yüksel caddesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yüksel caddesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2014 Çarşamba

HOŞGELDİNİZ ÜNİVERSİTELİLER



26.09.2014 Milliyet-Ankara Gazetesi

Bazılarınızı görünce hemen tanıyorum; babanız ya da bir büyüğünüz yanınızda oluyor. İkinizin de tatlı heyecanı, bir biçimde yüzünüzden yansıyor. Bazılarınızı tahmin ediyorum; tavırlarınız ve kıyafetleriniz ölçülü, kendinizi salmamış oluyorsunuz. Tesettürlüyseniz büyük kent modası yansımamış oluyor aksesuarlarınıza. Arkadaşlarınızlaysanız daha içten yanaşmış oluyorsunuz birbirinize, daha içten gülüyorsunuz. Çocukluktan beri geldiğim halde, bir genç olarak yeniden Ankara’yı keşfedişimi anımsatıyorsunuz. “Neresinden girip, neresinden çıkayım acaba?” derken her yerine girip çıktığım günleri. Hepiniz hoş geldiniz başkentimize!



Başkente geldiniz

Öğrenci kenti” diyorlar ama altyapısıyla ulaşımıyla konaklamasıyla yüzbinlerce üniversite öğrencisine yanıt verebilen bir kente mi geldiniz, sizin adınıza iyimser olmak bize düşmez ancak ‘başkent’e geldiğinizi, her zaman aklınızın bir köşesinde tutun.



Kafanızı derslere ve cep telefonlarına gömüp, okuldan balık gibi çıkmayın. Katılacağınız ortamlarda, İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da, Erzurum’da, Antep’de ya da Hakkari’de karşılaşamayacağınız insanlar ve fırsatlarla karşılaşabilirsiniz Ankara’da. Bu ortamların çoğu, paranız olmasa da katılabileceğiniz, üstelik fayda sağlayacağınız ortamlardır.



Önce nereye gitmeli?

Öncelikle Ankara’ya gelen bir üniversite öğrencisi olarak ilk uğramanız gereken yer Ankara Kalesi’dir. Kızılay’la arasında büyük farklar olduğunu göreceksiniz. Sadece kültürel açıdan değil bazı değerlerin orada hala yaşadığına şahit olacaksınız. Hemen az aşağısı Anadolu Medeniyetleri Müzesi, mutlaka görmelisiniz. Ziyaret değil, görev olarak düşünün. Çıkrıkçılardan Ulus’a, Hacı Bayram’a ve Eski Meclis’e uğramalısınız.



Anıtkabir, turistik bir geziden çok başlı başına bir deneyim. Hiçbir zaman “gezdim bitti” tatminiyle ayrılamıyorsunuz, hep yine gelme hissi uyandıracak.



Kızılay’da Sakarya Caddesi’yle Yüksel Caddesi’nin hastasıyız. Gençler, gençliği, hep taze tutuyor bu caddelerde. Yüksel, eskiden daha kültür kokardı ama yine de kıyasla kaybetmedi bu niteliğini.



Yeniden ayağa kaldırılan Hamamönü’ne, Ulucanlar Caddesi’yle arasında hala yaşayan eski mahallenin içlerine azıcık uzanmalısınız. Her keseye uygun, karnınızı doyuracak esnaf lokantalarını keşfetmelisiniz.



Bahçelievler 4’üncü Cadde’yi, Tunalı’yı, bir kez bile olsa görmelisiniz. Tunalı’da Kuğulu Park, alışkanlık yapacak. Gitmişken Bestekar Sokak ve Tunus Caddesi’nden Karanfil Sokak’a doğru Kızılay’a yürür, Olgunlar Sokak’ın kitapçılarına uğrarsanız yolun nasıl bittiğini anlamayacaksınız.



Neler yapmalı?

