. Kalmıştık 8. katta. Çaresiz merdivenlere yöneldik.



İşte dünyanın en karmaşık merdiven tasarımını, o zaman fark ettik. Çıkarken merakımız dikkatimizi perdelemiş, anlayamamışız. Merdivenler ve yürüyen merdivenlerden oluşan karmaşık ağı çözemiyor, kestirme bulamıyor, her katta matematik problemi gibi, iniş üzerine kafa patlatıyor, yine de gezdiğimiz çarşıyı, ikinci kez gezmekten kendimizi alamıyorduk. Yangın çıkışını mı kullansaydık? İşte bu, gerçekten yeni teknolojiydi. Dünyanın en ticari merdiven sistemini, Ankara halkına gururla sunuyorduk!



Sevinelim mi üzülelim mi?

Kapıyı gördüğümüzde birbirimizin önüne geçercesine telaşla çıkışa kenetlendik. Karşı kaldırıma ne zaman sıçradık, hatırlamıyorum o arayı. Sakinleyince bir de karşıdan baktık. Büyük alışveriş merkezlerinin, kentin merkezinden uzak yapılmasını isteyen küçük esnafı anımsadım. İçerideki mağazalar, çevre esnafı etkileyecek ürünleri, onları etkileyecek fiyatlarda satabiliyordu. Ankara’ya, uzaylılar bu kadar uzak olabilirdi ancak. Sanki SSK İşhanı’ndan sonra 12 Eylül, Kızılay’ın göbeğine dikmişti bayrağı artık.


2009 yılında Kızılay, 114 milyon 202 bin 479 dolar karşılığında 25 yıllığına kiraya verdi feza vasıtasını. Gözleri alan 479 dolar küsüratıyla! 1975’te, 2 saatte yıkım kararı alınan, 1980’de yıkılan Eski Kızılay Binası’nın, 29 yıl ahı tutmuş gibiydi. Geçti mi ahı bilmiyorum ama 32 yıl sonra Kızılay’ın ölü köşesi canlandığı için sevinelim mi üzülelim mi, onu da siz söyleyin Ankaralılar.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

YENİ RANT ‘DOĞA’DA


26.08.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Kafadan söyleyeyim: ‘Rant’ denen yüksek karlı getiri kitabında, Allah babanın yarattığına sahip çıkmak enayilik, saflık, insanın yarattığına dört elle sarılmak, akıl göstergesi sayılıyor. Oysa doğa, varoluşla başlar, bugün de varolabilmemizin tek nedenidir. Allah baba doğayı, insan ‘rant’ı yaratmış. Haydi çıkın bakalım içinden; acaba Allah baba mı yoksa insanoğlu mu daha akıllı?



Biraz düşününce hemen Allah babaya hak vermiştim ben. Doğa bitince insan bitiyor ama ‘rant’ bitince havası kirlenmiş, suyu azalmış aç insan, acı içinde yaşamaya devam ediyor. Bu yüzden çıkarım olsa da olmasa da her zaman doğanın yanındayımdır. Doğa, içindeki canlılar ve insan arasında kurulan muhteşem yaşam zincirine, asla direnmem, gönüllü boyun eğerim. Yapacağımı, bu zinciri koparmadan nasıl yapabileceğime kafa yorarım. İyi geçiniriz.



Kararnamenin rüzgarı gibi

Geçtiğimiz Pazar günü, Ankara Haber Müdürümüz Serpil Çevikcan’ın, alarm nitelikli bir yazısı yayımlandı. Orman Genel Müdürlüğü’ne ait Gazi Yerleşkesi’nde, doğa için çalışmalar yapan kurumların taşınması ve o kurumların, çevresinde yarattığı doğal dokunun yokolması tehlikesinden yola çıkmıştı. Atatürk Orman Çiftliği’ni bekleyen tehlikeye değinmiş ve 17 Ağustos’ta çıkan ve çok tartışmalara gebe bir kararnameden bahsetmişti;  'Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'si. Türkiye'nin çevre, doğa ve kültür mirasının yönetimine ilişkin köklü  değişiklikler içeren bir kararnameydi ve rüzgarı kararnameden önce gelmişti sanki. Haftası dolmadan Ankara, tartışmalara garkoldu.



