gençlik ve spor bakanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gençlik ve spor bakanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2016 Cumartesi

GÜZEL PROJE



26.08.2016 Milliyet - Ankara Gazetesi

FETÖ, başaramadığı darbeyle kafamızı aşureye çevirdi, bir de başarsa yaşamı neye çevirecekti acaba? Ne kadar sinsi olduğunu darbeden sonra, ne kadar acımasız olabileceğini 15 ve 16 Temmuz’da gördük. 45 yıl susulunca balon şişiyor, vatandaşı patlama noktasına getiriyormuş, patladık adeta. Başka bir konudan bahsedesi gelmiyor insanın, arınmak istiyor bir an önce. Kötü düşünceden, çirkin davranıştan, kalleşlikten ve ahlaksızlıktan arınmak, düzenli haksızlığa son vermek istiyor bünye. 45 yıllık ihanetin kemikleşmiş tortusu temizlenmedikçe dalgalanan ruhumuz dinmeyecek.

Güme gitmesin
Eh bu kargaşada güzel, bekleyen, başlayan, biten projelerle güncel sorunlar da güme gidiyor tabii. Kötü, yaşam coşkusunu solduruyor, günlük yaşamı aksatıyor, iyiyi gölgeliyor. İyiye iyi, güzele güzel demeye çekinir oluyor insan. Böyle de kazanıyor kötü.

Uzun zaman sonra Ankara için geliştirilen güzel bir proje de bu arada kaynadı konuşamadan. Güme gitmemesi, bir an önce onaylanması ve başlaması dileğiyle...

Yeşil bir vaha
Temmuz başlarıydı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Ankara Büyükşehir Belediyesi ortaklığında bir proje düşünüldü. Ankara Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi Başkanlığı ‘Doğa Parkı' adıyla projeyi hazırladı ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki'ye sundu. Başından beri sevemediğimiz Atatürk Kültür Merkezi (AKM) binası ile arazisi, 19 Mayıs Stadı’nın olduğu bölgeyle birleştirilerek, dev bir spor yerleşkesi oluşturulacaktı.

Hemi de 700 bin metrekarelik alanın, 20 bin metrekarelik kısmı kapalı alan olacak, 30 bin metrekarelik kısmı gölet, gerisi yeşil alan olarak düzenlenecekti. Hatta 19 Mayıs Stadı’yla Atatürk Kültür Merkezi arasındaki Kazım Karabekir Bulvarı yer altına alınacak, kentin merkezinde sporcular, gençler için sağlıklı ve medeni bir spor merkezi, hepimiz için de yeşil bir vaha yaratılacaktı.
Projede yerleşke, 19 Mayıs Stadı bölgesiyle birleştiriliyor
19 Mayıs da kurtulur
8 futbol, 16 basketbol, 16 voleybol sahası, 12 tenis kortu, 4 kilometrelik koşu ve bisiklet yolu, hentbol ve atletizm gibi sporların yapılacağı sahalar... Belki 19 Mayıs bölgesi içindeki spor tesisleri de elden geçirilir, spora yakışmayan ortam ve görüntüden kurtarılır. Ne kadar ihtiyacı var çünkü hem amatör hem profesyonel sporcuların hem 19 Mayıs’ın hem bizim başkente yakışır böyle bir ortama. E yeni stadyumun da 19 Mayıs’ın yerine yapılma kararı alınmıştı, yeme de yanında yat bir yerleşke size.

Keyfi değil acil ihtiyaç
Profesyonel liglerde 11 futbol takımı, amatör kümede 160’a yakın takımı ve bunların 500’e yakın da alt takımı var Ankara’nın. Ne kadar sefil şartlar altında spor yapmaya çalıştıklarını yıllardır yazıyor Ankara basını. Binlerce sporcu ve onbinlerce gençten bahsediyoruz ki daha binlercesini bu sahalara çekmemiz lazım. İlçe belediyeleri bu konuları ele almaya, tesisler yapmaya ya da yenilemeye başladı, en güzel ve büyüğünü yapmak da Büyükşehir Belediyemiz’e kaldı.