Eskiden yol boyunca bütün afişleri, duyuruları okuyarak yürürdük. Artık internet var. İlgilendiğiniz panelleri, sempozyumları, sergileri, toplantıları, imza günlerini kaçırmayın. Kiminle neyle karşılaşacağınız belli olmaz. Fayda sağlayacağınızı kastettiğimiz ortamlar buralardır. Hepsine katılmak bedava. Bir de Ankara’da, istediği kadar amatör olsun, bir etkinliğin ya da işin ucundan tutmak lazım. Boş adamı, pek sevmez başkent.



Biliyoruz; başkentte, özellikle merkezden uzak okullar için ulaşım hala zor ve öğrenci için pahalı ama kent içinde yürüyerek dolaşmaya çalışın. Sürprizleri dağıtılmış sokakları var çünkü. Tarihi olaylar yaşanmış bir köşkle akla gelmeyecek yerde bir sahafla koca devlet adamlarının uğrak yeri lokantalarla karşılaşacaksınız.



Emanet gibi yaşamayın

Ankara, öğrenci kenti olma özelliklerini bütünüyle edinemedi. 30 yıl önce de öyleydi ama “Öğrenciyim” diyene “Canımsın” demediği kalırdı esnafın. Paran çıkışmazsa “Sonra verirsin.” Esnafı, vatandaşıyla alttan, ince desteklerini hissettik hep.

Hala öyle mi, öğrenci olmayınca boşa konuşmuş oluruz.


Çok eksiği olsa da uzun vadede Ankara’nın tadını çıkarmanın, başkenti doğru değerlendirmenin kaba reçetesi gibi bir şey çıkarmaya çalıştık. En az 4 yılınızı geçireceğiniz kentte, emanet gibi yaşayıp, gitmeyin diye. Memleketiniz gibi başkenti de tanıyın, sevin diye. Tekrar hoş geldiniz üniversiteye yeni başlayanlar, sefalar getirdiniz!

26 Temmuz 2011 Salı

KARANFİL’İ SOLDURMAYIN


26.07.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Tezgah arkasında taşlar, sopalar, demirler… Savaş hazırlığı gibi. Bir gazete fotoğrafında, elde sallanan bıçaklar. Kime karşı? Zabıtaya. Ne oluyoruz? Odunlarla demirlerle dövüp, daha da uslanmayan zabıtayı bıçaklayacak mısınız? Emniyetin, sonradan bulduklarına değinmeyeceğim bile. Hiç te ekmek kavgası veren birilerinin resmine benzemiyor bu görüntüler.



Karanfil Sokak, Yüksel Caddesi ve Konur Sokak’ta birden alevlenen işportacı-belediye savaşları, bir hak arayışından çok öte bir şeye dönüştü. Masum insanların canına, vergisini veren, kirasını ödeyen, adam çalıştıran esnafın malına kasteder hale geldi. Bu, medeni bir hak arama yöntemi değil. İşportacı kardeşlerimiz, zor kullanarak hak elde etmek istiyorsa bu kabalığın arkasında durmamızı beklemesinler bizden. Hele Yüksel Caddesi, Karanfil ve Konur  Sokaklar’da, benden hiç beklemesinler. Sakarya Caddesi’nde, İzmir Caddesi’nde de beklemesinler.


Ankara’nın parçalanmış İstiklal’i

İstanbul’un İstiklal Caddesi, baştan sona hareketli, her türlü esnaf ve etkinliğin olduğu, 24 saat yaşayan uzun tek bir caddedir. Sabahın 3’ünde, öğlen saati gibi kalabalığı olur. Dünyada sayılıdır benzeri. Ankara, şansızdır bu konuda. Böyle bir cadde yaratmayı becerememiştir. Tek ve 24 saat yaşayan caddeyi becerememiştir ama bu görevi paylaştırmıştır başka cadde ve sokaklar arasında. İşte yukarıda saydığımız sokak ve caddeler, Ankara’nın, parçalanmış İstiklal Caddesi’dir aslında. Bütünlüğü olmadığı için hepsi zayıf, kendi çapında kalmıştır.



