miting etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
miting etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2018 Cumartesi

YOL KAPATMANIN AYARI KAÇTI


12.05.2018 Milliyet - Ankara Gazetesi

Hem de çok kaçtı. Büyük şehirlerde bu kadar sık ve geniş alanı kapsayan yol kapatılmaz. Hastası var, kazası, yangını var, şehirler, ülkelerarası yolcusu, sınavı, acil randevulu işi olanı var. Alışkanlık haline geldi, özellikle son 1 yıldır biri geçecek, bir etkinlik olacak diye iyice ayarı kaçtı yol kapatmanın.

Bu şehirde yılda bir kez yapılan geleneksel Seymen Alayı Yürüyüşü, 78 yıl sonra 2010’da, bu gerekçelerle durdurulmuştu. Yolu kapatmadan bir kısmından yapılan, şenlik havasında geçmesi, Ankaralı’ya hatırlatılması gereken yürüyüş, “Trafik tıkanıyor, hastası, acili mağdur oluyor” diye kaldırılmıştı. 2 yıl sonra güzergah değişikliği yapılarak çözüm bulundu.
Seymen Alayı durdurulmuştu
Trafiği yılda 1 saat tıkayan Seymen Alayı’nı durduruyorduk da her gün resmi araçlar için kapatılan yollar, trafiği bırakın tıkamayı, durdurmuyor muydu? Gösteri yürüyüşleri, mitingler, kongreler için ana güzergahları gözetmeden iki kavşak öteden kapatmak, trafiği arapsaçına çevirmiyor muydu?

Bırakın arabayı, Meclis’in Akay tarafına düşen kavşağında yaya olarak karşıya geçemediğimiz oluyor. Çünkü kendisi için yol kapatılan resmi araçlar, vallahi adamı tahtalı köye ışınlayacak hızla füze gibi geliyor. Geçerken ürkütücü bir ses ve rüzgar salıyorlar çevreye.

Her resmi de olmazki
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, birkaç stratejik bakanlık gibi çok üst seviye resmi makamları anlarız, MİT gibi bazı stratejik kurumların aciliyetini –ki o da her zaman değil- anlarız da aşağıya doğru her gelene de kapatılmazki yol. 3 tane araba, makamını da kestiremediğimiz heyete yol kapatılıyor. Hele işe gidiş ya da çıkış saatlerinde, kilitliyorlar şehri.

Adını vermeyeceğimiz hiç de stratejik olmayan, önem sırasında çok gerilerde kalan bazı kurumların başkanlarının kurumlarına giriş-çıkışı, ajan kovalamacalı filmlere benziyor. Kurumun adına bakınca “Bak, adından başka işlevi de var demek, hiç bilmiyordum!” diyorsun kendi kendine. Eğer macera filmi meraklısı değilse korumaları... O makama o kadar koruma da ayrı ya... Belki koruma da değil, bir sürü işgüzar.
Dün, bir kongre dolayısıyla özellikle sabah, yine kilitlendi Ankara. Merkezdeki etkinliğin etkisi, çevre semtlere kadar tıkadı trafiği. Hareket edemeyen ambulansların sireni yırttı kulaklarımızı. Biz işe 40 dakika geciktik diye üzülürken gelip de sosyal medyada “45 dakikada 15 metre ilerledik” mesajlarını görünce bir de sevinir olduk. Kontağı kapatmış, arabalarının yanında bekleşenlerin fotoğraf ve videoları vardı şehrin her yanından.