Betonla asfalt kapıya dayandı

Yaklaşık 1 yıldır, Çiftlik üzerinde yapılmak istenen uygulamaları, ara ara ama sıklaşarak tartışmaya başlamıştık zaten. İçinden geçirilmek istenen geniş yolu tartışıyoruz derken 17 Ağustos’un ertesine ardı ardına Gazi Yerleşkesi, ODTÜ içinden geçirilmek istenen yol, Eymir Gölü ve Botanik’le Seğmenler Parkı’ndaki yapılaşma tartışmaları gündeme geldi. Betonla asfalt, bir kez daha doğanın kapısına dayanmıştı. Haftasına kalmadan Ankara’nın gündemine oturan tartışmalar, Türkiye’yi bekleyen yoğun tartışmaların öncüsü gibiydi.



Çevre düzenlemesi diye taşlaştırılan, betonlaştırılan, gölgesinde oturmaya ağaç olmayan banklı meydanlar biliyorum. Adı ‘park’, beton ve taşlar arasına kıstırılan ağaçlar, çalılar, çiçekler biliyorum. Ortasından kapkara asfalt geçen bölünmüş araziler, ormanlar biliyorum. Gölgesi olmayan bankta oturmam, meydan zayi olmuş. Betonla taşa bulanmış parkta gezmem, beton ihtiyacımı evde görüyorum. Yolun öbür yanına geçemediği için zenginleşemeyen bitki, hayvan ve böcekler adına, yersiz kara asfalta karşı çıkıyorum.



Rant bile doğada artık

‘Rant’ kavramının, getirisi olmasa da biçimi değişti. Doğayı talan ve telef eden üretim ve rant sistemi bitti. Temiz hava, temiz su ve aslına en yakın gıda değerli bundan sonra. Parkın en doğalı, yolun en doğaya uygunu, binanın en çevrecisi değerli olacak, sanayide en doğaya uyumlu üreten kazanacak. Doğaya karşı kazanılmış bir savaş yok, onunla anlaşmaya karar verdi insanoğlu. Derdi ‘rant’ olan bile doğayla barışacak.



Bir de Ankara’nın gündemi ve Türkiye’yi bekleyen tartışmaya bakın. Gelmeden eskimiş bir gelecekle meşgulüz. Doğal değerlerimizin ve geleceğin rantını düşüren eski sistemin, göre göre, kurbanı oluşumuzu izliyoruz. Biz, rantsız da doğanın aklına inanmıştık. İnşallah birileri de uyanıp, duracak bir yerde.



SSK Binası, Bülent Tanık’ın sorusu
Büyükşehir ve Çankaya Belediyeleri arasında sorun haline gelen SSK İşhanı’nın yıkılmasıyla ilgili ‘Bir İleri Bir Geri’ yazımız üzerine Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık beyefendi aradı. Tartışma içeriği ve yıkılma sürecini, bir kez de sabırla bendenize anlattı. Hissettirmemeye çalışsalar da bir ‘bilek güreşi’nin tarafı olarak tanımlanmaktan incinmişlerdi. Sordu; “Biz alana kadar niye SSK binası, onu almak, yıkmak, yerine park yapmak kimsenin aklına gelmedi?” İşte bu soruya, bir şey diyemedim. Yeni bir öneriyle Büyükşehir’e gitme hazırlığı içindeler. İlgilerine teşekkür ediyorum.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

BİR İLERİ BİR GERİ


23.08.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

İlk günden beri kimse sevmedi bu binayı. Sevilmedikçe yerleşti o köşeye. ‘12 Eylül Gibi İşhanı’ demiştik 8 ay önce; “12 Eylül 1980 gibi, kültürsüzlük, kabalık ve kişiliksizlik anıtı!” Sevilmedikçe yerleşti. Ne kadar güçlü yapılmış ki yıkamıyoruz. Ankara’nın, iki vicdan azabından SSK İşhanı, Kızılay’a mıh gibi çakılmış, yıkılamıyor. Diğeri olan, uzaydan inme Kızılay binası da aynı eziyeti 20 yıl çektirdi bize. Belki de binalar, o kadar sağlam değil ama yıkacak iradelerin eklemlerinde, kireç yapmış olabilir 12 Eylül.