Çankaya Belediyesi’nin, Yüksel Caddesi, Karanfil ve Konur  Sokaklar’da, geçen yıl yaptığı düzenleme çalışmalarından çok ümitlenmiştim. Yan sokaklara sirayet edip, Kızılay’ın yeniden ayağa kalkmasına yararı olacağına inanıyordum. Kaldı ki bu sokak ve caddelerin trafiği, gerçekten ziyaretçilerini katlayarak hareketlendi. Hele Sakarya Caddesi’nin kaderini çizecek SSK binasının yıkılma kararı, ümitlerimi iyice güçlendirmişti. Darısı, İzmir, Milli Müdafa ve Kumrular Caddeleri’nin başınaydı.



İnadına kavgasız olmalı

Ancak Yüksel Caddesi, Karanfil ve Konur  Sokaklar’daki düzenlemenin bitmesiyle tatsız olaylar, buralara taşındı. Yer yokmuş ve burada çokmuş gibi kavgası, derdi olan gelip, hırsını bu sokaklarda çıkarmaya başladı. Medeni olanlardan değil, insan yaralayan, esnafın malına zarar verenlerden bahsediyorum. “Aman canlanıyor, saldırın, yaşatmayın bu sokakları” fişeği atılmıştı sanki. Yeniden doğmaya ihtiyacı varken Kızılay’ın, Ankara gibi.



Dünya’nın gelişmiş belediyeleri, işportaya iki koşulla göz yumar: Birincisi; o çevredeki esnafın sattığı mal dışında bir ürün satılması, ikincisi; trafiği aksatmayacak biçimde uygun görülen yerlere tezgahların kurulması. Bu iki koşulu, sopalar ve demirlerle ihlal etmek, düşünülemez bile.



Daha açmadan soldurmayın Karanfil’i

Karanfil’in işportacılarından, kışın dükkanlar erken kapandığı için, pek çok kez alışveriş etmişliğim vardır. Dükkanlar kapandıktan sonra, o sokakları, geç saatlere kadar yaşatmaları, ayrıca hoşuma gidiyordu. Ancak son işportacı-belediye savaşları, sevecenliğimi yaraladı. Yarım yüzyılı aşkındır kötüleyen, çirkinleşen Ankara’ya, yeni çakılan bir çiviyi sökmeye benziyordu.


Karanfil Sokak, simgedir. Kabalıklarla Karanfil’i solduran, bilsin ki önce Kızılay sonra Ankara, karanlığa onlarla solacaktır. Azıcık aklınız ve öngörünüz varsa daha açmadan  soldurmayın bu Karanfil’i.

9 Mart 2011 Çarşamba

SONU YOK, İZİN VERMEYİN BUNA


04.03.2011 Milliyet-Ankara Gazetesi

Üst üste gelince kurt düşüyor insanın içine. Polyanna’nın ortanca abisi gibi, tam da yeni açmış Ankara Çiğdemleri elimde, saf saf sokaklarda mı sekiyorum ben? Ankara için yapılan her plana, konulan her taşa, çocuklar gibi sevinirken boşa mı seviniyorum yoksa? Hayal alemindeyim, başka bir Ankara var da haberim mi yok?

Ne oldu?
Milliyet Ankara Gazetemiz’de, geçtiğimiz Pazar günü, Serpil Çevikcan’ın ‘Başınız Dik Gezmeyin Zaten’, Pazartesi günü Gökçer Tahincioğlu’nun ‘Kadına Yumruk’, ardından Salı günü, Tolga Şardan’ın ‘Eğitim Şart’ yazılarını okuyunca durakladım. Araya zaman girince bazı şeyleri birleştiremiyor, tek tek, kendine özgü, ayrı olaylar olarak algılıyor insan:
3 yıl önce Keçiören’de, içki satma ruhsatı olan büfeci Metin Şahin’in, tepesinde patlayan zabıta değneklerine kilitlenmişti Türkiye. Zaman geçti, Çayyolu’nda, içkili mekanda, ailesinin yanındaki çocuklar, zabıt tutulup, ailesine teslim edildiler! Birkaç ay sonra büyük market zincirlerinden birinin Emek şubesinde, ‘alkollü içeceklerin, görülebilen raflarda, müşterilerin kolaylıkla alabildiğini’ tespit etti bazı polisler. Yönetmelikte olmayan bir gerekçeyi tespit etmişler! Çok geçmedi, Yüksel Caddesi’nden geldi tatsız haber, hem de görüntülü: O kadar erkeğin içinde bir kadına, sağlı sollu kroşe, aparkat çalışan, orta sıklet amatör boksör bir polis izledik. Amatör çünkü ilk yumruk ıska! Şeytan dürttü, haberin sahibi Türker Karapınar’a, Keçiören’deki büfecinin son durumunu sordum. 1 buçuk aydır, günaşırı, 150 lira sabit ceza kesiyormuş zabıta. Hergün hergün yorucu oluyor demek. Karşılıklı açılan davalarla süren muhabbetleri cabasıymış!