Kongre için yol kapanınca 12.05.2018

Maliyeti işlevinden çok
Geçicidir, düzelir diye bekledik ama aksine iyice kötüye gidiyor ve sabır sınırları aşıldı. Bu yol kapatma ya da işgal konusunun derhal masaya yatırılması, şehri gözeten daha hassas planlama yapılması, kurumların uyarılması gerekiyor. Yakında müdürler yol kapatacak böyle giderse. Ayrıca her çakarlının öncelik iddiası ve saçtığı tehlike de hala çözülmüş değil.
12.05.2018

5 buçuk milyonluk bir şehir oldu Ankara. Bir kişi için binlerce aracı, birkaç bin kişinin katılacağı bir etkinlik için yüzbinlerce şehirliyi mağdur etmenin zaman, iş kadar maddi maliyeti de büyük. Ayarı kaçtı, artık ayar edilsin. Şiarımız ‘Milleti yaşat ki devlet yaşasın’dır, tersi değil. Medenilikle ilgili, medeniyet göstergesi bir konudur ayrıca.
12.05.2018 
(Fotoğraflar: Ankara Trafik Facebook sayfası)

22 Mart 2017 Çarşamba

BAHARLARA DOYAMAZKEN



21.03.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Halk oylaması, silindir gibi geçiyor bütün gündemlerin üzerinden. “Karpuz gibi ikiye ayrıldık” demek karpuza hakarete girmeli; karpuz ikiye ayrılsa lezzet sunar, insanoğlunun bölünmesi ayrışma, çatışma, kasvet yaratıyor ruhlarda. Orta cılızlaşıyor, uçlara yığılıyor kitleler. 60 yıldır tecrübe ettiğimiz üzere, bir kez daha zayıf yerinden kırılmaya hazır hale geliyor bir millet ve onların ülkesi.

Kaçıncı bahar
Seçim havası, son 3 yılın baharlarını ağız tadıyla yaşatmadı, bu yıl dördüncüsü. Kendi kendine geldi geçtiler, yüzlerine, kıyafetlerine, coşkularına bakan, ilgilenen olmadı. Ha sonbahar ha ilk, bir mevsim eksik gidiyor dördüncü yıldır.

Baharın müjdecisi Ankara Çiğdemi
Ne Ankara’nın kardelenlerini ne de çiğdemlerini fark ettik, açtı, geçtiler kendi kendilerine. Müjdeci erik çiçekleri, tomurcuklar, taze gül yaprakları, kime haber veriyor baharın geldiğini, biz meşgulüz. Üçüncü cemrenin düştüğü gün saati çalmış gibi bahçemizde sık nefesi duyulan kirpimizin arz-ı endamı da uyandıramıyor, “Ha.. sen de vardın di mi?” diye kaba bir gözlem en fazla.

Kuşların müzikleşen, dirileşen ötüşlerini duyamayacağımız bir gürültü baskın; sonuna kadar açık çatlayan, kulakları yırtan sesli duyurularıyla seçim araçları geçiyor yukarıdan aşağı, bu yandan o yana. Kornalarla baharı korkutuyor, miting alanlarına yığılıyoruz kırlara yayılmak varken.

Süzgecimiz tıkanıyor
İnsanlığını dinleyemiyor, doğayı duyamıyor, varlığını hissedemiyorsun. Canlı vücuduna, cansız madde ruhsuzluğu zerkediliyor, muhakeme edemiyorsun.

Bir de asfalt ile betonun, karşıyageçirmez yolunun, reklam tabelasından, yolkesen büfelerine, senden daha değerli sayıldığı şehirde yaşıyorsan toprak için değil beton için park yapıyor, yeşili gökdelenle AVM’yle kapatıyorsan seçim olmasa da bahar kime gelecek, nefesi bile mangırla alıyorsun. Toprakla yeşil lüks değil hak, ruhun süzgecini tıkıyorsun.

Çıkasıca huyumuz
Bu memleketi hiç rahat bırakmayan ellerin artık kendini saklayamaz duruma düşen sahipleri, bir bir düşüyor gerçek ışığının vurduğu aydınlığın ortasına. Bizimse ortamız güçleneceğine, yeni kenarlar üretiyoruz dağılmak için. 60 yıllık çıkasıca huyumuzdan vazgeçmezsek kendimiz kıracağız tam ortamızdan kendimizi. 3-4 baharla kalmayacak o zaman, nice baharlara doyamayacağız kendi marifetimizin acı meyvesini dilim dilim yutmak zorunda kalırken.