Paylaşılamayan yıkım
8 ay önce de aynı tartışma nedeniyle yazmak zorunda kalmıştık zaten. Çankaya Belediyesi, “Yıkıp, park yapacağım” demişti. Bir köşesine de belediye binasını kondurmak isteyince sahneye Büyükşehir Belediyesi çıktı, “Park yapabilirsin ama belediye binasına izin vermem” dedi. Veee neredeyse 1 yıla yaklaşan tartışma meyvasını verdi; işhanının kapısına kadar gelen balyozlar geri döndü. 12 Eylül ruhu ölmemiş, direniyor. “Yıkmayıp, bu haliyle düzenleyip, değerlendireceğim" demeye başladı Çankaya Belediyesi. Büyükşehir Belediyesi hemen yanıtladı; “Bana ver o zaman, ben yıkıp, düzenleyeyim, sana, başka yer vereyim” dedi. Sürdü gitti, neredeyse binanın yıkım tekniklerine kaydı tartışma. İş ki laf meydanı boş kalmasın.

Geleneksel bilek güreşi
- Geleneksel Büyükşehir Belediyesi ve Çankaya Belediyesi Bilek Güreşi Müsabakaları’na hoş geldiniz! SSK binası müsabakamız, yeni çekişmesiyle başlamıştır. Öyle izleyin Ankaralılar.

Bu müsabakada, müsabıklardan biri değil, hep Ankaralılar kaybetti. SSK İşhanı, 32 yıldır orada. Kızılay’da bir leke, Sakarya Caddesi’ni, karartan gölgedir. Eğlence ve alışveriş sokağının kapısını tıkamış bir takozdur, hem de çirkindir. Şimdi de parasını verdiği halde, sokağını geri alamıyor Ankaralılar. Böyle giderse sadece kendisinin zararlı çıkacağı bir bilek güreşi yüzünden.

Yıkın öyle tartışın
Yapılacak en büyük hata, bu binayı yıkmadan tartışmaya devam etmek olur. Ankaralılar, bu binanın yıkıldığını görmeli. Sonra tartışma devam etsin. Siz tartışırken belki Ankaralılar, Sakarya Caddesi’ne, hak ettiği canlılığı kendiliğinden getirmiş bile olabilir. Yok inatlaşma devam eder, zaten boşaltılmış bina bir de hepten mezbeleye dönüşürse tartışmanızdan, bizim kulağımıza ulaşacak hiçbir söz olamaz.

Yerinde sayma bedeli
Kızılay, Ankara’nın merkezi, SSK İşhanı’da bütün Ankara’nın sorunudur. Belediyelerimiz, tarihi bir fırsatı, günlük siyasetin ya da çekişmenin malzemesi yaparak büyük bir başarısızlığa imza atmak üzereler. İşte Ankaralı’nın, 60 yıldan fazla zaman alıştırıldığı şeydir bu; hizmetsizliği, başarısızlığı kanıksamıştır. Başarısızlığa atılacak imzanın, bizim duygu ve düşüncelerimizde fazla etkisi olmaz bu alışkanlık nedeniyle. Sizler de öncekiler gibi, Ankara hizmet tarihindeki sessiz yerinizi alırsınız. Bir ileri bir geri, günü doldurmuş oluruz.

Bir ileri adım atıldı, balyozların kapıdan dönmesiyle bir geri adım atıldı. Aynı yerdeyiz yani. Yerinde saymak için 50 milyon (trilyon) ödenebilen kent:

Ankara!