Turist gözüye
Şakaya vuruyorum ama küçümsemek için değil; katlanabilmek için. Bu olayların çoğunda, memurların aldığı karardan, amirlerin habersiz olduğunu öğreniyoruz. Kurt düşüyor içimize kurt, karıncalanıyor içimiz! Tekel işçilerinin eyleminden beri polis merkezi oldu Kızılay. Bazı günlerde ya da günün değişik saatlerinde, ürkütücü bir polis yoğunluğu oluyor. Bakanlıklar’dan Kızılay’a doğru, otobüsler, panzerler, takım takım polisler dizili. Turist olsanız ne düşünürsünüz bu kent ve ülke hakkında?

Kurtarılmış Bölegeler, provokatörler
1980’den önce ‘Kurtarılmış Bölge’ diye mahalleler, sokaklar vardı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’ne toslayınca, kimsenin, hiçbir şeyi kurtaramadığını gördük; ertesi gün herkes kendini kurtarmaya çalışıyordu. Bu filmi bilmeyen bir nesil yetişti ama idarecilerimizin çoğu anımsayacak yaşta. Eskiden provokatör denirdi, anlamazdık. Fabrikatör sözcüğü yaygındı Türk filmlerinde. Olumsuz bir tavırla söylenince “kötü fabrikatör zaar” derdik. Türkçesi, kışkırtıcıymış meğer.

Ankara’nın gündemi
Bilişim Vadisi olsun istiyoruz Ankara’da, üniversiteleri dünyaya kafa tutsun, sağlık merkezi olsun Avrasya’nın. Turizm atılımı olsun istiyoruz; Kale’den başlasın, bütün tarihi yapılarına, kültürüne sahip çıkılsın istiyoruz. İstemekle kalmıyor, her an içtenlikle destekliyoruz. Budur Ankara’nın gündemi, 10 tane bilinçsizin saçmalıkları değil.

Hacıamcası, hacıannesi, Kürdü, Arabı, Balkanı, Kafkası, ülkenin vatandaşı, benim komşum, bizi, birbirimize düşürmeyin. İzledik bu filmi, yeter, tekrar etmeyin. 10 tane kurşun askerin, bu ahengi bozmasına, bir ülkeyi esir etmesine lütfen artık izin vermeyin. Kesin bu haberlerin önünü. İyi şeyler olacak Ankara’da, planları var, sıçrayacak bu kent, önünü kesmeyin.

Ankara burası, başkent; devletin, ülkenin kalbi. Burada düşen bir damla, ülkeye büyüyen halkalar olarak yayılır. İyi damlayla iyi, kötü damlayla kötü büyür. Eğleşecek hali yok, işi var Ankara’nın, kesin bu bayat filmi daha fazla ilerlemeden.

9 Temmuz 2010 Cuma

YÜRÜ-ME-YEN MERDİVENLER


03.07.2010 Milliyet-Ankara Eki

1 yıla yaklaştı; Ankara’nın yürüyen merdivenlerini, çaktırmadan izliyorum. Çaktırmıyorum çünkü belki yüzümü kara çıkarır, düzenli çalışmaya başlarsa fesatlığımla ortalıkta reklam olmayayım diye. Hatta geçen ay, rüya görmediysem Yüksel Caddesi’nden metroya inen yürüyen merdivenlerin, yenileriyle değiştirildiğini zannettim. Rüya gördüğüm hissine geçen hafta kapıldım; yeni merdiven, grevdeydi!

