protokol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
protokol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2017 Cumartesi

ODTÜ ORMANI DAHA ÇOK SU KALDIRIR (1)



21.10.2017 Milliyet - Ankara Gazetesi

Bir önceki ‘ODTÜ Ormanı’nda Çiğnenen Yasalar’ yazımızda (17 Ekim 2017) yol açmak için yapılan işlemlerdeki aksaklıkları vurgulayan bir suç duyurusuna yer vermiştik. Bir güne sığmayacak pek çok işlem, Anayasa’dan başlayarak bir dizi yasa ve yönetmeliğin ihlal edilmesiyle yerine getirilmiş görünüyordu. Orman Genel Müdürlüğü (OGM), konuyla ilgili açıklamasını gönderdi. Açıklama şöyle:

“..6831 sayılı Orman Kanununun 17/4 maddesi gereği habere konu izin verilen ulaşım yolu güzergâhında Ankara Orman İşletme Şefliğimiz, 25.08.2017 tarihinde orman sahibi (ODTÜ) ve izin sahibi (Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı) yetkili teknik personelleri ile birlikte yol güzergâhında kontrol ve incelemeler yaparak etkilenecek ağaç, ağaççık, fidanların ve muhtelif çalı grubuna ait fertler işaretlenerek tespit tutanağı düzenlenmiştir.

6831 sayılı Orman Kanununun 17/4 maddesi gereği Makamın 22.08.2017 tarih ve 36 sayılı Olur’ları ile verilen izne istinaden orman sahibi (ODTÜ) ve izin sahibi (Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı) arasında düzenlenen protokol ve taahhütname senedini Ankara Orman İşletme Müdürlüğümüze ulaştırmaları sonucu izin sahası 08.09.2017 tarihinde orman sahibi (ODTÜ) ve izin sahibi (Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı)’ne saha teslimi yapılmıştır.

İzin sahası teslimi yapıldıktan sonra 25.08.2017 tarihinde yol güzergahında tespit edilen fertlerden gelişimi düzgün, formu iyi çap, boy ve kök sistemi uygun ve nitelikli muhtelif türlerden olan 297 adet ağaç, ağaççık ve fidanların nakil edilmesinin uygun olduğuna; ekonomik değeri olmayan, gelişimi ve formu bozuk, dejenere olmuş, tepe sürgünleri kırılmış,  hasta, aşırı cılız ve kurumuş toplam 3.400 adet ağaç, ağaççık, fidanların ve muhtelif çalı grubuna ait fertlerin ise sahadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

Tespiti yapılan toplam 3.697 adet muhtelif türde ağaç, ağaççık, fidanların ve muhtelif çalı grubuna ait fertlerden 3.610 adetinin 1,30 çapı 0-7,9 cm aralığında olup amenajman planında hacimlendirilmeye konu edilmemiştir. Geriye kalan 87 adet ferdin gelişimi düzgün, formu iyi, çap, boy ve kök sistemi uygun ve nitelikli türlerden olmalarından dolayı orman sahibi ve izin sahibi tarafından tekniğine uygun olarak söküm işlemleri yapılıp tekrardan kullanılmak üzere nakil edilmiştir. Saha tesliminden sonra yapılan iş ve işlemler 09.09.2017 tarihli tutanak ile kayıt altına alınmıştır.

6831 sayılı Orman Kanununun 17/4 maddesi gereği izin verilen ulaşım yolu güzergâhında herhangi bir ağaç kesimi olmadığı gibi mevcutta tespit edilen fertlerin 1,30 çapları itibariyle amenajman planında hacimlendirilmesi yapılmadığından herhangi bir Olağanüstü Hasılat Etası Raporu söz konusu değildir..”
İtinayla sökülmüş bir ağaç!..
İlk sorularımız
Yerimiz yetmeyeceği için şu kadarını sorup, bu açıklamanın madde madde değerlendirmesini yarınki yazımıza bırakıyoruz:

- 8 Eylül 2017’de Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ODTÜ Rektörlüğü arasında imzalan protokole ‘makam’, saha tesliminin 8 Eylül olduğunu söyleyip, 22 Ağustos 2017’de, yani yaklaşık 16 gün önce nasıl ‘olur’ verebilmiştir?
- O makam, böyle bir protokol imzalanacağını mı biliyordu?
- Bilse bile yapılan işlem, hukuken geçerli bir işlem midir?
- ODTÜ Ormanı’na yol izninin, imzalanan protokolle verildiğini zannediyorduk. İlgili kişi ve kurumlar, zaten 22 Ağustos’ta olmuş bitmiş işin protokolünü mü imzaladılar?
- Bu işlem, ODTÜ Rektörü’nün bilgisi dahilinde midir?  

Devamı yarın...

24 Eylül 2016 Cumartesi

Sayın Vali..