8 Ocak 2011 Cumartesi

12 EYLÜL GİBİ İŞHANI

07.01.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

12 Eylül 1980 gibi… Yağmurun altında, solan yaprakların rengarenk cümbüşü içinde el ele tutuşan sevgililer gelir şimdi o günden hiç haberi olmayan gençlerin aklına. Romantik bir sonbahar gününden bahsediyor sanırlar. Hiç öyle bir gün değil o gün. Şimdi gençlere masal gibi gelen o gün, bu milletin iradesiyle uyuşmayan bir darbeye uyandığımız gündür; bir ülkenin, kültürünü, aydınlarını, yaşam sevincini emen, kişiliğini kaybettiren, gözlerinin ferini solduran askeri darbeye uyandığımız gün. O günün gelişinden insanlar habersizken binalar haberdarmış meğer. Hem de Kızılay’ın göbeğinde…

12 Eylül habercisi binalar
Harabeyken bile yıkmaya kıyılamayacak o kutu gibi güzelim Kızılay Binası’nın, yıkılmadan önce çığlığını duymamış kimse ’80 öncesi. Ferah feza Kızılay Parkı’na kıyılırken anlayamamışız; içimiz gibi aklımızın, ciğerlerimizin de daralacağını. Benzer acıyı, 450 yaşındaki Mostar Köprüsü bombalanıp, yıkılırken de duymuştum. Ağızlarda sakız gibi dolanan 'soykırım' sözcüğünün simgesi gibiydi o yıkım. Bir köprüyü değil, kültürü yok ediyordu. Sonra bir gudubet kondu güzelim Kızılay Binası ve Parkı’nın yerine. “Ben buraya oturabiliyorsam eğer!.." diyordu sanki. Anlayamadık işte.

Bir haberci daha vardı, onu da kavrayamadık; SSK İşhanı. Gudubet Kızılay Binası’ndan daha önce, 1979 yılında bitmiş, 12 Eylül 1980 ruhuna çok yakışır görüntüsüyle Kızılay’ın, bir diğer köşesini soldurmuştu. Sakarya Caddesi’ni, Kızılay’dan koparmış, cıvıl cıvıl caddenin tepesine, başkentin merkezine, kültürsüzlük, kabalık ve kişiliksizlik anıtı gibi dikilmişti. SSK İşhanı, 12 Eylül’dü. Oysa 12 Eylül’den önce varlığıyla uyarmış, onu da anlayamamıştık. Bir başka solgun zombi, yaşam enerjisini emmeye devam ediyordu başkentin.

Korktuğumuz başımıza gelmese
Geçtiğimiz hafta Çankaya Belediyesi, yaklaşık 50 milyon (trilyon) lira ödeyerek bu zombiyi satın aldı. Meydan yapmak dahil, projelerini anlattı Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık. Büyükşehir Belediyesi’yle alışıldık iletişim başladı: “Meydan yaparsanız destek veririm, projelerinize destek vermem” dedi Melih Gökçek. “Korktuğumuz başımıza gelmese yeni bir tartışma başlayıp, 30 yıl daha beklemesek” dedim ben de!

12 Eylül 1980 öncesinde başlayan ancak ardı alınamayan kültürsüzlük ve kişiliksizlik simgesi bu abidenin yıkılmasında hemfikir olun lütfen. Eninden boyundan küçülmüş Güvenpark, kaldıramıyor soluklanmak isteyen kalabalığı; Kızılay Parkı’nın hatırına, bir parkla yükünü hafifletin. Yer altına otoparkınızı yapın, Sakarya Caddesi’ni açın, ferahlatın. Ankara’nın buçuk ‘İstiklal Caddesi’ni, tamamlayın.

Derhal işbirliği
Sayın Bülent Tanık, 50 milyon verip, bir arazi değil, 30 yıl önce kaybettiğimiz bir değeri geri aldınız. Doğru; 50 kuruşa verdiği güzelliği, 50 liraya çirkin olarak almak zoruna gider insanın. Ancak hatanın bedeli buysa katlanmalı Ankara. Çankaya Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi’nin, hiç zaman kaybetmeden el sıkışmasını, başkentin merkezi için, tarihi görevlerini üstlenmelerini bekliyoruz. Bu işbirliği, emin olun, herkesin takdirini kazanacaktır. Ve lütfen üfleyin artık şu solgun 12 Eylül tozunu başkentin üzerinden.