Fikir güzel, yeri güzel, çok betonlaşmaz ve içeriğinden şaşmazsa proje güzel. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız’ın elinden öper artık, keyfi değil acil ihtiyacıdır çünkü Ankara’nın. Ayrıca sayesinde, ‘gri’si de biraz daha renklenecek başkentin.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

29 EKİM MARATONU YAPABİLİR MİYİZ?



31.07.2015 Milliyet-Ankara Gazetesi


Fikrin sahibine sorduk “Yapabilir miyiz?” diye, “Yapabiliriz” dedi.

- Bu yıla yetişir mi?

- Cumhuriyet Bayramı’na az bir zaman kalmış gibi görünse de organizasyon için geç değil.



Ülkeler, doğuyor, sonu bilinmeyen bir maratonu koşmaya başlıyor, akıllarını kullandığı kadar gelişiyor, dayanma güçlerine göre erken ya da geç, yarışı terk ediyorlar. En son Osmanlı İmparatorluğu, 624 yaşında terk etmişti yarışı. Türkiye Cumhuriyeti aldı yerini. Onun da 2023’de 100’üncü yaşı dolacak. Şimdilik koşusuna devam ediyor, ömrü uzun olur inşallah.



Planlara katabilir miyiz?

100’üncü yıla ilişkin devletin de hükümetin de hedefleri ve etkinlik planları var. Bayramlarını, anma günlerini, sönük geçiren bir ülke olduk, 2023’ü de öyle geçirmeyeceğimizi ümit etmek istiyoruz. Kuruluşu ve varlığı için bedelini fazlasıyla ödemiş bir ülkeyiz, kıymetini bilmesini de becermek gerek.



2023 planları ve etkinlikleri içine, Ankara’da yapılacak bir  ‘29 Ekim Maratonu’nu katabilir miyiz acaba? 2023’e kadar her yıl geliştirerek, belki 2023’de yanına birçok başka sportif yarışmayı da ekleyerek, Ankara’da bir şenlik ortamı yaratabilir miyiz? Başkentin üzerindeki ölü toprağını atıp, sönük 29 Ekimler’i canlandırabilir miyiz? Ülkesinin başkentine, ara sıra da böyle çevirebilir miyiz gözleri?



İyi tarafına gelebilir

Başta Gençlik ve Spor Bakanlığı, Ankara Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, ilçe belediyeleri ile Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası gibi sivil toplum örgütlerinin de desteğiyle Ankara’ya, uluslararası bir etkinlik kazandırabilir miyiz? 2023’den sonra da gelenekselleşir belki.



“Yahu biz, bir uluslararası çapta stadyum yapmayı beceremedik, ne hayalperest adammışsın sen!” diyebilirsiniz. “Bu hantal bürokrasiyle karışık siyasi gündemiyle kim bakar yüzüne?” diyebilirsiniz. Olsun, kazara iyi tarafına denk gelebiliriz belki. Çoğu gerçekleştirilmeyi bekleyen, hayallerimiz var en azından. Bir tane daha ekledik sadece.



Paslandı başkent
Hiçbir başkente yakışmayacak altyapısıyla sporda da solgun benzine, bir renk gelir belki Ankara’nın. Organizasyon konusunda, paslanmış bir kent oldu iyice. E, organizasyonu yapacak akıl da hazır. Azıcık kımıldasak, koltuklardan kalksak, koridorlardan çıksak yetecek. Üstelik maraton gibi 2023’e, daha pek çok organizasyonla da hazırlanması gerekirken başkentin.