23.09.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi


Başkentin yeni Valisi Ercan Topaca Pazartesi günü görevine başladı. Önceki Valimiz Mehmet Kılıçlar, bazı gazetecileri çağırıp konuşuyormuş ama biz, bırakın ‘Merhaba’yı, “Mee..” bile diyemeden görevi devretti. Birkaç gün farkla tam 2 yıl önce “Hoş geldiniz” demişiz kendisine, uzaktan gördüğümüz fotoğraflarından hatırlayacağız simasını.

Yüksel’in suçu
Tabii önceki Vali Alaaddin Yüksel’in suçu hepsi, bizi de vatandaşı da kötü alıştırmıştı; sürekli bir projeyle ortaya çıkıyor, biz gazetecileri de mutlaka içine katıyor, Ankara basınından sorunları bizzat takip ediyor, bazen tebdili kıyafet de ederek bir neslin ilk defa vali gördüğü sokaklara, ilçelere, köylere gidiyordu. Bitmez tükenmez protokolü Ankara’nın, onlara da yetişiyordu bir yandan.

Mesela yeri gelmişken; Ankara valileri, ya protokollerden azat edilsin ya da ayrı bir protokol valisi atansın. Bu kentin de işleri var, hem de çok, protokol eğlemekten iş mi yapabilir insan?

“Verdiğin işleri yapıyoruz”
Bir gün Yüksel döneminde, bir şey sormak için o zamanki yılların tecrübesi Ankara Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Hıdır Eraslan’ı aramıştık, “Ağabey nasılsın” dedik tabii açınca. “Nasıl olalım, verdiğin işleri yapıyoruz” diye kopartmıştı bizi. İlettiğimiz sorunların takip edildiğini, böyle de öğreniyorduk yani!

Ki şunu rahatlıkla söylüyoruz; haydi hepsi demeyelim ama başkentin üst düzey yöneticileri, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşu başkanları, yani işi Ankara’yla olanlar, bizzat değil basın ve halkla ilişkiler birimleri tarafından, sadece kendileriyle ilgili kısımları takip ediyor. Kentin ortak sorunlarından, projelerinden ya da ortak olabilecekleri işlerden haberleri olmuyor böylece.

Kendini takip ediyorlar
Mesela Büyükşehir Belediyesi’nin bir başkan yardımcısıyla 4 yıl sonra tanışmışlığımız var. Vali Yüksel tanıştırmış, kendisi ilgiyle suratımıza bakmıştı Midas portre heykelciğini ilk kez görmüş gibi. Bir sivil toplum örgütü başkanı, yıllarca aynı konuyu takip ettiğimiz halde bizimle tanıştığına çok memnun olmuş, soyu tükenmiş Dikmen Alıcı görmüş şaşkınlığıyla şahsımıza belertmişti gözlerini.

Köklü bir Kale esnafı, 5-6 yıldır yazdığımızı sorun diye bize anlatıyor, bir toplantı da tanıştığımız sanayici, siyasetçi ya da bürokrat, ifadede sınırları aştığımız konuda bize ders veriyordu.

Bu kentte, istisnalar dışında, kurumların da yöneticilerin de sadece kendini takip ettiğini zamanla daha iyi öğrendik. Alaaddin Yüksel’in, başta başkentin en bakir sektörü turizm alanında olmak üzere harekete geçirdiği pek çok projenin yanı sıra, bu kurum ve kişileri bir araya getirme çabası önemliydi. İte kaka, “Ortak akıl lazım başkente, ortak akıl” diye diye gri saçlarını beyazlattı yılların tecrübesi devlet adamı. Uzun zamandır görmediği valiyi, ne turizmciler ne yerel yöneticiler ne de sivil toplum örgütleri değerlendirebildi.

İcracılık ve icracı zamanı
Bizim “Mee..” bile diyemediğimiz Vali Mehmet Kılıçlar ile şehir, fabrika ayarlarına dönmüş gibi oldu sanki; her gün yeni bir projeyle başa iş açmayan vali, istemese de ataletin uyuşukluğundan ayılamayanlar için tercih nedenidir mutlaka. 2 yıldır pek sesi soluğu çıkmadı çünkü başkentin çoğu kurum ve yöneticilerinin.

Oysa Türkiye, çok yıllar olmuştu başka bir yola gireli. Gelişmiş ülkelerin makamındaydı gözü, o seviyeye çıkmak istiyordu. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ivme kazansa da yeterli değil hala. Tabandan gelen derin talep ve baskının farkında olmayanlara, bu ülkenin de onun başkentinin de tahammülü yok artık. Resmi, özel fark etmeksizin, her alanda icracılık ve icracılar isteniyor.