Sonunda, Ankaramız’ın kentsel özellikleri arasına katılmış olan ‘yürü-me-yen yürüyen merdivenler’ini, reklam olmak pahasına, çaktırarak izleme kararı aldım. Baktım ki yaz-kış fark etmiyor, merdivenlerin huyu mevsimlerden bağımsız, dik dik bakarak dikkatimden kaçmadığını göstermek istedim.

Kentin, bütün yürüyen merdivenlerini, büyüteç altına aldım; hangisi düzenli çalışıyor, hangisi sürekli bozuluyor, hangisinin bozulup, bozulmayacağı belli olmuyor, hangisi en çok ne zaman bozuluyor, dedektif gibi köşeye saklanıp, gözledim.

Merdiven Raporu
Genelde piyangonun, hangisinden vuracağı belli olmuyor ama metrodan, Yüksel Caddesi’ne ve Karanfil Sokak’a çıkan dik merdivenler, en çok yürümeyenler. Güven Park’a çıkan dik merdiven, daha az bozuluyor. Bunlar dışındaki merdivenler, şans-kader, pek belli olmuyor. Yarısına kadar yürüyen, yarısından sonra yürüten merdivene dönüşebildikleri de oluyor.  Ayrıca Kızılay dışında, birçok metro durağındaysa zaten yürüyen merdiven yok bile. Yürüyeninden yürümeyene sıra gelemedi, kusura bakmayın şimdilik!

Bir de Meşrutiyet Caddesi’yle Atatürk Bulvarı’nın kesiştiği köşedeki, üst geçidin merdivenleri var. Bu geçit canlı ve bir ruhu yoksa “sanki biri, özellikle oraya bir yere saklanıyor, kalabalık saatlerde ortaya çıkıp, tırmanan merdivenlerden birini durduruyor” dersiniz. Ankara’nın en ‘yürü-me-yen yürüyen merdiveni’ bu ve geleneksel tavrı hiç değişmiyor!

Gençlere Merdiven
Yürüyen merdiven röntgenciliğine başlayışım nedensiz değil: Birgün, yetmişli yaşlarını geçmiş bir teyzemizi, kilolu bedeniyle yürümeyen bu dik merdivenlerden, çıkmaya çalışırken gördüm. İki merdiven çıkıp, dinleniyordu. Kan-ter içinde, çok ama çok zorluk çekiyordu. Kaldı ki yaşlı insanlar için sadece merdiven çıkmak değil, inmek bile sorun yaratabiliyor. Anlaşılan; yaşlı ve engelli vatandaşlar için yapılan asansörden de haberi yoktu. Merdivenlerin, dağcılık sporuyla ilgilenenleri özendirecek dikliğini o gün fark ettim. Ve sonra asansörlerden habersiz bir sürü yaşlı vatandaşımız olduğunu…

Kenti, sağlıklı ve turp gibi insanlar kullanmıyormuş sadece. Her aksaklığı, bir de bu yönüyle değerlendirmek gerekiyormuş. Gençler için spor değerindeki bu tırmanışlar, bizler için arzın merkezine seyahat ve oradan dönüş kıvamında yorucu oluyor. Sadece yaşlı vatandaşlarımız değil, herkesi düşününüz; mümkünse arza yerleştirilen medeniyete, oradan yeryüzüne ulaşmamızda yardımcı olunuz.

Az kalsın söylemeyi unutuyordum; hiç bozulmayan, yürüyen merdivenler de var Ankara’da. Büyük alışveriş merkezlerindeki yürüyen merdivenlerin bozulanını hiç görmedim. Başka model bir yürüyen merdiven olmalı; tıkır tıkır çalışıyorlar!