18 Aralık 2013 Çarşamba

GÖZDE’NİN HAYALLERİNİ YIKTIK


17.12.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



Tam 1 yıl önce, yine Aralık ayında, ‘Gözde Akbayır’ın Hayallerini Yıkmayın’ diye duyulmayan bir çığlığa kulak vermiştik. Koca bir yıl sonra, gele gele hayallerinin yıkıldığı haberi geldi. Koca koca kurumlar, koca koca adamlar, koca koca lafların arasında bir ada gibi ortada bıraktık Gözde’yi. Biz de böylece, neye sahip çıkacağını bu kadar şaşırmış bir milletten gelecek bekleyen saflar sınıfına girmiş olduk.

“İmdat” çığlığıydı
1 yıl önce Doğan Haber Ajansı’ndan Adem Yazıcı’nın haberinde tanıştık Gözde Akbayır’la. “Bir kulüp çatısı altında çalışmak, öğrenim hayatıma devam etmek, ileride ne olacağımı bilmek istiyorum” diyordu. Demek değil bir “İmdat” çığlığıydı adeta o sözler.

40 günlükken annesinin terk ettiği, 9 yaşında babası hapse düşen Gözde, babaannesi ve dedesiyle, Altındağ’da bir gecekonduda yaşıyor. Hayatın erken tanıştığı tatsızlıklarına teslim olmamış, çabalamış, kendine bir yol çizmiş. Tekvandoda Türkiye Şampiyonluğu, Kickboks’ta 2 Türkiye ikinciliği 3 Türkiye üçüncülüğü gibi başarılar elde etmiş. 50’den fazla madalyası var.

Sporu da okulu da bırakıyor
Ancak daha 18 yaşında, çizdiği yolda yürümeye, başarısına karşılık bulmaya uğraşmaktan yorduk Gözde’yi. Geçtiğimiz hafta sporu bıraktığını, son sınıfında okuduğu liseden sonra eğitim hayatını da bitireceğini açıkladı. Oysa okulunu da sporunu da başarıyla beraber götürebiliyordu.

Desteksiz buraya kadarmış. Tek dayanağı spor hocası Özcan Ağırdaş’a, “Hocam, benim artık hiçbir sporla uğraşacak gücüm kalmadı. Maddi ve manevi yönden size çok yük oldum. Hakkını helal et. Bu ülkede başarılı ve gelecek vaat eden sporculara sahip çıkılmadığını gördüm. Sporu bırakmak durumunda kalıyorum, beni affet" diye veda etti.

Boş vaadler
Halbuki 1 yıl önce haber çıktığında, Gençlik ve Spor Bakanlığı'ndan aramış, Gözde'ye sahip çıkılacağını, iyi bir kulübe lisanslı sporcu olarak verilerek maaşa bağlanacağını söylemişler. 7 ay geçmiş, ‘tık’ yok. Bol kepçeden sallayan diğer ilgililer de verdiği hiçbir sözü yerine getirmemiş. Bu kısmına neden şaşırmadık acaba!

Gözde Akbayır, tatsızlıklarla başlayan hikayesine “Dur” demek istiyor, bunun için elinden geleni yapıyor ama görüldüğü gibi döngüsünü kırmaya tek başına gücü yetmiyor. Ümit ışığını hep aydınlık tutmak için yardımcı olmamız, elinden tutmamız lazım. Bir milletin sönecek son aydınlığı, o ışıktır çünkü.

“Hayallerini yıkmayın, bir daldan hayata tutunmuş, o dalını kırmayın Gözdeler’in” demiştik. Dalını da kırıyor, hayallerini de yıkıyoruz. Gözdeler’in, gözler önünde, hem de gözlerinin içine baka baka.

29 Ekim 2013 Salı

RUHU VAR DİLİ YOK


29.10.2013 Milliyet-Ankara Gazetesi



2010 Aralık başıydı. Ulus’ta, akşam saati karanlığına kalmışım. Metroya doğru yürüyeceğim. Ulus Hali önünden Alsancak Sokak’a girdim. Oradan şimdiki Gençlik ve Spor Bakanlığı, o zamanki Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü yanındaki merdivenlerden Atatürk Anıtı’nın olduğu meydana çıkacağım.