Zor olanı istiyor
Gidin vatandaşa, çiftçiye, hayvancıya, esnafa, sanayiciye, başkentiyle bağları kopmuş ilçelerine, bir noktaya gelip kilitlendiklerini göreceksiniz. Bir kısmı çok basit hamlelerle açılabilecek bu kilitlerde tüketildiğini göreceksiniz enerjinin. Halbuki aksine zor olanı istiyor millet, “Gelişmiş ülke olmalıyız” diyor.

Daha önce bu hatayı yapmış, Ankara Valileri’nin ev ödevini “Bismillah” demeden koymuştuk önüne. İlk günden kalp çarpıntısı yapar, hesap edemedik o zaman. Öncelikle yeni Valimiz Ercan Topaca’ya “Hoşgeldiniz” diyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz.

Sayın Vali.. Başkentin kilitleri belli, 50 yıldır bekleyeni de var, 15 yıldır bekleyeni de. Okuyucuyu canından bezdirdik tekrarlaya tekrarlaya. Ancak şunu da gördük; yeter ki icra ve ortak aklı harekete geçirecek niyet olsun, Ankara’nın uyuşuklar kadar bunu becerecek icracı beyinleri de var.

17 Nisan 2016 Pazar

GÖLBAŞI TARLABAŞI OLMADAN



15.04.2016 Milliyet-Ankara Gazetesi

Başka ülkelerin de gölleri, göletleri var. Avrupa’da bir küçük gölün çektiği turisti, biz bütün Ankara’ya çekemiyoruz. Bırak kıymetini bilmeyi, bir de üstüne kirletiyor, etrafını betonlaştırıyor, kuşlarını, kovalıyor, canlılarını yok ediyoruz sanki bizim değilmiş gibi. Dünya Kuşları Koruma Kurumu’nun Türkiye’deki 184 ‘Önemli Kuş Alanı’ndan biri olarak ilan ettiği Mogan Gölü’nü tarlaya, Gölbaşını da bit pazarına çevireceğiz yakında.

İhale mi pranga mı?
30 Eylül 2014’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Gölbaşı Belediyesi arasında 5 yıllık çalışmayı içeren bir ön anlaşma imzalanmıştı; Mogan Gölü’nün çamurdan sığlaşan tabanı, dolayısıyla yığılan kirlilik temizlenecek, göle su taşıyan 11 dere ıslah edilecek, gölün yeniden doğal ortamına kavuşması sağlanacaktı. En az 4-4 buçuk metre olması gereken derinlik, 2-2 buçuk metrelere kadar düşmüş, kirlilik hem su canlılarını hem kuşları ve çevreyi tehdit eder hale gelmişti çünkü.

Ön anlaşmadan sonra maliyet hesapları yapıldı, 55 milyon (trilyon) liralık masraf çıkarıldı ancak ihaleye giren firmalar 80 milyon liranın üzerinde bütçe çıkarınca 2 Şubat’ta iptal edilen ihale, 5 Nisan’da ikinci kez iptal edildi. Ah bu Ankara’nın bitmeyen projeleri, bol iptalli ihaleleri... Ucunda ağır güllesi, bir pranga gibi bacaklarımızda.

Can çekişiyor
3 yıl geçti, 28 Mayıs 2013’te ‘Ankara’da Bir Haliç’ demiş, Mogan’ın meziyetlerini, başına gelen zararları saymıştık. ‘A’ sınıfı sulak alan sayılan, bazen bir defada 40 bini bulan sayılarıyla Türkiye’deki 456 kuştan 201’ni barındıran, her mevsim her saat ayrı manzarası olan bozkırın ortasındaki bu nefeslenme köşesine, kararlı bir sahip çıkış gösteremiyoruz maalesef.

Duşları, kabinleriyle Ankaralı’nın yüzmeye geldiği bir plajı vardı Mogan’ın. Temiz ve bakirdi. Can çekişmesini izliyoruz şimdi.
Dibi de çevresi de bozuluyor
Taş ocaklarının Sukesen Deresi üzerinden kirletmesine, yapıların kuşların yuvalanma bölgesine girmesine, balıklarının oksijensizlikten telef olmasına engel olamıyoruz. Hemen kenarında ve sadece orada yetişen Sevgi Çiçeği’ne sahip çıkamadığımız gibi başkentin sel kapanına, kuru iklimin vahasına sahip çıkamıyoruz. Doğal olduğu kadar ekonomik değerdir, mirasyedi hovardalığıyla harcıyoruz hoyratça. Mesiremize, doğal hazinemize, düşman bombasının vereceği zararı veriyoruz tam da bizzat kendi elimizle. 

Olan bu; Mogan Gölü’nün sadece içi değil, çevresi de bozuluyor. Dibi dolduğu kadar çevresi de pervasızca betonlaşıyor. Göl biraz daha dolarsa tarla, Gölbaşı da Tarlabaşı olacak. Etrafı bozuldukça, Türkiye’nin ‘A’ sınıfı Önemli Kuş Alanları, 184’den 183’e düşecek.