Karanlık anıt

Çıktım. Karanlık bir meydana çıktım. Ulus Meydanı’nın soluk ışıklarının yetmediği, aydınlanması, dükkanların ışıklarına kalmış bir meydana. Atatürk Heykeli, bir karaltı meydanın ortasında. Bu anıt aydınlanmayınca ne kadar eksiliyormuş meydan, ilk kez o gün gördüm.



Daha önce ne kadar karanlık kalmıştır bilmiyorum, yaklaşık 3 ay sonra, 25 Şubat 2011’de yine yolum düştü Ulus’a. Saat akşamın 8’i. Karanlık devam ediyordu. Bu kez Ulus’taki kavşağın ortasına, güçlü ışık veren yüksek bir direk dikilmişti. Meydana verdiği ışık güzeldi ama ışık, heykeli zayıfça yalayıp geçiyordu sadece. Anıt yarı karaltı, yine eksik, boştu meydan. Elektrik donanımı çürümüş, sık sık arızalanıyordu herhalde.



Loşlukta boğulacak son cadde


Metroya doğru yürürken loş cadde ışıklarında kaybolmuş Ankara Palas’ın önünden geçtim. Ankara Palas değil de kömür deposu sanki, bu kadarcık ışık ona da sızardı zaten. Eski Meclis’e kaba mı kaba bir aydınlatma, gerisi yok caddenin. Aşağıdan yukarıya doğru, Türkiye Cumhuriyeti’nin rahmi karanlıktı. Gündüzü aleladeydi, gecesi de şık değilmiş bu caddenin; Cumhuriyet Caddesi.



Karanlığa dikkat çekebilmek, ilgilileri uyarmak açısından bir sonraki gün Milliyet Ankara Gazetesi’nde haber yaptık Heykel’in durumunu. Çıt çıkmadı. Gittim değişmedi, zaman geçti geldim, yine değişmedi. Karanlığı aydınlatacak yetkililerin, işi başından aşkındı demek. Kentin gazetelerini, okumaya zaman bulamıyorlardı.



3 yılda giderilen arıza


24 Ekim 2013, Büyükşehir Belediyesi’nden bir haber düştü önümüze: “Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan Ulus’taki tarihi Atatürk Anıtı ile Sıhhiye’deki Zafer Anıtı ve Hitit Heykeli’nde ışıklandırma sistemleri yenilendi.” Şöyle devam ediyordu kısa haber; “Büyükşehir Belediyesi Kent Estetiği Dairesi ekipleri, Ulus’taki Atatürk Heykeli’nin ışıklandırmasını sağlayan sistemdeki teknik arızayı giderdi. Ekiplerin çalışması sonrasında Ulus’taki Atatürk Anıtı, yeniden aydınlandı.” Eli değmişken Zafer Anıtı ve Hitit Heykelini de çıkarmışlar aradan ya, 3 yıl sonra ellerinize sağlık!



Değer bilmeyen kaybeder


Cumhuriyet, mezhebi, kökeni fark etmeksizin dedelerimizin, ninelerimizin emeğiyle yoğrulmuştur. Harcına, kanı damlamıştır herkesin. Çökmüş bir imparatorluğu 4 yılda Cumhuriyet’e dönüştürmek, ancak halkın desteğiyle olabilir. Bir kesimin değil, milletin eseridir Türkiye Cumhuriyeti. Onun simgelerine sahip çıkmak, dedelerimize, ninelerimize sahip çıkmaktır. Dili yok ama ruhu var o anıtların, ilgisizlikle aşağılamakla değerinden kaybetmez. Kaybedecekse değer bilmeyen kaybeder.


90’ıncı yaşına erişen Türkiye Cumhuriyeti’nde, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız, hepimize kutlu olsun.